Güzellik bi yanılsama
“Acaba fazla mı tepki verdim? Ben çok ağlak biriyim gerçekten, şu zamana kadar yaptığım her şeyde geride kaldım, ailemi hep utandırdım… Benden nefret ettiklerine eminim, böyle olsun istemiyorum… istemiyorum. Geri dönmeliyim, geri dönüp kendimi ispatlamalıyım, en azından bir kişiyi olsun hayal kırıklığına uğratmayacağım bu hayatta.”
Sonam gözlerini silip tilkinin yanına doğru yürümeye başladı, yukarıdan hafifçe yağan yağmur saçlarını ıslatıyordu dramatik bi görüntüden çok rezil bi görüntüydü. Yağmur çamurlaştırmaya başlamıştı, Sonam zeminde sürekli kayıyor ya da ayağı sanki bi balçığa gömülür gibi yer yer gömülüyordu. Bata çıka yürürken tilki ile nasıl konuşacağını canlandırıyordu, kendini bildi bileli senaryo kurmakta iyidir ama sadece kurmakta, çoğunu gerçeğe çeviremedi. Bu senaryosunda da tilkiyi zor bi durumdan son anda kurtarıp ona tükürdüğünü yalatmayı hedefliyordu. Bunları yolda kurup sırıta sırıta ilerlerken ayağı bi taşa takıldı ve yüzüstü düştü, düşmek üzereydi desek daha doğru olur, ağaçlara kendini sarmış olan sarmaşıklar onu sarmalamış, düşmesini engellemişti. Sonam şaşkınlıkla bunu ben mi yaptım diye kendini sorgularken kontrol etme amacıyla sarmaşıkları manüpile etmeyi denedi. Sonuç istemediği şekilde başarılıydı istediği gibi olmasada sarmaşıkların kendisini bırakmasını sağlayabilmiş fakat bu sefer gerçekten çamura düşmüştü. Önemli değil bunu yapmanın getirdiği mutlulukla yerde bi domuz gibi debelenerek sevinç çığlıkları attı.
“İŞTE BU YAPABİLİYORUM GERÇEKTEN YAPABİLİYORUM!”
Henüz birkaç sarmaşık hareketinden oluşsada işe yarayabilirdi. Sonam koşarak arada birde düşerek tilki ile kavga ettikleri yere kadar geldi, bi sorun vardı tilki ortada yoktu. Sonam bağırarak tilkiye seslendi ama tilkiden iz yoktu. Tilki ise aşağıda Sonam’ı görüyor bağırmaya çalışıyor ama ağzını açamıyordu ne kadar ağları gevşetmeye çalışsada sadece daha rahatsız bi pozisyona geçti. Ama zor zamanlar güçlü insanlar yaratır yaratıcılık onun kurtarıcısı olacaktı.
“Dur be bu nasıl bi yağmur neden direkt kafama hortumdan boşalır gibi yağıyor lan bu kahretsin gözümü açamıyorum”
Sonam, bu yağmurun doğal bi şey olup olmadığını anlayamadı ama refleksle dilini çıkardı.
“BU YAĞMUR DEĞİL BU ŞEY ACI BE”
Hemen kafasını yukarı çevirdi gördüğü manzara karşısında kusmak istedi.
“LANET YARATIK AZ ÖNCE KAFAMA İŞEDİN”
Gözleri biraz olsun görmeye başlayınca gözlerini kısıp tilkinin tam pozisyonunu görebildi, tilki bağlanmıştı. Sonam aceleyle ağaçtaki sarmaşıkları kontrol edip ağları yırttı, tilki aşağı düşerken onu havada yakaladı. Bunu kimin yaptığını sormak için ağzını açmıştı ki tilki çoktan bağırmaya başlamıştı:
“SONAM DİKKAT ET O ARKANDA”
Cümle biter bitmez uzaktan fırlatılan bi ağ yeniden tilkiyi ağaca yapıştırdı. Sonam arkasını döndüğünde bu sefer işemek üzere olan kendisiydi. Arkasında, ona öfkeyle bakıp içine bir şeytan kaçmış gibi belli belirsiz şeyler mırıldanan o yaratıkla karşılaştı.
“Sen…” sessizlik… “sen benim avıma ne yapıyorsun? Burayı ne sandın ha? Anaokulu mu? Yemeklerimizi burda paylaşmayız biz. Senbi hırsızsın. DAHA NE İSTİYORSUN PİÇ KURUSU!”
