Annesi, kızının yüzünün kızardığını görmüş, alttan alttan gülmüştü. Bu arada kendi kendine de ‘Sen ne kadar kaçarsan kaç yüzündeki bu kızarmayı gördükten sonra bu işin peşini bırakmayacağım’
‘Aynen öyle Şifanur Hanım, babanızı görmeye geldim’ dedi Mehmet, o da aynı şekilde yüzü kızarmış, bu yüzden Şifanur’un yüzüne bakamamıştı.
Bu durum Filiz Hanım’ın gözlerinden kaçmamıştı.
‘Birde tanımıyorum dersin ha! Resmen adamın içine gireceksin ama farkında değilsin’ dedi, kıs kıs gülerek.
‘Şifanur Hanım, babanız nasıl?’
‘Mehmet Bey, babam ameliyattan çıktı. Fakat durumu kritik’ dedi üzgün bir şekilde ‘Ömer abi, kan verdi ama yetmeyebilir’
‘Kan grubu nedir? Benim kan grubumla uyuşuyorsa kan verebilirim’
‘Ab Rh –‘ dedi Filiz Hanım
‘Benim kan gurubumla aynı, hatta bildiğim kadarıyla Mustafa’nın da kan gurubu aynı’
‘Allah razı olsun, gerçekten kan vermek istiyorsanız kan vereceğiniz yere götürebilirim’ bunu diyen Şifanur’du.
Filiz Hanım araya girerek:
‘Mustafa nasıl, oğlum?’
‘Zar zor yürüyor’ dedi Mehmet ‘Fakat beni görünce öyle hızlı yürüdü ki onu görenler hasta olduğuna inanmazlardı’
‘Ayşe’nin vurulduğunu söylediniz mi?’ dedi Şifanur.
‘Hayır, Şifanur Hanım’ dedi Mehmet ‘Zaten durumu belli, en ufak bir durumda depresyona giriyor. Bu yüzden de söylemedim’
‘Üzeyir’in vurulduğunu kim söyledi sana?’ dedi Filiz Hanım.
‘Ayşe Hanım’ın komşusu Serap Hanım mesaj attı. Bu şekilde haberdar oldum’
‘Ha o mu, lakin Ayşe hastaneden çıktıktan sonra bir daha görmedim’ dedi Filiz Hanım ‘O Üzeyir’in vurulduğunu nereden öğrenmiş olabilir ki?’
‘Anne, hatırlıyor musun Ayşe hastanedeyken bir kız gelmişti. O kız söylemiş olabilir mi?’
‘Serap’ın kızı Figen mi?’
‘Evet, o fakat bu işin içinde başka işler var gibi görünüyor’ dedi Şifanur.
‘Bunu da nereden çıkardınız?’ dedi Mehmet
‘Bakışlarında bir sinsilik vardı sanki’
‘Bir insanı bakışlarıyla veyahut başka bir şeyle yargılamanız ne kadar doğru Şifanur Hanım’ dedi Mehmet.
‘Şimdiye kadar hislerimde hiç yanılmadım, ama umarım bu sefer yanılmışımdır’ dedi Şifanur.
Bölüm 26
‘Hani Emine ve Ayşe’nin bir akrabası yoktu?’ dedi Lokman bağırarak ‘Can düşmanım olan Zübeyr hayattaymış ve sen bunu haber vermedin’
‘Vallahi bilmiyordum Lokman abi, bilseydim söylerdim. Hem biliyorsun yıllarca onlardan sana haber uçurdum. Bir yere gitmemeleri için elimden geleni yaptım. Hatta Emine öldüğünde bile bir şey anlamasınlar diye onların yanından ayrılmayıp teselli ettim’ dedi Serap.
‘Ah kardeşim ah! Babamın evlilik dışından olan kardeşim. Kimseye muhtaç olmayasın diye seni yanıma aldım ve yıllarca herkesten sakladım. Evlendiğinde bile yanındaydım, kimsenin haberi olmadan. Çocuğun olduğunda ilk hediyesini bile ben almıştım. Fakat sen ne yaptın, benim can düşmanımı haber vermedin’
‘Abi, gerçekten bilmiyordum, bilseydim söylerdim’ dedi Serap yalvarırcasına.
