İçeriğe geç

Aramızdaki yasak

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Aramızdaki yasak

Bölüm 16

Son mektup

BÖLÜM 16

Fotoğrafı ellerimin arasında sıkıca tutuyordum.

Babamın yazdığı o cümle gözümün önünden gitmiyordu.

“Annen sandığı kişiyi değil, onu gerçekten sevenleri arasın.”

Ama artık kimin annem olduğunu biliyordum.

Elif.

Beni dünyaya getiren kadın.

Ve yıllardır öldüğü söylenen kadın…

Annem.

Masadaki zarfı elime aldım.

Üzerinde yalnızca ismim vardı.

Defne.

Parmaklarım titreyerek zarfı açtım.

İçinden birkaç sayfalık bir mektup çıktı.

İlk satırı okuduğum anda nefesim kesildi.

“Defne,

Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki artık senden sakladığım her şeyi öğrenmişsin.”

Gözlerim doldu.

Devam ettim.

“Sana yıllarca yalan söyledim. Ama seni korumak için söylediğim her yalan, büyüdükçe benim için daha ağır bir yük oldu.”

Bir an gözlerimi kapattım.

“Baba…” diye fısıldadım.

Kerem sessizce yanımdaydı.

Elimi tuttu.

“Devam et,” dedi.

“Hazır değilim.”

“Ben buradayım.”

Mektuba tekrar baktım.

“Elif öldüğü gün, aslında her şey başladı.”

Kalbim hızlandı.

“Doğumdan sonra Elif’in durumu kötüleşti. Hastanede kaldığı son gece bana bir şey söyledi. Yusuf’un peşinde olan insanların artık sana da ulaşabileceğinden korkuyordu.”

Yusuf…

Babam.

Biyolojik babam.

“Sana yıllarca anlatamadığım şey şu: Elif senden bahsetti. Tek istediği, senin güvende olmandı.”

Yaşlarım yanağımdan süzüldü.

Demek annem beni bırakmak istememişti.

Beni terk etmemişti.

Beni korumaya çalışmıştı.

Bir sonraki satırı okuduğumda elim titremeye başladı.

“Elif’in ölümü ilk başta doğal bir komplikasyon olarak kayda geçti. Fakat Yusuf buna inanmadı.”

Kerem bana baktı.

“Devam et.”

Mektubu biraz daha aşağı indirdim.

“Yusuf araştırmaya başladı. Hastanedeki bazı kayıtların değiştirildiğini fark etti. Elif’in ölümünden hemen önce hastaneye gelen bir kişinin kimliği ise hiçbir zaman açıklanmadı.”

“Kim?”

Sesim neredeyse çıkmıyordu.

Mektubun devamını okudum.

“O kişinin kim olduğunu hiçbir zaman kesin olarak öğrenemedik.”

Bir sessizlik oldu.

Bu kez Kerem’in yüzü değişti.

“Yani babam mı?”

Başımı kaldırdım.

Mektubun son kısmına baktım.

“Hayır.”

Kerem şaşkınlıkla bana baktı.

“Hayır mı?”

Mektubu ona uzattım.

Okudu.

Sonra yüzünü kaldırdı.

“Babam değil.”

İlk kez içimde yıllardır taşıdığım öfkenin bir parçası yer değiştirdi.

Kerem’in babası her şeyi mahvetmişti.

Bizi birbirimize bağlayan bu geçmişin büyük bir parçasıydı.

Ama annemin ölümünün doğrudan sebebi değildi.

Mektupta bir cümle daha vardı.

“Kerem’in babası o gün hastaneye gitmedi. Ancak Yusuf’u susturmaya çalıştı. Çünkü Yusuf’un araştırmasının daha büyük bir tehlikeye yol açacağından korkuyordu.”

Kerem gözlerini kapattı.

“Babam gerçekten her şeyi daha da kötüleştirmiş.”

“Evet.”

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonra mektubun son sayfasını çevirdim.

Ve orada tek bir isim vardı.

Murat.

Yanına küçük bir not düşülmüştü:

“Gerçeği arıyorsanız, önce onu bulun.”

Kerem bana baktı.

“Bu son sır mı?”

Başımı salladım.

“Sanırım.”

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekranda bilinmeyen numara vardı.

Mesaj yalnızca üç kelimeydi.

“Artık kaçmayın.”

Kerem hemen ayağa kalktı.

“Defne.”

“Ne?”

“Bu kez yalnız gitmeyeceksin.”

“Kerem…”

Elimi tuttu.

“Bunca şeyden sonra seni tek başına bırakacağımı mı sanıyorsun?”

Gözlerimin içine baktı.

“Bu hikâyenin sonunu birlikte öğreneceğiz.”

Ben de elini sıktım.

Belki de ilk defa, geçmişten korkmuyordum.

Çünkü artık geçmişin peşinden koşan kişi ben değildim.

Gerçek, kendi ayaklarıyla bize geliyordu.

Ve bu kez…

kaçmayacaktık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.