İçeriğe geç

Araf

Bölüm 6 · 2 dk okuma

Araf

Bölüm 6

Gelenler

Kilisenin taş duvarları bir kez daha sarsıldı. Tavandan küçük taş parçaları düşmeye başlarken istemsizce geri çekildim. Gerçekten korkuyordum. Birkaç dakika önce elimde tuttuğum kitabı bile yere düşürmüş, tamamen unutmuştum. Çünkü bahsettikleri şey bizi bulmuştu.

Lucien hızla kapıya yöneldi. Onu izlerken içimde tuhaf bir his oluştu. Bana karşı her zaman sakin ve naif davranan Lucien, ilk kez beni korkutmuştu. Kael’den nasıl korktuysam, o an aynı duyguyu Lucien’e karşı da hissettim. Kael de kapıya dönmüştü. Her zamanki alaycı tavrından eser kalmamıştı. Bu durum beni daha da tedirgin ediyordu. Dakikalar önce benimle dalga geçen adam gitmiş, yerini son derece ciddi ve dikkatli biri almıştı.

İkisinin de gerçekten korktuğunu görmek, işlerin düşündüğümden çok daha ciddi olduğunu anlamama yetmişti.

Kapıya gelen ikinci darbeyle birlikte eski ahşap kapı çatırdamaya başladı. Birkaç adım daha geri çekildim.

“Bana biri ne olduğunu söyleyebilir mi?” diye sordum.

Bu kez de cevap alamadım.

Lucien elini kaldırdığı anda avucunda parlak bir ışık belirdi. Ardından omuzlarından mavi bir parıltı yayılmaya başladı. Gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde donup kaldım. Çünkü birkaç gün öncesine kadar doğaüstü şeylerin sadece efsanelerde var olduğuna inanıyordum. Şimdi ise karşımda ışık saçan bir adam duruyordu.

Bir patlama sesi daha duyuldu.

Kapının üzerindeki demir parçaları yerinden koparak savruldu. Kilisenin içine buz gibi bir rüzgâr doldu. Ardından karanlık yayılmaya başladı. Ancak bu normal bir karanlık değildi. Sanki yaşayan bir şeydi. Nefes alıyor, hareket ediyor ve etrafındaki her şeyi yutmaya hazırlanıyormuş gibi hissediliyordu.

Geri çekilmeye devam ederken ayağım yerdeki taşlardan birine takıldı. Dengemi kaybettiğim anda güçlü bir el belimi kavradı.

Kael.

Ne zaman yanıma geldiğini fark etmemiştim.

Başımı kaldırdığımda göz göze geldik. Aramızdaki mesafe düşündüğümden çok daha yakındı. Kızıl gözleri her zamanki gibi korkutucu görünmüyordu. Aksine, içimdeki paniği bastıran garip bir sakinlik taşıyorlardı.

Bu düşünce aklımdan geçtiği anda yüzümün kızardığını hissettim.

Kendime kızdım.

Tam o sırada Lucien’in birkaç metre önümde tek başına durduğunu fark ettim. Bütün dikkatini kapıya vermişti. Sanki içerideki hiç kimseye zarar gelmemesi için kendini ortaya koyuyordu.

Kael beni yeniden dengede durduğuma emin olunca bıraktı. Ancak bakışlarını üzerimden çekmedi.

“Şu an düşmek için pek uygun bir zaman değil, küçük yıldız.”

Böyle bir anda bile benimle dalga geçebiliyordu.

Normal şartlarda verecek bir cevabım olurdu ama bulunduğumuz durum buna uygun değildi.

Tam o sırada kapı büyük bir gürültüyle yerinden koptu.

Toz bulutu havaya yükseldi.

Kilisenin içindeki bütün ışıklar söndü.

Ve girişte bir siluet belirdi.

İlk başta onu insan sandım.

Sonra gözlerini gördüm.

Tamamen siyahtılar.

Ne göz akı vardı ne de göz bebeği.

Sadece karanlık…

Ardından ikinci bir siluet ortaya çıktı.

Sonra üçüncüsü.

Ve bir başkası.

Sayıları giderek artıyordu.

İçimdeki korku büyürken Lucien bir adım öne çıktı. Kael ise farkında olmadan benimle yaratıkların arasına geçmişti. Bir anda ikisinin ortasında kaldığımı fark ettim.

Sanki ikisi de aynı şeyi yapmaya çalışıyordu.

Beni korumayı.

Nedenini hâlâ bilmiyordum.

Ama bir şeyden emindim.

Bu gece sona erdiğinde hayatım bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.