Polis bu seferde aynı soruyu Ayşe'ye sordu. Fakat bir cevap alamadı. O adeta dilini yutmuş gibi sus pus olmuştu.
‘O cevap veremez memur bey' dedi İkram ‘Cevap veremeyecek kadar kendinden geçmiş durumda. Hatta elindeki cam parçası annesi sanacak kadar kendinden geçmiş. Baksanıza cam parçasına sarılmış bırakmıyor'
‘112’ye haber verdiniz mi?’ dedi polis memuru.
‘Haber verdik, gelirler birazdan'
‘Bizimle karakola kadar gelip ifade vermeniz gerekiyor'
‘Tamam, geliriz yalnız kızın durumunu görüyorsunuz. Hele bir hastaneye gidelim, kızı hastaneye yatıralım ondan sonra gelip ifade veririz'
O anda Ayşe, elindeki camı bırakıp ‘Anneme nasıl kıydınız?’ diye bağırdı. Ardından da annesinin üzerine kapaklanarak ağladı. Bir taraftan ağlıyor, bir taraftan kahkahayla gülüyordu.
‘İşte gördünüz kızın durumunu memur bey’ dedi İkram ‘Annesinin ölümünden sonra aklını kaybetti'
‘Kızı hastaneye yatırdıktan sonra karakola gelmeyi ihmal etmeyin' dedi polis memuru. Daha sonra da otopsi yapılması için maktulü alıp götürdüler.
Ambülans gelmişti ama Ayşe binmek istemiyordu. Görevlilere direniyor ‘Anne, anne beni götürüyorlar anne, söyle onlara götürmesinler beni anne’ diyordu.
‘Kızım, annen öldü' dedi Serap ona sarılarak.
Ayşe, ona gözleri kaymış bir şekilde baktı. Ardından onu kendinden iterek:
‘Sen kimsin, ben seni tanımıyorum' dedi ağzından sular akarak.
‘Kızım, ben komşunuz Serap. Hani bana ikinci annem diyordun ya’
‘Ne annesi, benim annem' dedikten sonra duraksadı. Ardından saçını başını yolmaya çalıştı.
‘Yardım edin, kız kendine zarar verecek' dedi Serap, çırpınarak.
Ambülâns görevlileri Ayşe'yi sakinleştirmek için iğne yapmak zorunda kaldılar.
Bölüm 2
‘Baba öyle mutluyum ki’ dedi Mustafa malikânenin içinde dans ederek ‘Yıllar evvel gönlüme düşen kız. Ummadığım bir şekilde karşıma çıktı’
‘Annen öldükten sonra ilk defa bu kadar mutlu görüyorum seni’ dedi babası mutlulukla ona bakarak.
“Evet, mutluyum baba. Hem de hiç mutlu olmadığım kadar mutluyum. Birde kızı gidip annesinden isteyebilsek daha da çok mutlu olacağım'
‘O da olur oğlum, inşallah o da olur. Sen yeter ki içine kapanma. Sen içine kapandıkça bende seninle birlikte kahroluyorum'
‘Bundan sonra olmayacak baba. Yeter ki o kız benim olsun, başka bir şey istemem baba'
‘Canım oğlum, sen beni güldürdün ya daha başka ne isteyebilirim Allah Teâlâ’dan'
‘O zaman hemen gidip isteyelim baba'
‘Dur hele oğul, daha hazırlığımız yok. Hazırlık yapmadan nasıl gidip isteyelim’
‘Ne hazırlığı baba, gidip kızı isteyeceğiz işte'
‘Heyecanını anlıyorum ama hazırlık yapmadan gidip kızı istesek demezler mi hazırlık yapmadan gelmişler'
‘Onlar bir şey demezler baba, o yüzden gidip hemen isteyelim’
‘Sen beni dinlemiyor musun oğlum, hazırlığımız yok diyorum'
‘Bir çiçek bir de çikolata başka ne hazırlığımız olacak baba'
‘Anlaşıldı, sen beni dinlemeyeceksin' dedi babası. Ardından da odasına gidip hazırlığını yaptı. Geri döndüğünde oğlu bıraktığı yerdeydi.
‘Hele şuna bak hem acele ettiriyor hem de hiç bir hazırlık yapmıyor’ dedi, oğlunun tutumu karşısında.
‘Hemen gidiyorum’ dedi Mustafa gülümseyerek. Üstünü değiştirip geldiğinde ise morali bozuktu.
‘Ne oldu Mustafa, neden moralin bozuk’ dedi babası.
‘Bilmiyorum baba, sanki kötü bir şeyler olacak gibi'
‘Neden öyle düşündün oğlum'
‘Odama üstümü çıkarmaya gittiğimde kalbime ok salınıyor gibi hissettim. Ondan sonra da moralim bozuldu'
‘Hemen şu koyuverme’ dedi babası yarı ciddi yarı şaka karışık bir ifadeyle'
‘Ne bileyim baba, ne zaman böyle hissetsem kötü bir şeyler oluyor'
‘Kalbini temiz tut oğul’
‘Haklısın baba, ama ne bileyim bir kere kötü düşünceler geldi işte"
‘Oğlum, kızı istemeye gideceğiz ama adresini biliyor musun?’ dedi babası.
‘Evet, biliyorum baba. Ayşe ile o gün görüştükten sonra adresini almıştım"
“İyi, o zaman gidip isteyelim kızı"
Baba oğul, burada konuşmayı burada sonlandırarak yola çıktılar. Ayşe'nin mahallesine gelince durdular.
‘İşte burası' dedi Mustafa, ama bir gariplik vardı. Evinin camları tamamen kırılmış, kapısı ise yerinden sökülmüştü.
‘Burası olduğundan emin misin?’ dedi babası.
‘Evet, baba eminim, adres burası'
‘İyi de ev terk edilmiş gibi’
‘Hissetmiştim bir sorun olduğunu’ dedi Mustafa, telaşlı bir şekilde.
‘Dur hele telaş etme' dedi babası ‘Etrafa bir soralım, bakalım ne çıkacak'
Babası etrafına bakındı. Bir kişi oradan geçiyordu. Ona doğru yöneldi. Yanına gittikten sonra da ona:
‘Özür dilerim beyefendi bir şey sormak istiyorum' dedi.
Adam, ona dönerek:
‘Buyur kardeşim, ne istiyorsun?” dedi
Mustafa'nın babası camları kırık evi göstererek:
‘Bu evin sahipleri nerede?’ diye sordu.
Adam, onlara dikkatlice baktıktan sonra:
‘Ne istiyorsun onlardan?’
‘Şey, nasıl diyeceğimi bilemiyorum' dedi Ufuk ‘Oğlum, evin sahibinin kızını görmüş ve çok beğenmiş. Yani anlayacağın kız istemeye geldik'
‘Çok ama çok geç kaldınız’ dedi adam, lafını uzatarak.
‘Neden, ne oldu?’ dedi Ufuk.
‘Bayım, Ayşe'nin annesi öldürüldü' demesiyle Mustafa elindeki çiçeği yere düşürdü. Öldürüldü sözü kalbine bomba etkisi yapmış, elleri ayakları boşalmıştı sanki.
‘Ayşe, Ayşe’ye ne oldu?’ dedi Ufuk.
‘Beyefendi o, maalesef’ dedi adam yutkunarak. Annesini kaybettikten sonra Ayşe'nin aklını kaybettiğini bu yüzden hastaneye yatırıldığını söyleyememişti.