İçeriğe geç

ANLAŞMALI KALPLER

Bölüm 7 · 15 dk okuma

ANLAŞMALI KALPLER

Bölüm 7

BÖLÜM 6 - ''Böyle odunsu davranışlar sana hiç yakışmıyor, Kerem.''

Kerem’den nefret etmiyordum. Ama nefret etmek istiyordum.

Lakin o bunu oldukça zorlaştırıyordu. İçimde bir yerlerde ona olan öfkem sürse de, sonuç olarak teklifini kabul edip onunla evlilik yoluna girmeye karar vermiştim. Kendi verdiğim kararların hıncını da karşımdaki adamdan çıkaramazdım. Her ne kadar beni bu yola sürükleyen onun davranışları olsa da ve her ne kadar öfkemi ona yöneltmek istesem de bu olmazdı.

Kerem yer yer sergilediği tavırların aksine oldukça ağırbaşlı bir adamdı. Eğer yollarımız farklı bir şekilde kesişmiş olsaydı, belki de iyi anlaşabilirdik. Tabii ki bunu ona söylemezdim. Sınırları koruyabilmemiz adına bu gerçeği kendime saklamam daha iyiydi. Bunu geçtim, vardığım bu sonuçtan kendim bile memnun değildim. Çocuksu yanım ciddi anlamda Kerem’den haz etmek istemiyordu.

‘’Bence artık çok uzatmadan ailelerimizi de bir araya getirmeliyiz.’’

Kerem’in sözleriyle bardağımı bırakarak ona tereddüt dolu gözlerle baktım. ‘’Bu kadar çabuk mu?’’

Karşımdaki adamın dudakları yukarı doğru kıvrıldı. ‘’Bizim açımızdan çabuk, ama anlattığımız hikayeye göre birlikteliğimiz bir süredir devam ediyor.’’

Haklı sözlerine bir yeni nokta daha ekledim. ’’Ayrıca kendi aramızda nişanlandık sanıyorlar.’’

‘’Aynen.’’

Ortaya atılan ihtimali birkaç saniye değerlendirdim. Bir yandan aileleri tanıştırarak annemin üzerimde kurduğu gizli baskıdan da kurtulmuş olurdum. Yara bandını hızlıca çekmek gibi olacaktı. Zaten bir yola girmiştik ve işleri hızlandırmak aslında hayatımı daha da kolaylaştırırdı.

Olumlu anlamda başımı salladım. ‘’Tamam öyle yapalım,’’ dedim ve kısa bir an düşündükten sonra, ’’Pazar akşamına ne dersin?’’ diye sordum.

Kerem bunu beklemiyor olacak ki, tek kaşını havalandırdı. ‘’İki gün sonra?’’

Ona gülerek baktım. ‘’Çok mu çabuk?’’

‘’Yok. Sadece bu kadar çabuk ikna olacağını sanmıyordum.’’

‘’Aslında bir an önce her şeyi yoluna koymak adına acele etmek de fayda var,’’ dedim ve duraksadım. Çatalımla belli belirsiz tabağımdakilerle oynarken Kerem’in bakışlarını üzerimde hissetmemle başımı kaldırım ve ona baktım.

’‘Ama?’’ dedi Kerem soru soran bir tonda.

‘’Acele ettiğimiz takdirde bir şeyleri atlayacağızda foyamız ortaya çıkacak diye korkuyorum.’’

Kerem bu sözlerimle bana hafif bir sırıtışla baktı. Ona göre bu endişem yersiz gibiydi. ‘’İkimiz de şirket yönetecek kabiliyette insanlarız, her ayrıntıyı düşüneceğimize eminim.’’

Doğru bir noktaya parmak basmış olsa da, ben o kadar emin değildim. Sonuçta şirkette oyun dolap kurmuyor, işimize bakıyorduk!

‘’Şirket yönetmek başka, entrika kurmak başka!’’ dedim huysuz bir tonda.

