İçeriğe geç

Aramızda

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Aramızda

Bölüm 2

Yasak bölge

Baran’ın dudaklarından dökülen o son kelimeler, odadaki sıcak havada asılı kalırken kalbimin göğüs kafesimi delmek istercesine çarptığını hissedebiliyordum. "Sadece aramızda kalacak," demişti. Sesi bir yeminden çok, geri dönüşü olmayan bir uçurumun kenarına bırakılmış ilk adımdı. Üzerimdeki ağırlığı, bacaklarımın arasındaki varlığı ve tenime sinen odunsu kokusu beni öylesine esir almıştı ki, bir an için zamanın durduğunu, dışarıdaki dünyanın tamamen yok olduğunu sandım.

​Ama hayat, bizim o odada yarattığımız yanılsamadan ibaret değildi.

​Tam o sırada, evin derin sessizliğini bölen tok bir ses yankılandı. Koridorun diğer ucundan, abimin odasından gelen bir hareketlilik sesiydi bu. Yatak gıcırtısı ve ardından parkelere basan ağır ayak sesleri...

​Baran anında kaskatı kesildi. Gözlerindeki o yoğun arzu dalgası, yerini saniyeler içinde ölümcül bir dikkat ve tetikte olma haline bıraktı. Üzerimden neredeyse hiç ses çıkarmadan, bir leopar çevikliğiyle kalktı. Beni de kolumdan tutarak hızla yataktan doğrulttu. O anki panik dalgası, damarlarımdaki tüm o sıcaklığı dondurmaya yetti. Eğer abim bizi bu halde, bu odada görseydi, olacakların geri dönüşü yoktu. Yılların dostluğu, abimin bana olan güveni, her şey tek bir saniyede küle dönebilirdi.

​Baran parmağını dudaklarına götürerek bana "Sus" işareti yaptı. Gözleriyle kapıyı işaret etti. Hızla üzerimi, askısı omzuma düşmüş geceliğimi düzelttim. Kalbim o kadar yüksek sesle atıyordu ki, abimin bunu koridordan bile duyabileceğinden korkuyordum. Baran, odanın ışığını tek bir hamlede kapattı. İçerisi tamamen karanlığa gömüldüğünde, beni yavaşça kapının arkasına, görüş açısının dışına çekti.

​Dışarıda abimin uykulu, boğuk sesini duyduk: "Baran? Ayakta mısın lan?"

​Baran, kapıyı hafifçe aralayıp koridora doğru baktı. Ses tonunu o kadar iyi ayarladı ki, az önce nefes nefese olan adam o değilmiş gibi tamamen uykulu ve doğal bir tınıda konuştu: "Ayaktayım oğlum, mutfağa su almaya çıkmıştım da yerimi yadırgadım herhalde. Dönüyordum şimdi odaya."

​Abim esneyerek cevap verdi: "İyi, zıkkımlan da yat hadi. Yarın erken çıkacağız dükkana, işler yoğun."

​"Tamamdır, geçiyorum yatağa."

​Abimin ayak sesleri odasına doğru geri çekilip kapısı kapandığında, Baran aralık bıraktığı kapıyı tekrar usulca kilitledi. Karanlığın içinde sırtını kapıya yaslayıp derin bir nefes verdi. O an, az önceki o büyüleyici ve cüretkar havanın üzerine buz gibi bir gerçeklik perdesi inmişti. Bu hikaye 30 bölümlük uzun, engebeli ve tehlikeli bir yolun sadece başlangıcıydı ve biz daha ilk virajda neredeyse takla atıyorduk. Hikayemizi aceleye getiremezdik; aramızdaki bu patlamaya hazır bombayı patlatmadan önce, pimini yavaş yavaş çekmeliydik.

​Baran karanlıkta bana doğru bir adım attı. Yüzünü göremiyordum ama sıcaklığını ve üzerimdeki o baskın aurasını hissedebiliyordum.

​"Gitmelisin," dedi. Sesi bu sefer az önceki gibi davetkar değil, son derece mesafeli ve kendini zor tutan bir sertlikteydi. Az önce tenimi kavuran o adam, şimdi aramıza kalın bir duvar örüyordu. Bu ani değişim içimi acıtsa da haklı olduğunu biliyordum.

​"Baran..." diye fısıldadım, karanlığa doğru elimi uzatarak.

