İçeriğe geç

Araf

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Araf

Bölüm 5

Kehanet

Kilisenin içinde ağır bir sessizlik oluşmuştu. Kael'in söylediği sözler hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Zaten yeterince karmaşık olan olayların içinde kendime bile güvenemeyecek bir hâle gelmiştim. Gözlerim bir Kael'e, bir Lucien'e kaydı. İkisi de birbirine bakıyordu. Sanki benim duymamam gereken sessiz bir savaş veriyorlardı.

İyice canım sıkılmaya başlamıştı.

Dün geceye kadar gayet sıradan bir öğrenciydim. Şimdi ise rüyalarım gerçeğe dönüşüyor, tanımadığım yüzler görüyor ve ne olduğunu bile anlamadığım olayların ortasında kalıyordum. En kötüsü de kimsenin bana hiçbir şey anlatmamasıydı. Üstelik bunları gidip bir arkadaşıma da anlatamazdım. Deli muamelesi görmek istemiyordum.

"Yeter artık!" diye bağırdım.

Sesim kilisenin taş duvarlarında yankılandı. İkisi de bana döndü.

"Bana neler olduğunu artık anlatacak mısınız?"

Lucien derin bir nefes verdi. Kael ise meraklı gözlerle beni izliyordu. Dakikalar boyunca kimse konuşmadı. Bu sessizliğe daha fazla dayanamayacağımı düşünürken Lucien başını kaldırdı.

"Her şeyi anlatamam."

Bu cevap sinirimi daha da bozdu.

"Tabii ki anlatamazsın."

Sesimdeki öfkeyi gizleyemiyordum.

"Dün gece hayatım altüst oldu. Birileri beni takip ediyor, rüyamda gördüğüm insanlar gerçek çıktı. Göğsümden mavi ışık çıktı ve şimdi de bana sandığım kişi olmadığımı söylüyorsun."

Kilisenin içindeki hava giderek ağırlaşıyordu. Kael duvara yaslanmış hâlde bizi izliyordu. Yüzündeki ifade nedense beni rahatsız ediyordu. Sanki zaten her şeyi biliyordu.

Lucien konuşmak için ağzını açtığında gözüm tekrar duvardaki tabloya kaydı.

Bana benzeyen kadına...

İçimde açıklayamadığım bir his oluştu. Sanki tablo beni çağırıyordu. Farkında olmadan birkaç adım attım. Kadının gözlerine baktığım an kalbim hızlandı. Boynunda daha önce dikkat etmediğim bir sembol vardı.

Bu sembolü daha önce görmüştüm.

Göğsümde beliren mavi ışığın tam ortasında.

Biraz daha yaklaştım.

"Bu kadın kim?"

Lucien'in yüzü gerildi. Kael ise ilk kez ciddi görünüyordu.

Kimse cevap vermedi.

Ama bu kez vazgeçmeye niyetim yoktu.

Tablonun altında duran eski bir masaya yaklaştım. Üzerinde kalın, deri kaplı bir kitap duruyordu. Sayfaları sararmıştı. Kitabı açar açmaz havaya eski kâğıt kokusu yayıldı. Sayfaların çoğu anlamını bilmediğim sembollerle doluydu.

Tam kitabı kapatacakken bir çizim dikkatimi çekti.

Nefesim kesildi.

Çizimde mavi saçlı, ela gözlü ve beyaz tenli bir kız vardı. Bana inanılmaz derecede benziyordu. Hatta beni tanımayan biri çizime baktığında onun ben olduğumu düşünebilirdi.

Altında eski bir dilde yazılar bulunuyordu. Ancak sayfanın alt kısmındaki birkaç cümle çevrilmişti.

Titreyen ellerimle satırları okumaya başladım.

"Mavi saçlı kız uyandığında üç kapı açılacak."

"Işık ve karanlık onun önünde diz çökecek."

"Bir dünya kurtulacak."

"İki dünya yanacak."

Boğazım düğümlendi.

O satırlar sanki doğrudan beni anlatıyordu.

Arkamdan gelen sesle irkildim.

"İşte bu yüzden seni arıyorlar."

Lucien'in sesi alışılmadık derecede ciddiydi.

Yavaşça ona döndüm.

"Kimler?"

Bu kez cevap veren Kael oldu. Gözlerini gözlerime dikti.

"Senin uyanmamanı isteyenler."

Tam o anda kilisenin içindeki bütün mumlar aynı anda söndü.

Bir anda karanlığa gömüldük.

Ardından dışarıdan güçlü bir patlama sesi duyuldu. Taş duvarlar sarsıldı. Tavandan küçük taş parçaları yere düşmeye başladı.

Lucien'in yüzü bir anda değişti.

Kael doğruldu.

İkisinin de bakışları aynı anda kapıya çevrildi.

Ve o an anladım.

Bizi bulmuşlardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.