Bölüm 28
‘Baba, Ayşe’yi çok özledim. Acaba ona ne oldu, hatırladığım kadarıyla annesini kaybetmişti’ dedi Mustafa, bunu derken içinde fırtınalar kopuyordu. Onun yanına gitmek için can atıyordu fakat gidemiyordu bir türlü. Çünkü tam toparlandım derken şimdi de bayılmalar başlamıştı.
‘Baba, baba o, o’ dedikten sonra şiddetli bir kasılma tuttu Mustafa’yı. Öyle bir kasılma ki tıpkı Epilepsi hastalarının kasılması gibi bir kasılmaydı.
Mustafa, Ufuk Bey için bir imtihandı. İş stresi bir taraftan oğlu bir taraftan iyice yorulmuştu artık. Fakat yılmamalıydı, yılarsa onunla birlikte ailesi de yok olur giderdi. Çünkü tek destekçileri kendisiydi. On gün evvel büyük oğlu geri dönmüş büyük mutluluk yaşamışlardı. Lakin Üzeyir Bey’in ve Ayşe’nin vurulması mutluluklarının kısa sürmesine sebep olmuştu.
‘Oğlum koş, kardeşine bir şeyler oldu?’ dedi Ufuk, bağıra bağıra.
Mehmet, babasının bağırması üzerine odasından öyle bir fırladı ki az kalsın yere kapaklanacaktı.
‘Ne oldu baba? Kardeşime bir şey mi oldu?’
‘Mehmet, çabuk Mustafa’nın doktorunu ara’
‘Kasılma mı tuttu yine?’
‘Oğlum, soru sormayı bırak ta doktoru ara’
‘Tamam, baba arıyorum’
Bir saat sonra…
‘Maalesef oğlunuz epilepsi hastası. Son zamanlarda kasılmaların ve bayılmaların artması hep epilepsinin belirtisi’
‘Epilepsi neden kaynaklanır?’ dedi Ufuk Bey, üzgün bir şekilde.
‘Hastaların yarısında epilepsinin tanımlanabilir bir nedeni bulunamamaktadır. Diğer yarısında ise, aşağıda yer alan nedenler görülmektedir: Kalıtımsal nedenler: Yaşanılan nöbet türüne ve beynin etkilenen bölümüne göre kategorize edilen bazı epilepsi türleri, genellikle aynı aile üyelerinde görülür. Bu durum, hastalığın genetik yollarla geçtiğini gösterir. Yapılan araştırmalar, bazı epilepsi türlerinin belirli genlere bağlı olarak ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Öte yandan bazı genlerin, epilepsi nöbetini tetikleyen çevresel etkenlerden fazlasıyla etkilenebildiğini ortaya koymaktadır. Kafa travması: Bir trafik kazası geçirmek ya da kafaya farklı bir darbe almaya bağlı olarak oluşan kafa travmaları epilepsiye neden olabilmektedir. Beyin hastalıkları: Beyin tümörü ya da felç geçirme gibi bir beyin hasarı, zamanla epilepsiye neden olabilir. İnme, 35 yaş üstü insanlarda epilepsinin en önemli nedenlerinden birisidir. Bulaşıcı hastalıklar: Menenjit, AIDS ve viral ensefalit şeklindeki bulaşıcı hastalıklar da, epilepsi oluşumuna neden olabilmektedir. Doğum öncesi yaralanma: Anne karnındaki bebekler, annede enfeksiyon oluşması, yetersiz beslenme ve oksijen eksiklikleri gibi çeşitli faktörlerin sebep olabileceği beyin hasarına karşı oldukça korunmasızlardır. Bu gibi sebeplerle beyin hasarı oluşan bebeklerde epilepsi oluşabilmektedir. Gelişimsel problemler: Epilepsi kimi zaman otizm, kimi zaman da nörofibromatozis gibi gelişimsel problemlerle ilişkilendirilebilmektedir’
‘12 yaşlarındayken düşüp başını kırdı. Kafasına yaklaşık olarak otuza yakın dikiş atıldı ’
‘Oğlunuzdaki bu hastalık düşmeden kaynaklanmış gibi görünüyor’ dedi doktor.
‘Doktor bey, kardeşim iyileşebilecek mi?’ dedi doktor.
‘Allah Teâlâ’nın izniyle iyileşecektir. Yalnız şunlara dikkat edin’ dedi doktor. Daha sonra da ‘yaşam tarzında yapılan değişiklikler, sağlıklı bir uyku ve beslenme düzeni de tedavinin bir parçasıdır. Nöbetleri engellemek için tetikleyici çevresel etkenlerden de kaçınmak gerekir. Yanıp sönen, parlak ışıklar, aşırı alkol ve nikotin tüketimi bu etkenlerin başında gelmektedir’
‘Tamam, Nihat bunlara dikkat edeceğiz’
‘Nihat Bey, epilepsi nöbetlerinde nasıl yardım edebiliriz?’ dedi Mehmet.
