İçeriğe geç

ARIZA SESLER

Bölüm 18 · 14 dk okuma

ARIZA SESLER

Bölüm 18

İLK MESAİ

~İlk Mesai~

Bölüm şarkısı; Ceza - Med Cezir



🍃🍃🍃

Azrail geliyorum demez mi?

Herife bak benden manyak çıktı..

Ciddi ciddi ölürüm o bunun farkında mı acaba?

"Bak Yiğit!.." dedim biraz tedirgin olmuş bir halle -söylemediğim bey kelimesini umursamadan-

"Olmaz ama değil mi?Bir yandan öfkemi atmam gerek...e seni dövemeyeceğime göre...."

Olaydan haz alan yüzüne bir sırıtma ekleyerek yapbozun parçalarını tamamlar gibi yüzünü tamamladı. Ellerim hala havada durması için beklerken

"Yiğ-it döversin.. söversin tamam bak...ama o aklından geçeni s-a-k-ı-n yap-ma!.."

Yüzündeki -şuan iğrendiğim- o sırıtışı yayıldı

Yayıldı...

Yayıldı ve dişleri soğuk suyun tadını çıkar der gibi bana göz kırptı...

Beynim allak bullak oldu,resmen dişlerin bana göz kırptığını görüyorum.Bir adım attığında arkama baktım geriye atacak adımım kalmamıştı.İkinci adımı atması mümkünmüş gibi bedenimi bir derece daha telaşlandırdı.

"Saçmalama...Ölür üm!.."

"Şimdi sen yüzme de bilmiyorsundur"dedi kıyamam bakışı atıp seni parçalarım derken.Son adımı da atıp ayakkabıları ayakkabılarımı selamlayıp ayaklarımı yakarken kalbimin bu denli hızlı atmasına karşı çıkamadım.Dirseklerim kırılıp ellerim Yiğitin gösünde iken parmaklarım dahi oynamıyordu.Tutulan nutkumu aleve verip dudaklarımı araladım

Lanet olsun!Korkuyorum

Ve daha fazla korkacağım şey olmasın.. Allah'ım ne olur bir şey olmasın

"Yi..Yiğit!" rüzgâr açıkta kalan kollarımı okşarken dişlerim titriyor, bir birini ateşlercesine çarpışıyordu.

"Yemin ederim ki YÜZME BİLMİYORUM!.."

Ve olan oldu..

Elleri göğsüme çarpıp beni boşluğa ittiği aynı zaman aralığında sesim olduğundan yüksek çıktı.Korkumun yansıdığı sesimi onun duyduğundan eminim ama artık geçti

Azrail geldim demişti..

Sırtım suyun soğukluğu ile ateş saçan kıvılcımlarıyla buluşunca sevdiğim koca su yağınının beni bu kadar çabuk içine alacağını tahmin edemezdim.Panik yapmamam gerektiğini beynim tüm hücrelerime sinyal gönderirken çırpınmamam gerektiğini kendime hatırlattım.

Sakın!

Çırpınma!sakin ol sırt üstü durmasını biliyorsun.Kollarını serbest bırak,kafanı geriye at ve su yüzeyinde sabit dur...Yapabilirsin Nazlı!Çırpınma..Çırpınma yoksa su seni yutar...Omuzlarım suyun altında kalırken kollarımı su yüzeyine çıkarmaya çalıştım

Allah kahretsin!.Çırpınıyorum

(Arkadan sessizce müziğin sesini açıp kelimelerimize eşlik etmesine izin verebilirsiniz. Ceza/ Medcezir)

