İçeriğe geç

ANLAŞMALI KALPLER

Bölüm 6 · 16 dk okuma

ANLAŞMALI KALPLER

Bölüm 6

BÖLÜM 5 - ''Biraz şov yapalım.''

Muhteşem çiftin arası çatırdıyor mu?

Okuduğum başlıkla elimdeki tableti yatağıma doğru atarak kendimi bıkkın bir şekilde yatağımın kenarına bıraktım ve bir bu eksikti diye geçirdim içimden. Muhtemelen dün Kerem ile buluştuğumuzda sandığımız kadar yalnız değildik. Elbette artık kasıtlı olarak göz önünde buluşuyorduk ama görünen oydu ki, birileri dikkatini bize vermiş ve basına haber uçurmuş olmalıydı. Bu da yetmezmiş gibi ben masaden kalkıp giderken fotoğrafımızı çekmişti. Ne yazık ki yayınlanan fotoğrafımızda bir şeylerin yolunda gitmediği yüzlerimizden açıkça okunuyordu.

Kolumdaki saate bir bakış attım. Annem internet ortamında gezen haberleri anında takip etmediği için şanslıydım. Şu an kesinlikle onun sorularıyla asla baş edebilecek durumda değildim. Hem dün Kerem ile yaşadığımız gerginlik hem de bu sabah çıkan haberler canımı yeterince sıkıyordu zaten. Bu yüzden en iyisi anneme hiç görünmemeli ve ona mazeretimi mesaj olarak bildirerek bir an önce evden ayrılmalıydım.

Oturduğum yerden hızla kalktım ve çantamı kaptığım gibi telefonumu da alarak çantama atmaya yeltendim. Lakin tam bu esnada titreyen telefonumla duraksayarak ekrana baktım. Kerem’den yeni bir mesaj vardı.

Akşam seni evden alacağım.

Okuduğum kelimelerle içimde bir öfke yükselirken elimde olmadan homurdandım. ‘’Okşom sono ovdon olocom… Çok beklersin!’’

Dudaklarımdan bıkkın bir nefes kaçarken uzunca düşünmeden cevabımı yazdım.

Adresi yolla. Kendim geleceğim.

İnat etmiyor ya da trip atmıyordum. Sadece dünki sözlerinin üzerine onunla geçireceğim zamanı azaltmaya çalışıyordum. Zaten bu akşam her nereye gideceksek onunla samimi gözükmem gerekiyordu ve ben bir de bunun öncesinde onunla araba yolculuğu geçirmek istemiyordum. Dünki sözleri oldukça kırıcıydı ve onun bunun farkında değil gibiydi. Beni aramaya bile tenezzül etmeden plana sadık kalarak bu akşam daha fazla rol yapmamız için bir buluşma organize ediyordu. Belki de çoktan haberleri okumuştu ve şimdi de hasarları kontrol altına almaya çalışıyordu.

‘’Nefret ediyorum senden,’’ diye mırıldandım kendi kendime. Oysa bu öfkenin sebebi ne, daha onu bile ayıramıyordum. Kerem’in sözleri anlam veremediğim derecede canım sıkmıştı. Onu doğru düzgün tanımıyordum, onunla sahte evlilik sırrı dışında hiçbir şey paylaşmıyordum. Biz her şeye rağmen iki yabancıydık ama Kerem’in dün söyledikleri beni neden kırmıştı bilmiyordum.

Sanki aklımda düşüncelerden kurtulabilecekmişim gibi başımı belli belirsiz salladım ve daha fazla oyalanmayarak evden ayrıldım.

Araba yolculuğum boyunca telefonda Melis ile durum değerlendirmesi yapmış ve günün devamının üstesinden gelebilmeme yetecek olan iyi niyet dozunu almıştım.

Ofisime ulaştığımda Nehir hemen arkamdan geldi.

‘’Hoş geldiniz, Beren Hanım. Bugünki programınızın üstünden geçelim mi?’’

Aldığım soruyla sadece başımı sallamakla yetindiğimde Nehir anlatmaya başladı. Söyleyecekleri bittiğinde şirket dışında da planlarım olduğu için sevindim. Öğle yemeğini üniversiten bir arkadaşımla yiyeceğim için mutlu muydum bilmiyordum. Zira uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşımla vakit geçirmek güzel olacaktı, ama aynı zamanda Kerem hakkında sorulara da maruz kalacağıma emindim.

