Merhabalar, size yeni bölüm getirdim. Planladığım gibi giderse hafta ortası yeni bölümde buluşabiliriz inşallah. Oy ver yorumlarınızla motive etmeye devam ederseniz sevinirim :)
Keyifli okumalar diliyorum trong>
İG: seymaendless / seyma_endless (Bölüm önceleri IG'de alıntı ya da ipucu istiyorsanız buraya bir emoji bırakın)
Çekiştirmelerim sonucunda Kerem ile eve girdiğimizde rahat bir nefes aldım. Tüm akşam Efe’nin bakışlarıyla uyguladığı baskının üzerine bir de artık sözlü olarak savaş açması beni yeterince yormuştu. Annemlerin yanına gittiğimiz takdirde de işime gelen konuşmalar yürüteceğimizi sanmıyordum ama Efe’nin yanında açık verme korkusu yaşamaktansa, annemlerle oturup sahte düğünümü organize etmeyi tercih ederdim.
‘’Benimle yalnız kalmayı bu kadar çok istediğini bilmiyordum.’’
Kulaklarımı dolduran sözlerle kaşlarım havalanırken bakışlarımı bu sözleri sarf eden Kerem’e çevirdim ve onu soru soran gözlerle süzdüm. ‘’O nereden çıktı şimdi?’’
Bahçeye yemek masasının bulunduğu köşeden çıkıldığı için salonda oturan ailelerimizle aramızda yeterince mesafe vardı. Bu mesafeyi korumak adına olduğum yerde durduğumda, ‘’Apar topar içeri çekiştirdiğine göre,’’ diye açıkladı Kerem.
Yüzümü ekşiterek başımı belli belirsiz salladım. ‘’Of saçmalama Kerem!’’ diye söylendim. ’’Ayrıca yalnız falan kalmayacağız. Annemlerin yanına gidiyoruz.’’
Tam yürümek için hareketlendiğimde adeta haykırır gibi, ’’Hayır!’’ diye itiraz etti Kerem.
’‘Ne?’’
Karşımdaki adam bana birkaç saniye boyunca öylece baktı. Sonra gözlerimdeki soru işaretlerini yakalamış olacak ki, ’‘Susadım,‘’ dedi birden. ‘’Su verir misin bana?’’
Su istemesinde yadırganacak bir şey olmasa da o an bu isteği biraz alakasız geldi. Yine de başımı olumlu anlamda salladım ve, ‘’İyi, gel,’’ diye mırıldanarak mutfağa yöneldim. İçeri girdiğimizde beni gören yardımcılarımızdan biri, ‘’Ne istemiştiniz, Beren Hanım?’’ diye sordu.
‘’Su alabilir miyiz lütfen?’’
‘’Tabii ki,’’ diyerek saniyeler içerisinde Kerem’e bir bardak su uzattı. Kerem ise bardağı alır almaz mutfaktan bahçeye çıkan kapıya yönelerek dışarı çıktı. Ben bahçeyi tehlikeli bölge ilan edip buradan kaçınırken, onun yeniden dışarı çıkması bıkkın bir nefes almama neden oldu. Kerem’i takip ettim ve, ‘’Ne yapıyorsun sen?’’ diye sordum dışarı ulaştığımızda.
‘’Bahçeye çıktım,’’ dedi Kerem rahat bir tonda.
’‘Hayır,‘’ diye itiraz ettim ’’Efe rahat vermiyor.’’
Kerem kollarını hafifçe havalandırarak etrafımızı işaret etti. ‘’Bu taraf onların olduğu yeri görmüyor işte,’’ derken adımlarını biraz ilerideki masaya yöneltti. Yine peşinden gittim. Kerem kendini sandalyelerden birine bırakırken, ‘’Kim kiminle yalnız kalmak istiyor acaba,’’ diye mırıldandım.
’'Evet.’’
Kulaklarımı dolduran kelimeyle bir an afalladım. Şaşkınlık bedenimi ele geçirken ağır hareketlerle Kerem’in çaprazındaki sandalyeye oturdum. Benimle yalnız kalmak istediğini mi itiraf etmişti o? Neden istiyordu bunu?
‘’Ne?’’ dedim adeta fısıldar gibi. Şu an kendimi göremiyordum ama Kerem’e şapşal bir ifadeyle baktığıma emindim.
’‘Evet,‘’ dedi Kerem bir kez daha. Tavrı benim aksime oldukça rahattı. ’’Konuşmalıyız.’’
Bu sözüyle şaşkınlığım yerini hafif bir utança bıraktı. Ne beklemiştim ki zaten? Ne olmasını istemiştim? Elbette rahat rahat konuşmak istediğindendi. Sonuçta bizi bir arada tutan kocaman bir sır vardı. Tabii ki gizli saklı konuşmalar da bunun bir parçasıydı.
Utanç da yerini meraka bırakırken, ‘’Ne hakkında?’’ diye sordum.
Kerem suyundan bir yudum aldı. Bardağı aramızdaki masaya bırakırken bedeniyle bana doğru yöneldi ve, ‘’Düşündüm de, işleri annemlerin eline bırakmayalım,’’ dedi. ’’Bizim istediğimiz gibi olsun.’’
İşittiklerime bir anlam veremeyerek ona sorgulayan gözlerle baktım. Daha dün her şeyi annelerimizin organize etmesine izin vereceğimizi konuşmuşken, şimdi neden böyle bir şey söylüyordu? Kaşlarım çatılırken ben de merakla masaya doğru eğildim.
‘’Niye peki?’’
Dudakları hafifçe yana doğru kıvrıldı. Ben ise ifademi hiç bozmadım. ’’Bizi,’’ diyerek sessizliğini bozdu Kerem. ‘’Daha doğrusu seni istemediğin şeylerin içine çekmelerini istemiyorum.’’
Söyledikleriyle ifademin yumuşadığını hissettim. Bunu düşünmesi çok güzeldi. Öne düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken başımı eğdim. Sonra gözlerimi yeniden Kerem’e çevirdim. ‘’Bu çok ince. Teşekkür ederim.’’
Kerem kısaca başını salladı. Yüzündeki ifade daha ciddi bir hal almıştı artık. Bana karşı hep yumuşak bir ifadeyle durduğu için, ciddi ifadesinin bir anlamı olduğunu anlıyordum artık. İtiraz kabul etmiyordu.
‘’O yüzden ne istediğini söyle. Ben sana uymaya çalışırım.’’
Bu defa güldüm ve, ‘’Senin hayallerin yok mu?’’ diye sordum.
‘’Var.’’
‘’Neymiş?’’
‘’Evlenirken evleneceğim kişinin mutlu olması,’’ dedi Kerem kendinden emin bir şekilde ve sonra beni işaret etti. ‘’Bu durumda bu kişi sen oluyorsun ve sakın biz gerçekten evlenmiyoruz deme.’’
Son sözleriyle panikle etrafıma bakındım ve kimselerin olmadığını gördükten sonra, ’‘Sessiz,‘’ diye uyardım Kerem’i.
Buna takılmadı ve, ‘’Anlaşıldı mı?’’ diye sordu.
‘’Anladım anladım,’’ dedim.
Haklıydı aslında. Annelerimizin bizi neyin içerisine çekecekleri belli olmazdı. Mesela ben fazla dikkat çekici ve büyük şeyleri sevmezdim. Gerçek bir evlilik yaparken bile bu tarz şeyleri istemeyecekken sahte bir evliliğe adım atarken hiç ama hiç gereksiz şeylere karışmayı tercih etmiyordum.
’’Ben daha çok sade şeyler seviyorum. O yüzden evet, isteklerimi dile getirmem daha doğru.’’
’‘Güzel,‘’ dedi Kerem işittiklerinden memnun bir şekilde.
Sesli bir nefes aldım. Daha günler önce yanımdaki adama kızarken, şimdi nasıl olmuştu da onunla evlilik planları yapıyordum? Tamam, gerçek bir evlilik değildi zaten, ama bunun çocuk oyuncağı olmadığını söyleyip duran da ben değil miydim? Kerem baştaki şeytanlığının aksine şimdi öyle anlayışlı ve güven vericiydi ki, onu tanıdıkça bu sahte evlilik oyunu git gide kolay geliyordu gözüme. Ama içimi usul usul kemirmeye başlayan bir düşünce de yok değildi. Onunla aynı evi paylaşıp daha çok tanıdığımda ya ona alışırsam ne yapacaktım? Onu bırakmak istemezsem, hatta ve hatta onu seversem ne olacaktı?
