Merhaba, ben geldim. Arayı biraz açar gibi oldum, ama karşılığında bölüm uzun oldu.
Ben yazarken eğlendim, inşallah sizler de seversiniz. Keyifli okumalar trong>
IG: seymaendless / seyma_endless
*
Kerem’in aracından iner inmez adımlarımı Efe’nin olduğu yöne çevirerek ona doğru gittim. Kardeşim gözlerini Kerem’in ardına dikmiş, araç görüş alanımızdan çıkana dek onu dikkatle izlemişti. Onun bu davranışı bana bir kez daha Efe’yi inandırmanın hiç de kolay olmayacağını hatırlatırken, rahat bir tavırla, ‘’Selam,’’ diyerek Efe’nin dikkatini üzerime çektim.
Kardeşim koyu gözlerini bana doğru çevirerek, ’’Selam,’’ dedi. ’’Nereden böyle?’’
Efe’nin ben çıkarken evde olmadığını hatırlayarak, ‘’Kerem ile yemek yedik,’’ diye cevapladım sorusunu. ‘’Peki sen.’’
‘’Arkadaşlarımla takıldım.’’
Kardeşim cevabını ben kadar rahat bir tavırla verirken ellerini rahatça pantolonunun ceplerine daldırdı. Ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladığımızda, ‘’Biz şu Kerem’in ailesiyle ne zaman tanışacağız?‘’ diye sordu.
Efe’ye yandan bir bakış attım. Hem kardeşimi düzeltme gereği duyduğumdan, hem de bu oyuna Kerem gibi benim de özen göstermem gerektiğini artık içselleştirdiğimden, ‘’Şu Kerem değil, sadece Kerem,’’ dedim. ’’Nişanlımdan bahsederken kibar ol lütfen.’’
Kardeşim başını anladığını belli edercesine salladı. Üzerimde baskı oluşturmak için tek kelime dahi etmiyordu ama senelerin verdiği tecrübeyle bu taktiklere artık karnım toktu. ‘’Annemle konuşacağım şimdi. Uygunsa pazar akşamı gelecekler.’’
‘’Vay,’’ dedi Efe. ‘’Demek bu kadar çabuk.’’
Efe’nin bu sözleri bana saatler önce Kerem ile aramızda geçen benzer konuşmayı hatırlattı. Bu yüzden Kerem’in sözlerini taklit etmekte bir sakınca görmedim. ’'Sizden gizli tutmuş olsam da Kerem ile bir süredir birlikteyiz zaten,’’ diye açıkladım. ’‘Çabuk olan bir durum yok. Artık evlenmek istiyoruz ve bu yüzden aileleri tanıştırıyoruz. Bu kadar basit.’’
Bahçenin ortasında birden durup kaldığımızda Efe yine dikkatli gözlerini üzerime çevirdi. İdmanlı olabilirdim ama yine de bu bakışlara karşı direncim ne kadar sürerdi bilmiyordum.
‘’Ne tuhaftır ki gazetelere haber olana kadar evlenmeniz söz konusu değildi.’’
‘’Ne demek söz konusu değildi? Kerem bana o olaydan bir süre önce evlenme teklifi etmişti.’’
Kardeşim bu sözlerimle güldü. Onun bu tavrı karşısında duruşumu bozmamaya gayret ederek ona ciddi bir bakış attım. Ben ki yakında dedemden kalma şirketi yönetecektim, ama kardeşimin önünde yelkenleri suya indirmekten korkuyordum. Hayat böyleydi işte, sevdiklerimiz bize güç verenler olsalar da, karşısında en güçsüz kaldıklarımız da yine onlardı.
Efe birden elimi kavrayarak havaya kaldırdı. Şaşkınca bir ona bir de elime bakarken, hangi noktaya parmak basacağını anlamam uzun sürmedi. Beynim hızla çalışıp bir şeyler uydurmaya başlarken, Efe de tahmin ettiğim sözleri dile getirdi.
‘’Evlenme teklifi var ama yüzük yok… Yüzüğün nerede ablacığım?’’
Elimi Efe’nin tutuşundan kurtardım ve gayet rahat bir tonda, ‘’Parmağımı sıktı. Kerem de genişletmeleri için götürdü,’’ diye yanıtladım. Sonra yüzüme alıngan bir ifade yerleştirerek ekledim.
‘’Ne bu ahiret soruları, Efe?’’ diye sordum kırılgan bir tonda. Eğer gerilip kontrolümü kaybedersem Efe sakladığım bir şeyler olduğunu hemen anlardı. ’’Sen nereye varmaya çalışıyorsun?’’ Kardeşimin yüzündeki maske çatlamaya başlarken alaylı bir tonda devam ettim: ‘’Hayırdır, ben evlenip gideceğim diye üzülüyorsun da, ondan inanmakta zorlanıyor musun?’'
‘’Ne alakası var?’’ diye sordu Efe.
‘’Bilmem,’’ dedim omuz silkerek ve adımlarımı yeniden kapıya çevirdim. ’’Bu tavırların kırıcı. Ne yani? Biri beni sevip evlenmek isteyemez mi?’’
Fazla mı abarttım diye düşünürken, ‘’Saçma saçma konuşma,’’ diye söylendi Efe. ’’Sadece adamı henüz tanımıyorum ve sen nasıl ki beni korumak istiyorsan ben de seni korumak istiyorum.’’
Kapıdan içeri girmeden evvel son kez Efe’ye döndüm ve karşımda küçük bir çocuk varmış gibi saçlarını karıştırdım. ‘’Ben kendimi korurum, ablacığım. Ayrıca Kerem’i tanıdığında sen de ona güveneceksin.’’
