İçeriğe geç

ARIZA SESLER

Bölüm 17 · 7 dk okuma

ARIZA SESLER

Bölüm 17

Azrail Geliyorum Demez!

~Azrail Geliyorum Demez~

Oylamayı ve yorumlamayı unutmayın 🍂



Keyifli okumalar,

"Çık dışarı!" gürlemesi ile saçındaki ve yüzündeki damlalar yere düşerken bir parça tırsmıştım.

"Şe... Şey," telefonun çalıyor. Aç belki önemlidir. Dilimin ucuna gelen kelimeleri yuttum.

"Çık dışarı, dedim!" odayı dolduran telefon zilini umursamadan bana doğru gelirken iki elim teslim olurcasına havaya kalktı.

"Tamam, tamam." dedim ve hırkamla telefonumun bana gönderdiği masum bakışlara aldanmadan koşarak olay mahallînden uzaklaştım.

Kapıyı kapattıktan sonra kapıya yaslanırken elim -ne derecede hızlı attığını tahmin edemeyeceğim- kalbime gitti. Elimle kalbimi biraz daha bastırıp gözlerimi kapattım

O çizimin orada ne işi vardı be!

"Deniz!"

Yaslandığım kapı hızla açılırken geriye düşmemek için kendimi hemen topladım.

Birkaç adım ötedeki sinir küpüne baktım. İsimleri falan mı karıştırıyor?Ne Deniz'i ne? Bana fırça atması gerek.

Çok istiyorsan ben atayım fırça sana

Şimdi hiç sırası değil. Sen defol git kendi köşene!

"Deniz!.."

İkinci kez ismi söyleyişi ile Deniz buradaydı. Islak haline şöyle bir baktıktan sonra,

"Ne oluyor?" dedi ne olduğunu merak eden bir hâl ile. Yiğit, iki adım atıp Deniz'e yaklaştı.

"Eşyalarını topla, ilk ihale için Londra'ya sen gidiyorsun!"

"Ne?"

"Duydun, İkiletme!"

"Tamam. Tamam da Yediveren Projesi? Biliyosun dün..."

"Biliyorum!" dedi Yiğit dişlerinin arasından. Ve hemen ardından gözleri bendeydi. Gözlerim yere giderken tedirginleştim. Gözleri resmen ateş saçıyor nasıl bakayım?

"O iş bende" Bakışları Deniz'e dönen sinir küpüne baktığımda hâlâ öfkeliydi. Doğal olarak. Kendini tutmasa Deniz'e saldırabilirdi.

Dikkat et Denizcim her an ateş edebilir!

"Yiğit? Onun pazertesiye yetişmesi lazım..."

"Biliyorum!"

Yiğit Bey bit fırsat versen de adam konuşsa...

"Bu saatten sonra bilgisayardan da olmaz elle çizilecek ve..."

"Deniz! Ne dediysem o..."

Ben dahil herkes bir an sıçradı. Bir ses bu kadar mı yüksek çıkabilir?

Sakin ol Nazlı. Ne diye korkuyorsun?Bilerek yapmadın sonuçta.

Herifin yüzüne fırlat suyu sonra bilerek yapmadım.

Tamam bilerek yaptım ama Yiğit'e attım, projeye değil.

Bakışlarım yerdeyken Yiğit'in ayakkabıları görüş alanıma girmesi ile elimi sıktım.

Ne güzel bir çırpıda odana gidiyordun ne diye durdun? İstemsizce gözlerimi yavaşça gözlerine götürdüm.

"Sen!.." O da elini sıkmıştı. Onunki öfkeden benimki ise tedirginliktendi. Birkaç saniye sonra sözlerine devam etti.

"Mesaiye kalıyorsun. Ve bu gece tek bir aksilik dahi istemiyorum!"

"Tamam," çarpan kapının sesi arasında sesim silikleşirken kendi sesimi ben bile zor duymuştum.

Haksızlığın dibi..O projeyi Deniz'e yük olsun diye mahvetmiştim mesaiye kalıp bana eziyet olsun diye değil..

Neyse ki kovulmadım ya da çok fazla azar işitmeden olay kapandı.

Mesaide canın çıkınca görürsün kapanan olayı.

Doğru. Ne kadar iş yapacağımı bilmiyorum.

"Sana kolay gelsin," dedi Alev çantasını koluna asarken. Dalga amaçlı mı söylediğine baktım. Yok. Samimi ve içtendi.

"Sağ ol," dedim gülümsemesine gülümseyerek karşılık verirken.

Masalara baktığımda bir çoğu gitmiş kalanlar da eşyalarını topluyordu. E saat beş olmuştu artık. Kafamı olumsuz anlamda salladıktan ve bir iç çektikten sonra kala kaldığım yerden Enes'e doğru yürüdüm.

