BÖLÜM 15
“Çünkü senin baban…”
Yusuf’un sesi titredi.
“Onun yüzünden öldü.”
O an Kerem’in elimi bıraktığını hissettim.
Bir adım öne çıktı.
“Ne söyledin?”
Yusuf gözlerini Kerem’e çevirdi.
“Baban, Defne’nin babasının ölümünden sorumluydu.”
Kerem’in yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır.”
“Kerem…”
“Hayır!”
İlk kez sesini bu kadar yüksek duydum.
“Babam böyle bir şey yapmaz.”
Yusuf acı bir şekilde gülümsedi.
“Ben de yıllarca öyle düşündüm.”
Kerem başını iki yana salladı.
“Kanıtın var mı?”
Yusuf cebinden eski bir zarf çıkardı.
“Var.”
Zarfı uzattı.
Kerem birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra aldı.
İçinden birkaç belge çıktı.
İlk sayfaya baktı.
Sonra ikinciye.
Üçüncüde elleri titremeye başladı.
“Bu…”
Sesi kısıldı.
“Bu babamın imzası.”
Yusuf başını salladı.
“Evet.”
Kerem belgeleri tekrar tekrar inceledi.
“Burada ne yazıyor?”
Yusuf bana baktı.
“Babanın ölümünden önce, Defne’nin başka bir yere götürülmesi için hazırlanmış bir belge.”
“Beni mi götüreceklerdi?”
“Evet.”
“Neden?”
“Çünkü senin varlığın bazı insanların işine gelmiyordu.”
Kerem hemen sordu:
“Kimlerin?”
Yusuf sustu.
“Yusuf.”
“Bilmiyorum.”
Kerem öfkeyle ona baktı.
“Yine bilmiyorum.”
“Çünkü bazı isimleri söylersem seni de bu işin içine sokarım.”
Kerem acı bir şekilde güldü.
“Zaten içindeyim.”
Yusuf masaya oturdu.
Ben karşısına geçtim.
Yıllardır yalnızca fotoğraflardan tanıdığım adam şimdi karşımdaydı.
Ama içimde garip bir yakınlık yoktu.
Sadece sorular vardı.
“Beni neden bıraktın?”
Yusuf gözlerini yere indirdi.
“Bırakmadım.”
“Öyle hissettim.”
“Biliyorum.”
“Yıllarca seni beklemedim bile.”
“Biliyorum.”
“Çünkü öldüğünü sandım.”
Yusuf’un gözleri doldu.
“Baban sana bunu söylemek zorunda kaldı.”
“Sen neden gelmedin?”
“Çünkü seni bulurlarsa…”
Sustu.
“Kim bulacaktı?”
“Bilmiyorum.”
“Yine mi?”
Yusuf başını kaldırdı.
“Hayır. Bu kez biliyorum.”
İçim ürperdi.
“Kim?”
Yusuf birkaç saniye sustu.
“Babanın ölümünden sonra dosyanın peşine düşen kişiler.”
“Kim olduklarını söyle.”
Yusuf derin bir nefes aldı.
“Onlardan biri artık hayatta değil.”
“Diğeri?”
Yusuf gözlerini kapattı.
“Hayatta.”
Kerem hemen sordu.
“Kim?”
Yusuf ona baktı.
“Senin baban.”
Kerem’in yüzündeki ifade değişti.
“Hayır.”
“Kerem…”
“Hayır!”
Bir anda ayağa kalktı.
“Yıllardır babamın kötü biri olmadığını düşündüm.”
Yusuf sakin bir sesle konuştu.
“Baban kötü biri değildi.”
Kerem şaşırdı.
“Az önce ne söyledin?”
“Babanın yaptığı şeyler yanlıştı.”
“Öyleyse nasıl kötü değil?”
“Çünkü seni korumaya çalıştı.”
Kerem sustu.
Yusuf devam etti.
“Baban, Defne’nin babasını öldürmedi.”
İçimdeki düğüm çözülecek gibi oldu.
“Ne?”
“Onu öldürmedi.”
Kerem derin bir nefes aldı.
“Peki neden onun yüzünden öldü dedin?”
“Çünkü onu susturmak için baskı yaptı.”
“Sonra?”
“Defne’nin babası kaçmaya çalışırken kaza yaptı.”
Sessizlik.
“Yani…”
Yusuf bana baktı.
“Babanın ölümü bir cinayet değildi.”
Gözlerim doldu.
“Ama bir kaza da değildi.”
Yusuf başını eğdi.
“Hayır.”
“Ne demek bu?”
“Onu o hale getiren korkuydu.”
O gece eve döndüğümüzde herkes salondaydı.
Kerem’in babası bizi görünce ayağa kalktı.
Yusuf’u görünce olduğu yerde kaldı.
İki adam yıllar sonra ilk kez karşı karşıyaydı.
“Sen…”
Yusuf ona baktı.
“Evet.”
Kerem’in babası derin bir nefes aldı.
“Yaşıyorsun.”
“Sen de.”
Aralarında ağır bir sessizlik oluştu.
Sonra Kerem babasına döndü.
“Bana neden anlatmadın?”
Babası cevap vermedi.
“Baba!”
“Çünkü senden nefret etmeni istemedim.”
“Kimden?”
“Benden.”
Kerem’in gözleri doldu.
“Ben zaten senden nefret etmiyorum.”
Adam başını eğdi.
“Ama etmeliydin.”
“Ne yaptın?”