‘En ufak bir hatanda senin kim olduğunu eşine ve kızına söyleyeceğimi ta o zaman söylemiştim’
‘Yapma abi, söz bundan sonra bir daha hata yapmayacağım’
‘Sana son bir şans veriyorum’ dedi Lokman ‘Şimdi hastaneye gidecek ve Zübeyr’den haber uçuracaksın. Kimsenin olmadığı bir zamanı kollayacak ve bana haber vereceksin’
‘Tamam, abi sen nasıl istersen’
Serap, Lokman’ın üvey kardeşiydi ve bunu ikisinden başka kimse bilmiyordu. Lokman’ın annesi bile kocasının kendisini aldattığını ve bundan da bir çocuğunun olduğunu bilmiyordu. Lokman ise babasının gizli gizli telefon konuşmalarını duymuş öyle haberi olmuştu bir kardeşinin olduğunu.
O, Serap’ın annesi kanser olup vefat ettikten sonra Serap’ı hizmetçi diye yanına almış daha sonra da kendi eliyle evlendirmiş. İkram’a gelince, onun hiçbir şeyden haberi olmadan evlenmiş Serap’la. Ara sıra şüphelenmiş ama eşini çok sevdiğinden konduramamış.
Lokman’ın emri üzerine hastaneye gitti. Hastanede nerede olduklarını öğrendikten sonra oraya vardı. Onu gören Mehmet:
‘İyi insan söz üstüne gelirmiş’ dedi sesli bir şekilde.
‘Hoş geldin?’ dedi Şifanur, gülümseyerek. Fakat bu gülümseme normal bir gülümseme değildi.
‘Kızım, baban nasıl oldu?’ dedi Serap.
‘İyi, iyi çok şükür’ dedi Şifanur onu geçiştirerek.
‘Ayşe nasıl oldu?’ dedi Serap bu sefer.
‘Oda iyi’ dedi Şifanur, daha sonra da ‘Söyle bakalım babam Ayşe’yi hastaneden çıkardığı zaman sende orada mıydın?’
‘Şey, e, evet’ dedi Serap, bunu derken gözlerini Şifanur’dan kaçırmıştı.
O, Şifanur’un daha fazla soru sormasını engellemek için Filiz Hanım’a döndü ve onunla bir müddet sohbet etti. Daha sonra da koltuklardan birine geçip oturdu.
‘Kaçamak cevap verdiğini gördün mü?’ dedi Şifanur, Mehmet’e.
‘Haklısın, onda bir şey var ama ney’ dedi Mehmet.
‘Onun neyin peşinde olduğunu muhakkak ortaya çıkaracağım’
‘Bende yanındayım, fakat çok dikkatli ol. Bu tür insanların sağı solu belli olmaz’ dedi Mehmet.
‘Gerek yok, ben tek başıma halledebilirim’
‘Şifanur Hanım, bu tür insanları benim kadar tanıyamazsınız’ dedi Mehmet ‘O yüzden bende size yardım edeceğim’
‘Gerek yok dedim ya’
‘Şifanur, inat etme ve yardımımı kabul et’ bu sefer hanım dememiş Şifanur ismini seslice söylemişti.
Onun sesli konuşması Filiz Hanım’ın dikkatini çekmişti. Bu yüzden de Mehmet’e:
‘Ne oldu oğlum?’
‘Yok, bir şey anne beni güldürmek istedi de ondan öyle sesi fazla çıktı’ dedi Şifanur araya girerek.
‘Onların aralarına fitne sokmanın bundan daha iyi zamanı olamazdı’ dedi Serap kendi kendine, daha sonra da Filiz Hanım’a yaklaşarak ‘Bu adamı hiç gözüm tutmadı, bana kalırsa Şifanur’a kötülük yapacak’ dedi fısıldayarak.
‘Onu da nereden çıkardınız Serap Hanım’
‘Baksana nasıl da bakıyor kızına’
‘Haklısın, kötü kötü bakıyor’ dedi Filiz hanım, çaktırmadan Mehmet'e bakarak.
‘Bunun sonunu iyi görmüyorum Filiz Hanım, zaten bunun kardeşi de Ayşe'ye takıntılı. O yüzden aralarına girmezsen kızın da tıpkı Ayşe gibi olur. Sonra demedi deme bak’ dedi Serap sinsice bakarak.
Bir kere insanların arasına fitne girdi mi onun çıkması oldukça zordur. Bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur
"Fitne uykudadır. Uyandırana Allah lanet eder!" (Suyutî, Fethu’l-Kebir, II/280)