Hayatımın kontrolü hiç ummadığım bir şekilde ellerimden kayıp gittikten sonra yeni şartlara alışıp kendimi güvende hissedeceğim bir yol çizmiş olmak yüreğime su serpmişti. Her ne kadar bir yanım içinde bulunduğum durumu kabul etmeyi reddetse de, devam edebilmem için olanlara ayak uydurmam gerektiğini biliyordum. Kadere isyan ederek bir yere varamazdım. Arda yatırımcılara yalan söylemiş, Kerem de kendince zor durumda kalarak bunu sürdürmüştü. Ben ise yanlış zamanda yanlış yerde bulunarak Arda’nın kurduğu, Kerem’in oynadığı oyunda ister istemez bir rolü üstlenmiştim. Şikayetçi olmakta haklı olsam da, mızmızlanmak da bir yere varmama yardımcı olmayacaktı. Tek yapabileceğim bu durumu nasıl kendi lehime çevireceğime odaklanmaktı. Neyse ki Kerem’in teklifi üzerine babamın sözü gelmişti de, ben de bu kaosta kendime bir fırsat bulabilmiştim.
Kerem’in ofisinden ayrıldıktan sonra tekrar şirkete geçmeyerek eve geldim. Henüz akşam yemeğine vakit olduğu için mutfağa kendime kahve yapmaya gittim.
‘’Erkencisin.’’
Kulaklarımı dolduran sesle arkamı dönerek içeri giren kişiye baktım. Efe benim aksime güne anca başlıyormuş gibi görünüyordu. Üzerinde rahat bir tişört ve eşofman altı vardı. Koyu saçlarıysa yataktan yeni çıkmış gibi karmaşıktı.
‘’Yeni mi uyandın yoksa?’’ diye sordum kınayıcı bir tonda.
‘’Evet,’’ diyerek omuz silkti kardeşim. ’’Dün geldikten sonra hiç dinlenmedim.’’
’’Anladım.‘’
Elimdeki kupayı kahve makinesine yerleştirerek düğmeye bastım. Bir yandan da yanına atıştırmalık bir şeyler çıkarmış onları hazırlıyordum ki, Efe beni birden belimden kavrayıp hemen iki adım sola bıraktı. Ben ona çattığım kaşlarla bakarken kardeşim rahat bir tavırla az evvel önünde durduğum dolabı açarak kendine bir su bardağı çıkardı. O kendine buz dolabından su doldururken, ’‘Kenara çekilmemi de söyleyebilirdin,’’ dedim.
Efe bana ifadesiz gözlerle baktı. Sonra bardağındaki suyu diktiği gibi içip bitirdi. Gözlerini yeniden bana çevirdi ve, ‘’Ama o zaman sinir olmazdın,’’ dedi.
Başımı belli belirsiz sallayarak hazır olan kahveme uzandım. ‘’Gıcık bir çocuksun sen.’’
‘’Yapacak bir şey yok. Katlanacaksın artık evlenene kadar.’’
Kahvemden bir yudum alırken amacım kupamın ardına saklanmaktı. Annemi babamı geçtim, inandırması en zor kişi Efe’ydi. Zira kardeşim hakkımda doktora yapmış gibiydi ve beni çözmüş bir insandı. Ne zaman yalan konuştuğumu ve ne zaman doğru söylediğimi ayırabilen tek kişiydi. Bu yüzden onunla Kerem hakkında konuşmak istemiyordum ve çareyi karşı atağa geçmekte buldum.
‘’Hayırdır, annem gibi sen de pek heveslisin galiba beni evlendirmeye.’’
‘’Yoo. Bana ne ki? Ben zaten evde durmuyorum.’’
‘’Peki,’’ dedim. ’’Öyle olsun.’’
Efe bir şey söylemiyordu ama dilinin sessiz oluşu gözlerinin de aynısını yaptığı anlamına gelmiyordu. Kardeşim mutfak tezgahına yaslanarak bana dikkatle baktığında ben de soru soran gözlerle yüzüne baktım.
‘’Ne var?’’
‘’Sen ne ara tanıştın bu Kerem’le?’’
Yalan söyleyip kendimi ele vermek istemediğimden ve de Kerem ile bu tür detayları netleştirmediğimizden yine atağa geçtim. Duruşumu dikleştirerek alaylı ve bir o kadar da kendinden emin bir tavıra bürünerek, ‘’Kerem mi?’’ dedim soru sorarcasına. ‘’Enişteye ne oldu?’’