Yutkundum. Oynadığımız bu oyunun aslen ne kadar tehlikeli olduğunun şu an farkına varıyordum.
Bakışlarım yeniden Kerem’i bulduğunda sorgulayıcı gözlerle beni izlediğini gördüm. Tek kaşı havalandı. ‘’İyi misin?’’
‘’Hı hı,’’ diye mırıldanarak geçiştirdim. ‘’Kerem,’’ dedim sonra, ama gerisi gelmedi. Düşüncelerimi ona nasıl aktaracağımı bilmiyordum. Zaten ona korkularımı nasıl anlatabilirdim ki? Nasıl olur da, ya beni seversen, ya seni seversem diyebilirdim ki?
‘’Evet,’’ dedi Kerem ilgiyle.
Bir şey diyemedim. Zihnimden geçenleri onunla paylaşamazdım. Bu yüzden sadece gülümsedim ve, ‘’İçeri geçelim mi?’’ diye sordum.
Kerem birkaç saniye öylece yüzüme baktı. Ben her ne kadar gülümseyen ifademi bozmasam da, Kerem söyleyeceğimin bu olduğuna ikna olmamıştı. Ama neyse ki yine de üstelemedi ve benimle birlikte ayaklanarak, ’'Geçelim,‘’ dedi.
Yeniden mutfak kapısından içeri girmek için adımladık. Ama henüz beş adım atamadan Kerem, ‘’Beren?’’ diyerek bileğimi yakaladı ve devam etmeme engel oldu. Yer yer elimi tutmasına artık alışmıştım bu yüzden buna takılmayarak meraklı gözlerimi yüzüne çevirdim.
‘’Bundan sonra bir curcunanın içine atılacağız biliyorsun değil mi?’’ diye sordu Kerem yine o ciddiyetle.
Burukça gülümsedim. ’’Maalesef.’’
‘’Pek ihtimal vermiyorum ama eğer annem seni istemediğin bir şeye ikna etmeye kalkarsa haberim olsun. Ben müsaade etmem.’’
Bu defa gülümsemem geniş bir hal aldı. Bana verdiği güven öyle bir şeydi ki, bir filmin ya da bir romanın beklenmedik dönüm noktası gibiydi. Bu adamın uçuk teklifine evet derken, bana bu denli güven vereceğini asla tahmin edemezdim.
’’Sağ ol,’’ dedim başımı sallayarak. Sonra Kerem’e bilmişçe baktım ve ekledim. ’’Ama hakkımda bilmediğin bir şey var ki, kimse bana istemediğim bir şeyi yaptıramaz.’’
Kerem’in dudakları bu defa ukala bir gülümsemeye ev sahibi oldu. ‘’Benimle evlenmek istediğini biliyordum.’’
Gülümseyen ifademi korudum. ‘’Kerem?’’
Bana doğru bir adım attı. ’’Efendim?’’
Mümkünmüş gibi gülümsemem daha da büyüdü. ’’Şansını çok fena zorluyorsun.’’
‘’Öyle mi?’’
’‘Öyle.’’
Kerem sesli bir iç çekti. ‘’Bu beni anca mutlu eder.’’
Uslanmaz bir çocuğa bakar gibi baktım ona. ’’Bilmez miyim?’’ dedim ve kapıya doğru ilerledim.
*
Ertesi sabah evde ailemle rahat bir kahvaltı ettim. Yine eskisi gibi sofrada huzurlu bir şekilde oturmak iyi gelmişti. Annem istediğini almıştı ve artık meraklı sorularına ya da imalı sözlerine maruz kalmıyordum. Dün Kerem ile salona geçtikten sonra daha rahat bir şekilde topluca sohbet etmiş ve birbirimizi biraz daha tanıyabilmiştik. Kerem’in ailesi o kadar tatlı insanlardı ki, seneye bu vakitlerde onları üzeceğimiz için şimdiden vicdan azabı çekiyordum. Sevil Hanım daha bizim evden çıkmadan bizi cuma akşamı yemeğe davet etmişti. Tahminimce ondan sonra hiçbir şey uzun sürmeyecekti ve kısa bir süre sonra da beni istemeye geleceklerdi.
