İçeriğe geç

ANNEME NASIL KIYDINIZ

Bölüm 17 · 5 dk okuma

ANNEME NASIL KIYDINIZ

Bölüm 17

BÖLÜM 17

Bu uzun bir hikâye’ dedi Üzeyir Bey ‘Lokman kasabamızın en zengin insanıydı. Edindiği zenginliği faizle elde etmişti. Kasabada borcu olanlar gider ondan para alırlardı, geri ödemesini de fazlasıyla geri vermek zorunda kalırlardı. Borcunu ödeyemeyenlerin ise malı mülkü ne varsa el koyardı. O dönemlerde babam yurt dışından yeni gelmişti. Onun tefecilik yaptığını duyunca oldukça sinirlendi. Halkı onun şerrinden korumak için evden çıktı. Bu arada beni de yanında götürmüştü. Onun kapısına dayandıktan sonra hızla kapısını çaldı. Lokman babamdan oldukça korktuğu için kapıyı açmadı. Onun kapıyı açmadığını gören babam:

‘Ne korkak bir adamsın, korkaklığından kapıya çıkmaya bile korkuyorsun’ dedi bağırarak. Ardından da ona ‘Lokman efendi, ya bu işlerden vazgeçersin ya da beni karşında bulursun’ dedi ve geri döndü. O dönünce bende geri döndüm. Babamın sözlerinden sonra korkudan bir hafta evden çıkamadı, bir hafta sonra ancak çıkabildi. Tabi bu da halkın diline düştü. Herkes onu görünce ‘korkak, korkak’ diye alay etmeye başladılar’

‘Hem de aşırı derecede korkak' dedi Ufuk Bey ‘Kapı çarpması durumunda bile korkuyordu. Biri sert konuştuğunda kaçacak delik arıyordu’

‘O korkak olmasına rağmen evinde aslan kesiliyormuş’ dedi Üzeyir Bey.

‘Bende birkaç kez şahit oldum, eşine ve oğluna bağırdığını. Hatta birde kızı vardı, babası yüzünden evden kaçmış. Bugün olmuş halen daha nerede olduğu belli değil’

‘Onun bir kızı olduğunu bilmiyordum’ dedi Üzeyir Bey, şaşırarak. Daha sonra da Ufuk Bey’e ‘Serkan’ı benden kaçırdığı gibi kim bilir o kızı kimden kaçırmıştır’

‘Aynen senin düşündüğün gibi’ dedi Ufuk Bey.

‘Nasıl, o kızı da mı kaçırmış?’

‘Evet, o kızı da kaçırmış’ dedi Ufuk Bey ‘Bir gün onların evindeyken ağzından kaçırdı. Sonra da şaka yaptım dedi, ama mimiklerinden şaka yapmadığı belli oluyordu’

‘Vay şerefsiz, demek oğlumu kaçırdığı gibi kızı da bir başka aileden kaçırmış’

‘Biliyor musun Lokman’ın hanımı kendi kızı olduğunu zannediyor, oysaki kendi kızı değil’

Bölüm 14

‘Kızım, kızımı istiyorum’ dedi Lokman’ın hanımı Berna Hanım

‘Sus be kadın, Zerrin kaçıp gitti sen halen daha onun ismini anıyorsun’

‘Kızım, senin yüzünden kaçıp gitti. Çocukluğundan beri o kadar eziyet ettin ki kızım sonunda dayanamayıp kaçıp gitti’ dedi Beyhan Hanım, gözyaşını silerek ‘Anlamıyorum, bir insan kendi öz kızına ve oğluna nasıl kötü davranabilir’

Beyhan Hanım, sadece Zerrin’i değil Serkan’ı da kendi çocuğu zannediyordu.

‘Dır dır edip durma be kadın, bulacağız kızını’ bunu derken alttan alta da asla bulamayacaksın diyordu kendi kendine, bunun sebebi mahzenlerinde gizliydi.

O sırada Serkan içeriye girerek onlara:

‘Siz yine mi kavga ediyorsunuz’ dedi bağırarak ‘Bıktım sizin kavgalarınızdan, eğer evlilik böyleyse olmaz olsun böyle evlilik. Sizin bu kavgalarınızın yüzünden hayatımdan soğudum’ dedi yere oturarak.

‘Oğlum yapma böyle, bak yine burnun kanayacak’ dedi annesi.

Beyhan Hanım haklıydı, çünkü Serkan aşırı sinirlendiğinde veya üzüldüğünde burnu kanıyordu. Bunun sonucunda kendisinden geçip bayılıyordu.

Az sonra Serkan’ın burnu kanadı ve çok geçmeden de gözleri karardı. Ondan sonrasını da hatırlamıyordu. Gözlerini açtığında hastanedeydi. Şu tevafuka bakın ki Ayşe’nin yattığı odanın hemen yanında yatıyordu.