‘’Teşekkür ederim, Nehir.’’

‘’Bir isteğiniz var mıydı?’’

Nehir’in sorusuyla başımı olumlu anlamda salladım. Kimselere yakalanmadan evden ayrılayım derken ne bir şeyler yemiştim, ne de kahve içmiştim. Normalde sabahları kahve içmemeye özen göstersem de, bugün buna pek uyacak durumda değildim.

‘’Bir kahve alabilir miyim lütfen?’’

‘’Hemen,’’ diyerek hızla odamdan çıktı Nehir.

Yavaş yavaş işlerimin başına geçmek adına diz üstü bilgisayarıma uzandım. Telefonumdan ise mümkün mertebe uzak durmak istiyor, resmen gelebilecek bir haber bildiriminden korkuyordum. Allahım! Kendimi tüm sorunlardan kaçan bir çocuk gibi hissediyordum!

Dakikalar sonra Nehir kapımı tıklatıp içeri girdiğinde birkaç mail cevaplamıştım. Başımı kaldırıp asistanıma baktığımda ilk önce Nehir’in sırıtan yüzünü, sonra da elindeki tepsiyi gördüm. Nehir bana doğru yaklaşıp tepsinin üzerindeki soğuk kahve bardağını ve üzerinde kruvasan bulunan tabağı önüme bıraktığında ona şaşkın şaşkın baktım. Tamam, kahve istemiştim ve içten içten aç karnına kahve içeceğim için az da olsa dertlenmiştim. Ama bunlar beklentilerimin ötesinde oldukları gibi, ben beklentilerimi dile dahi getirmemiştim.

‘’Bunlar ne şimdi?’’ diye sordum Nehir’e bakmayı sürdürerek.

Asistanım gülümsemeye devam etti ve, ‘’Kerem Bey yollamış,’’ diyerek küçük yeşil bir zarfı bana doğru uzattı.

Şaşkın bakışlarım yüzüme yapışıp kalmış bir vaziyetteyken yine soru soran gözlerle Nehir’e baktığımda o sadece kıkırdadı ve bilmediğini belli edercesine omuz silkti. Elindeki zarfı aldım ve şaşkınlığımı üzerimden atmaya gayret ederek boğazımı temizledim.

‘’Tamam, Nehirciğim. Teşekkür ederim, sen çıkabilirsin.’’

Zarfın içeriğini merak ettiğim için bir an önce yalnız kalmak istiyordum. Ama beni etkilemesi gereken bu hareket bir o kadar da Nehir’i etkilemiş olacak ki, kızcağız sırıta sırıta ağır adımlarla çıkıyordu odamdan. Bunun için ona kızamazdım bile. Görünen oydu ki, Kerem dün beni kırdığının farkına varmıştı ve şimdi bu jestle bir şeyleri düzeltmek istiyordu. Aklım o kadar karışıktı ki, hangi duyguma yenileceğimi şaşırıyordum. Kerem’in gönlümü almaya çalışması bir yandan içimi rahatlatmıştı, çünkü ne olursa olsun bir yıl evli kalmayı planlıyorduk ve Kerem’in hatalarını telafi etmeyi bilmesi güven vericiydi. Hem de bir yandan onu o raddeye getiren benken. Yine de bir yanım kırıldığımı ona bu kadar belli ettiğim için kendime kızmıyor değildi.

Önümdekilere bir bakış attım ve sonra yeşil zarfı açarak içindeki küçük notu çıkardım. El yazısıyla yazılmış not sadece birkaç satırdı. Acaba bu Kerem’in kendi el yazısı mıydı?

Aklımdaki soruyu def ederek kağıtta yazanları okudum.

Rüşvet soğuk kahve olduktan sonra şerrinden korkmamam gerektiğini söylemiştin.