Bedenimi yukarıya fırlatmaya çalışırken alabilidiğim tüm oksijeni ciğerlerime hapsettim. Nefesimi uzun süre tutamayacağımı bildiğimden Azrail'in bu denli çabuk gelişine kızdım. Sıkı kapattığım göz kapaklarımı gevşetip su yığınının gözlerime hücum edişini hissettim. Korku insanın peşini bırakmaz. Bırakmıyor. Bırakmayacak da. Sevdiğim halde korktuğum bu su yığınından bugün kaçamamıştım. Zamanında kaçmayıp savaşsaydım belki de ölümüm böyle olmayacaktı. Aç timsah gibi beni midesine çeken denizin karanlığına gömülüyordum. Havanın karanlığından siyaha gömülen suyun bedenimle olan temasını hissetmemeye başlıyordum. Sadece hücrelerimin titreyişi.. Ah su neden bu kadar soğuktu? Karanlıktan başka bir şey göremeyen gözlerim bedenimin şişmiş, morluk içinde kıyıya vuruşunu gördü. Ciğerlerim taze oksijen diye boğazımı yumruklarken yapabildiğim sadece baloncuk çıkarmak oldu. Kulağıma sızan damlaların nereden getirdiğini bilmediğim tanıdık bir melodiyi fısıldamasını dinledim. Müziğin geldiği yöne doğru bedenimi bırakırken daha fazla dayanamayan ciğerlerime su taneleri gönderdim. Genzimi paha biçilemez bir acı kapladığında öksürebilmeye o kadar çok istedim ki açılan ağzıma dolan suyun kulağımı tırmalayışına ağladı içim. Oksijen... Nefes almak bu kadar acıtır mıydı? Bu hayatta alacağımız tek bir nefesti. Hepsi bir nefes!.. Ölmem diyorsun.. Daha değil, küçüğüm.. Yapacağım o kadar çok şey var ki.. Ölemem!.. Hayallerimi gerçekleştirecektim. Anne.. Ölüyorum anne! Ağlama anne.. Sevinç.. Tırmandığımız elma ağacı.. Sahte akrabalar.. Sırtımdan vuruluşlarım.. Göğüs kafesimin şiştiğini kaburgaların dolmuş ciğerlerimi taşıyamadığını... Dibe gelmemiş miydim?

Kanadımı kırdılar anne...

Müzik kulaklarımdan koptuğunda su yığınının bileğimi sardığını hissettim.

Anne..

Göğsümde hissetiğim bir baskı ile gözlerim açılıp bünyem yerine gelirken ağzımdan su çıkıyordu.Doğrulup ağzımdakileri çıkartırken bir yandan da öksürüyordum.Nefessiz kalan ciğerlerimin imdadına yetişip derin bir nefes alırken oksijene doyamadan bir öksürük krizi daha beni sardı.. Islak saçım geriye götürülürken saçımı kulağımın arkasına sıkıştıran elin sahibine baktım

Yiğit!

Denizin o karanlığı,güçlü basıncı değil Yiğit beni çekmişti.

Kendimi toparlamaya çalışırken nasıl bir vaziyette olduğumu ve nasıl bir bakış attığımı bilmeden bomboş Yiğit'e baktım.Ölüyordum az kalsın.Öksürüğün araya girmediği,yosun kokusunun burnumu doldurduğu derin bir nefes aldım.

Ölebilirdim!

" iyi misin? "

Kaşlarım çatılırken gözlerimi yerden kaldırdım.Bomboş bakışlarımdan eser kalmazken şimdiki bakışlarımdan tüm öfkem anlaşılıyordu.E anlaşılması gerekti

"İyi misin! İyi misin,öyle mi? -Göğsüne bir yumruk vurduktan sonra kalçamın üzerinden geriye doğru kaydım.Dibimde olması daha çok sinirlendiriyordu beni- Sana yüzme bilmiyorum dedim.." üşüyen vücudum öfkeden biraz daha titrerken bagırmamın etkisi ile sesim net çıkmıştı.Sinirle solurken karşımdaki adama bakıyordum.Gözlerimi etrafıma hiç çevirmemiştim ama milletin toplanmış olduğunu fark etmiştim.Tabi öfkeli bu halimi görüp, iyi olduğumu kavradıklarında bir bir uzaklaşıyorlardı.Kalabalığın dağıldığını fark edince bir kez daha derin bir nefes aldım.Boş bakışları düzelip sırıtınca olabileceği kadar kaşlarım iyice çatıldı.

"Gülüyorsun öyle mi?Ölebilirdim!Senin bu tavırların,bu davranışların ve sözlerinin altında çalışacak değilim..Benden bu kadar..Gelemem öyle muameleye..İstifa ediyorum!"

Ellerimle dizlerimi sıktım. Rüzgâr bayağı esiyordu ve bu benim üşümemin şiddetini arttırdı.Bir kahkaha sesi kulaklarımı tırmalarken gözlerim dizlerimden Yiğit'e döndü.

Kahkaha atıyordu.

