Neden bu aptalca şeyi yaptım ki?
Aklımdan ne geçiyordu?
Acemi birliğindeki sümüklü erler bile bomba olduğunu bildiği halde böyle bir işe kalkışmazdı...
------------------------------------------------------------------------
Bomba çoktan infilak etmiş, bedenim ise kanlar içinde yere yığılmıştı. Bulanık bir şekilde gördüğüm tek şey, Duman, toz, kırık camlar ve yanan bir ev…
Kulaklarım aşırı çınlıyor, her tarafım acı içinde kıvranıyordu.
Bu kez gözlerimi bir daha açmamak üzere göz yaşları içinde kapadığım o yer benim mezarımdı...
~Hakkari askeri şifa hastanesi~
|----3 ay sonra----|
En sonunda o kahve gözler yeniden açılmıştı, bu kez hastaneydim.
Narkozun da etkisiyle hareket etmek bir kenara dursun, sesimi dahi çıkaramıyorum.
"Maalesef...
Kurtardık fakat...
Bunu açıklamak benim için çok zor olacak...
Doğrusunu söylemek gerekirse, bizde neredeyse ondan ümidi kesmiştik. Yüzü dahil vücudunun büyük bir kısmı üçüncü derece yanık durumda, yaşıyor olması bile bir mucizenin eseri....
Onu artık kendi öz annesi dahi tanıyamaz, dokularının büyük bir kısmı zedelenmiş durumda bu da uzuvlarının yüzde altmış yedilik kısmında kalıcı bir his kaybına neden oluyor.
Sayısız ameliyat yaptık, organlarının çoğu kullanılamaz hale geldiği için nakil gerekti o da çok zor şartlar altında sağlandı. Beyninde travmaya bağlı hasarlar olabilir.
Demem o ki; fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavisi alması gerekebilir, dediğim gibi Alparslan bir mucize eseri hayatta.
Yani tamamen iyileşmesi en az otuz yılını alır o da şansa bağlı, gerçi... düşündüğümüzden de dayanıklı çıktı, atlatacaktır."
Biliyorum biliyorum benim tepkimi merak ediyorsunuz değil mi? Emin olun bende ölmüş olmayı dilerdim... Neyse anlatmaya devam edeyim.
Doktorun verdiği bu 'gereksiz' bilgilerden sonra Albay Kaplan ve Tim arkadaşlarım beni görmek üzere izin istemişlerdi. Bende o sıralarda henüz yeni yeni kendime geliyordum...
Kaplan Albayın arkasından "Geçmiş olsun komutanım" diyerek içeri girdi Kerem Astsubay, ardından da bütün Tim üyeleri.
Ne oluğunu anlamaya çalışıyordum, bir diğer yandan Ömer Başçavuş içeri panikle girerek herkesi neşelendirmek adına bir espri attı ortaya.
"Komutanım size çok iyi bir haberim var."
Görünüşümü aldırmıyordum, gerçi farkında bile değildim neye benzediğimden.
Sadece dudaklarım kurumuştu, cevap vermekte zorlanıyordum ancak o cevap vermemi beklemeden devam etti:
"Komutanım size Deadpool filminden başrol teklifi gelmiş!"
((yazar notu: 1984 de Deatpool ne alaka demeyin hikaye işte çok takmayın eylenmenize bakın siz ödkskskfkfj))
Hakan Teğmen rahatsız olmuş olacakki "o ne oğlum¿" diyerek cevap verdi.
Ben ise konuşulanlara aldırmadan o kafamdaki belki de beni şuan bir gölge yapan o tek soruyu nefesim tıkanarak sordum:
"A-asslı... O ner-de?"
Bu soruyu duyunca bütün timin başı öne eğildi birden ben ise kötü bir şey olduğunu anlamış gibiydim:
"O, o iyi mii?"
Albay, bir iki adım ileri gelerek kısık ve hüzünlü bir ses tonuyla cevap verdi:
"Üzgünüm Alparslan ama..."
Albay devamını getiremeden bütün Tim birden "Başımız sağolsun! " diye haykırınca kuruyan göz pınarlarımın sınırlarını zorlayarak kuru kuru ağlamaya başlamıştım. Bu benim geri kalan hayatım boyunca ağladığım tek gün olmuştu..
Zaten artık istesem de ağlayamadım çünkü ağlama yetim de tıpkı Aslı'm gibi ölmüştü...
...
Taburcu olur olmaz ilk işim Aslı'm ın ve o minicik henüz anne karnındayken ölen günahsız yavrumun mezarlarını ziyaret etmek olmuştu...
Yapa yanlız mezarlığın soğuğu içime işlerken, elimde evden çıkarken istediği o çikolatayla tam iki gün beklediğimi hiçbir zaman unutmadım o mezarlıkta tek başıma.
Artık sığınacak tek ailem asker arkadaşlarımdı... Yada ben öyle mi sanıyordum?¿
...
~3. Bölümün sonu~