Bundan şüphem de yoktu. Kerem nasıl ki aramızdaki şeyin başlangıcı kötü olmasına rağmen sonradan güvenimi kazanabildiyse eminim ki bunu Efe’de de başaracaktı. Kardeşimin daha fazla bir şey söylemesine izin vermedim içeri girdim. Tahmin ettiğim gibi anne ve babam arka bahçede akşam çaylarını içmekteydi. Adımlarımı o tarafa çevirdim ve Efe’nin de beni takip ettiğini hissederken bahçeye çıktım.
‘’Hayırlı akşamlar,’’ diyerek neşeli bir giriş yaptığımda, annemle babamın bakışları anında beni buldu. Annem beni memnuniyetle baştan ayağa süzerken babam da, ‘’Hayırlı akşamlar,’’ diye karşılık verdi. ‘’Hoş geldin.’’
‘’Hoş buldum,’’ diyerek kendimi annemle babamın karşısındaki koltuğa bıraktım ve, ’’Kerem ile yemeğe çıkmıştık,’’ diye açıkladım.
Annemin yüzündeki ifade git gide daha da hoşnut bir hal alırken, babam beni sabırla dinledi. ’'Eğer uygunsa pazar akşamı Kerem’in ailesini akşam yemeğine çağıralım diyorum.’’
’‘Olur!’’
Annemin hevesli çıkışıyla babam ona yandan bir bakış attı. Hemen ardımda ayakta duran Efe, ‘’Yuh,’’ diye geveledi ağzında. Ben ise sadece güldüm. Oysa içten içe gülsem mi ağlasam mı bilemiyordum. Annem bu kadar heveslenmiş ve mutlu olmuşken bir sene sonra boşanma haberimizi aldığında ne olacaktı çok merak ediyordum.
‘’Annen için uygun sanırım kızım. Gelsinler tabii, bir tanışalım.’’
Annem babamın imalı sözlerine hiç aldırmadı. ‘’Gelsinler gelsinler.’’
‘’Anne, insanların yanında da bu kadar hevesli durma. Bir ağırlığımız olsun,’’ dedi Efe.
‘’Bir zahmet, Asuman,’’ diyerek kıkırdadı babam.
‘’Biricik kızım evlenme kararı almış. Tabii ki heyecanlanacağım.’’
Efe de annemin bu sözlerine güldü. ‘’İçinden heyecanlanmayı dene lütfen.’’
Herkese dikkatli bir bakış attım. Pazar günü konusunda hemfikir olduğumuz kanaatine vardıktan sonra, ‘’O zaman ben gidip Kerem’a haber edeyim,’’ diyerek yerimden kalktığım gibi odama çıktım. İlk iş telefonumu elime aldım ve Kerem ile yeni bir konuşma başlatarak mesajımı yazdım.
Pazar akşamı bizdesiniz.
Ben üzerimi değiştirip uyumak için hazırlanırken Kerem’den cevap olarak sadece bir Tamamdır geldi.
İçimi endişenin verdiği bir heyecan ele geçirirken uyuyabilmeyi umarak yatağıma uzandım.
*
Ertesi sabah ailemle güzel bir kahvaltı ettim. Annem yarın için menüyü kafasında tasarlamış misafirlerimizi en iyi şekilde nasıl ağarlayacağımızın planını kurmuştu bile. Sonrasında onu üzeceğim için vicdanım usul usul sızlamaya başlamıştı çoktan.
Kahvaltının ardından odama çıkmamla Melis’in beni mesaj yağmurunu tuttuğunu gördüm ve kendi kendime kıkırdayarak arkadaşımı aradım.
‘’Nasıl geçti yemeğiniz?’’
Melis beni şaşırtmayarak her zaman olduğu gibi selam verme faslını atladı ve direkt aklındaki sorulara cevap bulmaya girişti. Hiçbir imada bulunmadım ve, ‘’Fena değildi,’’ dedim.
‘’Bir şey olmuş,’’ dedi Melis hemen.
Güldüm. ‘’Fenasın.’’
‘’Göbek adım,’’ diyerek güldü Melis de. ‘’Ne oldu? Anlat.’’
‘’Ya her şey iyiydi aslında. Yani ne bileyim, atışıyoruz falan ama bir şekilde anlaşıyoruz. Kerem aslında gayet iyi bir adam,’’ diyerek bu şekilde düşünmeme neden olan şeyleri detaylıca anlattım.
Nihayetinde Melis sesli bir oh çekti. Bir an buna anlam veremeyerek sorgulamak istesem de, arkadaşım sözü ele aldı. ‘’İçim rahatladı, Beren. Yani biliyorsun Kerem ile ortak arkadaşlarımız var ve hakkında bugüne kadar hiç olumsuz bir şey duymadım. Ama anlaşamayacaksın da o bir sene sana zehir olacak diye korkuyordum… Anlattıklarına göre öyle bir şey olmayacak gibi.’’
‘’Öyle gibi,’’ diyerek taklit ettim Melis’i. ’’Yalnız Kerem’e bir soru sordum ve bana kızdı galiba,’’ dedim ve gecenin sonunda yaşananları da böylece anlatmış oldum.
‘’Bu defa jest yapma sırası sende gibi.’’
Melis’in bu sözleriyle o göremese de olumlu anlamda başımı salladım. ‘’Öyle değil mi?’’ diye sordum tereddütle. ‘’Ama nasıl olur ki?’’
‘’Güzel olur,’’ diyerek güldü Melis. Onun söyleyecekleri bu kadardı belki ama ben de Kerem’e küçük bir jest yapsam bana duyduğu saygının karşılıklı olduğunu gösterecekmiş gibi hissediyordum. Ve Kerem’in hep alttan alan taraf olduğuna bakarsak bunu yapmamı cidden hak ediyordu. Buna rağmen aramızdaki mesafenin yok olacağından da korkmuyor değildim. Sonuçta bir yıl sonra yollarımız ayrılacaktı ve ben ister istemez Kerem’e hayatımda ciddi bir yer verip sonrasında onun yokluğuyla üzülmek istemiyordum.