Kardeşim sadece başını eğerek kıkırdadı. Sonra delici bakışlarını yine yüzüme çevirdi. Allah’ım! Böyle yaptığında çok korkutucu oluyordu!
’‘Psikopat mısın sen? Ne bakıyorsun öyle?’’
Efe bu sorumu duymazdan geldi. ‘’Ben en son buradayken Kerem diye biri yoktu.’’
Daha inandırıcı olacağını düşündüğüm için Kerem hakkında bir bilgi vermeyi mantıklı bularak, ‘’Yoo, var,’’ dedim. ‘’Yirmi dokuz senedir var. Benim hayatıma çok daha sonra girdi tabii ama neyse.’’
‘’Ben neden bilmiyorum bunu?’’
Bıkkın bir nefes alarak kahvemden bir yudum içtim. Kahve keyfi yapayım demiştim ama Efe sayesinde kahvem az sonra buz gibi olacaktı.
‘’Ben ne zaman hayatımın tüm detaylarını etrafa saçtım ki? Bir ilişkim olduğunu saklamış olmam seni gerçekten şaşırttı mı?’’
‘’Haklı bir noktaya parmak bastın.’’
‘’Her zaman,’’ dedim sırıtarak. Efe’nin tavırlarına bakılırsa şimdilik onu ikna etmiş gibiydim. Hayatımda olup biten her şeyi açık seçik yaşamıyor olmamın avantajlarını kesinlikle görüyordum.
‘’Ketum buzlar kraliçesi!’’ dedi Efe.
’‘Alakası yok,‘’ diye savundum kendimi. ‘’Özelimi koruyorum sadece.’’
Kahvemi ve atıştırmalık tabağımı aldığım gibi kapıya yöneldim. Açık vermek istemiyorsam artık bu konuşmayı sonlandırmam lazımdı ki, son argümanım gayette kuvvetliydi. Ben her zaman her şeyimi anlatmazdım.
Efe’den bir karşılık gelmeyişini fırsat bildim ve mutfaktan çıkarak odama yöneldim. İçeri girer girmez elimdekileri minik sehpama bıraktım ve telefonumu elime alarak koltuğuma yerleştim. Son gelişmeleri rapor etmem gereken bir Melis vardı.
’‘Alo?’’ diyerek yanıtladı arkadaşım aramamı.
‘’Melis…’’
‘’Anlat dinliyorum.’’
Melis’in sözümü kesmesiyle kıkırdadım. Sonra derin bir nefes aldım ve arkama yaslandım.
‘’Kerem ile görüştük,’’ diyerek konuya girdim ve son yaşananları bir bir anlattım.
Sözlerimin sonuna geldiğimde Melis sesli bir iç çekti. ’’Ciddi ciddi gelin oluyorsun yani şimdi öyle mi?’’
Arkadaşım göremese bile başımı yukarı aşağı salladım. Kullandığı kelimeler içimi bir tuhaf edip karnımda sıcak bir his bırakırken dudaklarımı büzdüm. ‘’Durum onu gösteriyor.’’
Melis birkaç saniye sessiz kaldı. ‘’Aklınızda bir tarih var mı?’’ diye sordu sonra.
Kaşlarım çattım. ‘’Yavaş.’’
‘’Ne giyeceğim ben?’’
‘’Yavaş.’’
‘’Ay sus!’’ diye adeta ciyakladı arkadaşım. Şimdi odasında ordan oraya heyecanla volta atışı gözümün önünde canlanır gibiydi. ’’Şurada biricik arkadaşımı evlendiriyorum.’’
Gülümsedim ve, ‘’Sahte bir evlilik,’’ diye hatırlattım.
’‘Olsun,‘’ dedi Melis. ‘’Düğün gerçek sonuçta.’’
Kıkırdarken başımı öne doğru eğdim. Melis’in her şeyi eğlenceye çevirmeyi başarması takdire şayandı. Her ne kadar bu beni her defasında eğlendirmese de. ’’Melis ya.’’
‘’Ne var sanki? Heves ettim.’’
‘’Heves ede ede buna mı ettin?’’ diye sordum ciddiyetle.
’‘Evet,‘’ dedi Melis son heceyi uzatırken. ‘’Sana ne.’’
Aldığım yanıt üzerine birkaç saniye sessiz kaldım. Sonra sesli bir nefes alarak kahvemden bir yudum içtim. Aklıma gelen şeyle sessizliğimizi bozdum. ‘’Sen ve Arda dışında gerçeği kimse bilmeyecek.’’