Dizlerim tırmalanırken ağzımdan bir tiz çığlık firar etti."ah"

Tırmalayacağın kişi sen değilsin ancur!

İçimdeki yelloz da kahkaha patlatırken parmaklarım bacaklarımı sıkabildiği kadar sıktı.Burun deliklerim genişlerken dolan gözlerimin yaşlarını boğazımdan akıttım.Şimdi değil..Ağlayamazsın!.

"İstifa ediyorsun?Ö...Öyle bir yetkin var mı?" dedi kahkahalarının arasından.Kahkahası dindiğinde sırıtarak yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

"Sen imzaladığın o kağıdın şartlarını okumadın mı yok sa?." Dişlerim bir birine kenetlerken ellerim bacaklarımdan ayrılıp yumruk halini aldı.Okumuştum..

Lanet olsun ki istifa etme gibi bir yetkim yoktu.

Beynimin derinliklerine gönderdiğim yaşlar tekrar gözlerime hücum ederken çenem iyice kasıldı.

"Senden nefret ediyorum!" dedim çatallı çıkan sesimin titremesine aldırmadan..

Lanet olsun başkalarının yanında ağlamaktan nefret ediyorum..

Elim,sanki nefes alamayışımın sebebi boğazımmış gibi boynuma gitti.Hıçkırıklara boğulmazdım hiç. Her şeyi içime attığım gibi hıçkırıklarımı, haykırışlarımı da içime gömerdim.Elim boğazımı sıktığında burnumdan alamadığım oksijeni ağzımdan aldım.Denizin o genzimi yakan tadı ağzımı doldurduğunda suyun içinde yaşadığım o iğrenç korku iliklerimi sardı.Ve durduramadığım gözyaşımın şiddetlenmesine engel olamadım.Bakışlarım denizdeyken dişlerim yine birbirini delik deşik ediyordu.Eli çeneme gelirken başımı arkaya atıp aynı zamanda da eline vurdum.Eli ensemi tutup engel olamadığım bir hızla beni göğsüne yaslarken elinden kurtulmak için kendimi geriye yasladım ama nafile

"Şşt"

"Sana da şştlarına da başlayacağım" deyip göğsüne bir yumruk attım.Sesim hem ağlamamın etkisi hem de bu kısa mesafenin etkisi ile boğuk çıkmasına rağmen Yiğit'in duyduğuna eminim.Olduğum yerden beni kucağına alırken iki elimi göğsüne dayayıp ittim ama yine kurtulmayı becerememiştim.

Hih şu cüsseye nasıl karşı koyacaktım ki?

Toprak kokusu ciğerlerimi doldururken öfkem ile dinen gözyaşlarım tekrar hareketlendi.

"Söylediğin zaman artık çok geçti ufaklık.."

Başımı göğsüne yasladığında diğer eli ile de belimi sardı.Ne bu? Göğsünü delip kafamı içine sokacak resmen..Nefes alamıyorum aptal! Sakinleştirmeye mi çalışıyor? Adamakıllı bir özür bile dilemiyor ama.Gözyaşlarım dindiğinde parmaklarım arasını dolduran tişörtünü sıkmayı bıraktım.

"Bırak!."

Düz, keskin ve emin çıkan sesime uyum sağlayan bakışlarım netti.Yiğit,ikiletmeden ve zorluk çıkartmadan beni yere indirip kalçasının üzerinden kayıp biraz geriye gitti.Yüzüme gelen ıslaklıkla elim saçıma giderken damlaların saçımdan değil de gökten geldiğini yağmurun şiddetlenmesi ile anladım.Sevdiğim üçlünün o muhteşemliğine bir de doyamadığım yağmur da eklenmişti.Eklenmişti ama her şeyin içine edilmişti.Sırılsıklam olan halim yağmur damlalarına hiç yabancılık çekmedi.Rüzgarın esmesi ve yağmurun şiddeti bedenimi mümkün olduğunca titretirken bu üşümeye daha fazla dayanamayacağımı anladım.Gözlerim O'nun gözlerini bulunca boş bakışlarının üzerimde olmasından rahatsız oldu

"Gidelim artık"

Düz ve itiraz istemeyen bir tonda kelimelerini söylerken hareketlenmişti bile..Yukarıdan bana bakan Yiğit'e baktım.Yağmurun temizlediği gözyaşlarımın sebebini ne çabuk unuttu.Bedenim hâlâ titrerken bu titremenin sebebi sadece üşümem değildi,korku henüz iliklerimden sönmedi.Gözlerimi denize çevirdim.Yağmur damlaları şiddetle gözüme girerken nasıl yukarıya bakabilirim?