​"Konuşma," dedi, elimi havada yakalayıp parmaklarımı sertçe sıkarak. "Sadece git. Yarın sabah uyandığımızda, ikimiz de hiçbir şey hatırlamıyor olacağız. Anladın mı?"

​Cevap vermedim. Elimi elinden çekip kapının kilidini yavaşça açtım. Koridora sızan loş ışıkta ona son bir kez baktım. Çıplak göğsü hala hızlı hızlı inip kalkıyordu, gözleri ise üzerimdeydi. Hiç arkama bakmadan, parmak uçlarımda kendi odama koştum. Kapıyı kapatıp sırtımı dayadığımda nefesim ancak ciğerlerime ulaştı. Yatağa girdim ama sabahın ilk ışıklarına kadar gözümü kırpmadım. Dudaklarımda hala onun tadı, tenimde hala onun ellerinin sıcaklığı vardı.

​Ertesi sabah mutfaktan gelen çay kaşığı sesleri ve abimin neşeli konuşmalarıyla uyandım. Aynaya baktığımda gözlerimin altının hafifçe çöktüğünü gördüm. Üzerime rahat bir şeyler geçirip mutfağa adım attığımda, Baran’ı abimle karşılıklı otururken buldum.

​Üzerine temiz bir gömlek giymişti, saçları ıslaktı, yeni duş aldığı belliydi. Abim hararetli bir şekilde dükkandaki yeni projelerden bahsederken, Baran tabağındaki zeytinle oynuyor, ara sıra kafa sallıyordu. Ben içeri girdiğimde abim kafasını kaldırdı: "Günaydın güzelim, geç otur. Baran abinle bugün erkenden çıkıyoruz biz."

​"Günaydın," dedim sesimin titrememesine özen göstererek.

​Gözlerim istemsizce Baran’a kaydı. Baran kafasını kaldırdı, göz göze geldik. O an içimden bir şeylerin kopup ona doğru akacağını sandım. Ama o, dün gece beni yatağa fırlatan, boynumu nefessiz bırakana kadar öpen adam değilmiş gibi, tamamen yabancı, tamamen mesafeli bir bakış fırlattı bana.

​"Günaydın ufaklık," dedi, sesinde en ufak bir duygu kırıntısı bile yoktu.

​Ufaklık.

​Bu kelime göğsüme bir bıçak gibi saplandı. Dün gece "Tenin yalan söylemiyor" diyen adam, şimdi beni abimin yanında küçük bir çocuk yerine koyuyordu. Bu oyunun kurallarını o koymuştu ve ben bu kuralların altında ezilmeye niyetli değilsen, en az onun kadar iyi oynamak zorundaydım.

​"Sana da günaydın Baran abi," dedim, 'abi' kelimesinin üzerine basa basa.

​Baran’ın çay bardağını tutan parmaklarının aniden kasıldığını, bardağı neredeyse kıracakmış gibi sıktığını fark ettim. Gözlerindeki o soğuk maske bir anlığına çatladı ve altından dün gecaki o hırçın, karanlık bakış saniyeliğine bana göz kırptı. Aramızdaki bu sessiz savaş, abimin burnunun dibinde başlamıştı.

​Abim kahvaltısını bitirip ayağa kalktı. "Hadi Baran, çıkalım. Akşama dükkanda kalırız biraz, işleri toparlarız." Baran da ayağa kalktı, ceketini aldı. Kapıdan çıkmadan hemen önce, abim ayakkabılarını giyerken Baran arkasını döndü. Abimin görmeyeceği bir açıda, tam karşımda durdu.

​Boy farkımız yüzünden ona bakmak için başımı kaldırmak zorundaydım. Yaklaştı, aramızdaki o mesafeyi yine tehlikeli bir sınıra getirdi. Eğildi ve sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla, adeta dişlerinin arasından konuştu:

​"O kelimeyi bir daha ağzına alırsan, o dilini nasıl susturacağımı çok iyi biliyorsun. Bu akşam evde yalnız olacaksın. Uslu dur."

​Arkasını dönüp kapıdan çıktı. Ben ise mutfağın ortasında, altımdaki zeminin kaydığını hissederek kalakaldım. 30 bölümlük bu uzun maratonun ikinci günündeydik ve aramızdaki ateş, bizi çoktan yakmaya başlamıştı. Akşam olacaktı, abim dükkanda kalacaktı ve Baran eve tek başına dönecekti. Asıl tehlike şimdi başlıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum