İçeriğe geç

ARIZA SESLER

Bölüm 19 · 8 dk okuma

ARIZA SESLER

Bölüm 19

Doğruyu Söylememek İle Yalan Söylemek Arasında Fark Yoktur!

SEVİNÇ'in ağzından

Yorganın altına gömülsem de işe yaramaz telefonum uykumu bölmüştü. Alarm falan da kurmadım neyin nesi bu? Kafamı dışarı çıkarıp komodinin üzerindeki telefona uzandım. Nerede bu? Elimle iyice kontrol edip olmadığına kanaat getirdiğimde gözlerimle yoklayıp olmadığını kesinleştirdim. Yatağın içini yoklarken sinir bozucu bir mesaj sesini daha duymamla yastığın altında olduğunu anladım. Elim tanıdık cisimle dolduğunda telefon yastığın altındaki sıkışık yerinden kurtulmuştu. Bir hafta sonum var ona da sıçın! Tamam mı...

"Ne! 300 mesaj mı?"

Lan ben sınıfın grubundan çıkmamış mıyım? Ekrana baktığımda bu 300 mesajın 17 kişiden olduğunu gördüm. Whatsappa girdiğimde hiç şaşırmayacağım gibi en çok mesaj Şebnemdendi. Ne oluyor be? Onurla sevgili oldum da benim mi haberim yok...

"Iyy Allah korusun!.."

Dünyanın en çirkin erkeğiyle evleneyim ama onurla aramda bir şey olmasın.

Rastgele mesajları açıp birkaçını okudum

Yüzündeki çizgiler ben olaydım

Uykunda ne de güzel sayıklıyon

Ağzın açık mı uyuyorsun sen

Lan horluyorsundur sen de ablan onu çekmemiştir.

Eziğin hali ancak bu olur işte!

Çüş Özlem de mi mesaj atmış? Numaram onda yani... Ben ona eziği göstereceğim. Uyku mu? Ablam mı?

Tövbe Yarabbim. Aç kızım şu videoyu neyin nesiymiş...

"Ne!"

Alnımda mal yazan ben mi? Bu berbat halimi nasıl youtube koyar?

"Nazlıııı!"

LAN ALT TARAFI AŞIK OLMUŞ DEDİK BU NE LAN OLDU BİR DE SIÇTIĞIM HALİMİ KOYSAYDIN!!!

Bunun bedelini sana ödetmezsem ben de Sevinç değilim. Pis arıza pis ego. Mal kafa...

"Bağırtma beni hanım. Nazlı nerede?"

"Ben sana hiç yalan söyler miyim? Kızımız ilk mesaisinde. Hem sen niye böyle celanlanıyorsun?"

Neler oluyor aşağıda.

"Demek bir de o iş yerinde mesaide kaldı. Gösteririm ben ona!"

Şiddetli çarpan kapının sesi merdivenden hızlı inmeme sebep oldu.

"Anne!"

Annem korku dolu gözlerle bana baktı.

"Sorun ne? Anne sana soruyorum."

"Bilmiyorum. Sen ablanla konuştun mu?"

"En son mesai yapacağını söylemişti. Hem ben babamın bu öfkesini anlamıyorum. Nazlı'ya çalışması için izin vermişti. Şimdi niye böyle yapıyor?"

"Neyse hadi biz kahvaltımızı yapalım." Tedirgin olmayayım diye sakin davranmaya çalıştığını görsemde tek kelime etmeden sofraya geçtim.

Kapıya sert ve hızlı vurulduğunda yemek masasından bir hışımla kalktım.

"Baba!"

"Kimmiş"

Kızdığımı belli eden bakışlarımı ablama yollarken, "Nazlı" diye seslendim.

"Kızım! Nerede kaldın? Hem sen niye bizi değil de Sevinç'i arıyorsun?"

Nazlı kapıdan içeriye aceleyle girmeye çalıştığında annem kolundan çekiştirdi.

"Bu ne hal? Saatlerce yağmurun altında mıydın?"

Nazlı merdivenlere koştuğunda peşinden ben de koşmak zorunda kaldım.

"Dur"

Odasına girip kapıyı kilitledi.

"Sen benim o halimi çekip nasıl medyaya koyarsın düşüncesiz? Ya manyak bunu nasıl yaptın he aç şu kapıyı?"

"Bana izin ver Sevinç"

Anneme izin verdim. Sakinleşip duvara yaslandım. Annem hangi cümlelerle gıcığı deliğinden çıkarmayı başaracaktı ki.

"Nazlı, kızım çık konuşalım. Babanın hâli hâl değildi. Bana neler olduğunu anlat."

"Gidin buradan kimseyle konuşmak istemiyorum!"

"Neyden korktun böyle Nazlı? Tamam, çıkma ama aç kapıyı ben gelim."

Korkmuş muydu? Korktuğunu ben niye fark etmedim. Annemin telaşlandığı gibi gerçekten büyük bir sorun mu vardı?

"Konuşmak istemiyorum anne. Lütfen beni bir rahat bırakın!"

...

Onca rahatsız edici mesajla uğraşamayacağımı anlayınca telefonumu kapatıp yarın bu işten nasıl sıyrılacağımı düşünmeye koyuldum.

Nazlı hanımsa annemin dil dökmelerine rağmen odasından çıkmamıştı. Bir sorun olduğunun farkındayım ama sorunu babam mı oluşturmuştu yoksa Nazlı kötü bir işe mi bulaştı onu bir türlü anlamadım. Annemin de anlamadığına eminim.

Bu yüzden Nazlıyla daha sonra hesaplaşıcaktım. O halinden sonra üzerine gitmek istemiyorum.

Kapı çalan zille beraber vurulunca gelenin babam olduğunu ve sakinleşmediğini anladım.

Elimdeki kapalı telefonu bırakıp aşağıya gitmek için yerimden kalktım.

"Buyrun çocuklar,"

"Fatma teyze merhaba, bizim Nazlıyla ödevimiz vardı onun için gelmiştik."

Gelen Aleyna ve beraberinde iki çocuktu.

"Öyle mi? Geleceğinizi söylemedi."

Annemin sıkıntılı haline bir rahatlama yerleşti. Nazlıya arkadaşları iyi gelir diye düşünüyor olmalı.

"Söylemedi mi?"

"Buyrun siz yukarı geçin. Fazla çalışmaktan yorulduğu için unutmuş olmalı."

Annem mutfağa geçerken ben de misafirlere Nazlı'nın odasını göstermeye yönelmiştim ki Aleyna koşar adımlarla Nazlı'nın kapısına ulaşmıştı bile.

"Hey ancurların şahı! Sen bizi nasıl unutursun? Hele ki Aleyna'nı..."

Aleyna hızlı hızlı konuşup kapıya vurmaya başlamıştı ki hiçbirimizin beklemediği şekilde kapı açıldı.

Nazlı'nın solgun bakışları Aleyna'yı hüzünlü sessizliğe boğdu. Tuhaf ama onun gözlerinde bir korku vardı. Annem haklıydı.

Bu halini ilk kez çok küçükken görmüştüm. Hâyal meyal hatırlıyorum. Zaten sonra da arızaya bağlamıştı. Şimdi neye dönüşecekti kim bilir.

Kısacık ama bana eminim diğerlerine de uzun gelen sessizliği, uzun boylu ve kalıplı çocuk bozdu.

"Demek yeni başladığın iş yerinin ilk iş günleri seni korkuttu he. Baksana okullu olduğunu unutmuşsun!"

"Laf kalabalığı yapma Eto! Hadi geçin de şu çıyana ders niteliğinde bir ödev hazırlayalım."

Eto... kim bilir hangi ismin kısaltmasıydı. Bizimki kafa dağıtmak için kendine bir uğraş bulmuştu. Peki, ben Nazlı hanıma nasıl bir ders vermeliyim? Tabi ya! Sinan. Eğer Sinanla Nazlı'ya bir buluşma ayarlarsam gıcık arızamızla hesaplaşmış olurum. Zamanında Nazlı onu red etmişti. Şimdi böyle bir buluşmaya Sinan hayır demezdi. Arıza da buluşmayı onun ağzından ayarladığım için hayır diyemeyecekti. Bu durumda odaya servisi ben üstleniyorum.

