Kapının parçalanmasıyla birlikte içeriye yayılan karanlık, daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. Sanki canlıydı. Duvarların üzerinde dans ediyor, gölgelerin arasına karışıp kayboluyor, ardından başka bir köşeden yeniden ortaya çıkıyordu. Dokunduğu her yeri yavaş yavaş yutuyormuş gibi görünüyordu.
Nefes almakta zorlandım.
Göğsüm daralıyor, kalbim göğüs kafesime sığmıyormuş gibi atıyordu.
Karşımızda duran yaratıklar ilk bakışta insana benziyordu ama insan olmadıkları belliydi. Uzun ve karanlık siluetlerden oluşuyorlardı. Gözlerinin olması gereken yerde yalnızca sonsuz bir boşluğu andıran siyahlık vardı.
Tam o sırada Lucien öne atıldı.
Omuzlarından yükselen mavi ışık kısa süre içinde bütün kiliseyi aydınlattı. O kadar parlaktı ki gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Işığın şiddeti azaldığında yeniden baktım ve gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi.
Lucien artık yerde değildi.
Havada süzülüyordu.
Sırtından çıkan devasa beyaz kanatlar kilisenin karanlığını yarıyor, etrafa ışık saçıyordu. Kanatlarından yayılan güç dalgası yaratıkların geri çekilmesine neden oldu. İlk kez onların da korkabildiğini görüyordum.
O an Lucien’in ne kadar güçlü olduğunu gerçekten anladım.
Kael ise önümde durmuş, beni koruyordu. Vücudu tamamen gerilmişti. Gözleri yaratıklardan bir saniye bile ayrılmıyordu.
Bir süre sonra yaratıkların arasından iki kişi öne çıktı.
Diğerlerinden farklıydılar.
Sanki sürünün liderleri onlardı.
İlk gördüğüm kişi kızıl saçlı bir kadındı. Teni neredeyse mermer kadar beyazdı. Uzun siyah tırnakları vardı ve tamamen siyah olan gözleri yüzüne ürkütücü bir görünüm katıyordu.
Yanındaki erkek ise bembeyaz saçlara sahipti. Onun da gözleri karanlıktan oluşuyordu. Teninin bazı bölgelerinde kırmızı lekeleri andıran izler vardı ve yüzündeki ifade insandan çok bir avcıyı andırıyordu.
İkisi de birkaç saniye boyunca bizi izledi.
Sonra aynı anda saldırdılar.
Her şey o kadar hızlı gerçekleşti ki gözlerim hareketlerini takip etmekte zorlandı.
Lucien elini kaldırdı.
Avucundan çıkan ışık huzmesi doğrudan yaratıklara çarptı. Kilisenin kırık duvarlarından ve çatlamış pencerelerinden dışarıya kadar uzanan parlak ışıklar yayıldı.
İki yaratık birkaç metre geriye savruldu.
Ancak yere düşmediler.
Ayakta kaldılar.
Bu durum içime yeni bir korku saldı.
Eğer Lucien’in saldırısı bile onları durduramıyorsa, bizim şansımız neydi?
Tam o sırada Kael harekete geçti.
Bir anda önümden kayboldu.
Gözleri kıpkırmızı parlamaya başlamıştı. Parmak uçlarından siyah, keskin pençeleri andıran tırnaklar uzandı. Ardından alnının iki yanından koyu renkli boynuzlar ortaya çıktı.
Onu gördüğüm anda neden ilk karşılaştığımız gün korktuğumu yeniden hatırladım.
Kael tehlikeliydi.
Hem de tahmin ettiğimden çok daha fazla.
Ama aynı zamanda beni koruyordu.
İşte bu düşünce her şeyi daha karmaşık hâle getiriyordu.
Kilisenin içi kısa süre içinde bir savaş alanına dönüştü. Taşlar parçalanıyor, duvarlardaki semboller ışıldıyor ve yaratıkların çığlıkları taş duvarlarda yankılanıyordu.
Ben ise hiçbir şey yapmadan ortada kalmıştım.
Kendimi işe yaramaz hissediyordum.
Herkes benim için savaşıyor, ben ise yalnızca izliyordum.
Tam o sırada göğsümde tanıdık bir sıcaklık hissettim.
Kalbimin olduğu yer yanmaya başlamıştı.
Refleksle elimi göğsüme götürdüm.
Mavi ışık geri dönüyordu.
Üstelik bu kez çok daha güçlüydü.
Panikle Lucien’e baktım.
O da fark etmişti.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Korkmuş görünüyordu.
Ama artık çok geçti.
Göğsümden yükselen mavi ışık bütün kiliseyi doldurmaya başladı. Parlaklık her geçen saniye artarken yaratıklar çığlık atarak geri çekildi.
Sanki ışık onlara zarar veriyordu.
Aynı anda başımın içinde dayanılmaz bir ağrı oluştu.
Gözlerimin önünde görüntüler belirmeye başladı.
Yıkılmış şehirler…
Gökyüzünü kaplayan alevler…
Kanatlar…
Parçalanmış kuleler…
Ve beni çağıran bir kadın sesi.
Ses tanıdıktı.
Çok tanıdıktı.
Ama kime ait olduğunu hatırlayamıyordum.
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Kulaklarım uğulduyordu.
Birileri adımı söylüyordu.
Sanki kilometrelerce uzaktan geliyormuş gibi.
Sonra omuzlarımda iki el hissettim.
Başımı kaldırdığımda Kael’i gördüm.
Hemen arkasında ise Lucien vardı.
İlk kez ikisinin yüzünde aynı ifadeyi görüyordum.
Korku.
Ama korktukları şey yaratıklar değildi.
Bendim.
Ve o an içime korkunç bir düşünce yerleşti.
Ya herkesin benden sakladığı şey, hayal ettiğimden çok daha büyükse?