İçeriğe geç

Aramızdaki yasak

Bölüm 14 · 5 dk okuma

Aramızdaki yasak

Bölüm 14

Gerçek annem

BÖLÜM 14

“Ben değilim.”

Annemin söylediği iki kelimeyle dünyam başıma yıkıldı.

Beni doğuran kadın değildi.

Yıllardır anne dediğim kadın…

Beni büyüten kadındı.

Ama biyolojik annem değildi.

Geriye doğru bir adım attım.

“Kim?”

Annem ağlamaya devam ediyordu.

“Kim beni doğurdu?”

Cevap vermedi.

“Anne!”

“Defne…”

“Bana anne deme deme artık.”

Sesim titredi.

“Kim olduğunu söyle.”

Annem gözlerini kapattı.

“Adı Elif.”

Bu isim bana hiçbir şey ifade etmiyordu.

“Kim bu?”

“Yusuf’un eşi.”

Donup kaldım.

“Yusuf evli miydi?”

Annem başını salladı.

“Evet.”

“Peki ben…”

“Sen onların çocuğuydun.”

Bir an hiçbir şey söyleyemedim.

“Öyleyse beni neden sen büyüttün?”

Annem gözyaşlarını sildi.

“Çünkü Elif öldü.”

“Ne zaman?”

“Sen doğduktan kısa süre sonra.”

“Yusuf?”

“Yusuf de ortadan kayboldu.”

“Sonra?”

Annem bana baktı.

“Baban seni aldı.”

“Babam?”

“Evet.”

“Beni kendi kızı gibi mi büyüttü?”

“Evet.”

İçimde ilk kez farklı bir duygu oluştu.

Öfkenin yanında…

Acı vardı.

Babam beni öz kızı olmamama rağmen büyütmüştü.

Beni bırakmamıştı.

Beni korumuştu.

Ama neden?

“Neden beni aldı?”

Annem cevap vermeden önce Kerem’in babasına baktı.

Adam başını eğdi.

“Çünkü Yusuf seni koruyamazdı.”

Kerem hemen ona döndü.

“Sen nereden biliyorsun?”

“Çünkü Yusuf benden yardım istedi.”

“Ne zaman?”

“Sen doğduktan sonra.”

“Peki neden?”

Adamın gözleri bana çevrildi.

“Çünkü Elif’in ölümünün kaza olmadığını düşünüyordu.”

O an içim ürperdi.

“Annem öldürüldü mü?”

“Bilmiyoruz.”

“Yine aynı şey.”

Sesim yükseldi.

“Herkes hiçbir şey bilmiyor!”

Adam sustu.

Sonra cebinden eski bir anahtar çıkardı.

Masaya bıraktı.

“Bunu yıllardır saklıyorum.”

Kerem anahtara baktı.

“Bu neyin anahtarı?”

“Yusuf’un bıraktığı bir kasanın.”

Kasayı açmak için eski eve tekrar gittik.

Bu kez yanımızda yalnızca Kerem vardı.

Annem gelmek istemedi.

Kerem’in babası da gelmedi.

Yol boyunca tek kelime konuşmadık.

Evin önüne geldiğimizde içimde tuhaf bir his vardı.

Sanki buraya ikinci kez değil…

çok daha önce gelmişim gibi.

Kapıyı açtık.

İçeri girdik.

Kerem elindeki anahtarı çıkardı.

Koridorun sonunda küçük bir kapı vardı.

Anahtar kilide uydu.

Kapı açıldı.

İçeride küçük bir oda vardı.

Ortada eski bir kasa duruyordu.

Kerem bana baktı.

“Hazır mısın?”

“Hayır.”

“Ben de.”

Kasayı açtı.

İçinden üç şey çıktı.

Bir fotoğraf.

Bir mektup.

Ve küçük bir kolye.

Kolye elimde durduğu anda gözlerim doldu.

“Bunu tanıyorum.”

Kerem şaşırdı.

“Nereden?”

“Çocukluğumdan beri annemin sandığında gördüğüm bir kolye.”

Kerem fotoğrafı aldı.

Fotoğrafa baktık.

Elif.

Yusuf.

Ve küçük bir bebek.

Ben.

Fotoğrafın arkasında şöyle yazıyordu:

“Bizim kızımız.”

Parmaklarım fotoğrafın üzerinde gezindi.

“Demek gerçekten…”

Kerem sessizce başını salladı.

“Evet.”

Mektubu açtım.

Yazı Yusuf’a aitti.

“Defne,

Eğer bir gün bu mektubu okuyorsan, demek ki artık saklanacak bir şey kalmamış.”

Nefesimi tuttum.

“Seni bıraktığımı düşünebilirsin. Ama seni hiçbir zaman bırakmadım.”

Gözlerim doldu.

“Annen öldükten sonra seni yanında tutmam mümkün değildi. Seni arayan insanlar vardı.”

Bir sonraki satırı okurken ellerim titredi.

“Baban seni benden korumak için kendi kızı gibi büyütmeyi kabul etti.”

Babam…

Her şeyi biliyordu.

Mektubun devamını okudum.

“Ona güven. Çünkü senden hiçbir şey istemeden seni koruyacak tek kişi o.”