‘Epilepsi geçiren kişiye yardımcı olmak için öncelikle siz sakin olmalısınız. Kişinin ağzını açmaya ve kasılmalarını durdurmaya çalışmayın. Nöbet geçiren kişiye su vermeye, yüzüne su dökmeye çalışmayın. Mutlaka yan yatırın (böylece olası kusma esnasında mide içeriği nefes borusuna kaçmayacaktır). Kişinin başını yere çarpmayacak şekilde destekleyin. Kravat, kemer, başörtüsü gibi eşyaları gevşetin ve kişinin rahat bir şekilde nefes almasını sağlayın ve 112’ye haber verin’
Doktor muayene yapıp teşhisini yaptıktan sonra gitmişti. O gittikten sonra Mehmet, babasına:
‘Baba, Ayşe’nin durumunu nasıl söyleyeceğiz’ dedi, endişeli bir şekilde.
‘Şimdilik söylemeyelim, söylersek daha da kötüleşebilir’
‘Haklısın da baba’ dedi Mehmet ‘Mustafa sürekli Ayşe’yi sorup duruyor. Bu durumda ne yapacağız’
‘Bilmiyorum oğlum’ dedi Ufuk Bey, oflayarak.
‘Baba, ben bir kez daha gidip konuşmaya çalışacağım. Umarım bu sefer başarılı olurum'
Bölüm 29
Bir ay sonra duruşması yapılacaktı Serkan'ın. Hapse düştüğü ilk günden beri kendini sorguluyordu. Aslında hep sorgulamıştı Fakat baba dediği adam yüzünden bir türlü kurtaramamıştı yakasını bataklıktan.
‘Vahdet abi, biz ne için geldik dünyaya?’ dedi Serkan.
‘Bu sorunun cevabını şöyle anlatayım’ dedi Vahdet. Ardından da ona:
‘Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de, insanının yaratılış sebebini şu ayetiyle bildirmektedir: “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler (beni tanısınlar) diye yarattım.” (Zariyat:56)’
‘Demek ki insanın yaratılış gayesi, Allah’a ibadet etmek ve Onu tanımaktan geçiyor’ dedi Serkan.
‘Evet, aynen öyle’ dedi Vahdet ‘Âlemlerin ve insanın yaratılış hikmetini anlamak için şunları unutmamak ve varlıklara bu açıdan bakmak gerekir: - Allah (cc), âlemdeki sanatlı eserleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek istemektedir. İnsanın yaratılış vazifesi de; kendi sanatının mucizeleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek isteyen yaratıcısına iman edip, Onu, mevcudat aynalarında tecelli eden kutsi isimleri ile tanımaktır. - Allah (cc), şu âlemdeki rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek istemektedir. İnsana düşen ise; rahmetinin güzel nimetleriyle kendini sevdirmek isteyen Rabbi Rahim’ine iman edip, ibadet ile kendini Ona sevdirmektir. - Allah (cc), insana, maddi ve manevi nimetlerini ikram etmektedir. Buna karşı insanın da böyle ikramlarda bulunan ve onu besleyen Şefkatli Rabbine karşı fiiliyle, hâliyle, diliyle, hatta bütün duygu ve organlarıyla şükür ve hamd-ü sena etmesi insanlığının gereğidir. - Allah (cc), şu âlemde yarattığı varlıklarla ilminin ve kudretinin büyüklüğünü göstermektedir. Her bir varlık, o büyüklüğe ve mükemmelliğe kendi kabiliyeti nispetinde bir aynadır. İşte insanın vazifesi; mevcudat aynalarında azametini ve kemalini gösteren Rabbine karşı hayret ve muhabbetle muhatap olmaktır. - Allah (cc), şu âlemde nihayetsiz servet ve hazinelerini sergilemektedir. İnsan da sonsuz cömertliğini, nihayetsiz servet ve hazineleriyle gösteren Rabbine karşı şirk yapmayacak; ihtiyaçlarını kavli ve fiilî duasıyla yalnız Ondan isteyecektir’
‘Allah Teâlâ sizden razı olsun Vahdet abi, seni dinledikçe içim ferahlıyor’ dedi Serkan.
‘İşte Cenabı Hak, yukarıda birkaçını zikrettiğimiz bu yüce gayeler için bu âlemi yaratmış ve insanı bu âleme göndermiştir. Yani yaratılışımızın ve şu anda dünyada bulunmamızın sebebi bu vazifeleri icra etmektir’ dedi Vahdet ‘Bizim cennete veya cehenneme gideceğimizin Allah tarafından bilinmesiyle yukarıda saydığımız gayeler yok olmamaktadır. İşte bu yüzden Cenab-ı Hakk’ın ezelî ilmi ile akıbetimizi bilmesi bizim bu âleme boşuna geldiğimiz manasına gelmez. O hâlde biz: “Kaderimde cennete veya cehenneme gideceğim belli iken bu dünyaya niçin gönderildim?” diyemeyiz. Zira âlemin yaratılmasındaki en yüce gaye, insanların cennete veya cehenneme gitmesi değil, Allah’a iman ve itaattir. Ve yukarıda saydığımız vazifeleri yapmaktır.