İçeriğe geç

Arcadia

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Arcadia

Bölüm 2

00.01

Bilinçsizliğin derin, zifiri karanlığı gözlerimin önünde bir perde gibi aralandı. Artık arafın sisli dünyasında değil, başka bir ruhun hafızasının tam ortasındaydım. Odette olarak değil, onun acılarını, yalnızlığını ve öfkesini iliklerime kadar hisseden Vivienne Claire de Vespera olarak nefes alıyordum.

​İşte benim... daha doğrusu, bedenine geçeceğim bu trajik prensesin hikayesi:

​Ben doğduğum gün, bu imparatorluk en büyük ışığını kaybetti. Annem, İmparatoriçe Cecilia de Ophelia, beni dünyaya getirirken son nefesini vermişti. İmparator Ciro de Oleysa, eşine deliler gibi aşıktı. Annemin ölümüyle birlikte bana bakışındaki tek duygu saf nefret oldu. Ben, onun gözünde annesini çalan bir katildim.

​Zamanla saray politikaları gereği İmparator, Elodie adında bir kadınla tekrar evlendi. Ama ona asla İmparatoriçe unvanını vermedi; Elodie hep bir cariye olarak kaldı. Bu kadından üç çocuk doğdu: Dmitri, Priscilla ve Dominik.

​İmparatorluk geleneğinde saraylar ve unvanlar kutsaldı. İmparatora "Güneş", İmparatoriçeye "Ay" denirdi. Gerçek İmparatoriçeden doğan tek meşru çocuk ve ilk prenses olduğum için, babam benden nefret etse de bana kanunlar gereği "de Vespera" yani "Gece" unvanı verildi. Benim yuvam, Gece Tanrıçasına adanmış olan Gece Gülü Sarayıydı. Gece gülü sarayı, yüzyıllardır Tanrıçalarla iletişim kurabilen ilk doğan prenseslere ev sahipliği yapardı.

​Cariyenin çocukları ise Güz Sarayı'nda krallar gibi yaşarken, ben o devasa Gece Gülü Sarayı'nda yapayalnızdım. Normalde bir Vespera Prensesi'nin 10 hizmetçisi, 1 baş hizmetçisi, 1 dadısı, 3 soylu nedimesi ve 2 özel şefi olurdu. Ama ben gözden düşmüş bir prensestim.

​Sarayımda sadece iki kişi vardı: Annemin en yakın dostları olan dadım Hesperia ve tek hizmetçim Elysia.

​On altı yıllık hayatımın en huzurlu yılları, 10 yaşıma kadar geçen zamanlardı. Hesperia ve Elysia bana bir anne, bir aile oldular. Kütüphanedeki yüzlerce kitabı bana okuttular, yemeğimde zehir olup olmadığını nasıl anlayacağımı öğrettiler, beni bir prenses gibi eğittiler. Cariye Elodie beni defalarca zehirlemeye çalıştı ama Hesperia ve Elysia'nın koruyucu kalkanını hiç aşamadı. 10 yaşıma geldiğimde dadım Hesperia'ya veda etmek zorunda kaldım ama Elysia bir an bile yanımdan ayrılmadı.

​Yıllar geçtikçe kendi çabamla 7 dil öğrendim, gizlice kılıç kullanmakta ustalaştım. Büyüdüm, güçlendim. Babam İmparator Ciro ise bir kez olsun kapımı çalmadı.

​Kardeşlerime gelince... Bana yapılan tüm eziyetlere rağmen onları sevmeye çalıştım. Cariyenin en büyük oğlu Dmitri, beni gerçekten ablası olarak görür, gelir akıl danışırdı. Ortanca çocuk Priscilla ise benden nefrete varan bir kıskançlıkla nefret eder, beni rakip görürdü. En küçükleri Dominik ise tarafsızdı; beni sevip sevmediğini bilmezdim ama zekama hayrandı.

​14 yaşıma geldiğimde, Vespera prenseslerinin en kutsal görevi çattı: Ay'ın doğumu ve batışından sorumlu olan ruhla anlaşma seremonisi.

​Normalde diğer çocuklar 14 yaşını beklemek zorundaydı ama Cariye Elodie, benim güçlenmemi engellemek için İmparatora yalvararak kendi çocuklarını da törene dahil ettirdi. Amacı beni rezil etmekti. Fakat öyle olmadı.

​Seremoni günü gökyüzü yarıldı. Efsanevi, en güçlü gökyüzü ruhu Morana süzülerek geldi ve benimle anlaşma yaptı. Konumum artık sarsılmazdı! Kardeşlerimden Dmitri orta seviye bir su ruhu, Priscilla düşük seviyeli bir çiçek ruhu alabildi. 9 yaşındaki Dominik ise hiçbir ruhla anlaşma yapamadı.

​O günden sonra babamın buz gibi bakışları ilk kez değişti. Bana biraz olsun ilgi gösterdi. Sarayıma 1 şef ve 5 hizmetçi daha gönderdi, varislik dersleri almamı emretti. Hayatım boyunca babasız büyüyen biri olarak, bu küçük ilginin beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam... Varislik eğitimini rekor bir sürede, 2 yılda bitirdim.

​yaş doğum günüm yaklaşırken, Baş Rahip ve Baş Kahin saraya müjdeli haberle geldi: Tanrıçalar onlara bir kehanet göstermişti. Benim, yani Vivienne Claire de Vespera'nın Tanrıçalar tarafından seçilmiş kutsal bir azize ve imparatorluk tarihinin en güçlü lideri olacağımı ilan ettiler.

​İşte bu, sonum oldu.

​Bu kehaneti sindiremeyen Priscilla, 16. doğum günü ziyafetimde herkesin gözü önünde ayağa kalktı. Kendi kadehine zehir döküp beni, kendisini zehirlemeye çalışmakla suçladı.

​Babam Ciro... Beni dinlemedi bile. Gerçeği araştırmadı. Yıllarca verdiğim emekleri, zekamı, sadakatimi bir kenara itti. Gözlerindeki o eski nefretle ayağa kalktı ve beni oracıkta, herkesin önünde kendi elleriyle infaz etti.

​Kendi babamın kılıcı göğsümü delerken hissettiğim acı, fiziksel değildi. İhanetin, sevilmemenin, adaletsizliğin acısıydı. Ruhum bu ağır yükü taşıyamadı ve kırılıp yok oldu...

​Zihnimdeki anı akışı aniden kesildi. Vivienne’in kalbindeki o muazzam ihanet ve acı, bir dalga gibi Odette olarak benim ruhuma çarptı. Gözlerimi tekrar Araf'ın sisleri arasında açtığımda, alnıma dokunan Ölüm Tanrıçası Valencia elini yavaşça geri çekti.

​Şimdi her şeyi biliyordum. Hayatı elinden alınan o kızın acısını artık içimde taşıyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.