‘Yoksa davayı Lokman mı kazandı?’
‘Evet, aynen düşündüğün gibi’
‘Ama nasıl oldu da onlar kazandılar’
‘Lokman’ın avukatı mafyavari bir avukattı. Ahtapot gibi her yere girip çıkabiliyordu. Artık tehdit mi etti, yoksa rüşvet mi verdi orasını bilemiyorum. Hâkim, Lokman’ın suçsuz olduğuna kanaat getirdi ve beraat kararı verdi. Eşimin intihar ettiğini çocuğumun da kendi kendine kaybolduğuna hükmetti’
‘Bu ne biçim karar’ dedi Fikri ‘Hiç yürüyemeyen bir bebek kendi kendine kaybolur mu?’
‘Lokman gibi pislik birileri araya girdi mi bal gibi olur’
‘Ondan sonra ne yaptın?’
‘Mahkeme salonundan çıktıktan sonra Lokman’ın boğazına sarıldım’ dedi Üzeyir Bey ‘Güvenlik görevlileri bizi zor ayırdılar. O korkak adam benden şikâyetçi olduğu için birkaç gün nezarethanede kaldım. Çıktıktan sonra kasabaya geri döndüm, ama kurulan tuzaktan habersizdim. Kasabanın girişine yakın Lokman’ın adamları bana pusu kurmuşlar. Tam kasabaya girecektim ki dört bir taraftan ateş açtılar. Birkaç dakika sonra ağır yaralı bir şekilde yere yığıldım. Bana tuzak adamlar öldü diye bırakıp gittiler. Kan kaybından dolayı gözlerim karardı ve ondan sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda hastanede yoğun bakım odasında yatıyordum’
‘Seni hastaneye kim getirmiş?’
‘Şu anki eşim olan Filiz Hanım bulmuş beni’ dedi Üzeyir Bey ‘O zamanlar çobanlık yapıyormuş Filiz Hanım, keçileriyle birlikte oradan geçerken beni kanlar içerisinde görmüş. Görür görmez babasına haber vermiş, babası da ambulansı çağırmış. Doktorlar son anda yetiştirdiklerini söylemiş onlara. Birkaç dakika daha geç kalınsaymış kan kaybından ölebilirmişim’
‘Ne iyi insanlarmış onlar’ dedi Fikri Bey.
‘Tam bir ay komada kalmışım, kendime geldiğimde filiz Hanım’ı gördüm. Şefkatle bana bakıyordu, öyle güzel bakıyordu ki onun bakışları karşısında eridim. Bir anda yaşadıklarım kafamdan uçup gitti’
‘Âşık oldun desene’ dedi Fikri Bey.
‘İlk eşim olan Saadet Hanım’dan sonra âşık olacağımı hiç düşünmüyordum, ama onun bakışı var ya beni benden aldı götürdü’
‘Senin şu anki gözlerinde ışıltı, gerçekten de Filiz Hanıma âşık olduğunu fevkalade anlatıyor’
‘Birkaç gün daha yoğun bakım odasında kaldıktan sonra beni normal odaya aldılar. Normal odada tedavi görürken Filiz Hanım ve babası Emre Bey sık sık ziyaretime geldiler. Tedavim bitip hastaneden çıktıktan sonra Filiz Hanım’ı babasından istedim. İki ay sonra da düğünümüz oldu. Bu evlilikten de…’ dediği anda içeriye kızı Şifanur girdi.
‘Baba, yine nerelere kayboldun?’ dedi serzenişli bir ifadeyle ‘Yoksa yine Serkan abimin peşinde misin?’
‘Hangi gün peşinde değildim ki kızım’ dedi Üzeyir Bey.
‘Baba’ dedi Şifanur, babasına sarılarak ‘Umarım, bir gün abimle beraber böyle sarmaş dolaş oluruz’
‘İnşallah Kızım, inşallah’
Bölüm 10
‘Umarım o moruk adamla karşılaşmam’ dedi Serkan, bu sözü söyledikten sonra da içini huzursuzluk kaplamıştı. ‘Ah baba ah!’ dedi kendi kendine ‘Beni düşürdüğün duruma bak. Kan davası uğruna yaşlı kadını öldürdüm. O yetmezmiş gibi birde kızını öldürmemi istiyor. Bugüne kadar huzur bulamadım, bundan sonra da bulacağımı zannetmiyorum’ dedikten sonra da hastaneye vardı. Belindeki silahı göstermeden Ayşe’nin yattığı servise çıktı. Sağına soluna bakındıktan sonra da ‘İyi bari o yaşlı adam yok. Geçen sefer onun yüzünden işimi bitirememiştim’ dedikten sonra birkaç adım atmıştı ki bir kızla çarpıştı. Bu çarpmayla beraber az kalsın silahını yere düşürüyordu.
‘Önüne baksana be adam’ dedi kız.
‘Asıl sen bana çarptın, ben değil’ dedi Serkan, sinirle.
‘Senin lügatinde özür dileme diye bir şey yok mu?’ dedi kız.
‘Sen benim başımın belası mısın?’ dedi Serkan, elini kaldırarak.