Yaratık sinir krizi geçiriyormuşçasını iki eliyle yüzünü kapattı ve canını içinden çekip alıyorlamış gibi bağırmaya başladı:
“SİZ GİBİLER HER ŞEYE SAHİPSİNİZ HEM DE HER ŞEYE GÜZEL Bİ YÜZÜN VE VÜCUDUN VAR BANA BAK! BANA BAK! BANA BAK! NE KADAR ÇİRKİN OLDUĞUMA BAK”
Sonam’ın yüzü ekşidi bir adım geri attı. Bu ani hareket yaratığıda harekete geçirdi, adımla birlikte üzerine atlaması bir oldu. Yaratık bu hareketi insan gözlerini elleriyle kapatırken yapıyordu diğer dört gözünü istediği gibi kullanabiliyordu. Sonam böyle bi yaratığa fiziken ulaşmasının imkansız olduğunu biliyordu. Kendini sağa doğru attı, yaratık dümdüz bir fişek gibi ilerlemeye devam edip tilkinin bağlı olduğu ağaca kondu. Yine o fısıldar mı yoksa bağırır mı olduğu belli olmayan şekilde gülerek konuşmaya başladı, sinsiceydi:
“Ona değer veriyorsun değil mi? Snfff, kesin görünüşün güzel olduğu için seni seviyordur. SİZLER HEPİNİZ NEDEN BÖYLESİNİZ LAN!”
Elleriyle kapattığı sağ gözününü göstermek istercesine parmaklarını araladı, Sonam onu tanımıştı o… o okulun en güzel olduğu düşünülen kızlarından biriydi. Dili düğümlenmişti, kendi başına gelse o da bu durumdan sinirlenirdi ama devamında duydukları fikrini değiştirecekti. Yaratık derin derin nefes alarak konuşmaya başladı:
“U-uyandığımda sevgilimle birlikteydim… o daha uyuyordu. K-kendi yansımamı gördüm… hayatımda gördüğüm en iğrenç yüz olabilirdi. Sevgilimi bıraktım ve kaçtım, hıhh ben…” dudakları büzüldü ve ağlamaya başladı sanki az önce karşısındakini öldürmeye çalıştığını unutmuştu. “BEN ORDAN KAÇTIKTAN SONRA BAŞKALARINIDA GÖRDÜM! HEPSİ BANA İĞRENEREK BAKTILAR BENİ İTEKLEDİLER BEN… BEN ONLARI ÇOK KISKANDIM VE, VE” sesi boğuklaştı “ve…”
“Ve, ne yaptın söyle artık”
Yaratık konuşmadı… sadece gözlerini tamamen açıp Sonam’a baktı. ‘Ne yaptığımı kendin görmelisin’ Yaratığın arkasındaki şişkin bölmeden birkaç parça şey düştü. Sonam bunları görünce dayanamadı ve kustu.
“S-sen o-onlara ne yaptın?”
Yaratık yerdeki kafasından ayrılmış yüzlerden birini eline aldı ve yüzüne geçirdi.
“SÖYLESENE BÖYLE GÜZEL MİYİM?!”
Sonam ağlıyordu, çaresizdi, kendisinden belki on kat hızlı olan bu yaratığa karşı ne yapabilirdi ki? Onu yenemezdi tek yapabileceği yine ağlamaktı. Her zaman yaptığı gibi.
“Ahahah! Sonam yine ağlıyorsun”
“SUS! Hiçbir şey yapamam o çok güçlü, kaslarımın hepsi kasıldı…”
Sonam aşağıda kendi kendine kavga etmeye başlarken yaratık kahkalarını bitirmişti kollarını yeniden çıkardı ve gerildi, dilini dudaklarının kenarında gezdirdikten sonra:
“Koleksiyonumun en yeni üyesi sen olucaksın”
Tilki yukarıdan Sonam’a bağırdı:
“SONAM APTALLIĞI KES! NE İÇİN SAVAŞTIĞINI HATIRLA, EN AZINDAN BİR ŞEYİ KENDİN İÇİN BAŞARMALISIN”
Sonam bu sözleri duyunca kendine geldi, kazanamayacağını biliyordu ama en azından… en azından sıyrılmalıydı.
“Krasue… seni çirkin bulmuyorum şu an bile bence güzelsin insanlar seni hep eski halinde gördüğü için bu halin onlara farklı geldi eğer tüm herkesin sen gibi olduğu bi evrende olsaydın sen kesin güzellik kraliçesi olurdun insanlar senin bu güzelliğinin seviyesine çıkamadığı için seni dışlamayı seçtiler sadece”
“Web of lies…”
Bu bi aktive etme sözcüğüydü, omzundan çıkan kıskaç uzuvların ortasındaki küçük delikten çıkan ağlar bi anda ağaçların arasında prizmatik şekiller oluşturmaya başladı. Sonam zamanının az olduğunu anlayarak hamlesini yaptı.