"Benden başka mesaiye kalan yok mu?" Laptopunu koyduğu çantanın fermuarını çekerken bana döndü.

"Sanırım... Yok." Yine bi gülümseme.

"Telefonunu kullanabilir miyim?Şimdi O sinirli haldeyken gidip telefonumu alamam." Cümlemi tamamlarken tatlı olduğunu düşündüğüm bir gülümseme yüzüme yerleştirdim.

"Tabii," dedi telefonunu uzatırken.

Sevinç'in numarasını yazdıktan sonra telefonu kulağıma götürdüm.

"Efendim?" solumdaki, manzarası müthiş boydan camın yanına geçtim.

"Sevinç, ben Nazlı."

"Nazlı! Yolda mısın? Nasıl geçti, ilk iş günün? Hem sen ne iş yaptın? Merak..."

"Bir dur kızım. Ne soruya boğuyorsun hemen! Babam evde mi?"

"Hayır. Ne kadar da sessiz, otobüste değil misin sen?" Başımı çevirip arkama baktım. Boştu. Enes kalmıştı o da telefonunu bekliyordu tabii.

"Soru sormayı bırak beni dinle. Ben bugün mesaiye kalıyorum. Babamı biliyorsun izin vermez, o yüzden sen konuşuyorsun ve bir şekilde ikna ediyorsun."

"Sen ne diye aramadın? Ne demek sen ikna et? Hem sen..."

"Sevinçcim canım benim ben sana olayları sonra anlatırım. Ben de seni seviyorum. Sana güvenim sonsuzdur, bilirsin. Sen halledersin. İşim var, kapatmam lazım. Öptüm. Görüşürüüüz." Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldım. Konuşursam öyle, nefessiz kalırım tabii.

"Çok teşekkür ederim."

"Ne demek," dedi ve o her zamanki sol gözünü kırptı. Çantasını koluna gözlüğü de gözüne taktıktan sonra,

"Kolay gelsin." dedi.

"Gözlük mü kullanıyorsun sen? Sabah yoktu sanki?"

"Evet. Derecesi küçük o yüzden arada kullanıyorum. Görüşürüz."

"Görüşürüz." dedim asansöre yönelen gözlüklüye. Enes şimdi aşağıya varmıştı belki ama benim gözlerim hâlâ asansör kapısındaydı.

"Görüşürsünüz tabi"

"Hih!" Aniden gelen bir sesle arkaya sıçrarken garip bir ses çıkarmıştım.

>ooo<

Nasıl ya?Kalbimin ritmi yavaş yavaş düzelse de tek kelime edemedim.

"Küçük hanımı korkuttuk mu yoksa?"

Soru sormadığını gayet iyi bildiğim adama sessizliğimi koruyarak bakmaya devam ettim.

Yeter artık! bu entrikalara bir son verilmesi gerek.

Okul,dün ve bugün...Kim bu herif?Bana söylediği isim gerçek adı mı mesela?En önemlisi benimle ne alıp veremediği var?

Bir şey söylemeden yanından geçtim.

Tabii geçememiştim. Önümü kesmişti.

Baygın bakışlarla gözlerimi gözlerine götürdüm. Düşünür gibi Yiğit'in kapısına baktıktan sonra bana döndü.

"Bak tam şuanda... Evet evet şuan..." Bir adım atıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

"Öpüşmeliyiz.."

"Çüş!"

Ciddi olup olmadığını yoklarken yüzüne bir sırıtma yerleştirdi. İlk defa onu, ciddi ve gizemli haline ters olarak gülerken görüyordum.

Eti topu kaç gündür görüyorsun ki herifi

Aramızdaki anlamsız kısa mesafeye rağmen bu sefer ben yüzümü yaklaştırdım.

"Sırıtınca ayrı bir çirkin oluyormuşsunuz!"

"Bir düşüncelerini bilmiyordum bak onu da bildim tam oldu." Geri çekilip,

"Bak sen! Neymiş düşüncelerim?" dedim konuşmadan iyice sıkılırken.

"Çirkin..." Bir kahkaha selini bana bahşetti. Durulunca sırıtıp sözünün devamını getirdi.

"Sen hiç çirkin görmemişsin" deyip göz kırptı, ciddi ve gizemli haline bürünmeden hemen önce.

Tamam yakışıklısın. Bu aralar çevremdeki ve karşılaştığım herkes neden yakışıklı? Gerçekten merak ediyorum yani neden?

İstanbul'un cennetine düştün kızım birde nedenini mi soruyon

"Neyse... Gitmem gerek. Sonra tekrar karşılaşacağız elbet!"

Karşılaşacağız!

"Karşılaşacağız? Seni takip ediyorum demiyor da!" Beni umursamadan asansöre bindiğinde ben olduğum yerdeydim.

"Hey!" dedim düğmeye basıp bana döndüğünde.