"Geçti.."

Gözlerim karanlıkla sevişen siyah su yığınını taciz etmeyi sonlandırıp ellerime döndü.Geçti ha..

"Azrail,ruhumu okşayıp 'Bu sadece hatırlatma..Unutma ölüm var!' diyip geçti. Geçti ha? Geçti.."

Beynimden düşüncelerim geçerken sesimin kulaklarımı ziyaret edip ruhuma akışını duymamla sözlerimin sadece kafamdan geçirmeyip sesli söylediğimi fark ettim. Bir şey söylemeden arkasına dönüp gittiğinde ben hala olduğum yerdeydim.

"Hadi! Daha çok işimiz var."

Azarlar gibi bağırdığında ayağa kalktım. Seni öldürmek istiyorum. Ömüğünü sıkıp etini parça parça etmek. Gebertmek istiyorum! Gebertmek.. Ne canisin ama.. İçimdeki çığlıkları bastırıp sıktığım yumruğumu gevşettim. Tırnaklarımı anca kendi etime geçiririm.. Sana bunu ödetmesini bilirim ben. Bilirim de dua et haklılık payın var.

"Bekle burada geliyorum"

Merdiven girişinde durup ince sesli güvenlikçiye talimat verdikten sonra içeriye giren Azrail'e baktım. Çıkama emi ordan!

Bir de patron olacak! Çocukla çocuk mu olunur? Hadi ben cahilim, delinin tekiyim de projeyi de seni de ıslattım. Sen manyak mısın da böyle karşılık veriyorsun. Böyle karşılık mı olur! Öküz herif.

"Geç hadi"

Sıktığım dişlerimi rahat bıraktığımda oluşturduğu takırtıyı bastırmak için tekrar sıkmaya çalıştım ama başarısızdım. Ah kesin hasta olacağım..

Sayın patron emirlerini eksik etmezken arabanın ne ara buraya geldiğini düşündüm. Sinirden bir şey gördüğüm mü var? Donmak üzere olmama rağmen yerimden kıpırdamadım.

"Ne münasebet?"

Çantamı ve telefonumu ön kapıdan arka koltuğa bırakıp bana döndü. Kolumu sıkmayı bırakıp fırlattığı hırkamı tuttum.

"Senin aklın kıt.. Ben bir hatırlatma yapayım. İkin cii kez içine sıçtığın projenin mesaisine kalıyorsun.." Sıçmak mı? Başka zaman olsa şu konuşma şekline bayağı sesli gülerdim ama şuan ki durum bunu engelliyordu. Hızla hırkamı üzerime geçirdim.

"Benim mi aklım kıt?" Attığı baygın bakışlarını umursamadım. Yerimden oynamaya niyetim yok. Ne niyetim yok. Donuyorum! Biran önce şirkete girmem gerek.

"Pek bir şey bilmiyor olabilirim ama mesainin iş yerinde yapıldığını biliyorum Yiğit bey!"

"He boğularak ölmedim donarak şansımı deneyeceğim diyorsun yani"

Neredeyse donan buruşuk parmaklarımı hırkamın içine gömerken Arabanın ön kapısını tuttuğumda gülmeden edemedim. Sulu gözlerimin kırmızılığına, soğuğa tepkili kızarmış yüzüme çok tersti bu hareketim. Tabi ki de öyle demiyorum. Daha fazla itiraz edemeden yanından geçerek arabaya bindim.

Arkadan çantamı ve babamın arayacağını bildiğimden kapattığım telefonumu aldım. Arabanın sıcaklığına özlemle sarılan bedenim titremese de hala üşüyordum. Telefonumu çantama yerleştirip çantamı kucağımdaki nemli yerine bıraktım. Hırkanın derinliklerine gömülen ellerimi hırkamdan ayırmadan elimi klimaya yaklaştırdım. Kesin hasta olacağım..

