İçeriğe geç

Arcadia

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Arcadia

Bölüm 3

00.02

​Vivienne’in kalbine saplanan o soğuk çeliğin acısı, zihnimdeki anı akışı kesildikten sonra bile ruhumda yankılanmaya devam etti. Araf’ın sisleri arasında gözlerimi tekrar açtığımda, yanaklarımdan süzülen yaşların farkında bile değildim.

​Bu yaşlar sadece benim geçmişim için değil; hiç sevilmemiş, emeği, sadakati ve hayatı kendi öz babası tarafından bir çırpıda silinip atılmış o talihsiz kız, Vivienne içindi.

​Ölüm Tanrıçası Valencia elini alnımdan yavaşça çekerken, gri gözlerinde derin bir anlayış belirdi. Lirien ve Aurelia da bana hüzünle bakıyordu.

​"Şimdi anlıyorsun, değil mi Odette?" dedi Valencia. Sesi bir ağıt gibi hissettiriyordu. "Yaşayacağın hayat bir krallık masalı değil, acıyla örülmüş bir trajediydi."

​Göğsüm sıkıştı. Kendi dünyamda reddedilmiş, bir kenara atılmış biri olarak Vivienne’in hissettiği o çaresizliği öyle iyi anlıyordım ki... Ama içimde bir şeyler değişmişti. Artık sadece kaçmak isteyen kurban bir kız değildim. Vivienne’in anıları, onun kırgınlığı artık benim bir parçamdı.

​"Kabul ediyorum," dedim. Sesim Araf’ın sonsuzluğunda çelik gibi yankılandı. "Oraya gideceğim. Ama sadece sizin elçiniz olmak için değil... Vivienne’e yapılan bu haksızlığın, o zalimce ihanetin hesabını sormak için. Onun alamadığı intikamı almak, kaderini baştan yazmak için döneceğim."

​Üç Tanrıça aynı anda gülümsedi. Bu, kaderin çarklarının yeniden dönmeye başladığının işaretiydi.

​"Öyleyse ilk nefesinle birlikte yeni hayatın başlasın, Vivienne Claire de Vespera," dedi Lirien.

​Işıklar etrafımı sardı. Görmeyi, duymayı ve hissetmeyi kaybettim. Bir girdabın içine çekiliyordum.

​Zihnimdeki karanlık, genzimi yakan yoğun bir kan ve ter kokusuyla dağıldı. Göğsümde hissettiğim dayanılmaz bir baskı vardı. Nefes almaya çalıştım ama akciğerlerime dolan havanın ağırlığıyla minik, çaresiz bir ağlama sesi çıkardım.

​Göz kapaklarımı aralamak imkansız gibiydi, çok ağırdılar. Yine de üstün bir çabayla kirpiklerimi aralamayı başardım. Bulanık görüşüm yavaşça netleşirken, ilk gördüğüm şey bir kadının yüzü oldu.

​Pamuk şekeri andıran, yumuşacık pembe saçları terden alnına yapışmıştı. Yüzü ölümün solukluğuyla kaplanmıştı ama o solgunluğun arkasında bana bakan, dünyadaki tüm sevgiyi barındıran zümrüt yeşili gözler vardı.

​Annem... İmparatoriçe Cecilia de Ophelia.

​Son gücüyle titreyen parmaklarını uzatıp minik yanağıma dokundu. Dokunuşu bir tüy kadar hafifti. Dudaklarında buruk, ama son derece huzurlu bir tebessüm belirdi. Gözlerimin içine son bir kez bakarken, o yeşil irislerdeki ışık yavaşça söndü. Yanağımdaki eli cansızca yatağa düştü.

​Gözlerini kapatışı, hayata veda edişi tam karşımda gerçekleşti.

​Daha annemin gidişinin şokunu atlatamadan, odanın devasa çift kanatlı kapısı büyük bir gürültüyle duvara çarptı. İçeriye fırtına gibi biri daldı.

​İmparator Ciro de Oleysa.

​İçerideki ebelerin ve hizmetçilerin korku dolu fısıltıları arasında odaya adımladı. Üzerindeki heybetli pelerin arkasında dalgalanıyordu. Ancak gözlerindeki o sarsılmaz İmparator ifadesi, yatakta cansız yatan kadını gördüğü an unufak oldu. Adımları duraksadı. Şok, ardından derin bir hüzün ve kırgınlık yüzünü kapladı.

​Gökyüzü kadar parlak, ama bir o kadar da dondurucu olan mavi gözleri bir anlığına yatakta kaybolan aşkına kilitlendi. Hiçbir şey söyleyemedi. Bir imparator gibi değil, yıkılmış bir adam gibi karısının yanına adımladı ve dizlerinin üzerine çöküp Cecilia’nın cansız bedenine sarıldı. Odanın içinde yankılanan sessiz, hıçkırıklı ağlayışı, odadaki herkesin nefesini kesti.

​Sonra... O başını kaldırdı.

​Mavi gözlerindeki hüzün, bir salise içinde yerini saf, yakıcı bir nefrete bıraktı. Ve o nefret dolu bakışlar, doğrudan ebelerin kucağında duran bana, yani minik bedenime dikildi.

​Bana bakmıyordu; annesini, hayatının anlamını çalan bir katile bakıyordu.

​Tek bir kelime dahi etmedi. Karısına tekrar sarılırken, buz gibi bir sesle fısıldadı. Sesi odadaki tüm sıcaklığı emip götürdü:

​"Alın bunu..."

​Başını karısının boynundan kaldırmadan, emrini verdi:

​"Gece Gülü Sarayı’na götürün. Ve 10 yaşına gelene kadar... Sakın ama sakın onu benim karşıma çıkarmayın."

​Hizmetçi beni alelacele bir battaniyeye sarıp kucağına aldı ve odadan çıkarmak üzere arkasını döndü. Kucağında sürüklendiğim hizmetçinin omzundan son kez geriye baktım.

​İmparator, imparatoriçesine sarılmış ağlıyordu. Ben ise daha doğduğum ilk dakikada, bir baba tarafından terkedilmiş ve ölüme itilmiştim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.