Geçen gün aramızda geçen konuşmayı hatırladım. Aramızda böyle bir konuşma geçmişti ve ben Kerem’e soğuk kahveye olan zaafımdan bahsetmiştim. Bunu hatırlıyor olması yüzümde bir gülümsemenin oluşmasına neden olurken elimdeki notu yerine bırakarak kruvasandan bir ısırık aldım. Oldukça lezzetliydi. Keyifli bir şekilde elimdeki kruvasanla beraber koltuğumda pencereye doğru dönerek dışarıyı izledim. Belki biraz da Kerem’e olan öfkemi bir kenara bırakıp kendi davranışlarımı eleştirmeliydim. Sonuçta ben de Kerem’e karşı pek nazik davranmamıştım. Acaba söylediklerini sadece o an ki kızgınlığı nedeniyle söylemiş olabilir miydi? Yine de bu onu haklı çıkarmazdı. Sonuçta öfkemizi bahane ederek insanları kıracak sözler söylemeye hakkımız yoktu. Sen bunu hiç mi yapmıyorsun? diye sordu içimdeki ses. Bu soruya olumsuz bir cevap veremezdim. Ben de yer yer olgun davranma konusunda başarısız olabiliyordum. Hele Kerem’i tanıdığımdan beri içimdeki çocuk daha çok gün yüzüne çıkıyordu.

Kruvasanımın yarısını mideme indirdikten sonra sırıtarak kahveme uzandım ve büyük bir yudum aldım. Sonra arkama yaslanarak kahvemin tadını çıkardım. Kerem’le ne yapacağıma sonra karar verecektim. Zaten bu akşam buluşacaktık ve öyle veya böyle konuşacaktık. Hem dün aramızda geçenleri düzeltip hem de bu küçük jesti için teşekkür edebilirdim.

Günün devamında kendimi işlere verdim. Dikkatim dağılmadan çalışmayı öyle güzel başarmıştım ki, Kerem’in son mesajıma bir cevap vermemiş olduğu öğle yemeği için arabaya bindiğim ana kadar aklıma gelmemişti. Acaba o benden bir teşekkür bekliyor olabilir miydi? Olabilirdi tabii ki. Ama aramızdaki genel mesafeyi birden aşmak istemediğim için onu aramak ya da yeni bir mesaj atmak istemiyordum. Kerem teşekkürünü almak için bu akşama kadar beklemeliydi.

Arkadaşım Tülin ile kararlaştırdığımız restorana geldiğimde karşılamanın yönlendirmesiyle terasa çıktım. Boğaz manzarası gözlerimi doldurduğunda gülümseyerek gösterilen masaya doğru ilerledim. Hafif rüzgar saçlarımı uçuştururken görüş alanıma giren Tülin’le adımlarımı hızlandırarak yanına ulaştım. Tülin beni görmesiyle ayaklandı. Onun koyu kumral saçlarının birkaç tutamı da hafif esinti sayesinde havalanırken arkadaşıma sıkıca sarıldım.

‘’Selamlar,’’ dedim neşeli bir sesle.

‘’Selam,’’ dedi o da son heceyi uzatarak.

‘’Uzun zaman oldu,’’ diyerek ondan ayrıldım ve karşısındaki koltukta yerini aldım. Beline kadar uzanan hafif dalgalı saçları, yeşil gözleri ve üzerine tam oturan sarı elbisesiyle onu son gördüğüm zamanki kadar güzeldi.

Tülin başını salladı. ‘’Gereğinden fazla uzadı.’’

Ona katılarak başımı salladım ben de. ‘’Biliyorsun, işler.’’

Arkadaşım bana onaylamaz bir bakış attı. ‘’Beren Hanım ve onun bitmek bilmeyen işleri,’’ dedi şikayetçi bir tonda. ’’Ne var o şirkette Allah aşkına?’’

Aldığım soruyla sırıttım ve sesli bir iç çektikten sonra cevapladım. ‘’İşler.’’

Tülin bana kınayıcı gözlerle baktı. ‘’Bu kadar gömülme o işlere. Biraz gez dolaş, bir yerler gör,’’ dedi ve oturduğu yerde öne doğru eğilerek sırıttı. ’’Azıcık Efe’yi örnek al. Sosyal medyadan görüyorum, çocuk geziyor ne güzel.’’

Bu nadir duyduğum bir şey değildi. Ailem dahi biraz daha kardeşimi örnek almamı söyler, Efe her yolculuğa birlikte çıkmayı teklif ederdi. Ama karakterim gereği mi ya da evin büyük çocuğu olmamdan mı bilmem, ben hep sorumluluklarımın peşinden giderdim.