“Polen perdesi”
Sonam, çamurun altından polen çiçeklerini kontrol ederek polenlerini patlatmalarını sağladı polenler ettafı kapatırken bitki kökleri anlık bi yavaşlatma sağlamak için Krasue’nin ayaklarına dolandılar. Sonam ise tilkiyi alıp çoktan sarmaşıklarına tutunarak kaçmayı başarmıştı.
“Vay be! Sonam gerçekten başardın onu alt ettin!”
“Kalbim güm güm atıyor tilki, her an sanki peşimizden fırlayacak gibi hissediyorum”
Tilki, aşağı damlayan damlaların yağmura mı yoksa Sonam’a mı ait olduğunu anlayamıyordu. Sessiz kalmayı tercih etti. Bir saat sonra kurtulduklarına karar vererek bi boşlukta durdular. Sonam konuştu, kendini kontrol edemeyip çamurda diz çöküp ağlamaya başladı.
“Tilki ben çok özür dilerim yemin ederim böyle olsun istemedim seni kaybedeceğimi sanıp çok, çok korktum beni affet nolur”
“Sonam lütfen ağlama hata bendeydi bundan sonra gerçekten daha dikkatli olmaya çalışacağım”
Geri kalan her şey sessizdi yağmurun altında çamurun içinde biraz daha beklediler. Tilki yine sessizliği bozdu.
“Sonam, senin hiç arkadaşın var mıydı? Hiç bahsetmiyorsunda”
“Tabii ki vardı ama biraz şey…”
“Yakın değil miyiz be, bana anlatabilirsin kime anlatıcam ki zaten başka”
“Hmm, doğru haklısın. O halde anlatayım… birkaç yakın arkadaşım vardı gerçekten onları seviyordum. Ama aramızda çok kültür farkları vardı ben bi budist Tibet tapınağında doğdum, tabi sonra ordan kaçıcaktım ama bu başka bi konu. Arkadaşlarımdan biri Afgan, biri İranlıydı. En son konuştuğum arkadaşım olan Kuyaş ise Kazaktı diğer arkadaşlarımda var ama hepsini saymayacağım. Ehh işte iyi anlaşsakta düşüncelerimiz falan birbirinden baya farklıydı aynı ama değildik işte.”
“Neden bu kadar farklı ırklarla birlikteydin nasıl bi ortamda tanıştınız ki?”
“Bunu sorucağını tahmin ediyordum. İşin garibi bende bunu tam bilmiyorum, biz doğmadan 4 yıl önce büyük bi küresel savaş çıkmış. Söylediklerine göre insanlık nerdeyse tüm kaynaklarını bu savaşta tüketmiş, en sonunda ise gergin bi barış ortamı oluşmuş sınırlar çok değişik bir biçimde çizilmiş. Asya kıtası ülkelerinin büyük bi çoğunluğu bi konfederasyona bağlanmış, tabii kağıt üstünde böyle ama masada Kızıl Çin Cumhuriyeti, her şeyin temsilcisi. Bunlar biraz daha politik detaylar ama şimdi hepsi mantıklı bi yere bağlanıcak Çin gücü eline alınca bütün yatırımlar Çin’de toplanmaya başladı, bu yatırımlar tabii ki göç dalgalarını beraberinde getirdi ama Çin bunları Han Çinlileri ile karıştırmaya niyetli değildi bu yüzden onları Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan gibi işgal etmiş olduğu topraklara gönderdi”
“Yani o çocuklarlada azınlık okullarında tanıştın değil mi?”
“Tam olarak öyle oldu”
Konular konuları açtı, gece geldiğinde ikiside yorgundu. Tilki uykuya daldığında ise Sonam’ın aklında arkadaşları vardı, acaba ne yapıyorlardı? Bunların cevabını öğrenmek için her şeyi verirdi. Çünkü bugün görmüştü, bu coğrafya insanı delirtiyordu. Yargılayacak bi adalet sistemi olmadıkça, insan insanın kurduydu.
SON DAKİKA HABERLERİ:
Xigatse uçak faciasında yere çakılan uçağın enkazına hala ulaşılamadı. Yetkililer ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını söylesede bir sonuç elde edilebilmiş değil. Anahaber muhabirimize bağl-
Hey profesör, uçağın enkazına ne yaptığınızı ne zaman söyleyeceğiz
Medyayı sansürlemeye devam et…

