İçeriğe geç

Aramızda

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Aramızda

Bölüm 9

Gece yarısı hesaplaşması

​Baran’ın belimdeki eli, varlığını ve arzulanışını körükleyen hırçın bir baskıyla birkaç saniye daha kaldı. Ardından abimin odasının kapısının gıcırdamasıyla birlikte, o eli rüzgar gibi üzerimden kaydı ve aramıza anında profesyonel bir mesafe koydu. Valizini sürükleyerek misafir odasına doğru adımlarken, bana arkasını dönmeden hemen önce attığı o son bakış, mutfağa giden adımlarımı tamamen felç etmeye yetti.

​Mutfakta çay demlerken ellerim titriyordu. Tezgahın soğuk mermerine tutunup kendimi toplamaya çalıştım. İçimde birbiriyle savaşan iki güç vardı: Biri beni bu yasak bölgenin dışına, güvenli limanlara çekmeye çalışıyor; diğeri ise Baran’ın gözlerindeki o tehlikeli davete bodoslama atlamam için çıldırıyordu.

​Salona çay tepsisiyle girdiğimde abim koltuğa uzanmış, televizyondaki maça dalmıştı. Baran ise pencerenin kenarında, elleri cebinde dışarıdaki karanlığı izliyordu.

​"Kanka, geç otur şöyle," dedi abim maça bakmayı sürdürerek. "Mersin'in sıcağı da akşam bile çekilmiyor valla, klima olmasa biteceğiz."

​Baran arkasını döndü, benden çay bardağını alırken parmak uçlarımız birbirine değdi. Sıcak bir elektrik akımı doğrudan omuriliğime tırmandı. Gözlerimizin kesiştiği o tek saniyede, ikimiz de bu gecenin olaysız bitmeyeceğini biliyorduk.

​"Eyvallah," dedi sesi son derece düz bir tonda. Ama bardağı kavrayan parmaklarının eklem yerleri bembeyaz kesilmişti.

​Gece saat bir gibi abim yorgunluktan koltukta sızıp kaldı. Onu uyandırmadan, üzerini örtüp ışığı kapattım. Bütün ev tekrar o tekinsiz, ağır sessizliğe gömülmüştü. Kendi odama geçip kapıyı aralık bıraktım. Kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine atıyordu. Üzerimdeki elbiseyi çıkarmadım; yatağın kenarına oturup karanlıkta beklemeye başladım.

​Beklenen adımlar çok geçmeden duyuldu.

​Baran, odasının kapısını yavaşça kapatıp koridordaki loş ışığın içinden bir gölge gibi sıyrıldı. Doğrudan benim odama girdi ve kapıyı arkasından kapatıp kilitledi. Işığı açmadı; odadaki tek aydınlık penceremden sızan sokak lambasının cılız ışığıydı.

​"Buradayım," dedim fısıltıyla, yatakta doğrulup ona bakarak.

​Baran konuşmadı. Üzerindeki gömleğin düğmelerini tek hamlede çözüp yere fırlattı. Çıplak, kaslı göğsü karanlıkta hızla inip kalkıyordu. İki büyük adımla yatağın kenarına geldi, dizlerinin üzerine çöküp yüzünü yüzümün tam karşısına getirdi.

​"O mesajları attığımdan beri kafayı yiyorum," dedi hırıltılı bir sesle. Eli ayağımın bileğinden başlayıp bacağıma doğru, elbisemin eteklerini yukarı kaydırarak tırmandı. Sıcak avucu tenimi yakıp geçerken ürperdim. "Sana yaklaşmamam gerek dedikçe kendimi senin yanında buluyorum. Bu lanet çekim beni bitirecek."

​"Bitirmesin," dedim, elimi kaldırıp onun o sert, kirli sakallı çenesine koyarak. "Bırak ne olacaksa olsun Baran. Kaçmaktan yorulmadın mı?"

​Baran gözlerini sıkıca kapattı, derin bir nefes verdi. Yüzünü elime bastırdı. O an, o sert, tavizsiz ve güçlü adamın bana karşı ne kadar savunmasız olduğunu hissettim. Bu, onun içindeki canavarın üzerimdeki teslimiyetiydi.

​"Yorulmak mı?" dedi gözlerini açıp doğrudan ruhuma bakarak. "Ben senin karşında tamamen tükendim."

​Beni belimden kavradığı gibi tek bir hareketle kucağına aldı ve yatağın ortasına çekip üzerime devrildi. Bacaklarımın arasına yerleşen o ağır, kaslı gövdesi içimdeki tüm direnci saniyeler içinde unutturdu. İki elimi başımın üzerinde toplayıp yatağa bastırdı, dudakları dudaklarımı vahşi bir açlıkla buldu.

​Bu seferki öpücükte ne pişmanlık vardı ne de korku. Sadece özlem ve birikmiş bir hırs vardı. Dili ağzımın içinde hakimiyet kurarken, üzerimdeki elbisenin fermuarını tek bir hareketle aşağıya indirdi. Omuzlarımdan aşağı kayan kumaşla birlikte çıplak tenim odanın serin havasıyla buluştu ama Baran’ın sıcak göğsü üzerime kapandığında anında alev aldı.

​Dudakları boynuma, köprücük kemiklerime doğru inerken bacaklarımı onun beline doladım. Bedenlerimizin birbirine kenetlenişi, aradaki tüm yasakları ve engelleri küle çeviriyordu. Tırnaklarımı onun geniş, kaslı sırtına bastırıp onu kendime daha da çektim.

​"Söyle," diye fısıldadı Baran boynumdaki hassas noktayı dişlerinin arasına alıp çekerken. Nefesi tenimi kavuruyordu. "Kimin için çıldırıyorsun?"

​"Senin için..." diye inledim nefes nefese. "Sadece senin için..."

​Gözlerindeki o karanlık tatmin duygusuyla birlikte, elleri tenimin üzerinde bir fırtına gibi esti. O gece, abimin hemen iki odalık ötede uyuduğu o evde, dünün korkularını ve yarının felaketlerini unutup birbirimizin içinde tamamen kaybolduk. Ancak ikimiz de biliyorduk ki, şafak söktüğünde bu sırrı saklamak her geçen gün daha da imkansız bir hal alacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.