‘’O da olur inşallah,’’ diyerek geçiştirmeye çalıştım. Ama Tülin olayın peşini bırakmadı. Garsona siparişlerimizi verdikten sonra konuyu hemen en istemediğim kişiye getirdi.

‘’Sen de haklısın. Artık balayında gezersin… Kerem Varol demek ha?’’

Tülin’in gözlerindeki muzip ifade dikkatimden kaçmadı. Elbette o da herkes gibi Kerem’i tanıyordu. Tanımayanı yoktu beyefendinin!

‘’Evet,’’ diye mırıldanmakla yetindim. Çıkarlarımız için evlilik yolundaki bir çift rolü yapmaya karar vermiştik vermesine, ama bunun olumsuz yanlarından biri de şuydu ki, merakla detay bekleyenlere anlatacak muhteşem bir hikayemiz yoktu. Belki de Kerem ile oturup sahte bir hikaye uydurmalıydık. Oysa bunu yaptığımız takdirde bile inandırıcı bir şekilde anlatabileceğimden şüpheliydim.

‘’Ee, anlatsana!’’ dedi Tülin sabırsızca yerinde kıpırdanırken.

Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve güvenli sularda kalabilmeyi umarak, ‘’Evet, işte,’’ dedim. ‘’Birlikteyiz bir süredir. Kendi aramızda evlilik konuşmuştuk ama henüz kimseye açıklamamıştık. Biraz daha bekleyelim diye düşünmüştük ama işte…’’

‘’Magazinciler planlarınızı bozdu.’’

Başımı salladım. ‘’Aynen öyle.’’

‘’Peki nasıl oldu? Nasıl tanıştınız?’’ diye sordu Tülin ve hayalperest bir şekilde dirseğini masaya dayayarak çenesini avucuna yasladı. ‘’Anlat!’’

Yine geçiştirici bir cevap vermeye hazırlanıyordum ki, yemeklerimizin gelmesiyle bekledim. Garsona teşekkür ettim ve Tülin’in yemeğine odaklanarak beni unutmasını umdum. Lakin tekrar arkadaşıma döndüğümde beklentiyle bana bakmaya devam ettiğini gördüm.

‘’Aman Tülin,’’ dedim. ‘’Yani zaten ortak çevremiz geniş. Aynı ortamlarda da bulunuyoruz sık sık. Tanıştık davetlerin birinde.’’

Tülin bana kıstığı gözlerle baktı. ‘’Ya Beren ne kadar basite indiriyorsun her şeyi.’’

Küçük bir kahkaha attım. ‘’Ee beni biliyorsun, Tülin. Ben öyle her şeyi ballandırmayı sevmem.’’

‘’Bilmez miyim?’’

Yemeğimizin devamında konuyu kendimden uzaklaştırarak Tülin’i soru yağmuruna tuttum. Bu bir nevi bir taşta iki kuştu. Zira hem konunun bana gelmesini engelliyor, hem de arkadaşımın son zamanlarda neler yaptığını öğreniyordum.

‘’Yani anlayacağın, Serkan’la yürümedi. Ben de bir süre ilişki istemiyorum. Biraz kendime odaklanmam lazım.’’

’‘Açıkçası bunu duyduğuma sevindim,‘’ dedim dürüstçe. ‘’O adam sana iyi gelmiyordu.’’

‘’Biliyor musun? Bunu ben de yeni yeni görüyorum.’’

Duyduklarımla güven verici bir şekilde gülümsedim. ‘’Olsun, zararın neresinden dönersen kardır.’’

Sözlerim Tülin’i güldürdü. ‘’Baya bir zararmış benimki,’’ dedi ve sonra gözleri bir yere takıldı. Yüzündeki ifade daha aydınlık bir hal alırken, ’’Ay benimki demişken,’’ dedi heyecanla. ‘’Seninki burada.’’

