İçeriğe geç

Aramızda

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Aramızda

Bölüm 3

Eşikteki kıvılcım

Günün geri kalanı, saatlerin inadına yavaş döndüğü bir işkence odasından farksızdı. Evin içindeki o ağır sessizlik, duvarlara sinen Baran’ın kokusu ve dudaklarımda hala silinmeyen o karıncalanma hissi beni delirtmek üzereydi. Sürekli odamdaki boy aynasının önüne gidiyor, boynuma bakıyordum. Neyse ki kızarıklıklar hafiflemişti ama içimdeki o yangının izlerini kapatacak hiçbir kapatıcı yoktu.

​Hava kararıp Mersin’in o boğucu yaz sıcağı odanın pencerelerinden içeri sızmaya başladığında, içimdeki huzursuzluk katlanarak arttı. Telefonuma abimden gelen "Güzelim, biz bu gece Baran'la dükkanda sabahlayacağız, işler yetişmiyor. Kapıları iyi kilitle, korkarsan ara," mesajı, beklediğim ama itiraf edemediğim o hayal kırıklığını beraberinde getirdi. Baran gelmiyordu. Demek ki o da korkmuştu. Aramızdaki o kontrol edilemez çekimden, abime yakalanma ihtimalinden kaçıyordu.

​"Uslu dur," demişti giderken. Kendince beni cezalandırıyor, aramıza mesafe koyuyordu.

​Saat gece yarısını vurduğunda üzerimdeki o ağır gerginliği atmak için duşa girdim. Sıcak su tenimden akarken, Baran’ın dokunduğu yerlerin hala sızladığını hissettim. Duştan çıktıktan sonra üzerime sadece askılı, dizlerimin hemen üzerinde biten saten siyah bir gecelik geçirdim. Saçlarımı kurutmadım; nemli bukleler omuzlarımdan aşağı dökülüyordu. Salondaki koltuğa uzanıp elimdeki kitabı okumaya çalıştım ama satırlar birbirine karışıyordu. Zihnim tamamen o adamla meşguldü.

​Tam o sırada, antreden gelen o tanıdık sesle irkildim. Anahtarın kilidin içinde dönme sesi...

​Yüreğim ağzıma geldi. Abim dükkanda kalacaklarını söylemişti. Koltuktan hızla doğruldum, kalbim göğüs kafesimi dövmeye başladı. Kapı yavaşça açıldı ve içeri giren karaltı, koridorun loş ışığında belirdi.

​Baran.

​Yalnızdı. Üzerindeki gömleğin üstten üç düğmesini açmış, kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Ceketini omuzuna atmıştı ve gözleri yorgun ama bir o kadar da hırçın bakıyordu. Kapıyı arkasından kapatıp kilitledi ve sırtını kapıya yaslayarak karanlıkta dikilen beni izlemeye başladı. Bakışları, duştan yeni çıktığımı belli eden nemli saçlarımda, ardından saten geceliğimin açıkta bıraktığı köprücük kemiklerimde ve bacaklarımda gezindi. O an, odadaki tüm oksijen saniyeler içinde tükendi.

​"Abim..." diye fısıldayabildim, sesim neredeyse çıkmamıştı. "Dükkanda kalacağınızı söylemişti."

​Baran ceketini antredeki askılığa fırlattı. Ağır, kendinden emin adımlarla salona, bana doğru ilerlemeye başladı. Her adımında aramızdaki o devasa fiziksel farkı gözüme sokuyor, o yırtıcı aurasıyla beni köşeye sıkıştırıyordu.

​"Kalıyordu," dedi Baran, sesi her zamankinden daha boğuk, daha derindi. Hafifçe alkol kokuyordu ama sarhoş olmadığı, aksine ne yaptığının tamamen bilincinde olduğu gözlerindeki o keskin odaktan belliydi. "Ama ben kalamadım. Kafayı yemek üzereydim çünkü."

​Tam karşımda durdu. Aramızda sadece bir nefeslik mesafe vardı. Gömleğinin açık bıraktığı göğsünden yayılan o sıcaklık yüzüme çarpıyordu. Boy farkımız yüzünden yine başımı kaldırmak zorunda kaldım. O kara gözleri, bir avcı gibi üzerimde geziniyordu.

​"Bana 'Baran abi' derken ne yapmaya çalışıyordun sen?" diye sordu, sesi tehlikeli bir fısıltı halini almıştı. Bir adım daha atarak beni koltuğun kenarına doğru geriletti. Arkamda koltuk olduğu için kaçacak yerim kalmamıştı.