Bu düşüncelerin bir köşeden başlayarak içimi kemirmeye başladığının farkına varırken, şu an için asıl önemli olana odaklanmaya gayret ettim ve, ‘’Tamam,’’ dedim Melis’den ziyade kendi kendime. ‘’O zaman ben Kerem’i kahve içmeye falan götüreyim.’’
‘’Hoş fikir. Onun jestlerini gölgede bırakmadan sen de azcık emek vermiş olursun.’’
‘’Tamam,’’ dedim bir kez daha. ‘’Kapatıyorum. Kerem bugün için başka bir şey planlamadan harekete geçeyim.’’
‘’Aferin arkadaşıma,’’ dedi Melis ve bize iyi günler dileyerek aramayı sonlandırdı.
Konuşmamızın ardından üzerime biraz daha gezmelik bir şeyler giyerek ailemle vedalaşıp evden ayrıldım. Henüz Kerem’i aramamış ya da mesaj atmamıştım. Melis’den Kerem’in adresini öğrenip rotamı onun evine çevirmiştim. Hedefe ulaşmamla telefonumu elime aldım ve Kerem’i aradım. Çok geçmeden beklediğim ses duyuldu.
‘’Alo?’’
‘’Kahve içmek istiyorum,’’ dedim Melis’i taklit edip hiç hal hatır sormadan.
Hattın diğer ucunda önce bir sessizlik oldu. Sonra, ‘’Kahve makineniz mi bozuk?’’ diye sordu Kerem. ‘’Ya da mekan önerisi mi istiyorsun?’’
Güldüm. ‘’Dışarıdayım. Hadi gel.’’
‘’Nasıl?’’ diye sordu Kerem şaşkınca. Sorusuna aldırmadım ve, ‘’Bekliyorum,’’ diyerek telefonu kapattım.
Yan koltuktaki çantamı arka koltuğa atarak beklemeye koyuldum. Kerem’e emrivaki yapacak özgüveni nereden bulmuştum bilmiyordum ama belki de yapmam gereken tam olarak da buydu. Eğer ikimizin de çabalarını yarıştırsak, ben açık arayla geriden gelen kişi olurdum. Ortak bir kararla ortak bir oyuna başvurmuştuk madem, tüm yükü Kerem’in omuzlarına yıkamazdım. Onunla inatlaşacağım diye direnmemeli, sadece olması gerekenlere odaklanıp bir şeyleri biraz akışına bırakmalıydım.
Dakikalar sonra yan koltuğun kapısı açılıp Kerem koltuğa yerleştiğinde, ‘’Selam,’’ dedim.
‘’Merhaba,’’ dedi Kerem güneş gözlüklerini çıkarırken. ’’Bu beklenmedik gelişinizi neye borçluyuz, Beren Hanım?’’
Aracımı çalıştırırken omuz silktim. ‘’Dedim ya, kahve içmek istiyorum.’’
‘’Melis meşgul müydü?’’
‘’Yoo, hep sen mi jest yapacaksın? Bugün de sıra bendeydi.’’
Göz ucuyla gördüğüm kadarıyla Kerem başını salladı. ‘’Seni delirttiğim için üzgünüm kahvesi ısmarlayacaksın yani bana?’’
Kıkırdadım. ’‘Evet.’’
Kerem bir karşılık vermedi. Gününü onun için planlamama razı gelmiş gibi sessizce oturdu yerinde. Bir ara göz ucuyla ona baktığımda, yüzünde halinden memnun olmayan bir ifadeye rastlamadım.
Dakikalar sonra seçtiğim kafeye geldiğimizde beraberce arabadan inerek içeri girdik. Havanın ferahlığı nedeniyle dışarıda oturmayı seçip yerlerimizi aldığımızda bizi bekletmeden gelen garsona iki kahve sipariş verdik. Bakışlarımız buluştuğunda bana beklenti dolu gözlerle bakan Kerem’e, Efe yüzük sordu,’’ dedim. ‘’Yüzük lazım.’’
Kerem bu sözlerimle güldü. ‘’Şimdi anlaşıldı. Bunun için mi çağırdın beni?’’
‘’Ya ne alakası var?’’
‘’Sana yüzük almamı istiyorsun demek.’’ Kerem’in formuna döndüğü bu haliyle belli olurken, senden özel yüzük falan istemiyorum,’’ dedim. ’’Zaten sahte bir nişan törenimiz olacak. Mecbur takacağız birer yüzük.’’
Kerem başını salladı. ‘’Efe yüzük sorduğunda ne dedin?’’
‘’Parmağımı sıkıyor, Kerem genişletmeleri için götürdü, dedim.’’
Karşımdaki adam bu yanıtımla bana takdir eden bir bakış attı. ‘’Bir de entrika kuramam diyordun,’’ dedi.
Kahvelerimiz önümüze bırakılırken garsona teşekkür ettim ve yeniden yalnız kalmamızla, ‘’İnsan o anın heyecanıyla uyduruyor bir şeyler,’’ dedim.
‘’Yalan makinesiyim demiyor da.’’
Kulaklarımı dolduran kelimelerle başımı kahvemden kaldırarak Kerem’e baktım. Bu adama rahat mı batıyordu da, ne zaman ona karşı ılımlı olsam, canımı sıkacak şeyler söylüyordu?
‘’Ya niye benimle uğraşıp duruyorsun?’’
Kerem kahvesinden rahat bir yudum aldı. Sonra koyu gözlerini bana çevirdi ve, ‘’Doğruları söylemek uğraşmak mı oluyor?’’ diyerek soruma soruyla karşılık verdi.
Bunların hepsini beni kızdırmak için yaptığını biliyordum. Ne de olsa öfkelenmemin onu eğlendirdiğini kendi ağzıyla itiraf etmişti. Burdan yürüyerek, ‘’Gayet de uğraşıyorsun,’’ diye direttim. ’’Rahat batıyor sana. Ne zaman seninle güzel güzel konuşsam beni kızdıracak şeyler buluyorsun.’’