İşittiklerimle içtiğim su boğazımda kalırken, ‘’Ne?’’ diye sordum şaşkınca. Bakışlarımı Tülin’in yeşil gözlerinin odağına çevirdim ve büyük terasa adım atmakta olan Kerem’i gördüm. Sanki birer mıknatısmış gibi koyu gözleri hemen benimkileri buldu. Yüzündeki ifadeden anında tüm ciddiyet yok olurken ben, bakışlarım görmemesi gereken bir şeylere şahit olmuş gibi hemen önüme döndüm. Yanıma gelir miydi? Gelirse ne yapacaktım? Tülin hemen karşımda otururken elbette oskarlık bir performans sergilemem gerekecekti ve şu birkaç günde Kerem’i az da olsa tanıdıysam, buraya gelirdi.

Ama Kerem beni yanılttı. Her ne kadar masamıza gelip sinirlerimi hoplatma fırsatını kaçırmayacak biri olsa da, bu defa dün yaşananlar nedeniyle risk almak istememiş olacak ki, birkaç sıra ötedeki masaya yöneldi. Göz ucuyla baktığımda masada Arda’nın oturduğunu gördüm. Bu adamlar ya beni takip ediyorlardı, ya da aynı gün aynı saatlerde aynı yerlerde yemek yiyeceğimiz tutuyordu!

‘’Aa gelmedi buraya,’’ diye mırıldandı Tülin. ‘’Görmedi mi acaba seni?’’

Güldüm. ‘’Görmese de olur. Sürekli görüşüyoruz zaten.’’

Tülin bir kahkaha attı. ‘’Beren ne odunsun ya.’’

Neyse ki kişiliğim nedeniyle çoğu kişi bu tarz sözlerimi yadırgamıyordu. Acaba Tülin Kerem’in masamıza gelmediği için ne kadar mutlu olduğumu bilseydi, tepkisi ne olurdu?

Yemeklerimizin ardından birer kahve istedik. Bu esnada Tülin geçen ay katıldığı bir defileden bahsediyordu. ’‘Siz düşünmüyor musunuz bu tarz bir şey?’’

‘’Aslında geçenlerde ekipten teklif edenler oldu. Ama bizim markamızla uyuşan bir fikir mi bilemedim.’’

‘’Bence defile fikrini bir değerlendirmelisiniz.’’

Başımı sallayarak kahveme uzandım. Bu sırada Tülin’in yüzünde bir gülümseme oluştu. Bunu konuştuğumuz konuya yordum ama saniyeler sonra işittiğim tanıdık sesle Tülin’in gülümsemesine neden olanın kim olduğunu anladım.

’’Güzelim?’'

Kahvemden aldığım yudumu zorlukla yutarak bakışlarımı üzerime gölge gibi düşen adama çevirdim. Kerem tepemde dikilmiş bana gülümsüyordu. Bir de ne demişti o? Güzelim mi demişti? Ben miydim onun güzeli?

Bir kez daha yutkundum ve bu ani sürprizi nedeniyle güzelin batsın demek istesem de, kelimeleri yuttum ve yüzüme bir gülümseme yerleştirerek ayağa kalktım.

Soru soran bir tonda, ‘’Kerem,’’ dediğimde, Kerem bana bu kadar mı der gibi bir bakış attı. Ben onun aksine sahte sevgi sözcükleri telaffuz etme konusunda pek başarılı değildim anlaşılan.

‘’Burada olacağını bilmiyordum,’’ diyerek elime uzandı karşımdaki adam. Teması tuhaf hissettirse de, elimi çekmedim ve bu çok doğalmış gibi rahat olmayaca çalıştım. Açıkçası ilk ve tek ilişkimin üzerinden yıllar geçmişti ve aşık çiftlerin nasıl davrandığını unutmuş gibiydim.

Diyecek bir şey bulamadım. Berbat bir oyuncu olduğum gerçeği yüzüme bir kez daha çarparken seyirciler varken Kerem’in yanında neden rahat olamadığımı sorguladım. Oysa yalnız olduğumda kelimeler bir bir dudaklarımdan dökülüyor, ne söyleyeceğim konusunda hiç tereddüte düşmüyordum.

Neyse ki Kerem olayı ele aldı ve bakışlarını Tülin’e çevirerek,‘’Beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?’’ diye sordu.

Bu hamlesi için ona karşı hiç duymadığım bir minnet duydum. Zira Tülin’i tanıtmak yapabileceğim bir şeydi.

‘’Tabii ki,’’ diyerek Tülin’e yöneldim. ‘’Bu üniversiteden arkadaşım Tülin. Tülinciğim, bu da Kerem,’’ dedim ve duraksadım. Kerem’e bir bakış attım ve, ’’Nişanlım,’’ diye ekledim.

‘’Memnun oldum,’’ diyerek tokalaştı ikisi de. Sonra Tülin bana bilmiş bir bakış attı. ’’Beren arkadaşımız yine her zamanki gibi ketum olduğu için tanışmamız bugüne kaldı.’’

Kerem duyduklarıyla güldü. Eli elimden belime doğru yönelirken artık yarım bir sarılışın içinde gibiydik. Yakın olsak da uzaktık sanki. Kerem göstermelik bir yakınlık ve temas kurmuş olsa da, dokunuşunda bana rahatsızlık verecek hiçbir şey yoktu. Bunu nasıl ayarlıyordu bilmiyordum.

‘’Öyledir,’’ dedi Kerem sanki beni çok tanıyormuş gibi. Bu da benim gülmeme neden oldu. Yanımdaki adam gülüşümün nedenini anlamış olacak ki, bana sırıtarak baktı.

‘’Hanımlar, ben sizi tutmayayım,’’ dedikten sonra gözlerini bana çevirdi Kerem. Sonra eli belimden ayrılıp çenemi kavradı. Nazik tutuşu altında gözlerimi gözlerine çevirmekten başka bir çarem yoktu. Ben bu çift olma işlerini unutmuş olabilirdim ama Kerem benim aksime ne yaptığını gayet de biliyor gibiydi.

‘’Arda ile öğle yemeğine geldik,’’ dedi Kerem sanki bana bir açıklama borçluymuş gibi. Gözlerimiz arasındaki köprü bir saniye olsun ayrılmazken devam etti. ’’Biz zaten akşam görüşeceğiz.

Gülümsedim. Başımı oynatmak zor olduğu için gözlerimi onaylayıcı bir şekilde kırpıştırdım ve, ‘’Evet,’’ diye onayladım Kerem’i. Bakışları bir an anlımda ve sonra da sol yanağımda gezindi. Küçük bir tereddüt sezer gibi oldum. Beni öpecek miydi? Bu meseleleri henüz tam konuşmamıştık ama gerçekçi olmak istiyorsak bu tür temaslara iznimiz olmalıydı. Lakin ben sahte de olsa, henüz böyle bir şeye hazır değildim. Alnıma ya da yanağıma konulan bir buse şu an isteyeceğim bir şey değildi. Kerem sanki bunu anlamış gibi gülümsedi. Sonra sadece hafifçe yanağımı okşadı ve, ‘’Akşama görüşürüz,’’ diyerek göz kırpıp yanımdan ayrıldı.

Ben onun arkasından bakarken, ‘’Aranızdaki kimya…’’ diyen Tülin’le bakışlarımı ona doğru çevirerek, ‘’Kimyamız?’’ diye sordum. Çok mu açık vermiştim yoksa?

‘’Aşırı uyumlusunuz,’’ dedi Tülin hayranlıkla.

Öyle miydik?

Bir karşılık vermedim ve sadece yerime oturmakla yetindim. Kahvemden bir yudum alırken Kerem’in bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Gözlerimi ondan yana çevirerek bakışlarına karşılık verdiğimde hemen karşısında oturan Arda bana doğru dönerek neşeyle el salladı. Kaşlarımı çatarak ona baktım ve gözlerimi yeniden Kerem’e çevirdim. O da arkadaşına anlam veremeyen bir ifadeyle baktığında yeniden Tülin’e döndüm. Kahvelerimizi de içtiğimizde hesabı da ödeyerek ayaklandık. Kerem ile yine göz göze geldiğimizde sadece başıyla selam verdi. Tülin ise acele etmesi gerektiğini söyleyerek benden vedalaşıp hızlı adımlarla çıkışa yönelmişti bile. Ben ise rahatımı hiç bozmayarak ağır adımlarla ilerlemeye devam ettim. Tam çıkışa ulaşmıştım ki, ‘’Beren Hanım,’’ diyen sesle arkamı döndüm. Bizimle ilgilenen garson elinde bir kutuyla bana doğru geliyordu.