​"Sadece kurallarına uydum," dedim, dik durmaya çalışarak ama sesimdeki titremeyi gizleyemedim. "Hiçbir şey olmamış gibi davranacaktık, öyle söylemiştin."

​Baran hafifçe, karanlık bir gülüşle sırıttı. O gülüş, karnımın altındaki o tanıdık sızıyı anında uyandırdı. Ansızın sağ elini kaldırıp saçlarımın arasına geçirdi, ıslak bukleleri parmaklarına dolayarak başımı hafifçe geriye doğru eğdi. Bu ani ve sert hamleyle nefesim kesildi.

​"Benim kurallarımla beni mi vuruyorsun, küçük kız?" diye fısıldadı dudaklarıma doğru. Sıcak nefesi tenimi yakıyordu. "O kelimeyi senin ağzından duymak içimdeki hangi canavarı uyandırıyor haberin var mı?"

​"Baran, yapma..." dedim ama ellerim çoktan gömleğinin açık bıraktığı o sert, kaslı göğsüne yerleşmişti bile. Kaslarının sıcaklığını, kalbinin benimki kadar hızlı attığını avuçlarımın altında hissetmek beni tamamen savunmasız bıraktı.

​"Yapma dersen dururum," dedi, gözlerini gözlerime dikerek. Meydan okuyordu. Parmakları saçlarımın arasından boynuma, oradan da geceliğimin askısına kaydı. İri, damarlı eli tenimin üzerinde yavaşça kayarken ürperdim. "Söyle bana. Durmamı istiyor musun?"

​Cevap veremedim. Dudaklarım aralandı ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Benim bu sessizliğim, onun duymak istediği en büyük onaydı.

​Baran daha fazla dayanamadı. Beni belimden kavradığı gibi tek bir hamleyle havaya kaldırdı ve koltuğun üzerine yatırdı. Vücudunun o heybetli ağırlığı üzerime çöktüğünde, bacaklarımın arasına yerleşen sert gövdesiyle beni tamamen altına aldı. İki elimi birden başımın üzerinde toplayıp tek eliyle sertçe sabitledi. Diğer eliyle ise geceliğimin eteklerini yukarı doğru sıyırdı.

​"Bu gece o dilini nasıl susturacağımı göreceksin," diye fısıldadı ve dudaklarımı vahşi bir açlıkla esir aldı.

​Bu seferki öpücüğü, dün gecikinden çok daha sert, çok daha sahipleniciydi. Dili ağzımın içine hükmederken, üzerimdeki baskısı beni nefessiz bırakıyordu. Ellerimi başımın üzerinde sıkıca tutan o güçlü parmaklarına karşı koymak imkansızdı; zaten koymak da istemiyordum. Kendimi tamamen onun o erkeksi gücüne, kaslarının sertliğine ve teninin sıcaklığına bıraktım.

​Dudaklarını dudaklarımdan çekip boynuma indi. Islak ve sıcak dudakları boynumdaki hassas teni çekiştirerek öperken, acıyla karışık sert bir inilti koyuverdim. Baran, bu iniltimle daha da hırslanarak dişlerini tenime hafifçe geçirdi. O an içimden yukarı doğru yükselen o yoğun arzu dalgası, vücudumun yay gibi gerilmesine neden oldu.

​Boştaki eliyle saten geceliğimi göğüslerimin üzerine kadar sıyırdı. Çıplak tenim salondaki serin havayla buluştuğunda ürperdim ama hemen ardından Baran’ın sıcak, iri avucu göğsümü kavradı. Parmaklarının arasındaki hassas tenimi sıkarak şekillendirirken, başımı koltuğun yastığına gömüp gözlerimi kapattım. Zihnim havai fişekler gibi patlıyordu.

​Baran, üzerindeki gömleğin düğmelerini tamamen çözüp üzerimden attı. Çıplak, o kusursuz ve kaslı göğsü, benim çıplak göğüslerime preslendiğinde ten tenin içinde eridi sanki. Omuzlarındaki ve sırtındaki kasların her hareketinde gerilişini, kalçalarımın üzerindeki o sert baskısını hissetmek beni delirtiyordu.

​Ellerimi serbest bıraktı. Serbest kalan ellerimle anında onun geniş, terlemeye başlamış sırtını kavradım. Tırnaklarımı sırtındaki kaslara geçirirken, o dudaklarını tekrar dudaklarıma gömdü. Kalçalarını kalçalarıma doğru sertçe bastırdığında, aramızdaki o son engelin de ne kadar ince olduğunu anladım.

Bölüm sonu

1 yorum