Kerem söylediklerimle hafifçe güldü. Benim aksime onun bu derece rahat olması can sıkıcıydı. Neredeyse beni ciddiye almadığını düşünecektim ama onu tanıdığım şu bir haftada buna ihtimal vermemem gerektiğini öğrenmiştim.

‘’Biz entrika kurmuyoruz. Kazança giden yolda bir strateji belirledik ve bunu uyguluyoruz.’’

Ona çatık kaşlarla baktım. Gözleri beni bulduğunda o da bana bilmiş bakışlar attı ama yemedim. ’‘Farklı kelimeler kullanman durumu değiştirmiyor ama.’’

‘’Atlayacağımız bir durum olacağını sanmam. Ayrıca olsa da doğaçlama takılıp uydurulur bir şeyler.’’

Her ne kadar sözlerinde haklı olsa da, ben olaya bu kadar sakin yaklaşamıyordum. Beynim her şeye bir kulp buluyor, sadece felaket senaryoları yazıyordu.

’‘Kerem…’’

Gözlerini tabağından kaldırıp bana baktı. ’‘Evet?’’ Bakışlarımız çarpıştığında Kerem’in gözlerindeki merakla karışık endişeyi gördüm. Buna şaşırmamak lazımdı, zira adamın adını her an gözyaşlarına boğulacakmış gibi telaffuz etmiştim.

‘’Fazla rahat yaklaşmıyor musun duruma?’’

Karşımdaki adam bu sorumla kaşlarını çattı. Bakışlarındaki merak ve endişe yok olurken, ‘’Aksine, sen fazla gergin olabilir misin?’’ diyerek soruma soruyla karşılık verdi.

Başımı itiraz edercesine sağa sola salladım. Kesinlikle haddinden gergin olduğumu düşünmüyordum. Gergindim evet, ama abartmıyordum!

‘’Hayır,’’ diye itiraz ettim. ‘’Sen fazla rahatsın.’’

Kerem anladığını belli edercesine başını sallarken çatalını tabağının yanına bıraktı. ‘’Tamam ben fazla rahatım,’’ dedi ve ellerini teslim olurcasına kaldırdı.

Ben ise bundan da memnun olmadım ve, ‘’Beni avutmak için öyle söylüyorsun,’’ dedim.

Karşımdaki adam bunu reddetmedi. ‘’’Evet, öyle yapıyorum. Çünkü birimiz makul olup diğerini alttan almalı. Eğer bunu yapmazsam nikah masasında imza atmak yerine masayı kafama geçireceğinden endişe ediyorum.’’

‘’Abartma.’’

‘’Sen de sürekli bir sorun aramak yerine çözümcü olmayı dene mesela, Beren.’’

Derin bir nefes alarak başımı salladım. Şu gelgitli aklıma bir dur demeliydim artık. Kerem cidden beni alttan alıp duruyordu ama ben onun işini zorlaştırmaktan başka bir şey yapmıyordum.

İçimdeki öfkeyi def etmek adına suyumdan bir yudum alarak sakinleşmeye çalıştım. Bu sırada Kerem’in eli masada duran elimin üzerine kapandı. Suyumu zorlukla yutarken bir ellerimize bir de Kerem’e baktım. Şu an bunu rol kesmek için yapsa da, pek zamanı değildi.

‘’Kerem?’’ dedim soru soran bir tonda.

Parmakları hafif hafif parmaklarımın üzerinde gezinirken, ‘’Güzel nişanlım?’’ diyerek aynı tonda karşılık verdi.

‘’Hakkımda bilmen gereken önemli bir şey var,’’ diye devam ettim temkinli bir sesle.

Kerem tüm dikkatini bana verdi. ‘’Dinliyorum.’’

‘’Ben sinirliyken bana dokunulmasından nefret ederim.’’

Eli elim üzerindeki varlığını korurken, ‘’Şu an sinirli misin?’’ diye sordu.

’‘Biraz… Ve eğer bir daha ben öfkeliylen bana dokunursan kesinlikle kafana bir masa geçireceğimden emin olabilirsin.’’

