Hizmetçilerden biri onu tanımadığı için koşarak yanına geldi ve ona kim olduğunu sordu.
Mehmet, kendini tanıtmadan Ufuk Bey’in kendisini beklediğini söyledi hizmetçiye.
‘Kim geldi diyeyim’ dedi hizmetçi.
‘Uzaktan gelen biri’ deyiverin.
Hizmetçi, onu misafir odasına aldıktan sonra Ufuk Bey’in yanına gitti. O, o sırada Mustafa’yla ilgileniyordu.
Mustafa, uzun bir tedavinin ardından sonra toparlanabilmişti. Bu arada Ayşe’nin de kendine geldiğini öğrenmiş ona kavuşacağı günü sabırla bekliyordu.
‘Ufuk Bey, genç bir beyefendi sizi görmek istiyor?’
‘Kim miş?’ dedi Ufuk Bey.
‘İsmini söylemedi efendim, sadece uzaktan gelen biri dedi’
‘Allah, Allah kim miş?’ dedi Ufuk Bey, ardından da oğlunun odasından çıktı. Tam aşağıya inecekti ki hanımıyla karşı karşıya geldi.
‘Nereye gidiyorsun?’ dedi Gamze Hanım, ona sırnaşarak.
‘Yapma şunu, görecekler bizi’ dedi Ufuk Bey.
‘Görürlerse görsünler’ dedi Gamze Hanım ‘Mustafa’yla ilgilendiğinden beri şöyle baş başa gelemedik’ dediği an bir alkış sesi duydular.
‘Maşallah barekallah, çifte kumrular’ dedi alkışlayan. Bunu diyen Mehmet’ti ve onları gözleri parlayarak izliyordu.
İkisi de dönüp ona baktılar ve bir anda donakaldılar. Yıllardır yollarını bekledikleri büyük oğulları karşılarındaydı.
‘Ne o beklemiyordunuz beni herhalde’ dedi Mehmet ‘Beni istemiyorsanız geri giderim’
‘O, o oğlum’ dedi Gamze Hanım yutkunarak, ardından da koşarak oğluna sarıldı. Bu öyle bir sarılıştı ki yılların hasretini giderircesine.
‘Anne, beni boğuyorsun’ dedi Mehmet, kahkaha atarak ‘küçüklüğümde de böyle sarılıyordun, demek ki sarılman hiç değişmemiş’
Ufuk Bey, Mustafa’nın iyileşmesine mi yoksa Mehmet’in geri dönmesine mi sevinecekti bilemiyordu. İkisi de çifte mutluluk yaşıyorlardı.
‘Baba, sarılmayacak mısın bana?’ dedi Mehmet.
Oğlunun sözlerinden sonra o da tıpkı Gamze Hanım gibi koşarak oğluna sarıldı.
‘Oğlum, oğlum sen haklıydın, sen haklıydın’ dedi Ufuk Bey, hıçkırıklara boğularak.
Dışarıda gelen gülüşme ve ağlama seslerine kulak kesilen Mustafa, ne olduğunu merak ederek yattığı yerden doğruldu. Yavaş adımlarla odasının kapısının önüne vardı. Nihayet gelen sesleri net bir şekilde duyabiliyordu.
‘Bu, bu abim’ dedi kendi kendine. Ardından da ‘Abi’ dedi bağırarak.
Mehmet, yıllardır özlediği sesi duymuştu. İçi öyle özlem doluydu ki gözleriyle kardeşine özlemle bakmaktan kendini alamıyordu.
‘Abi, abi bu sen misin?’ dedi Mustafa ‘Seni o kadar özledim ki’
‘Evet, benim kardeşim’
Mustafa, yavaş adımlarla abisinin yanına giderek ona:
‘Neden beni yalnız başıma bıraktın. Sen gittikten sonra sorunlarımı tek başıma halletmeye çalıştım, ama olmadı yapamadım. Yapamayınca da her şeyi içime attım. Attıkça da psikolojim bozuldu. Bu yüzden yıllardır tedavi görüyorum’ dedi eliyle yumruk yaparak.
‘Mustafa’m gitmek zorundaydım, gitmeseydim babamla aramız daha da çok açılacaktı. Gittim, gittim ama buraları hiç unutmadım’ dediği anda telefonuna mesaj geldiğine dair bildirim geldi. Bildirim gelince de ‘Özür dilerim kardeşim, bu mesaja bakmak zorundayım’ dedi ve telefonunu eline alarak mesaja baktı. Bakar bakmaz rengi atmış, yüzü düşmüştü.
‘Ne oldu, niçin öyle durgunlaştın?’ dedi babası ‘Yoksa kötü bir şey mi oldu?’
Mehmet, gelen mesajı babasına gösterdikten sonra ‘Kardeşim, şimdi çıkıyorum ama geri geleceğim’ dedi ve hızlı adımlarla evden çıktı.
‘Ufuk, ne oluyor’ dedi Gamze Hanım
‘Mustafa’yı yerine yatır, ondan sonra konuşalım’
Gamze Hanım, Mustafa’nın koluna girerek onu odasına götürdü. Ardından da Ufuk Bey’in yanına geldi.
‘Ne oldu Ufuk, Mehmet neden telaşlı bir şekilde çıktı. Hem o mesajda ne yazıyordu ki senin de rengin attı’
‘Gamze, aşağıya inelim orada konuşalım, burada konuşursak Mustafa duyabilir’
Birlikte aşağıya indikten sonra Ufuk Bey, eşine:
‘Ayşe, Ayşe yaralanmış’
‘Ne demek yaralanmış?’
‘Tam olarak bende bilmiyorum, bildiğim tek şey onun ameliyatta olduğu’