İçeriğe geç

Arkamdaki Gölge

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Arkamdaki Gölge

Bölüm 2

Alparslan

Hakkari sınır karakolu -10:12-

Nizamiyenin önüne geldiğimde artık içimi tamamen kemiren tuhaf bir huzursuzluk duygusu sarmaya başlamıştı. Tuhaftı, çünkü daha önce hiç böyle hissetmemiştim.

Nizamiyeden içeriye yavaş ve temkinli bir adım attım. Etrafa ölüm sessizliği hakimken az ileride timimdeki askerlerin çakı gibi dizilmiş beni beklediğini fark ettim.

Time yaklaştım, herkesin yüzü donuktu. Sanki orada düğümlenmiş bir kurt sürüsü gibiydiler. Fakat garip olan şey şuydu ki; kurtları asla bir yere bağlayamazsın. Ya düğümü koparırlar ya da birbirlerine saldırırlar.

Hiçbir şey demedim, sadece yerimi aldım ve bekledim. Az sonra Albay Kaplan, timin başına geçti. Ben ise bir yada iki adım öne atıldım ve baş selamı verdim:

“BOZKURT TİMİ İKİ ÜST SUBAY, BEŞ AST SUBAY OLMAK ÜZERE YEDİ ASKERİ PERSONELİ İLE EMİR VE GÖRÜŞLERİNİZE HAZIRDIR KOMUTANIM!”

Ardından tekrar geriye doğru çekildim, Albay Kaplan’ın sesi donuktu:

“Beni rahatta dinleyin… Az önce kırmızı kodla çok önemli bir istihbarat elimize ulaştı. Hainler artık dağlarda it değiller, artık çakal olarak tam da içimizdeler. Kurtların görevi artık onları avlamaktan öteye geçti, kurtlar artık kendi içlerinde savaşacak.”

Komutanımın dediklerinden hiçbir şey anlamamıştım doğrusu, ilk defa böyle konuşuyordu. Daha sonra o keskin çakıl gözleri bana dikkat kesildi.

“Üsteğmen Demir!” Dedi keskin bir sesle.

“Buyurun komutanım!”

“Bana odama kadar eşlik et!”

“Emredersiniz komutanım!”

Olanlara anlam verememekle beraber şu çok önemli olan istihbaratı da merak etmiyor değildim. Ne olabilirdi bu kadar önemli olan? Ve dahası benimle ne ilgisi vardı?

Albayıma odasına kadar eşlik ettim, tam karşısındaki sandalyeye oturmam için eliyle işaret yaptı. Ardından gelen istihbaratın detaylarını anlatmaya başladı:

“Bak evlat…” Dedi, sesi titriyordu. “Bu görevde yalnızsın, timin seninle yer almayacak.”

Ben daha nedenini sormaya cesaret edemeden devam etti:

“Evine yakın bir bölgeden kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce verilen bir patlayıcı ihbarı tespit ettik”

“K-komutanım...”

İşte tam olarak korktuğum şey buydu, askerlik hayatım boyunca sayamayacağım kadar operasyona katılmış, sayısız bombalı eylem görmüş ve sayısız arkadaşımın her geçen gün şehadet haberini almıştım. Küçüklüğümden beri hayalim olan bu meslek seksenli yıllar için tam bir ıstıraptı...

“İhbarın doğruluğu şu anlık kesin teyit edilmiş değil o yüzden endişelenmeye lüzum yok.”

“Bu ne tür bir kansızlıktır böyle!?”

“Senin görevin; öncelikle çevrenin güvenliğini sağlamak ve o bölgeden gelen ihbarın doğruluğunu teyit etmek daha sonra bölgede hazır bekleyen imha timine bilgi vermek.”

“Emredersiniz komutanım!”

Albay ayağa kalktı, bana bir adım yaklaştı ve sol elini sağ omzuma attı, ardından fısıldadı:

“her zaman bir adım arkalarında ol evlat tıpkı bir gölge gibi, soluğunu enselerinde hissetsinler ama sesini duyamasınlar, gözlerinin içine bile baksınlar ama seni asla göremesinler.”

Karargâhtan hızlı adımlarla ayrıldıktan sonra komuta merkezine gidip birkaç ekipman alarak yola koyuldum.

O sırada telefonumu aldım, ellerim titreyerek rehberde gözüm tek bir kelimeyi arıyordu 'kraliçem' endişeli bir şekilde aradım. Fakat açan olmadı.

Mahalleye vardığımda her şey olağan üstü derecede normal görünüyordu fazlasıyla normal... Kulaklığımda yankılanan cızırtı aklımdaki acemiliği yapmamamı söylüyordu adeta.

Kalbim beynime itaat etmeyi kesmişti artık, ellerim terliyordu. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim. Mantığımın son bulduğu raddeye geldiğimde artık aklımla değil duygularımla hareket ediyordum.

Aniden evimin kapısına yöneldiğimde çok yanlış bir hareket yaptığımın tamamen farkındaydım…

Duygularım ile hareket etmiştim…

Fakat artık çok geçti…

Derin bir iç çekerek kapının kulpuna dokunduğum an, kulaklarımı tırmalayan fazlasıyla acı verici bir gürültüyle dünyam sarsıldı:

'BOMMM!!!'

~2. Bölümün Sonu~
Bölüm sonu

2 yorum