‘’Anladım,’’ dedi ve elini elimden çekmeden hemen önce gözlerimin içine bakarak ekledi. ‘’Sen de benim hakkımda bir şeyi bilmelisin. Öfkeli halin beni korkutmuyor. Aksine eğleniyorum.’’

Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim. ‘’O zaman kafana masa geçirdiğimde ağlamazsın.’’

Kerem bir şey demeyerek sadece yemeğine geri döndü. Ama yüzündeki ifadeye bakılırsa söylediklerim onu cidden eğlendiriyordu. Söylediği gibi beni alttan alma işini ciddin iyi beceriyordu ve bu davranışları ona karşı git gide yumuşamama neden oluyordu. Henüz yelkenleri tamamen suya indiremesem de, bunu başarmak için birçok fırsat sunuyordu Kerem bana. Onun bu tutumunun hatırına biraz daha ılımlı olmayı deneyebilirdim. Her ne kadar bu duruma onun yüzünden gelmiş olsak da, o da benim kadar istemediği bir evlilik yapıyordu.

Yemeğin devamında tanışma hikayemizi pekiştirerek evlilik teklifi masalımızı da uydurduk. Sonrasında tatlı yemeği es geçerek restorandan ayrıldık. Kerem beni eve bırakmadan önce sahilde biraz yürümeyi teklif etmiş, ben de kabul etmiştim.

‘’Arkandan atlı kovalıyormuş gibi yürümenin nedeni nedir?’’

Kerem’in sorusuyla adımlarımı yavaşlatmaya çalışarak ona baktım. Bunu yapmak için ciddi ciddi arkamı dönmem gerektiğinin farkına varmam Kerem’i geride bırakıp gitmiş olduğumu anlamam için yeterli oldu.

‘’Ben hızlı yürüyen biriyim,’’ diye küçük bir açıklamada bulunarak olduğum yerde durdum. Kerem de bana inat yapar gibi ağır ağır attığı adımlarla yanıma ulaştı. Elleri pantolonunun cebinde, rahat bir hali vardı. Tam önümde durdu ve, ’’Peki sahilde yürüyüş yaparken hızlı olmana gerek var mı?‘’ diye sordu.

‘’Elimde değil. Tabiatım bu.’’

Kerem anladığını belli edercesine başını salladı. Sonra yapmacık olduğu her halinden belli olan, düşünceli bir ifade takınarak, ‘’Magazinciler senin tabiatını dinlemez,’’ dedi. ’’Uzaktan bakanlar ne görüyorlar biliyor musun?’’

Kafamı sağa sola sallayarak bilmediğimi ifade ettim. ’’Ne görüyorlar?’’

Kerem bana doğru bir adım daha attı ve bir sır verirmiş gibi fısıldadı. ’’Nişanlısından kaçan bir kadın.’’

İşittiklerimle dudaklarımdan alaylı bir gülümseme firar ederken ben de aynı şekilde ses tonumu alçalttım. ’’Onlar bizim nişanlı olduğumuzu bilmiyorlar. Hele aslında nişanlı olmadığımızı hiç bilmiyorlar.’’

‘’Evet,‘’ dedi Kerem az evvelkinden daha ciddi bir şekilde. ‘’Ama bizim takılacağımız nokta bu değil.’’ Bakışları sağ elimi bulurken elimde doğru uzandı ve parmaklarımızı buluştururken‚’’Müsaadenle,’’ diyerek elimi tuttu.

Artık buna ses edebilecek noktayı geçtiğimiz için bir itirazda bulunmadım ve Kerem’in nazik yönlendirmesiyle onunla birlikte yürümeye devam ettim. Ellerimize yeniden bir bakış attım ve, ‘’Bir sahilde el ele gezmediğimiz kalmıştı,’’ diye mırıldandım.

‘’Bu daha ne ki?’’ diye sordu Kerem ve kendinden emin bir şekilde devam etti. ’’Biz daha evleneceğiz.’’