Karşımdaki adam bu sözlerime bir karşılık vermek yerine sadece kahvesinden yeni bir yudum aldı. Bu hali beni şaşırtırken, ’‘Bir şey söylemeyecek misin?‘’ diye sordum.
‘’Ne diyebilirim ki?’’ diye sordu Kerem. ‘’Sen doğru teşhisi koymuşsun.’’
Başımı belli belirsiz salladım. ‘’Kendini bilmen ne güzel.’’
Karşımdaki adam bu sözüme sadece bir sırıtışla karşılık verdiğinde benim beynim hızla o noktadan o noktaya atlamaya başlamıştı bile. Bu yüzden sessizliğim hiç uzun sürmedi ve, ‘’Annenlerin tepkisi ne oldu?’’ diye sordum. ’’Yani yarın bize geleceksiniz ya.’’
Kerem aldığı soruyla geriye doğru yaslandı. Önce birkaç saniye sessiz kaldı ve sonra, ‘’Babam çaktırmamaya çalışarak güldü,’’ diye açıkladı. ‘’Annem heyecandan yerinde duramadı. Hangi çiçekleri sevdiğini sordu.’’
Tek kaşımı havaya kaldırdım. ‘’Sen ne dedin?’’
‘’Çiçek işini kendim halledeceğimi söyledim.’’
Ona takdir dolu bir bakış attım. ‘’Güzel kurtarmışsın.’’
‘’Herhalde,’’ diye karşılık verdi Kerem kendini beğenmiş bir şekilde.
Buna bir laf yetiştirmedim ve sıradaki konuya atlayarak, ‘’Annem evleneceğim için çok heyecanlı,’’ dedim. ‘’Boşanacağımızı söylediğimde kahrolacak kadın. Bence biz bir iki ay sonra anlaşamadığımızın sinyalini vermeye başlayalım ki sonra çok şaşırmasınlar.’’
Kerem bu sözlerimle yerinde kıpırdandı. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde ifadesi okunmuyordu. ‘’Bakarız.’’
Geçiştirici sözüyle ona dik dik baktım. ’’Ne demek bokoroz.’’
‘’Benim de annem var. Öyle geçinemiyoruz falan demeye başlarsak o da üzülür.’’
‘’Boşanırken de üzülecek zaten.’’
‘’O zaman bir defa üzülecek,’’ dedi Kerem. ’’Anlaşamıyor gibi davranırsak aylarca üzülür.’’
Bu da bir bakış açısıydı elbette. Hangimizin düşüncesinin daha mantıklı olduğu konusunda onunla tartışabilirdim ama henüz ileride gerçekleşecek şeyler için şimdiden kafa yormamak konusunda ısrarcıydım. Bu yüzden, ‘’Bu da bir bakış açısı,’’ diyerek geçiştirdim.
’‘Peki yarın ne yapacağız? Yani yolu biz mi çizeceğiz yoksa annelerimizi bırakacağız da, istedikleri gibi yapacaklar mı her şeyi?’’
‘’Onu sen söyle,’’ dedi Kerem. ‘’Evlenirken her şeyin nasıl olmasını istiyorsun?’’
Bu zor bir soruydu. Ben de bir gün evlenmeyi ve bunu yaparken neyin nasıl olacağının hayalini kurmuştum kendimce. Ama evlilik sahteyken hayallerimi gerçekleştirmem ne kadar mantıklı olurdu?
‘’Bunun hakkında getireceğim yorum hoşuna gitmeyecektir,’’ diyerek nazikçe gülümsedim ve kahveme uzandım.
‘’Anladım,’’ diyerek başını salladı Kerem. ’’O zaman istersen annelerimize bırakalım. En azından onların hayalleri gerçekleşsin.’’
Kelimeleri telaffuz etmememe rağmen beni anlamış olmasıyla burukça gülümsedim ve sadece başımı sallamakla yetindim.
*
Ertesi gün sanki gözümü açtıktan sadece beş dakika sonra kendimi Kerem’in ailesiyle büyük salonumuzda bulmuşum gibi hissettim. Her şeyin sahte olduğunu göz önünde bulundurunca sabahtan beri neden heyecan yaptığıma bir anlam verememiştim ama en geç Efe’nin Kerem’e olan bakışlarını yakaladığımda asıl sorunun tam da bu olduğunu hatırlamıştım. Biricik kardeşim Kerem’in tam karşısında yerini almış, ona her an avının üzerine atlayacak bir aslan edasıyla bakıyordu. Efe’nin bir hamlede bulunmak için uygun anı kolladığına emindim.
Kerem ise benim aksime halinden oldukça memnun görünüyordu. Evimize attığı ilk adımdan beri kendinden emin duruşundan ve nazik ifadesinden hiç taviz vermemişti. Ben ise yüzüme yapıştırdığım maskenin çatırdamaya başlamasından korkuyordum.
‘’Buyrun, sofraya geçelim.’’
Annemin sesiyle bakışlar ona doğru döndü. Nihayet bir sonraki aşamaya geçiyor olmamız benim için gecenin sonuna bir adım daha yaklaşıyor olduğumuzu çağırıştırırken, sakin bir nefes aldım. Endişelenecek bir şey yoktu. Kerem ile her detayı konuşmuştuk ve olası bir sürpriz durumunda Kerem’in herhangi bir felaketi bertaraf edeceğine olan inancım tamdı.
