Bölüm 3
Gerçek Hayatla Tanışıyorum
İnsan bazen en büyük derslerini okul sıralarında değil, güvendiği insanların yanında alıyor.
Marketten ayrıldıktan sonra bir arkadaşımla ortak iş yapmaya karar verdim. Hayatımın ilk ortaklığıydı.
Ortağım benden on yaş büyüktü. Hamileydi ve doktordu. Bu yüzden dükkânın bütün yükü benim omuzlarımdaydı. Sabah açıyor, akşam kapatıyor, ürünlerle ilgileniyor, müşterilerle konuşuyor, hesap yapıyor, eksikleri tamamlıyordum. Kısacası dükkânın görünen görünmeyen bütün işlerini ben yürütüyordum.
Bütün bunları yaparken maaş almıyordum. Çünkü yapılan her şey ortaklığa yazılıyordu.
O zamanlar hayatı bilmiyordum.
İnsanları da…
Bu kadın ve ailesi eşimin en yakın arkadaşlarıydı. Ben de dostluğun güven demek olduğunu sanıyordum.
Meğer dostluk ile ticaret aynı masaya oturduğunda her şey değişebiliyormuş.
Altı ay boyunca elimden gelenin fazlasını yaptım.
Karşılığında ne kazandım?
Para değil…
Teşekkür değil…
Sadece suçlamalar, kırgınlıklar ve kendimi kullanılmış hissetmenin ağır yükünü…
O gün ilk kez şunu öğrendim.
Emek vermek başka, emeğinin karşılığını almak bambaşka bir şeymiş.
Ortaklığı bitirdim.
Yine sıfırdan başlıyordum.
Bu kez bir bankada işe girdim.
Belki de gerçek hayat yolculuğum tam o gün başladı.
Çalıştığım banka evime çok uzaktı. Sabah saat altıda evden çıkıyor, neredeyse iki saat yol gidiyor, akşam ise saat ona doğru eve dönebiliyordum.
Hayatım yollarda geçiyordu.
Kazandığım para yorgunluğuma yetmiyor, ruhum ise her geçen gün biraz daha tükeniyordu.
Bir süre sonra başka bir iş aramaya başladım.
Evime yakın küçük bir tekstil atölyesi vardı.
Muhasebe elemanı olarak işe başladım.
İlk girdiğim gün kendimi bambaşka bir dünyanın içinde buldum.
İnsanlar bana yabancıydı.
Ortam bana yabancıydı.
Hiç alışık olmadığım bir düzen vardı.
Muhasebeciydim ama küçük bir işletmede unvanların pek bir anlamı olmuyordu.
İlk iş günümde sipariş yetişecekti.
Herkes sabaha kadar çalışacaktı.
Ben de…
İlk günümde, ayakta çalışarak sabahladım.
Kimse bana bunu yapmak zorundasın demedi.
Ama hayat demişti.
Çünkü param yoktu.
Çalışmak zorundaydım.
Bana destek olan bir babam da yoktu, bir eşim de…
Aslında babamın maddi durumu kötü değildi.
Ama ben bu hayatı kendi kararlarımla seçmiştim.
Onun istemediği biriyle evlenmiş, onun çizdiği yolu reddetmiştim.
Bu yüzden artık yükümü de kendim taşımak zorundaydım.
Şikâyet etmedim.
Çünkü bunun benim seçimim olduğunu biliyordum.
Ve ilk kez kendi seçimimin sorumluluğunu alıyordum.
Kendime bir söz verdim.
Bu sefer pes etmeyeceğim.
Etmedim.
Günler geçti.
Aylar geçti.
Sonra yıllar…
Muhasebeci olarak girdiğim o küçük atölyede tekstili sevmeye başladım.
Her geçen gün işi biraz daha öğreniyor, her öğrendiğim bilgi bana biraz daha güç veriyordu.
İnsanlar tatil yaparken ben fabrikaya gidip makinelerin başında duruyordum.
Çünkü sadece masa başında oturarak yönetici olunmayacağını biliyordum.
Önce işi öğrenmeliydim.
Sonra insanı…
Sonra yönetmeyi…
Makineleri izledim.
Ustaları dinledim.
Sordum.
Araştırdım.
Yanıldım.
Tekrar denedim.
Kimse bana öğretmedi.
Ben öğrenmeye karar verdim.
İnsanların bana saygı duymasını makamımla değil, bilgimle kazandım.
Çalıştığım her yerde adaletli olmaya çalıştım.
Kimsenin hakkını yemedim.
Belki de bu yüzden insanlar bana güvenmeyi seçti.
Muhasebeci olarak başladığım yerde yedinci yılımda müdür oldum.
Üç yıl boyunca yöneticilik yaptım.
Toplam on yıl…
Hayatımın en yorucu ama en güzel yıllarıydı.
Bugün bile tekstil denildiğinde içimde hâlâ aynı heyecan uyanır.
Çünkü insan bazen yaptığı işi değil, o işte büyüyen kendisini sever.
Her şey yoluna girmişti.
Tam “Artık oldu.” dediğim anda…
Hayat yine önüme yeni bir sınav koydu.
Çalıştığım fabrika kapandı.
Bir gecede işsiz kaldım.
On yılın emeği, bir kapının kapanmasıyla geride kaldı.
Küçük bir şehirde yaşıyordum.
İş vardı ama benim bilgi ve tecrübemin karşılığını verecek bir iş yoktu.
On yıl boyunca emek verip üç asgari ücret seviyesine çıkmışken, yeniden asgari ücretle işe başlamak zorunda kaldım.
Üstelik bu kez…
Şehir değişmişti.
Sektör değişmişti.
Hayat değişmişti.
Maaşım değişmişti.
Ama değişmeyen tek şey vardı.
Ben.
Çünkü artık biliyordum…
İnsan güçlü olduğu için ayakta kalmaz.
Her düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı seçtiği için güçlü olur.