BÖLÜM 2
Sabah olduğunda ilk düşündüğüm şey buraya neden geldiğimdi.
İkinci düşündüğüm şey ise Kerem’di.
Bu durumdan hiç hoşlanmamıştım.
Yataktan kalkıp perdeyi araladım. Dün geceki yağmurdan sonra bahçe sırılsıklamdı. Ağaçların yapraklarından hâlâ damlalar düşüyordu.
Yeni odamda geçirdiğim ilk geceyi neredeyse hiç uyumadan geçirmiştim.
Her ses dikkatimi çekmişti.
Koridorda açılan kapılar.
Merdivenlerden gelen ayak sesleri.
Aşağıdan yükselen konuşmalar.
Ve en kötüsü, her seferinde onun olduğunu düşünmemdi.
“Saçmalıyorsun.”
Kendi kendime söylendim.
Üzerimi değiştirip aşağı indim.
Mutfaktan kahve kokusu geliyordu.
Annem masada oturuyordu.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Karşısına oturdum.
“Uyuyabildin mi?”
“Pek sayılmaz.”
“Alışırsın.”
Bardağımdan bir yudum aldım.
Tam o sırada mutfağın kapısı açıldı.
Kerem içeri girdi.
Üzerinde gri bir sweatshirt vardı. Saçları yine dağınıktı. Elindeki telefonu masanın üzerine bırakıp kahvesini aldı.
Bana bakmadı.
Ben de ona bakmamaya çalıştım.
Annem ikimizin arasındaki sessizliği fark etmiş olacak ki konuşmaya başladı.
“Defne, bugün Kerem sana çevreyi gösterebilir.”
Başımı hemen kaldırdım.
“Gerek yok.”
Kerem de aynı anda konuştu.
“Benim de işim var.”
Annem ikimize baktı.
“Harika. Demek ki ikiniz de aynı şeyi düşünüyorsunuz.”
Kerem kahvesinden bir yudum aldı.
“Ben çıkıyorum.”
“Daha kahvaltı yapmadın.”
“Sonra yerim.”
Annem iç çekti.
Kerem kapıya yöneldi.
Ben de nedense ağzımdan çıkıveren cümleyi durduramadım.
“Bu evde herkes böyle mi davranıyor?”
Kerem durdu.
Yavaşça bana döndü.
“Nasıl?”
“Bir şey söylemeden çekip gitmek gibi.”
Bakışları üzerimde sabitlendi.
“Bana mı takıldın?”
“Hayır.”
“Öyle görünmüyor.”
“Sen de kendini çok önemli sanıyorsun.”
Annem hemen araya girdi.
“Tamam, daha kahvaltının ilk dakikasında kavga etmeyin.”
Kerem’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Ben kavga etmiyorum.”
Sonra bana baktı.
“Henüz.”
Kapıdan çıkıp gitti.
Sinirden elimdeki bardağı biraz sert bıraktım.
Annem gülmeye başladı.
“Neye gülüyorsun?”
“İkiniz çok komiksiniz.”
“Hiç komik değil.”
“Daha dün tanıştınız.”
“Keşke tanışmasaydık.”
Annem bu kez sustu.
Ben de söylediğim şeyin biraz ağır olduğunu fark ettim.
“Anne…”
“Biliyorum.”
Elimi tuttu.
“Senin için kolay olmadığını biliyorum.”
Başımı eğdim.
“Burası bana ait değilmiş gibi hissediyorum.”
Annem gözlerimin içine baktı.
“Zamanla ait olacak.”
Buna cevap vermedim.
Çünkü bazı yerlere alışmakla ait hissetmenin aynı şey olmadığını biliyordum.
Öğleden sonra evde yalnızdım.
Annem dışarı çıkmış, Kerem ise hâlâ dönmemişti.
Ev sessizdi.
O kadar sessizdi ki kendi düşüncelerimi bile fazla net duyuyordum.
Mutfağa gidip kendime su almak için aşağı indim.
Tam salondan geçerken yerde duran bir anahtar fark ettim.
Alıp masanın üzerine bırakmak için eğildim.
O sırada arkamdan bir ses geldi.
“Onu nereden buldun?”
İrkilerek döndüm.
Kerem.
“Yerdeydi.”
Anahtarı ona uzattım.
Alırken parmaklarımız kısa bir an birbirine değdi.
İkimiz de aynı anda elimizi çektik.
“Teşekkürler.”
“Önemli değil.”
Yanından geçip gitmek üzereydim.
“Defne.”
Durdum.
“Efendim?”
“Dün söylediklerimi yanlış anladın.”
“Hangilerini?”
“Kuralları.”
“Ben yanlış anlamadım.”
“Buraya geldiğin için seni istemediğimi düşünmeni istemiyorum.”
Şaşırdım.
İlk kez sesinde o soğuk tavır yoktu.
“Öyle davranıyorsun ama.”
“Biliyorum.”
Bir an sustu.
“Ben sadece… alışkın değilim.”
“Neye?”
“Evde başka birinin olmasına.”
“Ben de alışkın değilim.”
Bu kez ikimiz de sustuk.
Aramızdaki sessizlik önceki sessizliklerden farklıydı.
Daha az sertti.
Daha gerçekti.
Kerem gözlerini kaçırdı.
“Zamanla alışırsın.”
“Belki.”
“Belki de ben alışırım.”
Bunu söylerken yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı.
İlk kez onu böyle görüyordum.
Ve nedense gözlerimi ondan ayırmak zor geldi.
Tam o sırada kapının açılma sesi duyuldu.
İkimiz de aynı anda salona baktık.
Annem gelmişti.
Ben hemen geri çekildim.
Kerem de anahtarı cebine koydu.
“Ben odama çıkıyorum.”
Merdivenlere yöneldi.
İlk basamağa geldiğinde arkasını dönmeden konuştu.
“Bu arada…”
“Ne?”
“Bana hâlâ abi deme.”
İstemeden gülümsedim.
“Zaten demiyorum.”
“Böyle devam et.”
Sonra yukarı çıktı.
Ben ise salonda tek başıma kaldım.
Kalbimin neden hızlandığını anlamıyordum.
Daha dün bana yabancı olan bir insan, bugün neden düşüncelerimin arasında bu kadar yer kaplıyordu?
Belki de yeni bir evin ilk günlerinin garipliğiydi.
Belki de sadece meraktı.
Henüz bilmiyordum.
Ama bir şeyi biliyordum:
Kerem’le aramızdaki mesafe, dün olduğundan biraz daha kısaydı.