Zihnime düşen bu düşünceyle klavye üzerinde gezinen parmaklarım duraksadı.
‘’Ne işlere bulaştın böyle, Beren!’’ diye söylendim kendi kendime. Tam bu esnada telefonumdan yükselen bildirim sesiyle gözlerimi o yöne çevirdim. Cep telefonumu elime aldım ve Melis’den yeni bir mesaj olduğunu gördüm.
Meraktayım.
Sırıttım. Melis de cumartesi gününden beri onu ziyarete gelen kuzeniyle meşgul olduğu için henüz dün akşamki yemek hakkında konuşma fırsatımız olmamıştı. Bildiğim kadarıyla kuzeni bu öğlen gidecekti. Bundan yola çıkarak mesajımı tuşladım.
Akşam buyur gel.
Telefonumu yeniden yerine bırakmama fırsat olmadan Melis’den sesli bir mesaj geldi. Beklemeden açtım.
‘’Nesrin ablanın limonlu kekinden isterim. Bir de bol bol detay.’’
İşittiklerimle kıkırdadım ve arkadaşımın mesajını beğenerek pembe bir kalple cevap verdim. Annem ile olan konuşmamıza girerek ona da durumu bildirdim ve mümkünse yardımcımız Nesrin ablanın kek yapmasını istedim.
Nihayetinde telefonumu bir kenara bırakıp tekrar işe döndüğümde saat öğlene geliyordu. Öğleden sonra bir toplantım olacaktı ve o zamana kadar bir ara çıkıp yemek yemeyi de ihmal etmemeliydim. Tam yeni bir dosya açtığım sırada tıklatılan kapımla, ‘’Gir,’’ diye seslendim. Saniyeler sonra Nehir aralanan kapıdan içeri girdi. ‘’Evet,’’ dedim asistanıma doğru gülümseyerek.
‘’Beren Hanım, Kerem Bey geldi.’’
İşittiğimle kaşlarımı çattım. Sonra hızla toparladım ve yeniden gülümsememi takınarak, ‘’Gelsin,’’ diyerek yerimden kalktım. Lakin yerimden kalkmıştım kalkmasına ama ne yapacağımı bilmiyordum. Nehir’e şov yaparak sahte müstakbel nişanlımın boynuna mı atlamalıydım? Yapabilirdim elbette, ama Nehir’in neler döndüğünü çoktan sorgulamaya başladığını tahmin edebiliyordum. Bu konu hakkında bir şeyler düşünmem gerekiyordu.
Odamın ortasına ulaştığımda Kerem de kapıdan içeri girdi. Genişçe gülümsedim hemen ardında Nehir’in de durduğunun farkına varmamla, ‚‘’Hoş geldin,’’ diyerek ellerimi Kerem’e doğru uzattım. Henüz sarılmak istemiyordum ve sadece ellerini tutmak o an için mantıklı gelmişti. Neyse ki Kerem hiç bozuntuya vermedi ve oldukça rahat bir şekilde ellerimi kavradı. ‘’Hoş buldum.’’
‘’Bir isteğiniz var mı, Beren Hanım?’’
O an gerildiğim için Nehir’in bir an önce gitmesini istiyordum. Bakışlarımı anlık ona çevirdim ve, ‘’Şimdilik yok. Teşekkürler,’’ diyerek geçiştirdim. Nehir başını sallayarak odamdan çıktığında omuzlarım çöktü ve kapının kapanma sesini işitmemle, ‘’Nehir ne olacak?’’ diye sordum.
Kerem kaşlarını çattı. ‘’Ne demek Nehir ne olacak?’’
Sorusunu duymazdan geldim. ‘’Neydi adı?’’ diye sordum bu defa ve aklıma gelen isimle, ‘’Begüm!’’ diye haykırdım adeta. ‘’Begüm ne olacak?’’
Kerem derdimi yine anlamamış olacak ki, ‘’Nehir ve Begüm’ün bizimle ne alakaları var?’’ diye sordu. ‘’Asistanlarımız olmaları dışında.’’