‘’Evet?’’ dedim soru soran bir tonda.

Genç kız elindeki kutuyu bana doğru uzattı. ‘’Bu sizin için.’’

Bir kıza bir de elindeki kutuya bakarken ellerim istemsizce kutuya doğru yöneldi. ‘’Nedir bu?’’

Kızın gülümsemesi genişledi. ‘’Kerem Bey sizin için paket yapmamızı söyledi. Limonlu cheesecake.’’

Gülümsedim. Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Kerem bu gönül alma işini asla şansa bırakmıyor, tüm kartlarını ortaya koyuyordu. Kutuya uzandım ve, ‘’Teşekkür ederim,’’ diyerek aldım.

Elimde limonlu cheesecake ve dudaklarımdaki gülümsemeyle aracımın yolunu tuttum. Kerem Varol’un planı tıkır tıkır işlemekteydi. Kahveyle tatlıyla beni bu akşama kadar yumuşatmayı başarıyordu.

Saatler sonra eve geçmiş ve hazırlanmıştım. Akşam yemeği vakti geldiğinden ve Kerem’in yolladığı adres de restoran olduğundan, yemeğe çıkacağımızı anladım. Şık ama rahat olan mavi bir elbise giymiş saçlarımı da sabahki gibi dalgalı haliyle bırakmıştım. Çantamı da alarak evdekilerle vedalaşıp evden ayrıldım. Hazır olan arabama doğru ilerlerken gideceğim konuma ne kadar zamanda varacağıma bakmak için telefonumu çıkardım. Bu esnada bahçenin dışına da çıkmıştım. Arabama yönelecektim ki, birden karşımda beliren kişiyle şaşkınca duraksadım.

‘’Kerem?’’ dedim soru soran bir tonda. Kerem hafif bir gülümsemeyle bana doğru bir adım attı.

‘’İnatlaşacağını biliyordum. O yüzden mesajlaşırken ısrar etmedim.’’

Dudaklarımı büzerek baktım karşımdaki adama. ’‘İnatlaşmayacaktım.’’

Kerem başını salladı. Dudaklarındaki bilmiş ifade varlığını korurken, ‘’Sen öyle diyorsan,’’ dedi imalı bir tonda.

Bir karşılık vermemek için tuttum kendimi. Zira konuştuğum takdirde sadece inatçı bir şeyler söyler ve Kerem’i haklı çıkarırdım. O ise bana doğru yeniden bir adım attı ve başıyla arabasını işaret ederek, ‘’Hadi birlikte gidelim,’’ dedi.

Bir ona bir de arabasına baktım. Sonra dışarıdaki görevlilerimize bir işaret vererek Kerem’e döndüm. ’‘Peki.’’

Bu yanıtımla Kerem beni arabasına doğru yönlendirdi. Nazik bir hareketle kapımı açtı ve benim yolcu koltuğuna yerleşmemle oda hızla yerini aldı. Yola koyulduğumuzda önce ikimiz de sessiz kaldık. Saçmalamaktansa susmayı tercih ettiğim bir andaydım. Kerem’i sessiz tutan neydi bilmiyordum ama ilk birkaç dakika boyunca o da konuşmadı. Sonrasında o da bu sessizlikten sıkılmış olacak ki, ‘’Pastayı sevdin mi?’’ diye sordu.

‘’Evet, teşekkür ederim.’’

‘’Sevindim.’’

‘’Sözlerini tutuyorsun, bu güzel,’’ dedim muzip bir tonda. İmzaladığımız sözleşmeye değinirken sırıtmamak da elde değildi.

Kırmızı ışıkta durduğumuzda Kerem bana kendinden emin bir bakış attı ve, ‘’Her zaman,’’ dedi ciddiyetle. Sonra elleri direksiyonu daha sıkı kavradı. Bakışları yeniden beni buldu ve, ‘’Gerçi dünden sonra birden fazla pastayı hak ediyorsun ama…’’ diye ekledi.

‘’Hayır,’’ diye itiraz ettim. ‘’Düşünmen bile yeterliydi.’’

Kerem’in ifadesi açıkça daha keyifli bir hal alırken, ‘’Yani affedildim mi?’’ diye sordu.

Gülerek başımı eğdim. ‘’Evet.’’

