İçeriğe geç

Aramızda

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Aramızda

Bölüm 8

Mesafeler ve fısıltılar

Baran ve abimin gidişinin üzerinden üç gün geçmişti ama evin içindeki o ağır, basık hava bir an olsun dağılmadı. Hangi odaya girsem Baran’ın varlığıyla karşılaşıyordum; salondaki koltuğun köşesi, koridorun loş ışığı, misafir odasının aralık kapısı... Her detay, tenimde bıraktığı o yakıcı dokunuşları zihnime yeniden kazıyordu.

​Mersin’in kavurucu ağustos sıcağı geceleri bile çökerken, odamdaki yatakta dönüp duruyordum. Telefonum komodinin üzerinde sessizce duruyordu. Üç gündür ne abimden ne de Baran’dan doğru düzgün bir haber vardı. Abim sadece ilk gün "Vardık, işler yoğun" diye kısa bir mesaj atmıştı, o kadar.

​Saat gece yarısı ikiye gelirken telefonun ekranı aniden aydınlandı. Rehavet içindeki gözlerimi kırpıştırarak telefona uzandım. Bilinmeyen bir numaradan gelen tek bir mesaj vardı.

​Gelen Mesaj: "Uyudun mu?"

​Kalbim tek bir saniyede göğsümden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Numara rehberimde kayıtlı değildi ama o mesajın kime ait olduğunu anlamam saliselerimi bile almadı.

​Gönderilen: "Hayır. Sen kimsin?"

​Cevabın gelmesi birkaç saniye sürdü. Telefonu tutan parmaklarımın titremesine engel olamıyordum.

​Gelen Mesaj: "Kim olduğumu çok iyi biliyorsun. Ve üç gündür kafayı yemek üzere olduğumu da."

​Yatakta doğrulup sırtımı duvara dayadım. Derin bir nefes alarak ekrana yazmaya başladım.

​Gönderilen: "Aramıza koyduğun o uzaklık işe yaramadı mı yani? Hani bu saçmalık bitecekti?"

​Ekranın tepesinde "yazıyor..." ibaresi belirdi, kayboldu ve tekrar belirdi. Baran içindeki savaşla boğuşuyordu, bunu mesaj atış hızından bile hissedebiliyordum.

​Gelen Mesaj: "Bitmeyecek dedin. Haklıydın. Buralarda bir an bile aklımdan çıkmıyorsun. Abinin yüzüne bakıyorum, sonra aklıma dükkanda, o salonda bana söylediğin sözler geliyor. İçimdeki vicdanla seni arzulayan tarafım birbirini yiyor."

​Gönderilen: "Ne zaman döneceksiniz?"

​Gelen Mesaj: "Yarın akşam. Ve geldiğimde hiçbir şey dünkü gibi olmayacak, buna emin ol. Kendini hazırlasan iyi edersin."

​Mesaja cevap vermedim. Telefonu göğsüme bastırıp gözlerimi kapattım. Baran kaçmaya çalışmıştı ama mesafe onun içindeki ateşi söndürmek yerine sadece daha da körüklemişti. Yarın akşam o eve dönecekti ve bu sefer ikimizin de geri adım atmaya niyeti yoktu.

​Ertesi gün zaman sanki inatla durmuş gibiydi. Evi baştan aşağı temizledim, zihnimi meşgul edecek her şeyi denedim ama nafileydi. Akşamüstü hava kararmaya başladığında üzerime siyah, hatlarımı belli eden ince bir elbise giydim. Saçlarımı açık bıraktım.

​Saat sekize doğru bahçeden gelen araba sesini duydum. Motor kapandı, kapılar açıldı.

​Antreye doğru adımladım. Dış kapı açıldığında içeri önce abim, ardından elinde valiziyle Baran girdi. Baran’ın gözleri içeri adım atar atmaz abimden sıyrılıp doğrudan beni buldu. Üzerinde koyu renk bir gömlek vardı, yorgun görünüyordu ama gözlerindeki o hırçın, aç bakış üç gün öncesinden çok daha tehlikeliydi.

​"Ooo güzelim, ev mis gibi kokuyor," dedi abim, gelip bana sarılarak. "Çok yorulduk valla, şu valizleri atalım da bir çay demle bize."

​"Tamam abi, hemen hallederim," dedim, sesimi olabildiğince normal tutmaya çalışarak.

​Abim odasına doğru ilerlerken Baran antrede yalnız kaldı. Valizini kenara bıraktı ve bana doğru yavaşça yürüdü. Aramızda sadece birkaç santim kaldığında durdu. Boy farkımız yüzünden başımı kaldırdığımda, gözlerindeki o karanlık dalgaya çekildim.

​"Hoş geldin," diye fısıldadım.

​Baran eğildi, başını kulağıma o kadar yaklaştırdı ki dudakları neredeyse kulak mememe değiyordu. Sıcak nefesi tenimi yakıp geçerken, iri eli çaktırmadan belimi kavradı ve beni kendine doğru sertçe çekti.

​"Ateşle oynuyorsun," diye fısıldadı dişlerinin arasından, sesi hırıltılı ve tehlikeliydi. "Ve yemin ederim bu sefer ikimiz de yanacağız."

Bölüm sonu

1 yorum