Ayşe, adamın konuşmasından sonra şaşırıp kalmıştı. Oysaki karakola şikâyet için gelmiş ne bulmuştu ama yine de adama güvenemiyordu. Bu yüzden de ona:
‘Sizin, beni kandırıp kaçırmayacağınız ne malum’ dedi ve bir iki adım geri gitti.
Ayşe'nin korktuğunu ve bu yüzden geri gittiğini gören adam:
‘Kızım sakın benden korkma. Ben sadece oğluna çare arayan bir babayım’ dedikten sonra ‘Oğlum, şu ilerde bulunan kafeteryada bizi bekliyor. Eğer istersen seni oraya götürebilirim. İçin rahat olması içinde oğlumla konuşmanız bitene kadar yanınızda bekleyeceğim’ dedi.
‘Size nasıl inanmamı bekliyorsunuz’ dedi Ayşe ‘Oğlunuz olduğunu iddia ettiğiniz kişi yüzünden az daha arabanın altında kalacaktım’ dediğinde o gün aklına gelmiş ve hüzünlenmişti.
Ayşe, gencin babası ile konuşurken o sırada, gençte daha fazla tahammül edememiş yerinden kalkmış söylenmeye başlamıştı.
‘Baba ben sana dedim, sana inanmaz diye’ dedi kendi kendine bunu derken dudaklarını yiyor saçı ile oynuyordu.
Onun kalktığını gören kâffe çalışanlarından biri onu durdurarak:
‘Mustafa Bey, babanızın kesin emri var. O gelmeden kalkamazsınız’ dedi, emir verircesine.
Kâffe çalışanının sözü ile tekrar yerine oturmak zorunda kalmıştı genç adam. Otururken de içi içini yiyor, acaba gelecek mi gelmeyecek mi diye kafasında bir sürü soru dolandırıyordu.
O sırada Ayşe, gencin babasına inanmış gibi görünüyor gidip gitmeme konusunda kararsız kalıyordu.
‘Kızım’ dedi, gencin babası, onun karşısında eğilerek ‘Yalvarıyorum sana bir kez konuşsan onunla. Belki fikrin değişir’ dedi, bunu derken Ayşe’nin ellerini sıkı sıkıya tutmuş bırakmıyordu.
Adamın yalvarırcasına konuşması, Ayşe'nin tedirginliğinin tamamen yok olmasına vesile oldu. Bu yüzden ona:
‘Tamam, gidelim’ dedi, adamı yerden kaldırarak.
Adam yerden kalkar kalkmaz Ayşe'nin ellerini bırakarak.
‘Kızım, ricamı kabul etmekle, bu babayı ne kadar mutlu ettiğini bir bilsen’ dedi ve gözyaşlarını tutamayıp ağladı. Ancak ağlaması durunca Ayşe'ye yol gösterebildi. Adam önde Ayşe arkada bir müddet yürüdüler ve bir kâffenin önünde durdular.
Orada, gerçekten de tedirgin bir şekilde oturan yirmi-yirmi beş yaşlarında bir genç vardı. O genç, babasını ve arkasından da Ayşe'nin geldiğini görünce hızlıca ayağa kalktı. Bu arada az kalsın sandalye ile beraber yere düşüyordu.
Onun düşecek olma hali Ayşe’nin gülümsemesine sebep olmuştu. Fakat yanlış anlaşılmasın diye gülümsemesini gizlemişti. Birkaç adım attıktan sonra da durdu ve gözlerine inanamamış bir şekilde:
‘Sen’ dedi şaşkınlıkla. Ardından ona ‘Aman Allah'ım! Mustafa, seni yerde ararken gökte buldum’ dedi, sevgi ile ona bakarak:
‘Ayşe bu sen misin?’ dedi Mustafa, ‘Ne kadar da büyümüş güzelleşmişsin’ derken yüzü kızarmıştı.
Mustafa'nın babası, bir oğluna bakıyor bir Ayşe’ye bakıyordu ‘nereden tanışıyorsunuz’ dercesine.
Mustafa, babasının tuhaf şekilde kendilerine baktığını görünce gülümseyerek:
‘Baba, hatırlarsan eğer 12 sene önce bir kız çocuğunu boğulmaktan son anda kurtarmış, günün kahramanı olmuştum’
‘Evet, hatırladım’ dedi babası ‘Yoksa bu o mu?’ diye sordu, heyecan içerisinde,
‘Evet, baba bu o’ dedi Mustafa, gözleri ışıldayarak;
‘Mustafa’ dedi babası ‘Aradan onca zaman geçmesine rağmen nasıl tanıdın’ diye sorunca Mustafa:
‘Onun her iki yanaklarında da kalbe benzer bir ben vardı, oradan tanıdım’ dedi oğlu.