Anne ve babamın yönlendirmeleriyle sofranın bulunduğu köşeye ulaştığımızda herkes yerini aldı. Annem ve babam baş köşelere geçmiş, Kerem ve Haluk Bey babamın iki yanında yerlerini almışlardı. Sevil Hanım ve Kerem’in kız kardeşlerinden Alara da annemin iki yanına yerleşmişlerdi. Mina, annesinin yanındaydı ve böyleyece Efe’de, bir şekilde hem Kerem’in hem de benim karşımda olacak şekilde konumlandırılmıştı. Akşam yemeği sahnelerine rakip olacak nitelikte bir düzendi!
‘’Ellerinize sağlık, Asuman Hanım. Ne kadar güzel hazırlık yapmışsınız.’’
Sevil Hanım’ın sözleri annemin yüzündeki gülümsemenin genişlemesine neden oldu. ‘’Afiyet olsun, buyrun lütfen.’’
Önümüzdeki birkaç dakika sadece çatal ve bıçakların sesleri işitildi. Kerem ve benim hakkımdaki tüm merak edilen sorular az evvel salonda sorulduğu için, dikkatler nihayet bizim üzerimizden kalkmıştı. Şimdi annem Sevil Hanım ile sohbet ediyor, babam da Haluk Bey ve Kerem ile konuşuyordu. Efe ise Kerem’e dik dik bakmaya yemek arası vermiş olacak ki, ya yemeğiyle ilgileniyor, ya da Kerem’in kardeşleri ile alakadar oluyordu. Ben ise aynı anda her köşeye hakim olmaya çalışıyordum. Bu halim Kerem’in dikkatinden kaçmamış olacak ki, ’‘Sakinleş artık,‘’ diyen fısıltısını işittim.
Bir yandan tabağımla meşgul olurken başımı hafifçe sağa sola salladım. ‘’Elimde değil.’’
Başımı kaldırdığımda Efe’nin dikkatli gözlerinin bizi bulduğunun farkına vardım. Ben ona aynı bakışlarla karşılık verirken Kerem rahat bir şekilde kardeşime doğru sırıttı. Efe’nin bu saçmalığa bir son vermesi için masanın altından bacağına bir tekme atacağım sırada, babamın kurtarıcı sorusu araya girdi.
’’Kızlar, siz de mi babanızla birlikte çalışıyorsunuz?’’
Alara ve Mina bu soruyla başlarını tabaklarından kaldırdılar. ‘’Ben henüz lise son sınıftayım,’’ dedi Mina gülerek.
‘’Ben de okuyorum daha,’’ diye cevapladı Alara.
‘’Öyle mi?’’ dedi annem ilgiyle. ’’Ne okuyorsun?’’
‘’Mimarlık.’’
Bu bizim gibi tekstil alanında çalışan Varol ailesi için biraz alışılmışın dışındaydı. Haluk Bey buna açıklık getirmek istemiş olacak ki, ‘’Alara bizim işlerle pek ilgilenmiyor,’’ diyerek sessizliğini bozdu. ‘’O kendi yolunu çizdi bile.’’ Kerem’in babasının kızına attığı gururlu bakış dikkatimden kaçmadı. Bu gülümsememe neden olurken, ’’Sen ne işle ilgileniyorsun, Efe?’’ diye sordu Haluk Bey.
Şeytani kardeşim bakışlarını Haluk Bey’e çevirdi. İnsan takliti yapmaya karar vermiş olacak ki, ‘’Ben Uluslararası Ticaret mezunuyum,’’ diye cevapladı aldığı soruyu. ’’Ama ben de şirketle pek ilgilenmiyorum.’’
Haluk Bey başını sallayarak babama döndü. ‘’Desenize Beren ve Kerem şirketlerin geleceği.’’
‘’Aynen öyle,’’ dedi babam. Onun da gözlerinde en az Haluk Bey’inki kadar gururlu bir bakış vardı.
Yemekten sonra annemler tekrar salona geçtiler. Efe bir köşede Mina’nın Londra’yla alakalı sorularını yanıtlıyor, Alara da onları dinliyordu. Ben de Kerem ile sakin birkaç dakika geçirebileceğimizi umarak onu bahçeye çıkardım.
‘’Şöyle geçelim mi?’’ diye sordum koltukları göstererek.
‘’Olur.’’
‘’İyi gidiyor değil mi?’’
‘’Evet.’’
‘’İyi iyi,’’ diye mırıldanarak kendimi Kerem’in yanındaki boşluğa bıraktım.
Kerem bana tek kaşını havalandırarak baktı. ’’Hâlâ gergin miyiz biraz?’’
Aldığım soruyla imalı bir şekilde güldüm. ’’Biraz mı?’’
Yanımdaki adamın dudakları hafif bir gülümsemeye ev sahipliği yaptı. ’’Gerilecek bir şey yok artık. Her şey yolunda.’’
Başımı salladım ve Kerem’den ziyade kendimi ikna etmek istercesine, ’’Tamam,’’ dedim. Bu sırada Kerem’in gözleri bir noktaya takıldı, başıyla omuzumun ardındaki noktayı işaret etti. ‘’Kardeş tayfası geliyor.’’
Hemen geriye doğru bir bakış attım ve Efe’nin de geldiğinin görmemle Kerem’e dönerek,
‘’Yaklaşayım mı biraz?’’ diye fısıldadım.
Başını salladı ve daha doğal bir şey yokmuş gibi kolunu açarak, ’‘Gel,‘’ dedi. Kerem’in kolu belimi hafifçe sararken bedenim kardeşlerimize dönük olacak şekilde oturdum.
‘’Rahat mısın?’’ diye sordu Kerem kısık bir sesle.
‘’Hı hı.’’
Bu esnada yanımıza ilk ulaşan Alara oldu. Çoşkulu bir şekilde kendini çaprazımızdaki koltuğa bırakırken, ’’Biz geldik,’’ dedi melodik bir sesle. Bize bakınca ne görüyordu bilmiyordum ama, gördüğünden hoşnut bir hali vardı.