Ortada bir sürü soru vardı ama henüz bir cevap yoktu. Yetmezmiş gibi bir soru daha attım ortaya. Bu defa daha açıklayıcı olabilmeyi umdum. ‘’Evlenmemize o ikisi ne diyecek?’’
Karşımdaki adam başını salladı. Elleri pantolonunun ceplerine dalarken, ‘’Evlenmek için Begüm’ün iznine ihtiyaç duymuyorum ama sen çok meraklıysan gelip beni Begüm’den isteyebilirsin. Ben de seni Nehir’den isterim. Yeter ki gönlün olsun.’’
Kerem’e dehşet dolu bir bakış attım ve yumruğumu koluna geçirdim.
Karşımdaki adam bana şaşkınca baktı ve hemen toparladıktan sonra, ’’Ne oluyor?’’ diye sordu kaşların çatarak. ‘’Şiddete de meyillisin anlaşılan.’’
‘’Saçma saçma konuşma o zaman.’’
Kerem derin bir nefes aldı. Sonra etrafta gezinen bakışları beni buldu ve, ‘’O zaman sen de derdini güzellikle anlat,’’ dedi. ’’Evleniyor olmamız Nehir ve Begüm’ü ilgilendirmez.’’
‘’Anlamıyorsun,’’ diyerek başımı sağa sola salladım. Aynı dili konuşuyorduk ama ya buna rağmen birbirimizin dilini anlamıyorduk, ya da Kerem beni anlamak istemiyordu. O an Kerem’e nasıl baktım ve o gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama ifadesi yumuşadı. Bana doğru bir adım attı ve gözleri gözlerimi bulduğunda, ‘’Sakince anlat,’’ dedi yumuşak bir tonda. ‘’Anlayacağım, söz.’’
Bakışlarında ve sesinde sakinleştirici bir şey vardı. Bundan olsa gerek başımı olumlu anlamda salladım ve oturmamız için çalışma masamın önündeki koltukları işaret ettim. Kerem beni takip etti ve karşılıklı koltuklarda yerimizi aldık.
‘’O akşam, yani magazincilere denk geldiğimiz akşam, yanımda Nehir vardı. O anki şaşkınlığıma, ertesi günki öfkeme her şeyime şahit oldu kız. Öncesinde bir ilişimiz olmadığını biliyor. Evleneceğimize inanacak mı sanıyorsun?’’
Dudaklarımdan dökülenlerle Kerem’in aklında soru işaretleri yok olmuş olacak ki, ’‘Anlıyorum,‘’ diye mırıldandı. ‘’Ama neden olmasın? Tatsız bir şekilde tanıştık belki ama bu vesileyle tanıyıp aşık oldun bana… Bu inanılması güç bir şey değil, sonuçta benden bahsediyoruz.’’
Kendini beğenmiş sözleri üzerine ona dik dik baktım ve, ‘’Aynen,’’ dedim. ‘’Ölüyorum sana!’’
Yorgun bir şekilde arkama yaslandım. Kerem ise bana bilmişçe baktı ve, ‘’Tam da böyle anlattığım gibi oldu,’’ dedi sanki gerçekmiş gibi. ‘’Tamam, hadi şöyle diyelim,’’ diyerek oturduğu yerde öne doğru eğildi ve devam etti:
‘’O akşam restoranda karşılaştık, ben bir eşeklik edip nişanlı olduğumuzu iddia ettim. Sonra kendimi affettirmek için jestler yaptım, derken gerçekten kaynaştık ve evlenme kararı aldık. İşte o kadar kaynaştık ki, bak on günde evlenesimiz geldi.’’
Duyduklarımla dudaklarımdan bir kahkahanın firar etmesine engel olamadım. Uzun zamandır gülmediğim kadar içten bir şekilde gülmeye başladığımda Kerem’in ifadesi de yeniden sakin bir hal aldı. Bakışlarında muzip bir ifade gezinirken, ‘’Ne oldu?’’ iye sordu biraz da afallamış bir tonda.
