‘Lokman gibi pislik birileri ve mafyavari bir avukat araya girdi mi bal gibi olur’
‘Ondan sonra ne yaptın?’
‘Mahkeme salonundan çıktıktan sonra Lokman’ın boğazına sarıldım’ dedi Üzeyir Bey ‘Güvenlik görevlileri bizi zor ayırdılar. O korkak adam benden şikâyetçi olduğu için birkaç gün nezarethanede kaldım. Çıktıktan sonra kasabaya geri döndüm, ama kurulan tuzaktan habersizdim. Kasabanın girişine yakın Lokman’ın adamları bana pusu kurmuşlar. Tam kasabaya girecektim ki dört bir taraftan ateş açtılar. Birkaç dakika sonra ağır yaralı bir şekilde yere yığıldım. Bana tuzak adamlar öldü diye bırakıp gittiler. Kan kaybından dolayı gözlerim karardı ve ondan sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda hastanede yoğun bakım odasında yatıyordum’
‘Seni hastaneye kim getirmiş?’
‘Şu anki eşim olan Filiz Hanım bulmuş beni’ dedi Üzeyir Bey ‘O zamanlar çobanlık yapıyormuş Filiz Hanım, keçileriyle birlikte oradan geçerken beni kanlar içerisinde görmüş. Görür görmez babasına haber vermiş, babası da ambulansı çağırmış. Doktorlar son anda yetiştirdiklerini söylemiş onlara. Birkaç dakika daha geç kalınsaymış kan kaybından ölebilirmişim’
‘Ne iyi insanlarmış onlar’ dedi Ufuk Bey, güleç bir yüzle.
‘Tam bir ay komada kalmışım, kendime geldiğimde Filiz Hanım’ı gördüm. Şefkatle bana bakıyordu, öyle güzel bakıyordu ki onun bakışları karşısında eridim. Bir anda yaşadıklarım kafamdan uçup gitti’
‘Âşık oldun desene’ dedi Ufuk Bey, eliyle kalp işareti yaparak.
‘İlk eşim olan Saadet Hanım’dan sonra âşık olacağımı hiç düşünmüyordum, ama onun bakışı var ya beni benden aldı götürdü’
‘Senin şu anki gözlerinde ışıltı, gerçekten de şu an ki eşinize âşık olduğunu fevkalade anlatıyor’
‘Birkaç gün daha yoğun bakım odasında kaldıktan sonra beni normal odaya aldılar. Normal odada tedavi görürken Filiz Hanım ve babası Emre Bey sık sık ziyaretime geldiler. Tedavim bitip hastaneden çıktıktan sonra Filiz Hanım’ı babasından istedim. İki ay sonra da düğünümüz oldu. Bu evlilikten de kızım Şifanur dünyaya geldi’
‘Kızınızla da tanışmak isterim’
‘Şu işler bir bitsin ailece geleceğiz zaten’
‘Sen şuna biz geleceğiz diyelim’ dedi Ufuk Bey, muzip bir ifadeyle.
‘Ayşe, hayırlısıyla iyileşsin o zaman gelirsiniz zaten’ dediği anda telefonu çaldı. Telefondaki Ayşe’nin doktoruydu.
‘Üzeyir Bey, Ayşe iyileşti’ dedi sevinçle.
Üzeyir Bey, ani heyecanda ve aşırı sinirlendiğinde burnu kanıyordu, tıpkı Serkan gibi. Bunun sonucunda da baygınlık geçiriyordu.
‘Ne oldu Üzeyir Bey, üzüntülü bir haber mi duydunuz?’ dedi Ufuk Bey, Üzeyir Bey’in durgun olması karşısında.
‘Ayşe, o…’ dedi Üzeyir Bey, daha sonra da burnu kanadı. Ardından da gözleri kararıp baygınlık geçirdi, tam da Ufuk Bey’in kucağına.
‘Üzeyir Bey, kendinize gelin lütfen’ dedi onu sallayarak ‘Söyleyin Ayşe’ye ne oldu? Ona bir şey olursa Mustafa’ma ne derim ben’
‘Ona bir şey olmadı’ dedi Üzeyir Bey, hırıltılı bir şekilde.
‘Oh çok şükür’ dedi Ufuk Bey, daha sonra da ‘Seni hemen hastaneye götürelim’
Bölüm 16
Serap Hanım, Ayşe’nin yüzünü sevgiyle okşadı. Ardından odadan çıktı. O çıktıktan birkaç saniye sonra da Üzeyir Bey’i getirdiler servis odasına tam da Ayşe’nin yan odasına. Ortada Ayşe sağ ve solunda ise baba ve oğul vardı, birbirilerinden habersiz bir şekilde.
O hastaneden çıktıktan sonra vakit kaybetmeden kâğıtta yazılan adrese gitti, niyeti Mustafa’nın kim olduğunu öğrenmekti. Taksiden indikten sonra malikânenin önünde durdu. Parasını verdikten sonra arabadan indi. Birkaç adım attıktan sonra malikâneye şöyle bir göz geçirdi. Gözüne hoş gelmiş olmalı ki ‘mükemmel’ dedi kendi kendine.
