Onlar aralarında konuşurken Bünyamin aniden ayağa kalktı. Onunla beraber yardakçıları olan üç kişi daha kalktı.
‘Yeter ulan, burası cami mi?’ dedi kükreyerek ‘Seni dinlemek zorunda mıyım?’
Serkan, tam kalkıp ona ve arkadaşlarına müdahale edecekken Vahdet, onun kolundan tutarak engel oldu.
‘Kardeşim, sende bir bizi dinlesen için açılacak’
Bünyamin, Vahdet’in sözünü bitirmesini beklemeden arkadaşlarına kafasıyla işaret edip onun üzerine atladılar. O altta dayak yerken Serkan ilk anda ne olduğunu anlayamamıştı. Vahdet’in dayak yediğini görünce de ayırmaya çalıştı. Fakat olan kendisine oldu. Vahdet’e dayak atan kişiler bu onu bırakıp Serkan’a saldırdılar.
Çıkan sesler karşısında gardiyanlar koğuşun kapısını açarak içeri girdiler. Bellerindeki copları çıkarak kavga edenlere dayak atarak ayırdılar.
‘Kavgayı sen mi çıkardın?’ dedi gardiyanlardan biri Bünyamin’e bakarak.
‘Her şeyi de benden biliyorsun’ dedi Bünyamin, pis pis sırıtarak.
‘Her haltın altından sen çıkıyorsun da ondan’ dedikten sonra Vahdet’e dönerek ‘Hafız, sen yalan söylemezsin. Söyle bakalım kavgayı kim çıkardı?’
Vahdet, olanları anlattıktan sonra:
‘İşte böyle Olcay Bey, kavga Bünyamin yüzünden çıktı’
Olcay gardiyan, Bünyamin’e dönerek:
‘Bir kere de olsa işin için sen çıkma’ dedikten sonra onu ve adamlarını alıp hücreye götürdüler.
Bölüm 30
Üzeyir Bey, ameliyattan sonra yoğun bakıma alınmıştı. Durumu gittikçe iyiye gidiyordu. Buna en çok Şifa Nur sevinmişti. Zira babasının üzüntüsünden neredeyse bir deri bir kemik kalmıştı. Filiz Hanım ise kızından daha dirayetliydi. Zira babasından öyle öğrenmişti. Fakat Serpil’in sözleri onu ikilimde bırakmıştı. Birde Ufuk Bey’in büyük oğlu Mehmet vardı. Kızının peşini bırakmıyordu. O özünde iyi bir insandı, fakat Serpil’in aralarına fitne tohumu ekmesi aralarının bozulmasına sebep olmuştu. Bu yüzden de onun kızının yanında olması çileden çıkmasına sebep oluyordu. En son gelişinde ağzına geleni söylemiş Mehmet’i hastaneye geldiğine pişman etmişti.
Mehmet, son bir kez daha şansını denemek için hastaneye geldi. Etrafa bakıp kimse var mı diye baktı. Ortalıkta ne Filiz Hanım ne de Serpil vardı. Sadece Şifa Nur görünüyordu. O da uzaklara dalmış bir şeyler düşünüyordu.
‘İyi, ortalıkta kimse görünmüyor. Kimse gelmeden Şifa Nur ile konuşayım’ dedi Mehmet kendi kendine. Temkinli adımlarla onun yanına vararak sessizce:
‘Şifa Nur Hanım, sizinle biraz konuşabilir miyim?’ dedi tedirginlikle etrafına bakınarak.
‘Mehmet Bey, burada ne arıyorsunuz. Hem annem sizi görürse…’ daha sözünü tamamlayamadan annesi çıkageldi.
‘Seni bir daha kızımın yanında görürsem doğduğuna pişman ederim. Ha ayrıca o kardeşine de söyle Ayşe’nin peşini bıraksın’ dedi Filiz Hanım burnundan soluyarak.
‘Filiz Hanım, kızınızı sevmekten başka ne yaptım' dedi Mehmet, gözleri dolu bir şekilde ‘Evet, kızınızı seviyorum. Onu ilk gördüğümden beri seviyorum. Sevmek suç mu, eğer sevmek bir suçsa bunu gönülden söylüyorum ki ben suç işledim. Siz kocanızla severek evlenmediniz mi? Şimdiye kadar hissetmediğim duyguları kızınız sayesinde tattım. Şimdi bu duygulardan mahrum kalayım. Açıkça söylüyorum kızınızı seviyorum, ömrüm olduğu müddetçe de sevmeye devam edeceğim’
‘Sus, susmazsan şuracıkta paralarım seni' dedi Filiz Hanım, üst telden konuşarak.
‘Filiz Hanım, ister beni paralayın ister kapınızdan kovun. Bu kalp burada olduğu müddetçe beni kızınızı sevmekten vazgeçiremezsiniz' dedikten sonra Şifa Nur’a dönerek ‘Şifa Nur hanım, size olan aşkımı bu şekilde söylemek istemezdim. İsterdim ki baş başa konuşalım, size olan aşkımı o şekilde söyleyeyim’
O konuşurken Filiz Hanım yüzü asık bir şekilde onu dinliyor, konuşmasını bitirse de bir an evvel gitse diye bakıyordu.
‘Bana bak, kendi isteğinle gitmezsen zorla dışarı attırırım seni'
‘Anne ne olur yapma, bak herkes bize bakıyor' dedi Şifa Nur, annesinin koluna yapışarak