Niye her şey bu kadar zor ki? Her türlü sınanıyoruz. Sağlıkla, sevdiklerimizle, yaşamla.Vesaire vesaire vesaire.. Kalmak zor. Sıkıntılarla baş etmek. Kaçıp gitmek. Gidememek. Yaşamak zor ölmekte de zor.. İnsan olmak evet insan olmak zor... Peki ya hayvan olmak.. Ne kadar fark var ki zaten aralarında.. Kısacası yaşamak zor. Ölmek.. Ölmek ne kadar kolay ki zaten?..

"Kolay olan ne var ki?"

Derin düşüncelerinden dalıp sorumu kafasında tarttığı yüz ifadesi gözümün önüne gelse de kafamı çevirip bakmadım. Karanlığı bozup etrafa ışık saçan dükkanların dış dekorasyonuna bakmaya devam ettim. Dakikalar sonra da bir şey söylemedi. Soruyu kendime sormamı anlaması zekasının göstergesi miydi? Gerçi bu bir soru değildi.

Birkaç yokuş ve sokak sonrası gelmiştik. Geldiğimizi 'Ölü Ruhlar Ormanı' yazılı tabelayı geçip siteye giriş yaptığımızda kavradım.

Karanlıktan dolayı etrafı pek seçemesem de aydınlıkta uzaktan bakıldığında ormanın içine kurulmuş lüks konutlar göründüğünden emindim. Arabadan inip merdivenlerden inen Öküz Azraili takip ettim. Sokak lambasını andıran ışıklar eşliğinde bahçeyi sonlandırdığımızda derin bir nefes aldım.

"Eve gelene kadar donarak öldüm zaten. Şirkette ölseydim daha makuldu!"

Nasıl açtığını anlamadığım kapıdan içeriye girdiğinde ben nasıl bir bataklığa düştüğümü sorguladım. İnsan bi takar be... Havaya mı konuşuyorum ben?

Yani kelimeler ağaçlara takılmadığı sürece havaya konuşuyorsun

Aynen he, havaya konuşuyoruz

Sonunda bu şeker kızı anladın demek...

"Hadisene sudan çıkmış balık"

Gözlerimi kapatıp kafamı salladım. Bir kaç adımda ulaştığım kapının ağzında durup Yiğit'in karşısında dikildim. Tam suratına kelimeleri yapıştırcaktım ki u dönüş yapıp vazgeçtim. Sakin sakin işini hallet git buradan Nazlı... Saniyeleri coşturup dakikalarca gözlerine baktığımı fark ettiğimde zor olsa da ayaklarımı harekete geçirip hızla içeriye geçtim. Hipnoz mu oldum lan ben? Yok be o hipnoz oldu. Bir kadının gözlerine o kadar süre bakılır mı? Hipnoz ettin lan adamı Nazlı

Yeşil ve mükemmel ötesi gözlere sahip bir adam hem de

Çüş abartma sende. Hem yeşil değil mavi onlar mavi...

"Beni takip et"

Olduğum yerde parmaklarımla oynarken kapının hizasında ilerleyen pek uzun olmayan koridorun diğer tarafındaki merdivenlerden çıkan katkısız oduna baktım.

Dik sırtından aşağı doğru gözlerim yavaşça ilerlerken ayaklarının hareket etmediğini gördüğümde saniyesine gözlerine kaydı bakışlarım.

Gözlerini kısıp gözlerime baktığında güçlükle "Ne?" dedim.

"Sabaha kadar seni mi beklicez?.. Hadi!"

"Öküz!" söyleyeceği kelimeye silahım hazır beklerken beni baştan süzüp önüne dönmesiyle dişlerimi sıktım.

Kötü, kötü bakışlar sırtına atıp peşinden gittim.

Ne biçim bir mesai...

Saksı mavisi renginin ağırlıklı olduğu lüks ve kalabalık olmayan büyük odayı izledikten sonra ne saçma bir halde olduğumu düşünürken bir burnumun dibine soktuğu gri kapri ile siyah tişörte bir de odundan farksız adam arasında gidip geldi gözlerim

"Ne bakıyorsun bön bön? Geç hadi..."

Sertçe elindekileri aldım, tam banyoya girecekken dönüp bana baktığını fark ettiğim Yiğit'e baktım

"Ben sana yük olmadım. Beni denize atan sendin!"

Bir şey söylemeden odadan çıktı. En çok bu tavrına sinir oluyorum ya!..

Benden kaç beden büyük olduğunu bilmediğim eşofmana bakıp sırıttım.

"Tam bir soytarı oldun Nazlı"

Yüzümü anca görebildiğim aynaya baktığımda sustum. Lan ne diye bu kadar yükseğe koyuyorlar ki şu banyo aynalarını. Üç beş tane kısa yok yani etrafta. Tek olmadığımı gayet iyi biliyorum.

Oyalanmadan banyodan çıkıp mesainin bitmesi için saniyeleri sayacağım işimin başına dönmek için dar merdivenlerden aşağı indim. Boş salonda etrafta gözümü iki kez dolaştırdıktan sonra Yiğit'in burada olmadığına emin oldum. Mutfağa gitmek için koridora yöneldiğimde merdivenin tarafından birinin beni izlediğini sezdim. Sakince duraklamamın ardından o tarafa baktığımda merdivenlerin ortasında bir adet biçilmiş odun gördüm. Yiğit. Çattığım kaşlarımla boş bakışlarına karşılık verdim.

"Ne?"

bir şey söylemeden kafasıyla onu takip etmemi işaret etti. Korumaya çaba gösterdiğim sakinliğimi cebime sıkıştırıp ayaklarımı izleyerek merdivenlerden çıktım. Girdiği odaya baktığımda şirkettekine benzeyen sade çalışma masası baş köşesinde bir karşısında karşılıklı iki sandalye olmak üzere üç sandalye vardı. Eve iş getirdiğini belli eden bir oda işte. Camın dibine serilen minder ve olduğum yerde kapının ağzında sağımda şirkettekine benzer bir kitaplık hemen yanında sehpanın üzerine koyulmuş kahve makinesi ve birkaç dosya vardı. Gözümün üzerinde olduğu mavi dosyaları alıp masaya koyduktan sonra yerine geçti. çekmeceden aldığı birkaç kalemi masaya koyduktan sonra masanın üzerinde açık olan boş kağıdı düzeltti. Tırnaklarımla oynarken üzerini değiştirdiğini yeni fark ettiğim beyaz tişörtün v yakasına takılı kalmıştı gözüm. Köprücük kemiğinden adem elmasına oradan dağınık saçlarına gözlerimi ziyaret ettirirken bu sportif haline nasıl takım elbise yakıştırıyordu.

Takım elbiseyle de güzel ama

Sen uyumamış mıydın ya

"Biran önce dosyaları bilgisayara geçirsen iyi olur. Yoksa bu mesainin sabahtan sonrası da olacak"

Bir insanla konuşurken yüzüne bakmalısın Yiğit Bey öyle kağıda bakmak falan olmuyor..

Cebimdeki sakinliği elime alıp sabırla tek kelime etmeden sandalyelerin birine oturup zaten önümde olan bilgisayarı açtım. Uzanıp üç dosyayı kucağıma yerleştirdikten sonra bir büyük bismillah çektim. Şifreli laptopu Yiğit'e uzatıp açmasını bekledim. Birkaç tuşa bastıktan sonra hafif aygıtı önüme koydu...

Kalın dosyayı kapatıp derin bir nefes aldığımda saate baktım. 3:12 Ne? Ve ben daha bir dosya mı bitirdim. Neyse en zoruyla başladın diğerlerini çabuk bitireceksin Nazlı.

"Atıştırmalık bir şeyler getirir misin?"

Bir refleksle hafif sarsılırken varlığını unuttuğum Patrona baktım. Çizdiği pek anlaşılmayan yapıtın üzerinde azimle çalışmasına bakılırsa benim aksine o gayet formundaydı. Pek yorgun gözükmüyordu. E tabi o yıllarca böyle geceler geçirmiştir. Ben ilk defa sabahlıyorum normal tabi.

Gerinip sırtımı sonra boynumu çatlattıktan sonra gözlerimi ovalayıp aşağı indim. Tahta merdivenlerin tahta kulpuna tutunarak nefesimi pekiyi duyduğum bir halle aşağı sonunda indiğimde. Lamba anahtarının nerede olduğunu düşündüm. Biraz uğraş sonunda açtığım ışığın aydınlığıyla mutfağa geçip oranında ışığını yaktıktan sonra buzdolabını kurcalamaya başladım. Daha önceden kalan yemek bulamadığım için sandviç yapmamın doğu bir karar olduğunu düşündüm. Hazırladığım iki sandviçi ve bardaklara koyduğum hazır meyve sularını büyük bir uğraş sonu bulduğum tepsiye yerleştirip yeri süpüren eşofmanın paçalarına dikkat ederek merdivenleri çıktım. Düşmediğim için sevinirken derin bir nefes alıp açık bıraktığım kapıdan içeriye sızdım. Bir aksilik oluşmasın diye özenle masaya koyduğum tepsiden uzaklaşıp yerime dikkatlice oturdum.

