İçeriğe geç

Aramızda

Bölüm 15 · 2 dk okuma

Aramızda

Bölüm 15

Sessiz yemin

Gece yerini şafağın o gri, soğuk pusuna bırakırken odanın içindeki fırtına dinmişti ama ardında bıraktığı enkaz iki bedenimizi de tamamen sarmıştı. Yatağın darmadağın olmuş çarşaflarının arasında, Baran’ın başı göğsümün üzerinde duruyordu. Derin, ritmik nefesleri tenimi ısıtırken iri elinin parmakları belimi sımsıkı kavramıştı; sanki uykusunda bile beni kaçırmaktan, o tekinsiz dünyadan sökülüp alınmaktan korkuyordu.

​Başımı geriye yaslayıp tavanı izledim. Dün gece kapının arkasındaki o birkaç saniye, uçurumun kenarında durduğumuzun en somut, en acımasız kanıtıydı. Abimin sesindeki uykulu şüphe, kilitli kapı kolunun zorlanışı... Her an patlamaya hazır bir bombanın üzerindeydik ve pim çoktan çekilmişti.

​Baran hafifçe kımıldadı. Sırtındaki kaslar gerildi, göğsümdeki başı yavaşça yukarı kaydı. Kirpikleri aralandığında, o koyu renk gözlerinde dün gecenin sıcaklığından ziyade, sabahın getirdiği o ağır, kaçınılmaz gerçeklik vardı. Beni sarmalayan kolunu çekmedi ama bakışlarındaki o hüzün içimi acıttı.

​"Uyudun mu hiç?" diye sordu. Sesi sabahın ilk saatlerinde pürüzlü, derin bir hırıltıdan ibaretti.

​"Seni izledim," dedim, elini tutup parmaklarımı parmaklarının arasına geçirerek. "Uykunda bile çatık kaşların."

​Baran derin bir nefes verdi. Yatakta hafifçe doğrulup sırtını yatak başlığına dayadı. Çıplak göğsü gün ışığında parıldıyordu; esmer tenindeki çizikler, dudaklarımın bıraktığı izler dün gecenin dilsiz şahitleriydi. Yüzünü ellerinin arasına alıp ovaladı.

​"Bu böyle gitmez," dedi, sesi o kadar kısıktı ki neredeyse duyamayacaktım. "Dün gece abin kapıdayken kalbimin nasıl durduğunu hissettim. Ama yakalanmaktan değil... Seni o adamın gözündeki hayal kırıklığına kurban etmekten korktum."

​"Baran, yapma—"

​"Dinle," dedi aniden. Yüzümü iki eliyle birden kavradı. İri, sıcak avuçları yanaklarımı sıkarken gözlerimin tam içine baktı. Bakışlarında daha önce görmediğim, kırılgan ama son derece net bir kararlılık vardı. "Ben bu hikayede senin günahın olmayacağım. Eğer seninle bir geleceğim olacaksa, bu sırların, bu kilitli kapıların arkasında kalmayacak."

​"Ne demek istiyorsun?" diye sordum, içimi aniden kaplayan bir panik dalgasıyla. "Abime mi söyleyeceksin?"

​"Şimdi değil," dedi dişlerinin arasından. "Şimdi söylersem bu evden kan çıkar, aramızdaki her şey küle döner. Ama bir planım var. Şantiyedeki işler bittiğinde dükkandaki hissemi devredevceğim. Kendi işimi kurup bu şehirden, bu gölgeden çıkacağım. Karşılarına bir 'abi arkadaşı' olarak değil, kendi ayakları üzerinde duran, seni koruyabilecek bir adam olarak çıkacağım."

​Gözlerim doldu. Onun için abisiyle olan bağını, yılların dostluğunu ve kurulu düzenini arkada bırakmak demekti bu. Benim için kendini baştan yaratmayı göze alıyordu.

​"Peki o zamana kadar?" diye fısıldadım.

​"O zamana kadar..." dedi eğilip dudaklarını alnıma uzun, yakıcı bir buseyle bastırarak. "...birbirimizden uzak duracağız. Bu kapıları kilitlemeyeceğiz. Masada gözlerimizi kaçıracağız. Çünkü bir daha kontrolü kaybedersek, bu sefer geri dönüşümüz olmaz."

​Bu bir veda değildi; bu, felaketin eşiğinde verilmiş sessiz, ağır bir yemindi.

​"Tamam," dedim, gözümden süzülen tek damla yaşı silerken. "Sen nasıl istersen."

​Baran yataktan kalktı. Kıyafetlerini giyerken ona baktım. Her hareketinde, üzerindeki o ağır sorumluluğun yükünü taşıyordu. Kapıya yürüdü, elini kilide koydu. Arkasını dönmeden son kez konuştu:

​"Seni seviyorum küçük kız. Ve seni bu yangından sağ çıkaracağım."

​Kapıyı açıp bir gölge gibi koridora sızdı. Yatakta yalnız kaldığımda, tenimde hâlâ onun kokusu, zihnimde ise verdiği o büyük sözün ağırlığı vardı. Fırtına durulmuş gibiydi ama biliyordum; bu sadece iki büyük dalga arasındaki o aldatıcı durgunluktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.