‘İmdat! Yetişin bu adam beni öldürecek’ dedi kız, siner gibi yaparak.
‘Bağırma, ne bağırıyorsun’ dedi Serkan, sus işareti yaparak.
‘Yardım edecek kimse yok mu, bu adam beni öldürecek’ dedi kız, yerinde tepinerek.
‘Ne çıngar çıkartıyorsun’ dedi Serkan, kızın ağzını eliyle kapatmaya çalışarak.
‘Bırak beni bırak, bırakmazsan herkese rezil ederim seni’ dedi kız.
‘Sayende rezil oldum senden’ dedi Serkan, ardından kaçarcasına servisten çıktı.
Hastaneden çıktıktan sonra ‘Bu nasıl iş, önce yaşlı adam sonra da tiz sesli bir kız’ dedi kendi kendine. Daha sonra da Lokman’a telefon açarak durumu bildirdi.
Lokman küplere binmişti, son duyduğu sözden dolayı. Bundan önce de son sattığı malların geri geldiğini duymuştu. Malların neden geri geldiğini sorsa da her hangi bir neden söylememişlerdi, işte bu yüzden sinir üstüne sinir katlanmıştı.
‘Ne oldu, yine neye sinirlendin?’ dedi eşi Berna Hanım.
‘Ne olacak, sattığımız mallar yine geri gelmiş’ dedi, suratı asık bir şekilde.
‘Ah Lokman ah! Ben sana ne diyeyim’ dedi Berna Hanım, düşünceli bir şekilde ‘Sana kaç defa söyledim bu işlere girme diye, ama sen beni dinlemedin. Şimdi de yaptıklarının cezasını çekiyorsun. Üstelik seninle beraber bizde çekiyoruz’
‘Sus be kadın’ dedi Lokman, tükürürcesine ‘susmazsan ayaklarımın altına alıp çiğnerim seni’
‘Hangi gün yapmıyorsun ki’ dedi Berna Hanım, serzenişli bir ifadeyle ‘Bugünde yapsan ne yazar, nasıl olsa alıştık’
Onun bu sözlerinden sonra Lokman, sinirlenip tekme tokat dövdü kadını. Onun elinden her zamanki gibi hizmetçiler almış yatağına götürmüşlerdi.
‘Yine mi annemi dövdün?’ dedi Serkan, sinirle.
‘He dövdüm, ne olmuş’ dedi Lokman, pişkin pişkin.
‘Birde pişkin pişkin dövdüm diyorsun baba, senin hiç acıman yok mu?’ dedi Serkan, babasının yüzüne sert bir şekilde bakarak ‘Zaten acıma olsaydı kan davası uğruna o yaşlı kadının canını aldırtmazdın. Üstelik bende sana alet olup can aldım’ bunu derken, öyle pişmanlıkla söylemişti.
‘Galiba seninde canın dayak istiyor’ dedi Lokman, hışımla Serkan’ın üzerine giderek.
‘Vur, zaten hep yaptığın bu değil mi baba’ dedi Serkan, bağırarak. Ortak onun için ok yaydan çıkmışı. Bundan sonra susmayacak, baba bildiği adamın zulmüne göz yummayacaktı.
Bölüm 11
‘Ne yaptın kızım?’ dedi Üzeyir Bey.
‘Seninle anlaştığımız gibi baba, önce çarptım sonra da önüne baksana dedim’ dedikten sonra da Serkan’la aralarında geçen konuşmayı anlattı Şifanur.
‘Aferim sana kızım’ dedi Üzeyir Bey, kızının alnından öperek.’
‘Baba, Ayşe ablam iyileşebilecek mi?’
‘İnşallah iyileşir kızım’ dedi Üzeyir Bey, büyük bir sevgi ile kızına sarılarak ‘Dün doktoruyla konuştum, iyileşme emareleri göstermeye başlamış’
‘Doktoru biliyor mu Ayşe ablamın senin yeğenin olduğunu?’
‘Biliyor kızım, her şeyi anlattım ona’
‘Doktoru, Serap ve İkram Bey’e söylemez mi?’
‘Şimdilik söylemeyecek kızım’
‘Baba, abime gerçekleri ne zaman söyleyeceğiz?’
‘Daha zamanı var kızım, o alçak adamı öyle bir kıvama getireceğim ki, ya kendisi söylemek zorunda kalacak ya da Serkan gerçekleri öğrenmek için araştırma yapacak’
‘Baba, Mustafa abi ne olacak’ dedi Şifanur ‘Babası onu daha iyi tedavi olur diye ….. hastanesine götürmüş. Ayrıca onları hakkında biraz araştırma yaptım, Ufuk Bey’in Mustafa abiden başka bir oğlu daha varmış. Oğluyla yıllar evvel iş meselesi yüzünden araları bozulmuş. Oğlu, kendisine ait olan mal varlığını alarak yurt dışına gitmiş. O günden sonra birbirlerini ne aramış ne de sormuşlar’
‘Şu işe bak’ dedi Üzeyir Bey ‘Ufuk Bey’le kaderimiz aynı. O oğlunun hasretini çekiyor, bende oğlumu gördüğüm halde ona söyleyemiyor, bu şekilde hasretini çekiyorum’