Bir yandan sandviçi yeyip bir yandan dosyaları halletmeye çalışırken ikinci dosyayı da bitirmenin sevinciyle göz kapaklarıma biraz daha sabır diledim...

"Aşkım hadi uyan"

"Ne oluyor be?.."

Sıçrarken kafamı vurduğum için elim kafama giderken olduğum yere baktım. Yiğit'in yatağındaydım. Aşkım mı?

"E hadi kahvaltı hazır"

"Kahvaltı mı?"

"Hadi aşkım"

Tekrar bana uzandığında onu ittim. Noluyor lan.

"Gelme peşimden"

Bağırmam gram etki etmezken o hemen arkamda koşuyordu. Zorla kendimi bahçeye attığımda bir kaçış yeri aradım. Arkamdaki havuza sonra nefes nefese bana doğru gelen Yiğit'e baktım. Allah kahretsin!

"Hayır!"

Ter içinde uyanıp gözlerimi ovuştururken derin bir nefes aldım. Çok şükür rüyaymış. Elimle boğazıma masaj yaptığımda sakinleşmeye çalıştım. Gerçekten havuza düşdüğümü hissettim. Hep o öküz yüzünden. Bu denizde boğulma psikolojisini nasıl atlatacağım ben. Saksı mavisi rengindeki bez parçasında takıla gözlerimi etrafta gezdirdim. Noluyo lan. Yiğit'in odasındayım.

"Ah"

Çimdiklediğim kolumu ovuşturdum. Bu sefer rüya değil! Sakin ol nazlı bak Yiğit yok. Yalnızsın. Yataktan kalkıp yüzümü yıkadıktan sonra çalışma odasına baktım. Yoktu.

"Yiğit bey"

Merdivenin ortasında durduğumda salondaki koltukta yattığını görünce derin bir nefes aldım. En son ne olduğunu hatırlamaya çalıştım. Son dosyayı bitirip sabırla bekleyen göz kapaklarımı daha fazla zorlamadan yummuştum. Sonra da yatağa götürülmüşüm işte. Yani sorun yok. Tehlike geçti.

Merdivenleri bir iki zıplayıp o kadar bağırmama rağmen uyanmayan adımın başına geçtim.

" Yiğit bey... Hey! Lan Yiğit" Gözünü açtığında önce bir yerime sindim.

"Benim eve gitmem lazım" Babam kesecek beni

Gözünü yumup kafasını koltuğa döndü.

"Öğlen olduğunda gidersin"

"Öğlene kadar niye bekleyeyim işim bitti."

Sırtı bana dönük herifin saçındaki güle baktım. Kafasının arkasında tam ortada bir gül vardı.

"Yiğit Bey?"

Mutfağa gidip tezgahın üzerindeki bardağa suyu doldurup içeriye geri döndüm.

Uyanmayacaksın öyle mi, Yiğit Bey? Ben seni uyandırmasını bilirim!

"Yangın vaaar!"

Yangın var ne lan?

Bu sese de mi kalkmadın... Yuh! Benden günah gitti o zaman.

"Hadi bismillah"

Yüzünün görünür kısmına boşalttım suyu

"Siktiğimin puştu! Deprem oluyor..."

Islak yüzüne bakıp kahkahayı bastım.

"Deprem mi?..." deprem ne ya asıl siktiğimin puştu ne? "Su o su" diye kahkahamın arasında sözümü tamamladım.

"Ben şimdi göstereceğim sana suyu!"

Sağda açık olan kapıya koşup bahçeye çıktım. Rüyamdaki gibi burada havuz var ya lan

Arkama dönüp iki adım uzağımda olan adama baktım. Sonunda gerçekten azrailim olacak he...

"Ööözür dilerim!.." Dünkü denizin suyu tekrar boğazımdan geçer gibi oldu.

Allah kahretmesin! Yine aynı senaryo...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.