Başımı belli belirsiz sallayarak yanımdaki adama baktım. Bunu öyle bir coşkuyla söylemişti ki, neredeyse benimle evlenmeye can attığını düşünecektim. Oysa bu evlilikten çıkarları olduğunu göz önünde bulundurursak gerçekten de benimle evlenmeye hevesli olmalıydı. Onu geçtim, benim Kerem’den daha da hevesli olmam gerekirdi belki de, ne de olsa nikah masasına oturduktan sonra patron koltuğuna oturmam da uzun sürmeyecekti!

‘’Sen çok gıcık bir adamsın,’’ dedim kıstığım gözlerle Kerem’e bakarken.

‘’Öyleyim.’’

‘’Sinir ediyorsun beni.’’

Kerem şeytani bir şekilde sırıttı. ’’Görev başarıyla tamamlandı.’’

Onun bu rahatlığı beni çileden çıkarırken bir şekilde bu rahatlığını bozmak isteyerek,

‘’Bak elini bırakır giderim,’’ dedim ama parmakları elimi daha sıkı sararken, ’’Yakalarım,’’ dedi hiç şüpheye yer vermeyen bir duruşla. Sonra ayaklarıma doğru kaçamak bir bakış atarak ekledi:

‘’Zaten o ayağındaki topuklularla nasıl yürüyorsun anlamıyorum. Ne uzun topuk onlar öyle?’’

Bunun ayakkabılarıma ilk laf atışı olmayışı dikkatimden kaçmazken, ’’Senin pabuç kadar uzun dilinle yarışamazlar!’’ dedim huysuzca.

Sözlerim Kerem’in kahkaha atmasına neden oldu. ‘’Dilim pabuç kadar oldu şimdi de öyle mi?’’

Bir şey söylememeyi tercih ederek sustum. Daha fazla konuşursam sadece daha çok batacaktım. Bu yüzden sessiz kalmakta fayda vardı. Lakin Kerem söylediği gibi benim sinirlenmemden gerçekten keyif alıyor olacak ki, şansını zorlamaya devam etti.

‘’Ne o?’’ diye sordu bilmişçe. ’’Utandın mı?’’

Ona yüzümü ekşiterek baktım. ‘’Ne münasebet?’’

‘’Bence utandın.’’

Onunla hiç inatlaşmadım. Sadece bıkkın bir nefes aldım ve, ‘’Sana hak verdiğim takdirde ikimiz de haksız olacağız,’’ diye söylendim.

Bu sözlerim Kerem’i yine güldürdü. Güldükçe gözüme daha da sempatik geliyor, ona gıcık olma işini zorlaştırıyordu. Ve bu gerçek beni, Kerem’in bizi düşürdüğü halden daha da çok sinirlendiriyordu.

Ellerimiz birbirinden ayrılmazken sahil boyunca yürümeye devam ettik. Biraz sonra Kerem az ilerideki bir kafeyi işaret ederek, ‘’Kahve içmek ister misin?’’ diye sordu. ’’İçeri girip oturduğumuz takdirde elini bırakmak zorunda kalacağım ama. Üzülmezsin değil mi?’’

Ciddiyetle sorduğu bu soruyla ona dik dik baktım ve adımlarımız otomatik olarak kafeye yönelirken yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim. ‘’Elini koparırım, Kerem!’’

‘’Elimi bırakmamak için etkili bir çözüm tabii.’’

Her sözümü kendi lehine çevirmeyi başarması inanılmazdı! ’‘Kerem!’’

Bana bir karşılık vermedi ve rahatlığını hiç bozmayarak kafenin kapısını açarak içeri girmem için alan açtı. Elimi söylediği gibi bıraksa da elini hafifçe belime koyarak beni yönlendirdi. İçerdeki kalabalık dikkatimi çektiğinde burada bunalacağımın sinyalini alarak bakışlarımı Kerem’e çevirdim. Gözlerimi üzerinde hissetmiş olacak ki, o da koyu gözlerini bana çevirerek ilgiyle yüzüme baktı.