Tepsiye koyduğum meyve tabağı ve içeceklerle kapıya ayağımla çaldım. Kapıyı uzun boylu çocuk açmıştı. Şöyle bir bakıldığında on sekizini aşmış biri gibi duruyordu. Nazlıdan büyük olduğuna emin olabilirim. Büyük ama çocuk gibi davranan biri...

Tepsiyle beraber ben de içeriye geçtim. Ödevleri için öyle bir konuşmaya dalmışlardı ki telefonu kolayca cebime koydum. Kendi telefonumu alır gibi. Kapıdan çıkar çıkmaz telefona göz attım. Neyse ki kilitlenmemişti.

Hadi bakalım Sevinç iş başına.

Şunun numarasını girip buluşma yerini ve zamanı yazıp mesajı attım 'buluşma gününe kadar da rica ediyorum bana mesaj yollama' yazısını da yolladıktan sonra mesajları sildim. Geriye bir iz de kalmadı. Ben de hiç az değilim ama beni bu işlere o arıza bulaştırdı.

Evet, şimdi telefonu sahibine götürebilirim.

"Hey ufaklık! Bana lavabonun yerini gösterir misin?"

Kafamı kaldırdığımda karşımda Eto lakaplı çocuğu gördüm.

"Boyun kadar boyum olduğunu görmüyorsun galiba!"

"Görüyorum ama çocukça aklın olduğunu da görüyorum!"

Hadsize bak!

"Çocuk aklınla mı bunları bana söylüyorsun?"

Sırıttı

"Hayır. Hırsızı gören gözlerimle bunları dile getiriyorum."

"Ne? Anlamadım!"

Eli pantolonun üzerinden telefonlu cebime değdi,

"Anladın, anladın."

Beni ne ara görmüştü? Gözler şahin göz! Bozuntuya vermeden işaret parmağımla son kapıyı gösterdim. Pişmiş kelle gibi sırıtıp bir şey söylemeden gösterdiğim yere yöneldi. İşime çomak sokmasa bari. Gerçi ablama söylese bile ne olur ki? Telefonla ne yaptığımı anlayacağını sanmam...

Birkaç saat olmasına rağmen ablamın arkadaşları hâlâ buradaydı. Nazlı'nın grup halinde böylesine ders çalıştığına ilk kez şahit oluyorum. Liseyi bitirmesine az kaldı ondan olsa gerek.

"Ne o! İspiyoncunun birini mi düşünüyorsun?"

"Hih!"

Elim kalbimde şahin gözlü çocuğa baktım,

"Bu ne densizliktir Ertuğrul? Eto musun? Neysen! Hangi hakla odama girersin?"

"E hangi hakla da istemeden de olsa seni korkuturum!"

"Sen gittiğin her misafirlikte ev sahiplerinden birini huzursuz mu edersin?"

"Haklısın, afedersin. Ben sadece şunu demeye geldim. Eğer kimsenin görmesini istemediğin şeyler yapacaksan kimse görmesin!"

Bir şey söylememi beklemeden dönüp odamdan çıktı.

"Hey bana baksana sen!"

Onunla beraber koridordakiler de dönüp bana bakmıştı. Biran ne söyleyeceğimi unuttum.

"Bir sorun mu var?"

Bunu soran ablamdı. Tam hadsizin hadsizliklerinden bahsedecektim ki O benden önce davrandı.

"Kardeşin beni ne kadar beğendiğinden, nasıl yakışıklı olduğumu anlatıyordu. Ama ben karşılık vermeyince hâliyle öfkelendi!"

"Ne? Ne dedin sen?" Yakalamak için öne atılmıştım ki merdivenlerden hızla indi.

"Şimdi seni elimden kim kurtaracak?" Onunla beraber mutfağa girdiğimde tezgahtaki tava gözüme ilişti "aha şimdi sen yandın Etocum!"

"Ne oluyor çocuklar?" Annemin endişesi ve tavayı elimden alması Ertuğrul'u sakinleştirmişti. Pişkin bakışı öfkemin dinmesine engel oluyordu.

Sürahideki suyu ona attığımda onun o rahat halinden eser kalmadı.

"Sizin suyla derdiniz ne? Adamı ıslatmadan bırakmıyorsunuz!" Bunları ablama bakıp söylemişti. Nazlı'nın hafifçe güldüğünü görünce ben de sakinleştim. Her ne kadar ablam beni sinir etse de onu iyi görmek güzel.