‘’Gelin oturun,’’ diyerek gülümsedim ve Efe ile Mina’nın da yerlerini almasını bekledim. Efe’nin gözleri yine Kerem’i bulduğunda, artık büyüklerin yanında olmadığımızdan olsa gerek, Kerem’in de Efe’ye olan bakışlarında açık bir meydan okuma vardı.
Allah’ım, nolur bu akşamı sağ salim atlatalım!
Sessizliğin ortamı ele geçirmesine izin vermedim ve, ’’Yemekte sormaya fırsatım olmadı,’’ diyerek Mina’ya döndüm. ‘'Ne okumak istediğini biliyor musun, Mina?’’
Mina heyecanla bana döndü. ’’Sanat tarihi.’’
‘’Çok güzel.’’
Tam dudaklarımı aralamış, Alara’ya yönelecektim ki, Efe araya girdi. ‘’Sen ne okudun, Kerem,’’ diyerek duraksadı ve sonra ekledi. ’’Bey.’’
Kerem rahat duruşundan hiç taviz vermedi. ’’Ekonomi.’’
Efe aldığı yanıtla yüzünü ekşittiğinde ona hayretle baktım. Annemizden babamızdan aldığımız terbiye kardeşimi terk etmişti anlaşılan. ’’Klişe… Şirket sana kalacak tabii.’’
Bu sözler Kerem’i yine sıkmamış gibiydi. ’’Kızların ilgi alanları ve hayalleri farklı,’’ diye açıkladı Kerem. ‘’Şirkette çalışmak istemiyorlar. Bu durumda evet, şirketle ben ilgileneceğim.’’
Efe bu sözlerle geriye doğru rahatça yaslandı. Sonra Kerem’e imayla bakıp, '’Kardeşlerin şirketi istemiyor diye memnunsundur tabii,’’ dedi. ‘’Her şey sana kalacak.’’
Kardeşimin sarf ettiği kelimeler hoşuma gitmedi. Sonuçta hatırladığım kadarıyla Kerem’lerde de durum bizimkiyle aynıydı. Şirketle alakadar olmak istemeyen kardeşler haklarını alacak ve hisse sahibi olacaklardı. Durumun bizimkinden farklı olmadığına dikkat çekmek adına, ‘’Bizimki de bana kalacak ya, Efeciğim,’’ dedim kardeşimin ifade şeklini taklit ederek.
‘’Hisselerim olacak ya, ablacığım.’’
Yalnız kaldığımızda Efe’ye bir güzel azar atmam gerektiğinin farkına vardım. Tam dudaklarımı aralamış bir şey diyecektim ki, Kerem araya girdi.
‘’Yani benim karım çalışacak, sen de, kabaca söyleyecek olursam, paraları yiyeceksin.’’
Kerem’in benden karısı olarak bahsetmesi yutkunmama neden oldu. Kalp atışlarım birden hızlanırken, huzursuzca yerimde kıpırdanır gibi oldum ama bu Efe’nin dikkatini çekmedi. Kardeşimin gözlerinde adeta bir şimşek çaktı. Gözleri Kerem’e kitlenirken, yüzünde samimiyetten uzak bir gülümseme var oldu.
‘’Yok ben yemem,’’ dedi Efe imalı bir şekilde. Konunun para olmadığını Alara ve Mina dışında herkes biliyordu.
Kerem’in de gözleri Efe’den bir saniye olsun ayrılmazken o da gülümsedi. ’’Ya?’’
’’Ya!’’ dedi Efe hafif hiddetli bir tonda.
İki adamın bakışmalarıyla çatışması devam ederken, aklıma gelen şeyle yerimden hışımla kalktım. ‘’Ben bi tatlılara bakıp geleyim,’’ dedim ama Kerem’in beni yeniden yanına çekmesiyle saniyeler içerisinde kendimi yerimde buldum. Sonra ellerinde tepsilerle gelen yardımcılarımızı görüp, ‘’Aa geldiler!’’ dedim. ’’Kızlara ikram edelim önce.’’
Alara ve Mina kendilerine uzatılan tatlıları aldılar. ’’Teşekkürler.’’ Bizim de tatlılarımız ikram edilirken, ‘’Abim seviyor diye mi sütlaç yaptırdın yoksa, Beren abla?’’ diye sordu Mina.
Buna hazırlıksız yakalandım. Ne bunun Kerem’in en sevdiği tatlı olduğunu biliyordum, ne de menüye ben eklemiştim. Kerem’e doğru bir bakış attığımda yüzünde bir gülümseme vardı. Bu bilgiyi lehimize kullandım ve, ’’Yakalandım,’’ dedim gülerek. ’’Ben de severim. Küçükken anneannem yapardı,’’ dedim ve sütlaçın karamelize edilmiş üstüne baktım. ‘'Bu biraz farklı gerçi.’’
‘’Ellerinize sağlık,’’ dedi Alara.
Kerem’in gözlerini üzerimde hissetsem de ondan tarafa bakmadım. ’’Afiyet olsun.’’
’‘Sütlaçı görünce aklıma geldi. Anneannem her sütlaç yaptığında Mete de gelirdi.’’
Efe’nin sözleriyle gözlerimi devirmemek için kendimi tuttum. Cidden mi? Cidden on iki yaşımdan kalma hikayelerle Kerem’in damarına basabileceğini mi umuyordu? Kardeşim sandığımdan da aptal bir çocuktu!
‘’Mete kim?’’ diye sordu Mina. Varol kardeşler arasında en meraklı kesinlikle o olmalıydı.
Efe pis pis sırıttı. ’’Ablamın çocukluk aşkı.’’
‘’Yanlış hatırlıyorsun, Efeciğim. Mete benim çocukluk aşkım değildi.’’
‘’Haklısın, o sana aşıktı daha çok.’’
Gülümseyerek kaşığımı tatlıma daldırdım. ’’Bunun konumuzla ne alakası var?’’
