Bölüm 2: Varlıktan Yokluğa
Sevdiğim adamla kaçtığım gün, sadece evimi değil, bildiğim bütün hayatı geride bıraktım.
Arkamda bıraktığım evde ise fırtına kopmuştu. Babam, onun izni olmadan gittiğim için öfkesini annemden çıkardı. Günlerce annemi öldüresiye dövdü. Ben kilometrelerce uzakta, onun acısını hissediyor ama hiçbir şey yapamıyordum. Bu, hayatım boyunca taşıyacağım en ağır vicdanlardan biri oldu.
Ben ise daha on sekiz yaşındaydım.
Nereye gittiğimi, nasıl bir ailenin içine girdiğimi bilmiyordum. Bir yabancının evine değil, bambaşka bir dünyanın içine adım atmıştım.
Bizim evimizde bir şeyin bittiğini hiç hatırlamıyorum. Dolaplar hep doluydu. Çocukluğumda yokluk nedir bilmedim. Belki sevgi eksikti, belki huzur yoktu ama maddi sıkıntı yaşamamıştım.
Sonra bir sabah gözlerimi açtığımda, varlığın içinden yokluğun tam ortasına düştüğümü fark ettim.
Eşim bana, “Çalışmazsan sana bakamam.” dedi. Çünkü onun omuzlarında sadece bizim yükümüz yoktu; yıllardır çalışmayan anne ve babasının sorumluluğu da vardı. Bir anda kendimi hem kendi yuvamı hem de onların evini ayakta tutmaya çalışan genç bir kadın olarak buldum.
Mecburdum.
İlk işim bir markette oldu.
Çalıştığım ilk gün hâlâ aklımda. Rafların arasında dolaşırken içimden defalarca aynı cümleyi geçiriyordum:
“Ben nereye geldim?”
Her şey bana yabancıydı. Düzen, insanlar, yaşam biçimi… Alışık olduğum hiçbir şeye benzemiyordu. Ama ağlamaya, pes etmeye ya da geriye dönmeye hakkım yoktu. Çünkü bu yolu ben seçmiştim.
Bir yıl boyunca markette çalıştım.
Her gün biraz daha güçlendim. Sonra bir gün kendime, “Başkalarının hayalleri için değil, kendi hayalim için çalışacağım.” dedim.
Ve kendi dükkânımı açtım.
Hayat bana hiçbir şeyi kolay vermedi. Ama ben de hiçbir zorluk karşısında vazgeçmedim. O zamanlar yolun en zor kısmını geçtiğimi sanıyordum.
Meğer daha yolun başındaymışım.
Babam ise uzun süre benimle konuşmadı. Onun rızası olmadan gittiğim için beni hayatından çıkarmayı seçti. Ne bir telefon açtı ne de bir gün arkamda durdu.
Buna rağmen çocukluğumdaki babamı unutamıyorum.
Sabah işe gitmeden önce alnımdan öperdi. Elimden tutup gezdirirdi. Benimle oyun oynardı. Kendimi dünyanın en değerli kızı gibi hissederdim.
Sonra büyüdüm.
Babam değişti mi, yoksa ben mi onu gerçek hâliyle tanıdım, bunu hâlâ bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, bazen insanın en büyük kırgınlığı, en çok sevdiği kişiden geliyor.