‘’Kahveleri yanımıza alıp dışarıda bir banka falan otursak olur mu? Burada bunalacak gibiyim.’’

‘’Olur tabii.’’

İstediğim gibi ikimize birer kahve alarak tekrar kafeden dışarı çıktık. Hemen yakınımızda bir bank olsa da biraz daha sakinlik istediğimiz için birkaç bank daha ileriye yürüdük. Nihayetinde rahat bir bank bulduğumuzda oturduk.

‘’Üşüyor musun?’’ diye sordu Kerem.

‘’Hayır.’’

‘’Tamam. Üşüdüğünde söyle ama. Geri döneriz.’’

Başımı olumlu anlamda sallayarak kahvemden bir yudum aldım. Sonra aklıma gelen şeyle, ‘’Belli bir süre sonra oturduğum kafelerde sıkıntı basıyor, bunalıyorum,’’ dedim. ’’Uzun süre oturup kalamıyorum bir yerlerde.’’

Ben önümde uzanan dalgalara bakarken Kerem’in dikkatli gözlerini üzerimde hissettim. Göz ucuyla gördüğüm kadarıyla o da kahvesinden bir yudum aldı. ’‘Not edildi.’’

‘’Ayrıca hız merakım var.’’

‘’Onu anladım,’’ dedi Kerem. Bu beni gülümsetti. ‘’Ya evet, hızlı yürüyorum. Hep bir yerlere yetişmeye çalışır gibiyim ama demek istediğim o değil. Hız tutkum var yani, arabayla hız yapmayı severim.’’

‘’Direksiyonda sen olduğunda kask takayım o zaman.’’

Duyduklarım beni yine güldürdü. ‘’Ya hayır! Normal trafikte öyle bir şey yapmıyorum tabii ki.’’

Kerem yine sadece başını salladı. Sonra bir kez daha, ‘’Üşüyor musun?’’ diye sordu.

’‘Hayır.’’

‘’Büyük abi olduğum için biraz fazla korumacı olabiliyorum,’’ derken bu defa Kerem kendinden bir şeyler anlattı. Tıpkı onun bana yaptığı gibi ben de ona takıldım. ’’Zavallı kardeşlerin.’’

Kerem kaşlarını çattı. ‘’Hiç de zavallı değiller. Boğucu bir korumacılığım yok bir kere.’’

‘’Şaka yaptım.’’

Yanımdaki adam bana kaçamak bir bakış attı ve gülüşünü kahve bardağının ardına saklamadan evvel damarıma basmak için yeni bir girişimde bulundu. ‘’Sen şaka yapma bence. Huysuzlanıp tuhaf benzetmeler bulma konusunda daha başarılısın.’’

‘’Çok komiksin.’’

‘’Senden komik olduğum belli.’’

Her ne dersem diyeyim her şeye bir cevap bulacağını anladığım için yine inatlaşmaktan geri durdum. Söylediğim her şeye bir yanıt bulması sinir bozucu olabiliyordu belki ama en azından ben de bundan kaçınmak istediğim için onunla gereksiz yere inatlaşmamayı başarıyordum.

‘’Kardeşlerinle aran nasıl?’’ diye sordum konu kardeşlere gelmişken.

Kerem bardağını yüzünden çekti. Bakışlarını bana doğru çevirdi ve, ‘’Sandığın gibi onları boğmadığım için gayet iyi,’’ dedi imalı bir tonda. ‘’Bugün sorumluluk sahibi biriysem bunda onların da katkısı çok. Başları sıkıştığında annemden babamdan önce koşup bana gelirlerdi. Hâlâ da öyle. Kimsenin kulağına gitmeden ben hallederdim her şeyi.’’

Bu anlattıkları biraz olsun tanıdık gelirken başımı onaylayıcı bir şekilde salladım. ’’Büyük çocuk olmak…’’

‘’Evet, aşağı yukarı sen de bilirsin.’’

‘’Ee yani,’’ diye mırıldandım. Çocukluğumun ve gençliğimin görüntüleri gözlerimin önünde hayali bir şekilde geçip giderken gülümsemeden edemedim.