Bölüm 15

‘O sadece eşine ve Serkan’a bağırıp dursun’ dedi Üzeyir Bey ‘O korkaklığı kadar oldukça kindar birisiydi. Halkın ona korkak demesine yol açan babama kin duymaya başlamıştı o günlerde. Babam, onun korkaklığını biliyordu ama kin tuttuğunu bilmiyordu. O yüzden de rahatça dolanıyordu kasaba da oysaki Lokman onun peşindeydi. Bir gün babamı kimsenin olmadığı bir yerde yakalayıp arkasından vurmuş’

‘Onun babanı vurduğunu nasıl öğrendin?’ dedi Ufuk Bey,

‘Babam hasta yatağında anlattı her şeyi. Ardından da ona karşı dikkatli olmamızı vasiyet etti. Birkaç gün sonra da vefat etti. O günden sonra babamın işlerini kardeşimle devraldık ve devam ettik, ta ki kardeşim Fatma Hanım’la evlenene kadar. Her şeye inandığı için zamanla kardeşimle aramız açıldı. O sırada bende yeni evlenmiştim ve eşim hamileydi, yani Serkan’a hamileydi. Öldürülen Fatma Hanım, çok iyi kalpli merhametli biriydi. Yalnız az önce dediğim gibi biraz saftı, her şeye inanıyordu. Onun bu zaafı başına iş aştı ve yıllarca ailesinden uzak yaşamasına sebep oldu. Onunla beraber Ayşe’de süründü, hem de amcasından ve kuzeninden habersiz yaşadı’

‘Lokman, Fatma Hanım’ı nasıl kandırmış ve Serkan onu eline nasıl geçmiş?’ dedi Fikri Bey.

‘Suat, o sırada iş gezisi için yurt dışını çıkmıştı. Bende o sıralar çinili porselen işini yeni kurmuştum ve o işle ilgileniyordum. Bizim yokluğumuzu fırsat bilen Lokman, Fatma Hanım’ı kandırıp onun mal varlığına el koymuş. Bir daha geri dönmesin diye ortaya kan davası var diye bir laf atmış. Buna inanan Fatma Hanım’da o sırada süt emen kızını alıp izini kaybettirmiş’

‘Ya Serkan, o nasıl Lokman’ın eline geçti?’

‘Aynı yalanı benim eşime de söyleyip onu da kandırmaya çalışmış. Fakat eşim onun yalanına pabuç bırakmamış ve onu herkese rezil etmiş. Bunu hazmedemeyen Lokman, adamalarıyla beraber evimi basıp eşimi öldürmüş. Ardından da benim canımı daha çok yakmak için Serkan’ı kaçırıp kendi oğlu gibi yetiştirmiş. Kan davalıyız yalanını ona dikte ederek bana düşman etmiş oğlumu’

‘Aileni Lokman denen o pislikten kurtarmayı hiç denemedin mi?’ dedi Ufuk Bey.

‘İşlerimi yoluna koyup geri döndüm, niyetim ailemi Lokman’dan kurtarmaktı, fakat yetişemedim. Kasabaya gittiğimde eşimin öldürüldüğünü öğrendim, çocuğum ise kaçırılmıştı. Fatma Hanım ve kızı da ortadan kaybolmuştu’

‘Senin için çok zor bir durum olmalı?’ dedi Ufuk Bey.

‘Olanları öğrendikten sonra adeta kan beynime sıçramıştı. Artık öldürmekten başka bir çare bulamıyordum. Bu niyetle silahımı belime takıp yola çıktım. Yolda yaşı yetmişlerde olan Duran amcayla karşılaştım. O kasabamızın en akıllı kişisiydi. Bir derdi olan gidip ona danışırdı. Onun sözlerini tutan kişiler hiçbir zaman mahcup olmazlardı. O elimdeki silahı görünce o silahla ne yapacaksın diye sordu. Bende ona başımdan geçenleri anlattıktan sonra Lokman’ı öldürmeye gittiğimi söyledim. Beni dinleyen Duran amca onu öldürmeyle elime bir şey geçmeyeceğini, böyle yaparsam Allah Teâlâ katında kötü bir şey işleyeceğimi söyledi. Daha sonra da hukuk yoluyla hakkını aramamın doğru olacağını anlattı’

‘Duran amca doğru söylemiş’ dedi Ufuk Bey

‘İşte bundan dolayı vazgeçtim ve bir avukata gidip dava açtım. Sonunda ne oldu biliyor musun?’ dedi Üzeyir Bey.

‘Yoksa davayı Lokman mı kazandı?’

‘Evet, aynen düşündüğün gibi’

‘Ondan her şey beklenir’ dedi Ufuk Bey ‘ama nasıl oldu da o kazandı davayı’ dedi merak içerisinde.

‘Lokman’ın avukatı mafyavari bir avukattı. Ahtapot gibi her yere girip çıkabiliyordu. Artık tehdit mi etti, yoksa rüşvet mi verdi orasını bilemiyorum. Hâkim, Lokman’ın suçsuz olduğuna kanaat getirdi ve beraat kararı verdi. Eşimin intihar ettiğini çocuğumun da kendi kendine kaybolduğuna hükmetti’

‘Bu ne biçim karar’ dedi Ufuk Bey, yüzünü buruşturarak ‘Hiç yürüyemeyen bir bebek kendi kendine kaybolur mu?’

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.