‘’Güzel o zaman sen de affedildin.’’

Benim de az olmadığımı bildiğimden ve dünki olayda benim de payımın olduğunun farkında olduğum için itiraz etmedim. Ama oflayarak başımı geriye doğru atarken gülmeme engel olamadım. ‘’Aşırı derecede gıcık ediyorsun beni!’’

Kerem bir şey demediğinde sadece sırıtarak önüne döndüğünü gördüm.

Kerem’in seçtiği mekana geldiğimizde beraberce arabadan indik. Şimdi etrafı da görünce hatırlıyordum ki, burası zaman zaman cemiyetten bilinen kişilerin fotoğraflandığı bir yerdi. Dudaklarımı bir gülümseme ele geçirirken, ‘’Mekanı iyi seçmişsin,’’ dedim.

Yanımdaki adam tutmam için elini uzatırken, ‘’Her şeyi düşünmek zorundayız,’’ dedi. Bir eline bir de Kerem’e baktım. Sonra bir iç çektim ve elimi onun eline bıraktım. Beraberce içeri doğru yürürken sessizdik. Restorana girdiğimizde Kerem rezervasyonu olduğunu hatırlattı ve sonra loş mekanın içerisine doğru yönlendirildik. Biraz daha tenhada duran bir masaya yerleştiğimizde Kerem oturmamı bekledikten sonra karşımda yerini aldı.

‘’Öğlen karşılaştığımızda seni rahatsız edecek bir şey yaptım mı?’’

Kerem’in ani sorusuyla gözlerim birden onu buldu. İlk birkaç saniye ne demek istediğini anlamadım. Sonra kendime düşünmek için biraz zaman tanıdım ve birbirimizle temaslarımızı kast ettiğini anlamamla başımı itiraz edercesine sağa sola salladım. ‘’Hayır. O tür temaslar sorun değil.’’

’‘Peki,‘’ dedi Kerem ve kısa bir an duraksadı. Rahatça oturduğu yerde geriye doğru yaslandı ve, ‘’Ara ara böyle şeyler olmalı, biliyorsun değil mi?’’ diye hatırlattı.

‘’Biliyorum,’’ dedim. Ben de oturduğum yerde kıpırdandım ve aramızdaki masaya doğru eğilerek devam ettim. ’’Sanırım bu konuda birbirimize güvenmemiz gerekiyor. Ne de olsa ikimiz de aklı başında yetişkin insanlarız. Diğerimizin rahatsız olabileceği temasları az çok kestirebiliriz… Bu maddeleri de sözleşmemize ilave etmemize gerek yoktur herhalde.’’

Kerem’in dudaklarından küçük bir gülüş kaçtı sonra başını anlayışla salladı. ’’Haklısın.’’

‘’Sınırları korumaya özen göstermeliyiz yine de. Abartmamalıyız… Sonuçta…’’ Gerçek bir çift değiliz, diyecektim ki, sözlerimi yuttum. Buna rağmen Kerem ne diyeceğimi anlamış gibi yerinde kıpırdandı ve sadece, ‘’Anlıyorum,’’ diye mırıldandı.

Gülümsedim. ’'Ayrıca bu konudaki hassasiyetin için teşekkür ederim.’’

‘’Teşekkürlük bir durum yok,’’ dedi Kerem ciddiyetle. ’’Olması gereken bu.’’

’‘Doğru,‘’ diye mırıldandım. Garsona siparişlerimizi verip yeniden yalnız kaldığımızda Kerem elini masanın üzerinden bana doğru uzatarak elime uzandı. Parmaklarımız birbirine kenetlendiğinde birleşmiş ellerimize baktım. Sonra gözlerim Kerem’i buldu. Dudaklarında muzip bir gülümseme yer edinirken, ‘’O halde sevgili nişanlım… Biraz şov yapıp hikayemizi detaylandıralım.’’

İşittiklerimle sadece kıkırdadım ve kendimi Kerem’in yönlendirmesiyle yapacağımız şova bıraktım.

En inanılmaz şey şuydu ki, karşımdaki adamdan henüz yüzde yüz haz etmesem de, ona bir takım konularda güveniyordum. Bu kadarı da benim için aramızdaki anlaşmayı yürütmek için yeterliydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.