Dudaklarımı birbirine bastırarak birkaç saniye öylece Kerem’e baktım ve sonra, ‘’Eşeklik ettiğinin farkında olman çok güzel,’’ dedim. ‘’Hoşuma gitti.’’
Kerem başını sağa sola sallayarak arkasına yaslandı. ‘’Anca buna takıl zaten.’’
‘’Evet,’’ dedim son heceyi uzatıp. Ardından sırtımı koltuktan ayırdım ve, ’’İnanmaz,’’ dedim asıl konumuza dönerken. ’’Nehir oldukça zeki bir kızdır.’’
‘’İnanır,’’ dedi Kerem kendinden emin bir şekilde. ’’İnandırırız.’’
‘’Nasıl olacak o?’’
‘’Hikayemizi uydurduktan sonra hallolur.’’
‘’Yine yalan ve daha çok yalan,’’ dedim tasvip etmeyen bir tonda. ’’Vicdan azabını geçtim, cehennemi boylayacağız!’’
Kerem bu sözlerim üzerine bana sıkıntılı bir bakış attı. Sonra hafifçe gömleğinin yakasını çekiştirdi ve, ‘’Başka çaremiz yok,’’ dedi.
‘’Hı,’’ diye mırıldanıp başımı salladım. ‘’Öteki tarafta da böyle dersin.’’
Karşımdaki adam da yine arkasına yaslandı. Birkaç saniye öylece birbirimize baktık. Ne dersem diyeyim haklı olduğunu biliyordum. Elbette Nehir’e gerçeği de söyleyebilirdik ama gerçeği ne kadar çok kişi bilirse o kadar tehlikedeydik. Nehir’e güvenmediğimden değildi ama sırrımızı bilenlerin sayısı ne kadar az olursa, o kadar güvende hissedecektim.
‘’Gördün mü bak,’’ diyerek sessizliğimi bozdum. ’’Gazeteler bizden güçlü çift diye bahsetti diye gaza geldin evlenelim dedin, ola ola üç kağıtçı bir çift olduk!’’.
Sözlerim Kerem’in gülmesine neden olurken ben de ona katıldım. Nasıl bir durumun içinde olduğumuzu artık sorgulayamıyordum. Hayat bir senaryo yazıp elimize tutuşturmuştu, biz de itiraz edemeden oynuyorduk. Yerimden kalktım ve, ‘’Bir şey içmek ister misin?’’ diye sordum.
’‘Hayır.’’
Tekrar çalışma masamın başına geçerek yerime oturdum ve Kerem gelmeden evvel kapadığım dosyayı yeniden açtım.
‘’Çalışacak mısın?’’ diye sordu Kerem.
‘’Evet,’’ diye cevapladım sorusunu. ’’Perşembeye kadar hazırlamak istediğim bir dosya var. Planımın dışına çıkamam.’’
‘’Anladım,’’ dedi Kerem. Bir şey içmek istemiyordu ama görünüşe bakılırsa gitmeye de niyeti yoktu. Eninde sonunda onun da işlerinin başına dönmesi gerektiğini hatırladım ve bir şey demeyerek işimin başına döndüm.
İşime ne kadar odaklanabildim bilmiyorum ama bir süre sonra Kerem’in sesini işitmemle unuttuğum varlığını hatırladım. ‘’Efe bir daha bir şey dedi mi?’’
‘’Hayır,’’ diye geveledim ağzımda, bakışlarımı ekrandan ayırmayarak. ’’Fırtına öncesi sessizlik muhtemelen.’’
‘’Ne fena bir çocuk o öyle ya. Bacaksız.’’
Bakışlarımı bir saniyeliğine ekrandan ayırıp Kerem’e baktım. ‘’Kardeşim hakkında böyle konuşamazsın.’’
Kerem ellerini teslim olurcasına kaldırdı. ‘’Haklısın. Kardeşin hakkında bir tek sen kötü konuşabilirsin.’’
‘’Evet’’
Karşımdaki adam yine birkaç saniye sessiz kaldı ama bu uzun sürmedi. ‘’Kızlar seni çok sevmişler.’’
Kardeşlerinden bahsettiğini anlamamla gülümsedim. ‘’Sağ olsunlar. Ben de onları sevdim.’’