Mektubun sonuna geldiğimde başka bir cümle vardı.

“Kerem’in babasına da güvenme.”

Başımı kaldırdım.

Kerem bana baktı.

“Ne yazıyor?”

Mektubu ona uzattım.

Okudu.

Yüzü değişti.

“Benim babama neden güvenme diyor?”

“Bilmiyorum.”

Mektubun altında bir tarih vardı.

Altı ay önce.

Kalbim hızlandı.

“Bu mektup yeni.”

Kerem başını kaldırdı.

“Evet.”

“Demek Yusuf altı ay önce buradaydı.”

“Evet.”

“Annem de altı ay önce onun yaşadığını öğrenmişti.”

İkimiz de sustuk.

Her şey yavaş yavaş birleşiyordu.

Ama bir parça hâlâ eksikti.

Yusuf neden saklanıyordu?

Ve neden benimle iletişime geçmek yerine yıllarca uzaktan durmuştu?

Tam çıkmak üzereyken üst kattan bir ses geldi.

İkimiz de durduk.

Kerem hemen bana baktı.

“Burada kal.”

“Yine mi?”

“Defne.”

Bu kez sesinde şaka yoktu.

Yukarı çıktı.

Birkaç saniye sonra:

“Buraya gel.”

Koşarak yanına gittim.

Elinde eski bir telefon vardı.

“Bu çalışıyor mu?”

“Deneyelim.”

Telefon açıldı.

İçinde yalnızca bir kayıt vardı.

06.04.2026

Kerem kaydı açtı.

Bir erkek sesi duyuldu.

Yusuf.

“Eğer bunu dinliyorsanız…”

Ses birkaç saniye sustu.

“Defne, artık saklanmanın bir anlamı yok.”

Nefesimi tuttum.

“Baban sana her şeyi anlatmadı.”

Kerem bana baktı.

“Çünkü…”

Yusuf’un sesi devam etti.

“Çünkü seni korumak için herkes farklı bir yalan söyledi.”

Sonra korkunç bir cümle geldi.

“Benim ortadan kaybolmamın sebebi Elif’in ölümü değildi.”

Donup kaldım.

“Sebep…”

Kayıt bir anda kesildi.

“Hayır!”

Telefonu elime aldım.

Tekrar açmaya çalıştım.

Çalışmadı.

Kerem telefonu inceledi.

“Pil bitmiş.”

“Devamını nasıl dinleyeceğiz?”

“Bilmiyorum.”

O sırada telefonun arkasında küçük bir yazı fark ettim.

“İkinci kayıt — Defne’nin doğduğu gün.”

Kalbim hızlandı.

“Kerem…”

“Gördüm.”

“İkinci kayıt var.”

Telefonu tekrar çalıştırmayı denedik.

Ekran bir kez yanıp söndü.

Sonra kayıt açıldı.

Yusuf’un sesi yeniden duyuldu.

Bu kez çok daha yorgundu.

“Defne doğduğunda…”

Bir süre sustu.

“Onu ilk gördüğümde, hayatımda verdiğim en zor kararı verdim.”

Nefesimi tuttum.

“Onu benden uzaklaştırdım.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü.

“Çünkü onun gerçek babasının kim olduğunu öğrendim.”

Kerem’in yüzü gerildi.

“Ne?”

Kayıttaki ses devam etti.

“Ve eğer Defne onun kim olduğunu öğrenirse…”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Hayatı tehlikeye girecekti.”

Kayıt yine kesildi.

Ama bu kez sonuna kadar dinleyememiştik.

Çünkü dışarıdan bir kapının çarpma sesi geldi.

Kerem bir anda ayağa kalktı.

“Biri var.”

Elimi tuttu.

“Benimle gel.”

Koridora çıktık.

Aşağıdan ayak sesleri geliyordu.

Birisi eve girmişti.

Kerem beni arkasına aldı.

“Kim var?”

Cevap yoktu.

Sonra merdivenlerin başında bir gölge belirdi.

Adam yavaşça yukarı çıktı.

Yüzünü gördüğüm anda nefesim kesildi.

Fotoğraftaki adamdı.

Annemin fotoğrafındaki.

Dosyadaki.

Mektuptaki.

Yusuf.

Kerem’in eli elimde sıkılaştı.

Yusuf bana baktı.

Gözlerinde yılların pişmanlığı vardı.

“Defne…”

Sesini duyduğum anda gözlerim doldu.

“Baba?”

Yusuf’un gözlerinden yaşlar süzüldü.

Başını salladı.

“Evet.”

Bir adım bana doğru attı.

Ama durdu.

“Geç kaldım.”

Ben olduğum yerde kaldım.

“Bunca yıl neredeydin?”

“Kaçıyordum.”

“Kimden?”

Yusuf’un bakışları Kerem’e kaydı.

Sonra tekrar bana döndü.

“Onlardan.”

“Kim onlar?”

Yusuf derin bir nefes aldı.

Ve söylediği isimle…

Kerem’in babasının adını söyledi.

Kerem’in yüzü buz kesti.

Yusuf devam etti:

“Çünkü senin baban…”

Bir an sustu.

“Onun yüzünden öldü.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.