‘'Efe bana pek ihtiyaç duyan bir çocuk olmadı gerçi. Benim de birkaç haylazlığını ört bas etme durumum oldu ama o daha çok kendi halinde bir çocuktu. Benimle uğraşmadığı zamanlarda.’’

Kerem’e kaçamak bir bakış attım. Gözleri dikkatle üzerimde geziniyordu. Göz göze geldiğimizde bakışlarını benden ayırmadı. Bunu yapması da gerekmiyordu zaten ama nedense bir tuhaf hissederek ben bakışlarımı kaçırma gereği duydum ve kahve bardağımın arkasına adeta saklandım. İnsanlarla göz teması kurmaktan ya da rahatça sohbet etmekten çekinen biri değildim. Yanımdaki adamla sahte bir evlilik yapacaktım ve ona karşı herhangi bir his beslemiyordum. Ama görünen oydu ki, sahte veya gerçek, insan evleneceği kişinin bakışları altında değişik hissedebiliyordu. Belki de bizi bir araya getiren ne olursa olsun, Kerem’e ister istemez daha farklı bir gözle bakacaktım bundan sonra.

’‘Efe demişken,’’ diyerek sessizliği bozdum. ’’Onu ikna etmek kolay olmayacak. Sana da rahat vermeyecektir.’’

Ciddiyetle söylediğim sözler Kerem üzerinde bir etki bırakmamış gibiydi. Rahatça omuz silkti ve, ‘’Küçük erkek kardeş,’’ dedi düşünceli bir tonda. ’’Baş edemeyeceğim bir şey değil.’’

Bu kendinden emin tavrı beni güldürdü. ‘’Efe fenadır,’’ dedim uyarıcı bir tonda.

Bana yandan bir bakış attı. ‘’Ben de fenayım.’’

‘’Ondan şüphem yok,’’ dedim ve oturduğum yerde Kerem’e doğru döndüm. ’’Şaka bir yana, Efe gerçekten kolay olmayacak.’’

Kerem’de beni taklit ederek bedenini bana doğru çevirdi. Sonra daha ciddi ama yumuşak bir ifadeye bürünerek, ’’Halledeceğim,’’ dedi. Sözleri ve tavrı güven vericiydi. Bir an çocuk gibi didişirken diğer bir an iki yetişkin insan gibi iletişim kurabilmemiz bana göre çok ilginçti. Sanki araya birkaç atışma katıp çirkeflik dozumuzu almamız gerekiyordu da, sağlıklı iletişimimize reklam arası veriyorduk. Gerçi şimdiye kadar haneme yazılan puanlara bakarsak, kurduğumuz şu tuhaf ilişki de huysuz olan taraf bendim. Kerem sanki huysuzluk yapma ihtiyacımı karşılayabilmem için bana ayak uyduruyordu.

Tek kaşımı soru sorarcasına kaldırdım. ‘’Ne yapacaksın kardeşime?’’

’’Söyleyemem,’’ dedi Kerem ve bana bilmişçe baktı. Sonra derin bir nefes aldı ve, ‘’Sinirlendiğinde yaptığın en saçmasapan şey ne?’’

Sorusuyla kendime çocuklaşma izni verdim ve abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim. Rahat batıyor olacaktı ki, ne zaman güzel güzel konuşsak benimle uğraşıyordu.

‘’Liste uzun,’’ diye itiraf ettim. Ne yazık ki öfkesine yenilen bir insandım ve geçmişte bu öfke beni çoğu zaman sonrasında pişman olacağım şeylere sürüklemişti. Neyse ki büyüdükçe bu yanımı törpülemeyi öğrenmiştim. Ama dilimi tutma konusunda henüz başarısızdım.

’‘Şaşırmadım.’’

Kerem’in sözünü duymazdan geldim ve devam ettim. ‘’Mesela şu an şu kahveyi başından aşağıya boca etmek istiyorum ama kendimi tutuyorum. Bu bence büyük bir başarı.’’