‘’Şeref duydum.’’
‘’Geç sen dalganı.’’
‘’Gayet ciddiyim,’’ dedi Melis. ’’Ne olacak şimdi?’’
Elimdeki kupayı tekrar yerine bırakarak yeniden arkama yaslandım.’’Birkaç kez daha Kerem ile görüşeceğiz. Birbirimizi tanıyıp açık vermemek için.’’
’‘Mantıklı,‘’ diyerek onayladı beni arkadaşım. Sonra sesine yansıyan umutla ekledi. ‘’Hem belli mi olur tanıdıkça iyi anlaşırsınız belki.’’
İşittiklerimle yüzümü istem dışı ekşittim. ‘’Eksik olsun. Gıcık adamın teki.’’
Melis’den onaylamayan bir ses çıktı. ’’Hiç öyle söyleme, Beren,’’ dedi arkadaşım nadiren sesine yansıyan bir ciddiyetle. ‘’Adamla bir sene boyunca evli kalacaksın. Ee aynı evde de yaşayacaksın… Anlaşmaya çalışsan iyi edersin.’’
Arkadaşımın dudaklarından dökülen sözlerde doğruluk payı olduğunu biliyordum. Bir sene bazen su gibi akıp gidebilirdi ama karanlık günler yaşayanlar için bu süre kolay kolay geçmezdi. Eğer o bir seneyi rahat atlatmak istiyorsam Kerem’e daha ılımlı yaklaşmayı öğrenmeliydim.
‘’Ee sen de haklısın,’’ diye mırıldandım.
‘’Haklıyım tabii,’’ diye karşılık verdi Melis kendini beğenmiş bir tonda. ’'Ayrıca size illa birbirinizi sevin aşık olun diyen yok. Ama en azından bu sürecin çekilebilir olması için arkadaş olmayı deneyin.’’
Dudaklarımı büzerek kendi kendime çocuksu hallere büründüm. Hışımla oturduğum yerden kalktım ve, ’’Aşırı mantıklı konuşuyorsun,’’ diye itiraf ettim bir kez daha.
‘’Herhalde be!’’ diye söylendi Melis. Sonra sesindeki ciddiyet yerini muzip bir tona bıraktı. ’’Bana bak, en iyi arkadaşın benim. Kerem’le fazla da samimi olma. Ama sonradan yok ben kocama aşık oldum falan dersen de sorun değ…’’
’‘Melis!’’ dedim uyarıcı bir tonda.
Anında, ’’Sustum,’’ dedi.
Konuşmamızın devamında daha fazla Kerem hakkında konuşmadık. Melis cephesinde neler olduğunu dinleyerek ben de güncel durumları öğrendikten sonra telefonu kapattık. Ardından Nehir ile görüşüp birkaç meseleyi netleştirerek akşam yemeğine indim.
Ertesi sabah Kerem ile buluşmak için sözleşmiştik. Anneme kahvaltıda olmayacağımı söylediğimde yüzünde oluşan imalı ve hoşnut gülüşü görmezden gelerek evden ayrılmış ve Kerem’in yolladığı konuma ulaşmıştım. Şimdi Kerem Varol’un karşısında oturmuş, çayımı yudumluyordum.
‘’Çayı mı daha çok seversin yoksa kahveyi mi?’’ diye sordum birden aklıma gelen şeyle.
Kerem başını kahvaltı tabağından kaldırarak bana baktı. Koyu gözlerindeki ifadeye bakılırsa sorumu pek anlamlandıramamıştı. Neyse ki canımı sıkacak bir yorum getirip atışmaya alan tanımadı ve sorumu yanıtladı.
‘’Çayı daha çok tercih ederim. Sen?’’
‘’Ben daha çok kahveciyim,’’ diye yanıtladım sorusunu. Sabahları aç karnına kahve içmemeyi alışkanlık haline getirmiş olduğum için, şu an hayalini kurduğum tek şey ofisimde içeceğim kahvemdi.
Kerem anladığını belli edercesine başını salladı. Sonra rahatça arkasına yaslanarak çayını eline aldı. Dudaklarını hafif bir gülümseme ele geçirirken, ‚’Sıcak, soğuk?’’ diye sordu.
Sorunun yol açtığı düşünceyle bile sırıtışıma engel olamadım. ‘’Bana soğuk kahve ver, sonra seni paralama ihtimalimi unut.’’
Verdiğim cevap Kerem’i güldürdü. ‘’O derece diyorsun?’’
‘’Hı hı.’’