"Sevinç, ne yapıyorsun kızım?"

"Çok sıcaklamış anne. Napim ben de serinlettim işte!"

"Merhaba çocuklar,"

"Baba!"

Babamı sakin bir şekilde görmek beni rahatlatmıştı...

Nazlı'nın arkadaşları gittikten ve yemek faslının bitiminden sonra beklediğim o konuşmanın vakti gelmişti. Nazlı ise konuşmadan bihaber merdivenlere yöneldi.

"Nazlı!" Babamın sert sesi Nazlıyı anca kendine getirmişti. E tabi babamın sabahki o halinden Nazlı'nın haberi yoktu.

Derin bir nefes verip tırabzanın ağzında durup babama baktı. Yorgun olduğu her karesinde belliydi. Aynı şekilde babamınsa öfkeli olduğu.

"Efendim baba?"dinleyeceğimi dinlesem de biran önce gitsem der gibi soluyordu.

"Bana nerede iş bulduğunu niye söylemedin?" Soru sormaktan çok öfkesini kusuyor gibiydi.

Babamın yüksek sesiyle annem yanımda bitti.

"Mehmet hele bir sakin ol!"

"Sakın! Sakın araya girme hanım,"

"Sana nerede bir iş bulduğumu söyledim baba! Söylemediğim tek şey senin zanaatınla ilgili olduğuydu..."

"Dik başlılığının sırası bugün hiç değil Nazlı!"

"Bu öfkenin sebebi ne baba? Hayatımda telafisi olmayan bir yanlış yapmışım gibi bana bakıyorsun, bağırıyorsun!"

"Büyük bir yanlış yaptığın doğru!" Babam yerinde duramıyordu. Elinden bir kaza çıkmaması için kendine hakim olmaya çalışıyordu. Tekrar Nazlı'nın karşısında durup tehdit eder gibi işaret parmağını kaldırdı.

"Derhal bu işe son veriyorsun! Duydun mu?"

"Çıkmamı istiyorsan çıkarım baba. Ama... Şey... Sözleşme"

Cümlesini nasıl tamamlayacağını bilemiyor gibi sustu. Nazlı'nın gözlerine baktığımda işten ayrılmaya dünden razı olduğunu anladım. O işyerinde neler olmuştu böyle? Bu nasıl bir iş yeri ki tüm düzenimizi yerle bir ediyor? Huzurumuzu kaçırıyor! Babam ablamın ne diyeceğini ezbere bilirmişçesine kendi kendi fısıldadı

"Sözleşme ya sözleşme" Sesi gürlüğüne tekrar kavuştuğunda Nazlı tırabzana sıkıca tutundu

"O hergele sana sözleşme de imzalattı ya! Şerefsizden ne beklenir? Zaten kızını da eve attım diye iğrençleşmedi mi?" Ağzından kaçırdıklarıyla sustu.

"Ne?" Nazlı'nın ürkek ve yorgun halini bir kaplan kapladı. Şaşkın bakışına öfke büründü.

"Ne diyorsun baba?"

"Kulaklarını aç iyi dinle, o işe bir daha gitmiyorsun! Tazminatı bir şekilde ben halledicem. Eğer sen bana yalan söylemeseydin onca derde bir de bu pislik eklenmezdi!"

"Ben sana yalan söylemedim!"

"Öyle mi kızım? Oysa doğruyu söylememek ile yalan söylemek arasında fark yoktur."

Nazlı'nın kaplanı avına sesizce yaklaşır gibi babama yaklaştı.

"Ne güzel söyledin baba! -Gözleri gözlerimi kısa süreliğine ziyaret edip babama döndü.- Doğruyu söylememek ile yalan söylemek arasında fark yok!"

Babamı buhranlı bir halde bırakıp merdivenleri ikişer üçer çıktı. Annem ve babamın gözleri beni süzerken Nazlı'nın enkazında kalan ben miydim anlamamıştım ama benden gizlenen bir şeylerin olduğunu fark ettim.

Ve bunu öğrenmeden bu cümlenin peşini bırakmayacağım

Doğruyu söylememek ile yalan söylemek arasında fark yok...

🍂

Yorum yapmayı ve oylamayı unutmayın❣️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.