BÖLÜM 3
Yeni eve geleli bir hafta olmuştu.
Bir hafta.
Sadece yedi gün.
Ama bana aylar geçmiş gibi geliyordu.
İlk birkaç gün sürekli odama kapanmıştım. Sonra yavaş yavaş evin sessizliğine, koridorların uzunluğuna ve geceleri duyduğum ayak seslerine alışmaya başlamıştım.
Hatta bazı şeyler normal gelmeye başlamıştı.
Annemin sabahları mutfakta kahve yapması…
Evde sürekli açık bırakılan televizyon…
Bahçedeki köpeğin her akşam aynı saatte havlaması…
Ve Kerem’in eve geldiğinde kapıyı biraz sert kapatması.
Buna bile alışmıştım.
Ama Kerem’e alıştığımı söyleyemezdim.
Çünkü onu her gördüğümde hâlâ istemsizce dikkat kesiliyordum.
O sabah da mutfağa indiğimde onu orada buldum.
Masada oturmuş, telefonuna bakıyordu.
Beni görünce başını kaldırdı.
“Günaydın.”
Bir an şaşırdım.
“Günaydın.”
Eskiden olsa sadece başını çevirip beni görmezden gelirdi.
Şimdi ise bana kahve uzattı.
“Bunu senin için yaptım.”
Kahveye baktım.
Sonra ona.
“Benim için mi?”
“Evde başka kimse yok.”
“Annem var.”
“Annen kahve içmiyor.”
Bardağı aldım.
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Masaya oturdum.
İlk birkaç dakika sessiz kaldık.
Sonra Kerem telefonunu bıraktı.
“Bugün dışarı çıkacak mısın?”
“Bilmiyorum.”
“İstersen seni merkeze bırakabilirim.”
Başımı kaldırdım.
“Sen mi?”
“Evet, ben.”
“Bir yere mi gidiyorsun?”
“Evet.”
“Benim için yolunu değiştirmeyeceksin yani?”
“Zaten oradan geçiyorum.”
Nedense içim rahatladı.
“Tamam.”
“Kaçta?”
“On iki gibi.”
“On bir buçukta hazır ol.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Kerem yeniden telefonuna döndü.
Ben kahvemi içerken yüzüne bakmamaya çalışıyordum.
Ama aklımda tek bir soru vardı.
Ne değişmişti?
Bir hafta önce benimle konuşmak bile istemeyen adam, şimdi bana kahve yapıyordu.
Beni dışarı bırakmayı teklif ediyordu.
Üstelik bunu gayet normal bir şeymiş gibi yapıyordu.
Saat on bir buçuk olduğunda aşağı indim.
Kerem kapının yanında beni bekliyordu.
Beni baştan aşağı süzdü.
“Hazır mısın?”
“Evet.”
Kapıyı açtı.
“Gel.”
Arabaya bindik.
Yol boyunca müzik açıktı.
İkimiz de konuşmuyorduk.
Ama bu sessizlik artık rahatsız edici değildi.
Aksine…
Garip bir şekilde huzurluydu.
Bir süre sonra Kerem sesini alçalttı.
“Buraya alışabildin mi?”
Camdan dışarı bakıyordum.
“Biraz.”
“Pişman mısın?”
“Ne için?”
“Gelmek için.”
Cevap vermeden önce düşündüm.
“Bilmiyorum.”
Kerem direksiyona baktı.
“Ben de ilk geldiğimde böyle hissetmiştim.”
“Sen de mi?”
“Evet.”
“Sen neden?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Benim hikâyem biraz farklı.”
Sesinde bir değişiklik hissettim.
Sanki konuşmak istemediği bir yere dokunmuştum.
“Merak etme,” dedim. “Sormam.”
Bana kısa bir bakış attı.
“Teşekkür ederim.”
Akşam eve döndüğümde annem salonda değildi.
Ev yine sessizdi.
Çantamı bırakıp mutfağa geçtim.
Tam su almak üzereydim ki yukarıdan bir ses duydum.
Bir şey düşmüştü.
Ardından Kerem’in sesi geldi.
“Lanet olsun.”
Merak edip yukarı çıktım.
Kapısının önünde durdum.
“Kerem?”
Cevap gelmedi.
Kapıyı hafifçe tıklattım.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Sesinden hiç de iyi olmadığı belliydi.
Kapıyı biraz araladım.
“Emin misin?”
Kerem masanın başında durmuştu. Elinde küçük, eski bir fotoğraf çerçevesi vardı.
Fotoğrafa bakıyordu.
Benim geldiğimi fark edince çerçeveyi hemen masaya bıraktı.
“Bir şey yok.”
“Fotoğraf mı kırıldı?”
“Hayır.”
Yaklaştım.
Masadaki fotoğrafı gördüm.
Fotoğrafta genç bir kadın ve küçük yaşlarda bir çocuk vardı.
Kerem’in yüzündeki ifade değişti.
“Kim bu?”
Bir süre cevap vermedi.
Sonra fotoğrafı eline aldı.
“Annem.”
Şaşırdım.
“Annen mi?”
Başını salladı.
“Uzun zaman önce öldü.”
“Üzgünüm.”
“Önemli değil.”
Ama önemliydi.
Belli oluyordu.
Fotoğrafa bakarken gözlerinde ilk kez o soğuk ifadeden eser kalmamıştı.
“Onu özlüyorsun.”
Kerem bana baktı.
“Her gün.”
Bu iki kelime odadaki bütün havayı değiştirdi.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Sadece yanında durdum.
Bir süre sonra Kerem fotoğrafı yerine koydu.
“Bunu kimseye anlatma.”
“Anlatmam.”
“Özellikle babama.”
“Tamam.”
Kapıya doğru yöneldim.
Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
“Defne.”
Döndüm.
“Efendim?”
Bu kez yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
“Teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Beni sorgulamadığın için.”
Ben de hafifçe gülümsedim.
“Rica ederim.”
Kapıyı kapatıp odama döndüm.
Ama o gece yatağıma uzandığımda aklımdan tek bir şey çıkmadı.
Kerem’in o fotoğrafa bakarkenki hali.
İlk kez onun arkasındaki insanı görmüştüm.
Ve belki de asıl tehlikeli olan buydu.
Çünkü artık onu sadece annemin eşinin oğlu olarak görmüyordum.
Onun da kırıldığını…
Onun da özlediğini…
Onun da yalnız kaldığını biliyordum.
Ve insan birini gerçekten tanımaya başladığında, ondan uzak durmak her zaman eskisi kadar kolay olmuyordu.