Kardeşim masum bir şekilde bakışlarıyla elindeki kaseyi işaret etti ve, ’’Ee sütlaç,’’ dedi sanki bu çok açıklayıcıymış gibi. Sonra oturduğu yerde öne doğru eğildi ve Kerem’e doğru yönelerek anlatmaya koyuldu. ‘’Şimdi bir kere anneannem yine sütlaç yaptı, Mete sütlaç yeme bahanesiyle yine bizim bahçede bitti. Ama asıl niyeti Beren’i görmek…’’
’‘Efe…’’ diyerek araya girmeye çalıştığım sırada Alara da aynını yaptı. ‘’Araya giriyorum ama…’’ dediğinde, ‘’Lütfen gir,’’ diye geveledim ağzımda. ’’Bu bahsi geçen mahalle neresi?’’
Gülümseyerek Alara’ya baktım. ’’Ailemizin doğup büyüdüğü mahalle. Dedem ve babam işleri büyüttükten sonra çıkmışlar mahalleden ama annemin ailesi daha orada.’’
‘’Biz bolluk içinde yaşıyoruz ama köklerimizi unutmadık,’’ dedi Efe.
Ona buruşturduğum yüzümle baktım. Bu çocuk beni deli edecekti! Bir de iyice eski Türk filmlerine bağlayıp, zengin olabilirim ama kalbimi satmadım, deseydi tam olacaktı!
‘’Bir lokma, bir hırkayla mutluyduk biz de tam olsun,’’ diye söylendim kendi kendime. Kerem bunu işitmiş olacak ki, güldü. Ona doğru bir bakış attığım esnada yanaklarımın kızardığını hissettim. Bu da yetmezmiş gibi, ‘’Desene tam birbirlerini bulmuşlar,’’ dedi Alara, sanki gerçekten birbirimizi bulmuştuk da!
’'Bizde de gelenektir mesela, her bayram ailecek dedemin aldığı ilk yazlığa gider, bayramı bir arada geçiririz.’’
Alara’nın bu sözleriyle ‘’Ne güzel,’’ dedi Efe ve sonra kendince asıl konuya döndü. ’’Ne diyorduk? Mete.’’
’'Demiyorduk,‘’ diye itiraz ettim, artık bu gereksiz konuyu kapatmasını umarak.
‘’Diyorduk.’’
’‘Demiyorduk!’’
Kerem’in nihayet yerinde kıpırdandığını hissettim. Elindeki boş kaseyi ortadaki sehpaya bırakırken ona çatık kaşlarla baktım. Ben burada ortam gerilmesin diye ne hallere düşüyordum, adam keyfinden taviz vermeyip sütlaç yiyordu!
Kerem yeniden geriye doğru yaslandı ve eli yeniden belimi bulurken, ‘’Endişelenme, güzelim,’’ dedi ve, ’’Böyle çocuksu şeyleri kıskanacak kadar,’’ diyerek bakışlarını Efe’ye çevirdi. ’’Aptal… değilim çok şükür.’’
Bakışları ve yaptığı vurguyla mesaj yerine ulaşmış olacak ki, Efe’nin köpürmeye başladığı ifadesinden okunur hale geldi. Dudaklarım o şeklini alırken ardından gelen kıkırtımı bastıramadım. Kerem acımamış ve topu Efe’nin kalesine yollamıştı.
Efe sıradaki hamlesine hazırlanırken, Mina yine imdatımıza yetişti. Bunu kasıtlı mı yapıyordu, ya da tamamen tesadüf müydü bilmiyordum, ama Kerem’in küçük kardeşine minnettardım.
‘’Basketbol potası mı o?’’ diye sordu Mina gözleri başımın üzerindeki bir noktaya takılırken.
‘’Evet. Sever misin?’’ diye sordum ben de.
‘’Bayılırım.’’
Başımı salladım ve Efe’ye döndüm. ’’Efe abin sana eşlik etsin.’’
’'Olur,‘’ diyerek hevesle ayaklandı Mina.
‘’Yok artık, Mina,’’ dedi Alara.
‘’Canı sıkılmıştır yanımızda,’’ dedim. ’’Ne olacak sanki? Efe, hadi.’’
Kardeşim ona dönmemle yerinden kalktı. Kerem ve bana son bir bakış attı ve, ‘’Gel abiciğim,’’ dedi robot gibi bir sesle. Evin küçük çocuğu olup şımartılmaya alışmış olan kardeşim, abi olmaktan pek hoşlanmamış gibiydi. ’’Top oynayalım.’’
Kerem’in gülüşü kulaklarımı doldururken, ‘’Ben de onlarla gideyim,’’ diyerek ayaklandı Alara.
En sonunda baş başa kaldığımızda, ‘’Mete demek ha?’’ dedi Kerem soru soran bir tonda.
Başımı eğerek kıkırdadım ve, ‘’Sen de başlama lütfen,’’ diye söylendim.
Kerem bir kez daha güldü ve başını belli belirsiz sallayarak, ’’Gerçekten ilginç bir çocuk,’’ dedi. ‘’Bacak kadar Mete’den mi kıskanacağım seni?’’
Aramızda gerçek bir ilişki olmadığını ve bu yüzden beni zaten kıskanmayacağını hatırlatmaktan kaçındım ve, ‘’Bacak kadar Mete dediğin şimdi yetişkin adam,’’ diye belirttim. ‘’Ama Efe’nin belirtmeyi ihmal ettiği bir şey var ki, Mete artık evli ve çocuklu. Daha lisedeyken çocukken peşimden koştuğu için kendine gülerdi. Yani bana duyduğu ilginin çocuksu bir şey olduğunun yıllar önce farkına vardı.’’
‘’Efe de bu bilgiyi gizli tuttuğu taktirde kıskanacağımı mı umuyor?’’
‘’Cidden aptal bir çocuk,’’ diyerek omuz silktim.