Ortama yine bir sessizlik hakim oldu. Birkaç dakika önümdeki işle meşgul olmayı başardım ama nihayetinde araya yine Kerem’in sesi girdi. İlk fırsatta ben de onun ofisine gidip çalışmasına müsaade etmeyecektim!
‘’Bir şey soracağım,’’ dedi Kerem.
Bakışlarımı ekrandan ayırmayarak, ’‘Sor,‘’ diye mırıldandım.
‘’Şimdi biz seni istemeye geleceğiz ya.’’
Duyduklarımla içim bir tuhaf olsa da, bozuntuya vermedim. ‘’Evet?’’
Kerem boğazını temizledi. Sesinden gülümsediği bariz bir şekilde okunurken, ’’Kahveme tuz atacak mısın?’’ diye sordu.
Klavye üzerindeki parmaklarım donup kaldı. Bakışlarımı kaldırıp ekranın üzerinden Kerem’e bir bakış attım ve yan bir şekilde sırıttım. ‘’Zehir katacağım.’’
Kerem aldığı cevapla gözlerini kıstı ve başını olumlu anlamda salladı. ‘‘Yakışır… Ölümümün senin elinden olacağını biliyordum.’’
Yüzümü ekşittim. ‘’Ay Allah korusun!’’
’‘Amin.’’
Bıkkın bir nefes aldım. ‘’İşin gücün yok mu senin?’’ diye sordum huysuzca ve elimle geçiştirici bir hareket yaptım. ’’Gitsene başımdan.’’
Kerem onu açıkça kovmuş olmamdan hiç rahatsız olmuşa benzemiyordu. Bana dümdüz baktı ve‚ ‘’Neden?‘’ diye sordu. ‘’Oyalıyor muyum seni?’’
Gözlerimi kırpıştırdım. Bu sorunun cevabı bariz bir şekilde ortada olsa da, cevaplamadan durmadım. ’‘Evet.’’
Karşımdaki adam başını sallarken dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Gözlerimi kıstım. Yine canımı sıkacak bir laf edecekti. Gidip kendi işleriyle uğraşmak yerine burada oturup benimle uğraşması inanılır gibi değildi.
‘’Demek ben varken işine odaklanamıyorsun.’’
Bu tarz bir lafa hazırlıklı olduğum için hiç bozulmadım ve, ‘’Evet,‘’ dedim omuz silkerek. ‘’Ama sen sen olduğun için değil. Habire konuştuğun için! Susmak bilmedin.’’
‘’Pabuç kadar dilim var ya hani ondandır.’’
Geçenlerde ettiğim sözü hatırlatmasıyla ona yan bir bakış attım ve bu şekilde bir yere varamayacağımı anlayarak diz üstü bilgisayarımı kapadım. ‘’Hiçbir şeyi de unutma zaten.’’
Oturduğum yerden kalktım ve telefonumla çantamı aldım. Kerem de ayaklandı ve, ‘’Nereye?’’ diye sordu.
‘’Yemek yiyeceğim.’’
‘’Birlikte yiyelim mi?’’ diye sordu bu defa, ofisimin kapısını benim için açarken. Dışarı çıktım ve elinde dosyalarla masasına doğru ilerleyen Nehir’e gülümseyerek, ’’Öğle yemeğine,’’ diye bildirdim. Sonra tekrar Kerem’e döndüm ve ağır adımlarla ilerlerken kısa bir an düşünür gibi yaptım. Lakin bu sadece roldü. Kerem sormasa zaten aynı teklif benden gelecekti.
‘’Olur ama soğuk kahve de isterim,’’ dedim.
Sırıttı. Elini bana doğru uzattı ve, ‘’Oldu bil,’’ dedi.
Hayatımdaki en normal ve en doğal şeymiş gibi Kerem’in elini kavradım ve bize dönen bakışlara aldırmayarak Kerem ile birlikte asansöre ilerledim.
Bakışlara aldırmamam, o odamda öylece otururken işime bakmam ve hiç çekinmeden elini tutmam…
Bu oyun artık git gide normal hissettirmeye başlıyordu ve bu hiç iyi bir şey değildi.
BÖLÜM SONU.
Yeni bölümde görüşmek üzere kendinize iyi bakın trong>