Uzun bir sessizlikten sonra cevap verdi.
“Yanlış seçimler yaptım.”
“Defne’nin babasına ne yaptın?”
“Onu tehdit ettim.”
Annem ağlamaya başladı.
“Yeter.”
Ama Kerem devam etti.
“Başka?”
“Defne’nin yerini değiştirmek istedim.”
“Neden?”
“Çünkü seni ve Defne’yi korumak için.”
Kerem kaşlarını çattı.
“Bizi mi?”
Babası başını salladı.
“Yıllar önce Yusuf’la ilgili olan insanlar seni de takip etmeye başlamıştı.”
“Benim ne ilgim vardı?”
“Çünkü Yusuf senin çocukluk arkadaşındı.”
Kerem dondu.
“Ne?”
“Sen küçükken Yusuf’un yanında çok zaman geçirirdin.”
Yusuf başını salladı.
“Kerem hiçbir şey bilmiyordu.”
“Peki ben?”
Babası bana baktı.
“Sen de hiçbir şey bilmiyordun.”
“Öyleyse neden bizi birbirimizden uzak tutmaya çalıştın?”
Adam gözlerini kaçırdı.
“Çünkü geçmişin tekrar ortaya çıkarsa, seni koruyabileceğim tek yerin burası olduğunu düşündüm.”
İçimde garip bir boşluk oluştu.
Bunca zaman…
Beni bu eve getiren şey yalnızca annemin evliliği değildi.
Geçmişimin izleri de beni buraya getirmişti.
Gece herkes odasına çekildi.
Ben balkonda tek başıma oturuyordum.
Kerem yanıma geldi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden karşıma oturdu.
“Bugün çok şey öğrendik.”
“Evet.”
“Babanın yaptıkları…”
Sustum.
“Beni sana karşı doldurmuş olabilir.”
“Olabilir.”
“Benden korkuyor musun?”
Ona baktım.
“Hayır.”
“Benden nefret ediyor musun?”
“Hayır.”
“Peki ne hissediyorsun?”
Cevap vermek kolay değildi.
“Bilmiyorum.”
Kerem başını salladı.
“Ben de.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra bana baktı.
“Defne…”
“Efendim?”
“Bu evde başladığımız her şey çok yanlış bir zamanda oldu.”
Gözlerim doldu.
“Ama hissettiklerimiz yalan değildi.”
Kalbim hızlandı.
“Kerem…”
“Biliyorum.”
Başını eğdi.
“Bunu söylememem gerekiyor.”
“Belki.”
“Ama artık kendime yalan söylemek istemiyorum.”
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra Kerem yavaşça ayağa kalktı.
“Yarın bu evden ayrılacağım.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne?”
“Bir süre.”
“Neden?”
“Çünkü bütün bunların arasında senin kendini özgürce düşünmen gerekiyor.”
Ayağa kalktım.
“Ya ben gitmeni istemiyorsam?”
Kerem durdu.
Gözleri gözlerime çevrildi.
“Bunu bana söyleme.”
“Neden?”
“Çünkü kalmak isteyeceğim.”
Gözlerim doldu.
“Belki de kalmalısın.”
Kerem hiçbir şey söylemedi.
Sadece bana baktı.
Sonra kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkacakken durdu.
“Defne.”
“Efendim?”
“Ne olursa olsun…”
Bir an sustu.
“Benden kaçma.”
Kapı kapandı.
Ben balkonda tek başıma kaldım.
Ve ilk kez geçmişin bütün sırlarının çözülmeye başlamasına rağmen…
Aklımda yalnızca tek bir şey vardı.
Kerem giderse, bu evde gerçekten ne kalacaktı?
Ertesi sabah odasına gittiğimde Kerem’in valizini hazırladığını gördüm.
“Gerçekten gidiyorsun.”
Başını kaldırdı.
“Evet.”
“Ne kadar?”
“Bilmiyorum.”
“Peki ya ben?”
Kerem sustu.
“Sen burada kalacaksın.”
“Ya kalmak istemezsem?”
Bana baktı.
“Ne istiyorsun?”
Cevap vermeden önce derin bir nefes aldım.
“Gerçeğin peşinden gitmek istiyorum.”
Kerem hafifçe gülümsedi.
“Ben de.”
Tam o sırada kapı çaldı.
İkimiz de döndük.
Annem kapının önünde duruyordu.
Elinde küçük bir kutu vardı.
“Defne…”
“Ne oldu?”
Annem kutuyu bana uzattı.
“Bunu sana baban bırakmış.”
Kutuyu aldım.
“Ne zaman?”
“Ölmeden bir gün önce.”
Kalbim hızlandı.
Kutuyu açtım.
İçinde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta ben, babam ve…
bir kadın vardı.
Kadının yüzünü görünce donup kaldım.
Çünkü onu daha önce görmüştüm.
Eski evdeki fotoğraflarda.
Elif.
Ama fotoğrafın arkasında babamın el yazısıyla tek bir cümle vardı:
“Defne, bir gün gerçeği öğrenirse ona söyle: Annen sandığı kişiyi değil, onu gerçekten sevenleri arasın.”
Başımı kaldırdım.
Annem ağlıyordu.
Kerem ise fotoğrafa bakıyordu.
Ve o anda…
Artık son sırrın ne olduğunu biliyordum.
Elif’in ölümü.
Ve onu çözmek için elimizde kalan tek şey…
Babamın bıraktığı son mektuptu.