Dudaklarımdan dökülen sözler Kerem’i sadece güldürdü. Söylediklerime bu kadar şakacı bir tavırla yaklaşması hakkında ne düşüneceğimi bilmiyordum. Bu gülüp geçmeleri asla beni ciddiye almıyormuş gibi bir izlenim bırakmıyordu bende. Daha çok benim tavırlarımı kabullenmiş gibiydi. Hatta sırf tavırlarımı değil, beni olduğum gibi kabul etmişti sanki.

‘’Sana bir şey soracağım,’’ dedim birden.

‘’Sor bakalım.’’

‘’Yer yer zor bir insan olabiliyorum,’’ diye itiraf ettim. ‘’Sana karşı kaba da olabiliyorum.’’

Sırıttı. ’‘Biraz.’’

Güldüm. Ama bu uzun sürmedi. İfadem daha ciddi bir hal alırken, ‘’Bir yıl sonra zaten boşanacağız diye mi bu kadar kolay alttan alabiliyorsun beni, yoksa gerçekten olgun bir kişilik misin?’’

Dudaklarımdan dökülen soruyla Kerem’in ifadesi gözle görülür bir şekilde gerilse de, o bu ifadeyi ışık hızıyla yüzünden sildi. Gülüşü yerine geri gelmedi ama daha yumuşak bir yüzle bana baktı. ‘’Aramızdaki şeye zaten boşanacağız gözüyle baksaydım bugün gönlünü almak için çaba sarf etmezdim. Ya da şu an soğuktan titremeye başlıyor olduğun umurumda olmazdı.’’

İşittiğim sözlerle cidden üşümeye başladığımın farkına vardım. Ama hafif esen rüzgardan mı, yoksa Kerem’in gözlerindeki fırtınadan mı kaynaklanıyordu, bilmiyordum.

Kerem yerinden kalktı. Elindeki bardağı arkasındaki çöp kutusuna attı ve benim de ayaklanmamla elini bana doğru uzattı. Bir şey demeyerek elini kavradım ve Kerem’in yönlendirmesiyle yürümeye başladım. Yanımdaki adam her ne kadar bozuntuya vermemeye çalışsa da, sorduğum soru üzerimize kara bulut gibi çökmüştü. Aramızdaki bu sessizliğe dayanamadığım için, ‘’Sorduğum soru seni kızdırdı mı?’’ diye sordum.

‘’Hayır,’’ dedi Kerem ciddi bir tonda.

‘’Aşırı ikna oldum şu an.’’

Dudaklarının hafif yukarı doğru kıvrıldığını gördüm ve bu içimi rahatlattı. Ona benimle eğleniyor diye kızıyordum ama o hallerini bu sessiz haline tercih ettiğimi de anca ciddiyete büründüğünde anlıyordum. Belki bunu hak etmiştim de. Sonuçta adam beni alttan alıyor diye onun üzerine gidip duramazdım. Sorduğum soru başta zararsız gelse de, aldığım cevaptan sonra yersiz olduğunu anlayabilmiştim. Kerem’in çabalarını görmezden gelemezdim.

Arabaya ulaştığımızda sessiz bir yolculuk geçirdik. Kerem’in konuşma konusundaki cimriliğine bakılırsa, bu defa benim kendimi affettirmek için bir jest yapmamda fayda vardı.

Evimin önünde geldiğimizde Kerem arabayı durdurdu. Dizlerimin üzerine bıraktığım çantamı kavradım ve emniyet kemerimi açarak hafifçe Kerem’e doğru döndüm. Elleri direksiyonda, gözleri önündeydi.

‘’Yemek ve kahve için teşekkür ederim,’’ dedim nazikçe. ‘’Keyifli bir akşamdı bence.’’

Kerem başını salladı. ‘’Rica ederim.’’

Dudaklarımı büzdüm. Resmen adamın kıymetini bilmemiştim ve şimdi de cezamı çekiyordum!

