Banyodan çıkıp kendi odama geçmeyi başardığımda, kalbimin ritmi hâlâ normale dönmemişti. Banyodaki aynada yüzüme baktığımda dudaklarımın hafifçe şişmiş ve kızarmış olduğunu fark ettim. Baran’ın izlerini gizlemek için yüzüme soğuk su çarptım, üzerime bol bir tişört ve şort geçirdim. Saçlarımı alelacele toplayıp kendimi mutfağa atmadan önce derin bir nefes aldım.
Mutfağa girdiğimde abim taze fırından çıkmış simitleri tabağa diziyordu. Baran ise masanın kenarına yaslanmış, elindeki çay bardağını çeviriyordu. Üzerine giydiği düz siyah tişört, dökülen nemli saçları ve o geçit vermez ifadesiyle son derece sakin görünüyordu. Ama ben onun o sakinliğin altına neleri gizlediğini çok iyi biliyordum.
"Günaydın uykucu," dedi abim, gelip başımdan öperek. "Yüzün bir solgun senin, iyi misin?"
Gözlerim istemsizce Baran’a kaydı. Baran bardağı tutan elini sabitledi, bakışlarını masaya dikti ama çenesindeki kasın kasıldığını görebiliyordum.
"İyiyim abi, uykumu alamadım sadece," dedim ve masaya oturdum.
Abim karşıma geçti, Baran da tam yanıma oturdu. Omuzlarımız arasındaki birkaç santimlik mesafe, mutfaktaki bütün havayı ağırlaştırmaya yetti. Baran’ın vücudundan yayılan o tanıdık sıcaklık, dünkü banyo kapısının arkasındaki fısıltılarını zihnime dolduruyordu.
"Baran’la konuştuk da," dedi abim simidinden bir parça koparırken. "Biz bugün dükkandaki sevkiyat için birkaç günlüğüne şehir dışına çıkıyoruz. Akşamüstü yola düşeriz."
Gözlerim hızla Baran’a döndü. Baran bana bakmıyordu, çayından bir yudum aldı.
Kaçıyordu.
Aramızdaki bu kontrol edilemez ateşi söndürmek, dünün izlerini silmek için ilk fırsatta uzaklaşmayı seçiyordu.
"Öyle mi?" dedim, sesimdeki hayal kırıklığını gizlemeye çalışarak. "Ne zaman döneceksiniz?"
"Hafta başı ancak," dedi abim. "Baran sağ olsun, işleri hızlandırmak için o da geliyor."
Kahvaltı boyunca abim gelecekle ilgili planlarından, dükkanın işlerinden bahsetti. Biz ise Baran’la tek bir kelime bile etmedik. Ama masanın altından, Baran’ın dizinin yanlışlıkla dizime değdiği o tek an... İkimiz de kaskatı kesildik. O teması geri çekmedi, ben de uzaklaşmadım. Birkaç saniyelik o temas, ikimizin de abimin gözünün önünde nasıl bir yangının ortasında durduğumuzun en sessiz kanıtıydı.
Öğleden sonra evde bir yolculuk telaşı başladı. Abim valizini hazırlamak için odasına geçtiğinde, Baran salonda yalnızdı. Koridordan geçerken onun salondaki tekli koltukta oturduğunu gördüm. Ayak seslerimi duyunca kafasını kaldırdı.
İçeri girdim, arkamdan salon kapısını hafifçe kapattım.
"Kaçıyorsun," dedim net bir sesle.
Baran ayağa kalktı. Aramızdaki mesafeyi koruyarak bana baktı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir yumuşama vardı; sadece katı bir kararlılık.
"Kaçmıyorum," dedi sesi boğukça. "Olması gerekeni yapıyorum. Birkaç gün uzak kalmak ikimize de iyi gelecek."
"Bana yalan söyleme Baran," diyerek ona doğru bir adım attım. "O masada bacağıma dokunurken de mi olması gerekeni yapıyordun? Dün gece beni o yatağa fırlatırken de mi?"
Baran’ın gözleri ansızın karardı. İki büyük adımla aramızdaki mesafeyi sıfırladı. Beni belimden tutup koltuğun arkasındaki duvara doğru bastırdı. Bu ani ve sert hamlesiyle nefesim kesildi.
"Beni kışkırtma," dedi dişlerinin arasından, yüzü yüzüme milimler kadar yakındı. "Seni o odada bırakıp gitmek ne kadar kolay sanıyorsun? Ama abinin yüzüne bakarken içimdeki vicdan azabıyla boğuluyorum. Uzak duracağız. Döndüğümde bu saçmalık bitmiş olacak."
"Bitmeyecek," dedim, başımı kaldırıp doğrudan gözlerinin içine bakarak. Dudaklarına bu kadar yakınken kalbimin ritmi yine kontrolden çıkmıştı. "Gittiğin her yere beni de götüreceksin Baran. Tenimdeki izinle gideceksin."
Baran derin, hırlamayı andıran bir nefes verdi. Dudakları dudaklarıma değecek kadar yaklaştı ama tam öpecekken kendini geriye çekti. Bu kendini tutma çabası ona acı veriyor gibiydi. Belimdeki elini sertçe çekti.
"Göreceğiz," dedi soğuk bir sesle.
Tam o sırada abim koridordan seslendi: "Baran! Arabanın anahtarı sende mi kanka, çıkalım mı?"
Baran bana son bir kez, dünkü yangının külü bile kalmamış gibi soğuk bir bakış attı. Arkasını dönüp salondan çıktı. Kapının kapanma sesini, arabanın uzaklaşan motor sesini dinlerken duvarın dibine çöktüm.
Uzaklaşacağını sanıyordu. Ama bilmiyordu ki, bazı yangınlar mesafe dinlemezdi; sadece içten içe büyürdü.
