Ve düğün günü…
‘Nihayet sana kavuşabildim’ dedi Mustafa, Ayşe’nin yüzünü aşkla öperek.
‘Sevdiceğim, benim hiç ümidim yoktu. Hele Serap ablamın bizi ayırmak için söylediği sözlerden sonra tamamen ümidimi kaybetmiştim’ dedi Ayşe Mustafa’nın gözlerine aşkla bakarak.
‘Aşk böceğim’ dedi Mustafa, gözlerini kırpıştırarak ‘Ne olursa olsun senden asla ayrılmayacağım, seni hep seveceğim. Bir ömür boyu kalbim her daim seninle olacak’
Onların aşkla konuşurken gelin odasının kapısı çalındı ve içeriğe Şifa Nur girdi. Ardından onlara:
‘Muhabbet kuşları hazırsanız çıkalım, nikâh memuru bizi bekliyor’ dedi onlara.
Şifa Nur önde iki âşık arkada çıktılar gelin odasından. Tam o anda salonda alkış tufanı koptu. Kimisi ılık çalıyor kimisi de alkışlıyordu gelin ve damadı. Alkışlar arasında geçtiler nikâh memurunun karşısına.
‘Sen, Ahmet Hennan kızı Ayşe’ dedi nikâh memuru ‘Ufuk Dikyar oğlu Mustafa’yı eş olarak kabul ediyor musun?’ diye sordu.
Ayşe, nikâh memurunun sorusundan sonra aşkla sevdiceğine baktı, daha sonra da ‘Evet, kabul ediyorum’ dedi.
Nikâh memuru bu seferde Mustafa’ya dönerek ‘Sen, Ufuk Dikyar oğlu Mustafa, Ahmet Hennan kızı Ayşe’yi eş olarak kabul ediyor musun?’ diye sordu.
Mustafa’da tıpkı Ayşe’nin davrandığı gibi davrandıktan sonra ‘Evet, kabul ediyorum’ dedi.
Her ikisinin de evet ’inden sonra nikâh şahitlerine dönerek ‘Sizde şahit misiniz?’ diye sordu onlara.
Onlar da bizde şahidiz dediler Ayşe’nin şahidi Figen ve Mustafa’nın şahidi Mehmet.
Şahitlerin de tasdik etmesi üzerine nikâh memuru:
‘Belediyenin bana verdiği yetki gereğince sizi karı koca ilan ediyorum’ dedi, daha sonra da evlilik cüzdanını Ayşe’ye verdi.
Bir yandan alkış tufanı kopuyor, bir taraftan da Ayşe’ye ‘ayağına bas, ayağına bas’ diye bağırıyorlardı. Bu bağırışlara Ayşe kayıtsız kalmamış Mustafa’nın ayağına basmıştı. Mustafa’da tatlı bir acıyla ‘ah ayağım’ diye sızlanırken nikâh memuru da oradan ayrılmıştı.
Onun çıkmasından iki dakika sonra salonda önce gürültülü bir ses duyuldu, ardından da duman kapladı her tarafı. Davetliler daha ne olduğunu anlayamadan birkaç el silah sesi duyuldu. Daha sonra da ses bombası atıldı.
Ses bombasının atılmasından hemen sonra ortalık bir anda karıştı. Davetliler oradan oraya kaçmaya çalışıyor bir türlü çıkışı bulamıyorlardı. Çünkü salonun tamamını duman kaplamıştı. Bundan dolayı da göz gözü göremez olmuştu. Birkaç dakika sonra da yüzü maskeli iki kişi salona girdi. Niyetleri Ayşe’yi kaçırmaktı. Bu niyetle üzgün ve şaşkın bir şekilde etrafına bakınan gelin ve damada doğru yaklaştılar.
Yüzü maskeli olanlardan ilki tam Ayşe’ye yaklaşmıştı ki Figen karşılarına çıktı. O, maskeli adamların niyetini anlamış bu yüzden de karşılarına çıkmıştı.
‘Bunu yapmanıza izin vermeyeceğim’ dedi ve eline ne geçtiyse maskeli adamlara doğru fırlattı. Onun fırlattığı cam şişelerden biri ilk giren maskeli adama isabet etti. Bu yüzden de o ‘Ah kafam!’ dedi acı içerisinde. Onun sesini duyan Figen bir an duraksadı. Bu ses çok tanıdıktı, evet, evet yanılmıyordu. O duyduğu ses annesinin sesiydi.
Maskeli öbür adam Figen’in duraksamasından faydalanarak hızla ilerledi. Şaşkınca bakan Figen’e hızlı bir yumruk atarak yere serdi. Daha sonra da cebinden tabancayı çıkararak Ayşe’ye doğrulttu. Tam silahını ateşlemişti ki Mustafa onun önüne geçti. Silahtan çıkan mermi Mustafa’ya isabet etmiş Ayşe’nin kucağında yere yığılmıştı.
O, bir kez daha silahını ateşleyecekken bu seferde Üzeyir Bey ona engel oldu. Eliyle adamın eline vurarak silahın yere düşmesini sağladı. Daha sonra da adamın üstüne atlayarak yerde boğuşmaya başladılar. Alt alta üst üste derken maskeli adam ondan kurtulmayı başarmıştı. Lakin maskesi de yere düşmüştü. Bu sefer şaşırma sırası Üzeyir Bey’deydi. Maskesi yere düşen adam abisiydi.
Maskeden kim olduğu belli olmayan kadın diğerine bağırarak:
‘Polat, Polat bey maskeniz, maskeniz düşmüş’ dedi tedirginlikle.
Polat, onu duyacak gibi değildi. Çünkü kardeşine yakalanmış, kim olduğu ortaya çıkmıştı. Evet, o Üzeyir Bey’in kardeşi Ahmet’ti. Diğer maskeli kişi ise Figen’in annesi Serap’tı.
‘Polat Bey, kaçalım’ dedi Serap, ama nafile o çoktan yakalanmıştı.