Bir şeyler söylemek ve Kerem’i yumuşatmak istedim. Ama bu tür bir ruh haline büründüğünde ne tepkiler verdiğini bilmiyordum. Tekrar aynı konuya değindiğim takdirde bir şekilde gönlünü alabilirdim belki ama aynı şekilde onu daha da kızdıracak bir şeyler de söyleyebilirdim. İşlerin daha da kötü bir hal alma ihtimali beni korkuttuğu için sustum ve, ‘’İyi geceler,’’ dedim sadece.

‘’İyi geceler,’’ dedi Kerem.

Tam kapıya uzanıp açacağım esnada kilitlenen kapımla yeniden Kerem’e döndüm ve ona soru soran gözlerle baktım. Bu defa koyu gözlerini yüzüme, ondan sonra da gözlerime çevirdi ve kararlı bir duruşla konuştu.

‘’Seninle evliliğimizin bir ay, bir yıl, bir ömür ya da sahte veya gerçek olmasının bir önemi yok. Eğer seninle evleniyorsam, sana eşime göstermem gereken anlayışı ve özeni göstereceğim. Anlaşıldı mı?’’

İşittiklerimle bir an afalladım. Duyduklarım içimi bir tuhaf ederken bunu ona sahilden ayrılmadan önce sorduğum o malum sorudan dolayı söylediğini anladım. Demek ki onu gerçekten kızdırmıştım.

Başımı salladım. ’’Anladım.’’

’‘İnşallah,‘’ dedi Kerem ve kapının kilidini açtı. Yeniden inmek için yeltenmek yerine ona bakmaya devam ettiğimde o da bedenini bir kez daha bana çevirdi.

‘’Beklememi söyleseydin beklerdim. Öyle kapı kilitlemene gerek yoktu,’’ dedim sakin bir tonda. ‘’Böyle odunsu davranışlar sana hiç yakışmıyor, Kerem.’’

Bu defa koyu gözlerinde aradığım, ama aradığımın o ana kadar farkında olmadığım o kıvılcımı gördüm. Kaşları alaycı bir tavırla çatılırken, ‘’Sen beni delirt ondan sonra zeytin yağı gibi üste çık,’’ diye mırıldandı. Delirmiş halinin bu kadar sakin oluşunu içten içe takdir ederek, ’‘Bu senin delirmiş halinse delirmek konusunda ben beş sıfır öndeyim,‘’ dedim.

Dudakları yana doğru kıvrıldı. Eli usulca yanağıma düşen saçlara uzandığında şaşkınca ona baktım. Evimin önündeydik ve toplum içerisinde olmadığımıza göre bu hareketi gereksizdi.

‘’Kerem, ne yapıyorsun?’’ diye sordum sakinliğimi koruyarak.

‘’Kardeşin dışarıda ve dikkatle bize bakıyor,’’ diyerek saçlarımı kulağımın ardına sıkıştırdı.

‘’O zaman ben bir an önce ineyim. Buraya gelmesin.’’

‘’Şu kadarcık çocuktan korkmuyorum, gelirse gelsin,’’ dedi Kerem özgüvenli bir tavırla.

‘’O şu kadarcık çocuğun ne fena olduğunu bir ben biliyorum. O yüzden iyi geceler,’’ dedim ve Kerem’in hafif gülüşü yüzüne yayılırken bir şey demesine fırsat vermeden arabadan indim.

Kerem aracının gazına yüklenip uzaklaşırken bana doğru gelen Efe’nin yönüne ilerledim. Bu akşam olanları sindiremeden Efe’nin sorularına maruz kalacak olmam, bu akşam başıma gelen olumsuz tek şeydi.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Sonraki bölümleri sabirsizlikla bekliyorum umarım hemen gelir yeni bölümler çünkü kitap herşeyiyle çok güzel

  • Konu karakterler herşey çok iyi bir dille yazılmış ve klişe değil

  • Yorumlarımın neden gozukmedigini bilmiyorum ama kitap o kadar güzel ki anlatamıyorum resmen