Kerem onaylayıcı bir biçimde baş salladı. ’’Öyleymiş.’’
Kulaklarımı dolduran kelimeyle ona yandan dik bir bakış attım. ‘’Sen kardeşime aptal diyemezsin. Bir tek ben diyebilirim.’’
Yanımdaki adam bu sözlerimle ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı. ’’Tamam.’’
Efe’nin şerrinden bir az olsun uzak kalacağız diye sevinirken, bu mutluluğum uzun sürmedi Saniyeler içerisinde Efe’nin dikkat çekici öksürüğünü işittim ve, ‘’Geldi yine,’’ diye mırıldandım.
‘’Ne oldu ablacığım, rahatsız mı oldun?’’
Efe’ye ifadesizce baktım. Kerem’in Efe’ye verdiği son mesajdan sonra biraz daha üstünlük hissi içimi kapladığı için rahatlamıştım. ’’Evet.’’
‘’Böyle yapma ama,’’ dedi kardeşim ellerini pantolonunun ceplerine daldırırken. Oturmamış, ayakta bizi izliyor, böylece aklınca bize üstünlük taslıyordu. Ama ben bu oyunlara gelmezdim. Aslında gerçekten Efe’nin bu hallerine hiç kanmazdım. Lakin Kerem’in de huyunu suyunu henüz bilmediğim için Efe’nin tavırlarını nasıl karşılayacağını kestiremeyerek ister istemez gerilmiştim. Ama şimdi görüyordum ki, endişelerim yersizdi. Kerem Efe’yi neredeyse ciddiye almıyor gibiydi. Onun bu tavrı bana da güç veriyor, Efe’ye karşı normalde takındığım tavrı bulmama yardımcı oluyordu.
Bakışlarım yeniden Efe’yi bulduğunda kardeşim devam etti. Çocuk resmen hikayemin kötü adam rolünü üstlenmeye meraklı gibi davranıyordu!
‘’Kerem Bey senin kaba biri olduğunu düşünecek. Gerçi o senin her halini biliyordur.’’
‘’Tabii ki,’’ dedi Kerem ilgisiz bir tavırla. ’’Bunun Beren’in sana karşı genel tavrı olduğunu biliyorum.’’ Efe’nin saçma hamlelerinden sıkılmış gibiydi ama kardeşimi tanısa, bu kadarıyla kaldığına şükrederdi.
Kerem’in burada da açık vermemesi Efe’yi iyice kızdırmış olacak ki, ‘’Kerem Bey, sizin de yazlık aşkınız var mıydı?’’ diye sordu. ’’Yoksa siz hep böyle ağırbaşlıydınız da, millet sizden çekiniyor muydu?’’
’‘Efe!’’ dedim uyarıcı bir tonda. Ama Kerem bu oyundan sıkıldığı kadar oyunu bırakmayı da başaramıyor olacak ki, ‘’Ağırbaşlı olmamın insanların benden çekinmesine neden olduğunu sanmıyorum,’’ diye yanıtladı Kerem’in sorusunu. ‘’Öyle olsaydı sen de bana bu soruyu soramazdın sonuçta.’’
‘’Ben başkalarına benzemem.’’
‘’Evet, ablacığım sen bildiğimiz erkeklere benzemiyorsun,’’ dedim Efe’yi dalgaya alarak. Bizim atışmalarımız sıradandı, hep böyleydik, ama en azından Kerem’in yanında böyle çocuksu tavırlar sergilemeyi bırakmalıydı. Bu şekilde anca kendine zarar veriyordu.
‘’Bugünlük klişe cümle kotanı doldurduysan biz içeri geçelim.’’ Kerem’in koluna asıldığım gibi onu ayağa kaldırdım. ‘’Hadi Keremciğim, biz biraz da annemlerle oturalım.’’
Anca Keremciğim sözcüğünü telaffuz edebildiğim için içten içe kendime kızdım ve sevgi sözleri üzerinde biraz daha çalışmam gerektiğini aklıma not ettim.
‘’Ama ne güzel muhabbet ediyorduk, Kerem Bey ile,’’ dedi Efe. Kerem ise ona sırıtarak baktı. ‘’Bey mi?’’ dedi sahte olduğunu bildiğim bir alınganlıkla. Sonra eliyle Efe’nin yanağına uzanarak hafif hafif vurdu. ’’Ben artık abin sayılırım.’’
Efe ona sırıtarak baktı. Dışarıdan bakan birileri için eğleniyor gibi gözükebilirlerdi, ama bakışlarındaki meydan okumayı anca ben görebiliyordum.
‘’Hep bir abim olsun istemiştim,’’ dedi Efe.
Kerem’in eli bu defa Efe’nin boynuyla omuzu arasındaki noktaya kaydı. Her ne kadar basit bir dokunuş gibi dursa da, Kerem’in şu an oraya bir baskı uyguladığını tahmin edebiliyordum. ‘’Ben de hep bir de erkek kardeşim olsaydı derim.’’
‘’Desenize Allah ikimizin de dualarını kabul etti,’’ dedi kardeşim.
İkisinin arasındaki bu sessiz savaşa artık bir son vermem gerektiği kanaatine vararak, ‘’Hı hı, durum onu gösteriyor,’’ diye mırıldandım ve, ’’Hadi, Kerem,’’ diyerek elini tuttuğum gibi onu eve doğru çekiştirdim.
Bunu beklemeyen Efe’nin şaşkın bakışları, Kerem’in yüzündeki sırıtış, ve Kerem’in elini sıkıca kavramış olmam umurumda değildi o an. Ne diyebilirdim ki?
Kardeşim kendi kaşınmıştı ve ne kadar gerilirsem gerileyim, Kerem’in kontrolü elden bırakmayan tavrına bakılırsa, Efe’nin hakkından gelecek gibiydi.
BÖLÜM SONU.
Yeni bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın :)