Ne kadar hızlı ve büyük adım atsam da yetişememiştim.

Sağıma ve soluma baktığımda yoktu. Tamam asansör daha hızlı ama bizde az hızlı değiliz yani...

Kapıda dikilen, güvenlikçi olduğunu bildiğim adama döndüm,

"Az önce burdan biri çıktı, nereye gitti gördün mü?"

"Bir grupla beraber mi?"

Cüssesine ve 'yaklaşmayın yakarım' imajına nazaran sesi nazikti. Sesin sahibini görmesem kendi kulaklarımla duymasam bu ses bunun deseler hayatta inanmam. Kilolu yaşı kırkı geçmiş tontiş birinin sesi daha çok... O derece ince bir ses yani.

"Yok yok.. Neyse..." boşver anlamında elimi kaldırdım.

Kafamı iki yana salladım. Karışımdaki manzaraya bakarken, karşımda deniz olduğunu fark ettiğimde yüzümdeki tebessüm genişleyip gülümsemeye döndü.

Kırmızı ışık arabalar için sonunda yandığında karşı tarafa geçtim. Karşımda boş olan bankı gözüme kestirmeme rağmen bankı boş verip boş yolda yürüdüm. Hava kararmak üzereydi ve rüzgar hafif hafif esiyordu. Normalde bu saatlerde ve bu havalarda deniz kenarları, sahiller pek boş olmazdı. Sağıma soluma baktığımda sakin olmadığını gördüm. Evet bayağı insan vardı ama benim olduğum alanın durgun olmasına sevinmiştim.

Gözlerim gökyüzünün o muhteşem maviliğini yansıttığı renksiz su dalgalarına ve sonra manzaranın bütününe hayranlıkla bakarken düşüncelerimin beynimi istilâ etmesine izin verdim.

Deniz,

Boğazım düğümlenince,tuğlalarım yerindeki sağlamlığını koruyamayıp aldığı darbelerle yıkılmak üzere iken kaçmak istediğim.Koşup sığındığım mucizevi bir sanattı.

Başımdaki lastiği çekiştirip, sonbaharın ilk haftasına ayak uydurup nazikçe esen rüzgarın, saçlarımı okşamasına izin verdim. Tokamı bileğime geçirip gözlerimi kapattım. Yosun kokusu ciğerlerimi doldururken kendimi fazlasıyla iyi hissettim. Nasıl hissetmezdim ki bu eşsiz anın içindeyken...

Bu koca su yığının yakınımda bir yerlerde olduğunu bilmem bile beni iyi hissettiriyordu. İlk kiminle görmüştüm, nasıl görmüştüm, bilemiyorum ama bu koca su yığının benim için en az İstanbul kadar önemi vardı. Şu ana bak...

O sevdiğim mavinin en güzel tonunu barındıran deniz.Ve bu deniz İstanbul'un kıyısında...Durmuş bakıyorum benim aksime akıp giden zamanın içinde..Ve en önemliside sevdiğim bu tatlı ikiliye eşlik eden benim için kendine ayrı bir köşk yaptıran sonbahar...Bu üçlünün beni senfonisine karıştırmasına nasıl izin vermem?..Nasıl iyi hissedip sakinleşmem?...Gözlerim kapanıp ruhumun bu mükemmel sahneyi izlemesine izin verdi...

Hava iyice kararmıştı.

Kaç dakikadır burada durduğumu bilmiyorum ama gitmem gerektiğini anladığım anda bağdaş kurduğum ayaklarımı çözüp ayağa kalktım.

Yiğit?

Arkama dönmem ve durmam bir olmuştu. Demek biraz uzun bir zaman diliminde buradaydım. Kaçmadım yani Yiğit Bey ilk iş günümde mesai yapmam gerekse de sorumluluğumu yerine getireceğim. Zaten projeyi ben mahvettim, başka yapmam gereken ne varsa yapacağım tabii.

"Denizi fazla seviyorsun anlaşılan!"

Farklı bakan gözlerine dikkatle baktığımda bu değişik bakışa bir anlam yüklemeye çalıştım ama bir sonuca ulaşamadım. Arkamdaki denize bir bakış attıktan sonra bana baktı ve yüzüne bir gülümseme yerleştirdi.

Tabii ya!

Bana doğru bir adım attığında aynı anda bende geriye bir adım attım.Adaletsizlik olurdu.Yüzüne attığım bir bardak suyun karşılığı bu olamaz.

İki elim öne doğru dur anlamında uzanırken sinsi sinsi bakan gözlere seslendim,

"Aklından ne geçtiğini tahmin edebiliyorum!.."

Yüzündeki gülümseme genişledi, genişledi ve sözleriyle aklımdaki düşünceleri tastikledi,

"Azrail geliyorum demez.."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.