‘Çok hoş bir ev değil mi?’ dedi arkadan birisi.
Serap Hanım, bunu beklemediği için korkup havalara zıpladı. Öyle korkmuştu ki korkudan kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
‘Özür dilerim sizi korkuttuğum için’ dedi adam.
Serap, kalbini tuta tuta adama dönerek:
‘Bir insana böyle yaklaşılır mı’ dedi Serap, sitemli bir şekilde ‘Özellikle bir kadına böyle yaklaşılmaz’
‘Haklısınız hanımefendi, özür dilerim arkadan yaklaşıp sizi korkutmamalıydım’
‘Hem siz kimsiniz?’ dedi Serap Hanım ‘Yoksa bu evde mi oturuyorsunuz?’
‘Sayılmaz’ dedi adam ‘Yıllardır yurt dışındaydım, yeni geldim Türkiye’ye’ dedikten sonra da ‘Biliyor musunuz, insanın kendi vatanı gibisi yok. Avrupa uzaktan hoş görünüyor insana ama görünüşte öyle değil. Son dönemlerde ırkçılık ve İslamifobik söylemler oldukça arttı. İsmin Müslüman bir isimse, hele Suriye’den, Afganistan’dan ve sorunlu ülkelerden gidiyorsan, işte o zaman yandın demektir. İşte bu sebeplerden dolayı tasımı tarağımı toplayıp ülkeme geri döndüm’
‘Ne demek sayılmaz, ya bu evde oturuyorsunuzdur, ya da değil’ dedi Serap Hanım, sert bir şekilde.
‘Az önce dediğim gibi yıllardır yurt dışındaydım, yeni geldim ülkemize’
‘Eee peki, bu evde mi oturuyorsunuz?’
‘Evet, bu ev bizim ev. O kadar özlemişim ki’ dedi adam iç geçirerek ‘Yalnız, sadece uzaktan bakabiliyorum’
‘Niye ki’ dedi Serap Hanım.
‘Yıllar evvel adamın biri yüzünden babamla aramız açıldı. O yüzden yıllardır yurt dışındaydım, fakat hem ülkemizin hem de anne ve babama olan hasrete dayanamadım. Orada ne var ne yok satıp geri döndüm’
‘Tamamen dönüş yaptınız yani’
‘Evet, tamamen dönüş yaptım’
‘Peki, şimdi ne yapacaksınız, babanızla barışacak mısınız?’
‘Deneyeceğim ama hiç umudum yok’
‘Umutsuz olmayın beyefendi, belki bakarsınız babanız yumuşar. Sizde böylece hasretini çektiğiniz aile hayatına kavuşursunuz’
‘İnşallah hanımefendi’ dedi adam, daha sonra da ‘Siz ne için buradasınız’ diye sordu.
Bu soru üzerine Serap Hanım, başından geçen olayları anlattıktan sonra:
‘Ayşe’nin üzülmesine daha fazla dayamadım, istedim ki Mustafa Bey’le Ayşe’yi birleştireyim, belki böylece Ayşe’min yüzü gülmüş olur’
‘Serap Hanım, siz bu işi bana bırakın’ dedi adam ‘Ben kardeşimle konuşur onu hastaneye getiririm. O yüzden siz şimdi hastaneye geri dönün’
‘Allah Teala, sizden razı olsun’ dedi Serap Hanım, daha sonra da ona ‘Ben adımı söyledim, fakat siz söylemediniz’
‘Benim adım Mehmet’ dedi adam güler yüzle
‘Tanıştığımıza memnun oldum’ dedi Serap Hanım ‘Öyleyse ben gideyim’
‘Ne ile gideceksiniz’ dedi Mehmet Bey ‘gidecek bir arabanız yoksa sizi hastaneye bırakabilirim. Hem böylece müstakbel gelin adayımızı da görmüş olurum’
‘Tabii ki neden olmasın’ dedi Serap Hanım.
Burada konuşmaları sona ermişti ikisinin de, daha sonra da Mehmet Bey’in arabasına binerek hastaneye gittiler.
Bölüm 17
Lokman, girdiği ihaleleri alamayınca ve bankalarda kredi vermeyince işleri gittikçe kötü gitmeye başladı. Yaptığı malları bile satmakta zorlanıyordu. Bundan dolayı da bazı fabrikalarını satışa çıkarmak zorunda kalmıştı.
‘Lokman, bazı fabrikalarını satışa çıkarmış’ dedi Fikri Bey, hastane odasında
‘Sonunda istediğimiz oldu’ dedi Üzeyir Bey, gülümseyerek ‘Satışa çıkardığı fabrikalarını biz alalım, fakat bizim ismimiz geçmesin’
‘Tamam, Üzeyir Bey’
‘Serkan’ı niçin hastaneye getirmişler?’
Fikri Bey, olanları anlattıktan sonra:
‘Şimdilik müşahede altına almışlar. Anlayacağınız durumu iyiymiş’
‘Ya Ayşe, Ayşe ile yan yana olduğunun farkında mı?’
‘Hayır, farkında değil’
‘İyi, farkında olmaması bizim işimize gelir’