‘’Bilseydim sözleşmeye tatlı yerine soğuk kahve eklerdim.’’ Sözleriyle dün imzaladığımız sözleşmede geçen ek maddeyi hatırladım. Kaşlarım merakla çatılırken, ’’O sözleşmeyi ciddi ciddi oturup yazdın mı?’’ diye sordum.
‘’Bunu asla öğrenemeyeceksin.’’
Çatalıma uzanırken bir şey söylemedim. Her ne kadar gizemli bir yanıt verse de, sözleşmeyi kendi hazırladığı aşikardı. Zira aksi takdirde bir kişi daha sırrımızı öğrenmiş olurdu. Bunu dile getirmeyerek peynirimden bir lokma aldım.
’‘Beni ilk gördüğünde ne düşündün?’’
Kulaklarımı dolduran soru beklenmedikti. Başımı birkaç saniye boyunca tabağımdan kaldırmadım ve lokmamı ağır ağır çiğneyerek zaman kazandım. Kerem ile birkaç gün öncesine kadar tanışmamış olsak da, ikimiz de ortak çevrelerimiz ve işlerimiz nedeniyle zaten birbirimizin kim olduğunu biliyorduk. Adını ilk ne zaman duydum, onu ilk ne zaman gördüm bilmiyordum. Ama geriye dönüp baktığımda hakkında olumsuz şeyler düşünmüş olmadığıma emindim. Tek hatırladığım günler önce restoranda olanlardı. Buradan yürümeye karar verdim ve bakışlarımı Kerem’e çevirerek beni izleyen koyu gözlerini gördüm.
’‘Duydukların hoşuna gitmeyebilir,’’ diye mırıldandım keyifle.
Kerem kaşlarını soru sorarcasına kaldırdı. ‘’O kadar kötü mü?’’
Sorusu üzerine omuz silktim. ’‘Sence?’’
Karşımdaki adam tekrar geriye doğru yaslandı. İfadesi kısa bir süreliğine düşünceli bir hal alırken, ‘’Onlarca gazetecinin önünde nişanlı olduğumuzu iddia ettiğime göre, pek parlak düşüncelerin olmadı,’’ dedi.
Başımı yukarı aşağı sallarken çayıma uzandım. ‘’Tam üstüne bastın.’’
‘’Mecbur kaldım,’’ dedi Kerem kendini savunurcasına.
‘’Boş bulundun.’’
Kerem bu sözüm üzerine birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra dudaklarına o muzip gülüş yayıldı. ’’Belki de ne kadar güzel bir kadın, hadi nişanlı olduğumuzu uydurayım da, evlenelim diye düşündüm.’’
Duyduklarım kısa bir an afallamama neden oldu. Sözlerinde ciddi olup olmadığını merak ettim ve bunu merak ettiğim için kendime kızdım. Nihayetinde sözlerine fazla takılmamaya çalıştım ve en muhtemel ihtimalden yola çıkarak, ‘’Dalga geçme,’’ diye söylendim.
‘’Dalga geçmiyorum,’’ dedi Kerem. Gayet ciddi görünüyordu. Lakin bu bana yetmedi. Alaylı bir ifadeye bürünerek, ‘’O halde güzel bulduğun her kadınla evlenmeyi mi düşünüyorsun?’’ diye sordum.
Kerem başını sağa sola sallarken ciddi ifadesini koruyordu. ‘’Hayır, sadece topuklu ayakkabılarla yürüyemeyenlerle.’’
Kaşlarım çatıldı. Sesimi kontrol edemeyerek, ’‘Ne?‘’ diye sordum hayretle. ‘’Ne alakası var şimdi?’’
Karşımdaki adam ciddiyetini korumaya devam ederek dikkatini tabağındakilere verdi. ‘’O akşam tüm bunlar sen o ayakkabılarla yürüyemediğin için başımıza geldi.’’
‘’Gayet de yürüyebiliyorum. Ayrıca biz bunları senin yüzünden yaşıyoruz. Yalan söyleyen sendin.’’
‘’İlk yalanı Arda söyledi,’’ dedi Kerem umursamazca omuz silkerek. Evet, her şeyi Arda’nın yalanı başlatmış olabilirdi belki ama asıl darbe Kerem’den gelmişti. Ya bunun farkında değildi, ya da benimle ciddi anlamda dalga geçiyordu.
Çayımdan bir yudum alarak dikkatli gözlerle Kerem’e baktım. ‘’Çok klasik olacak ama bir şey soracağım.’’
Kerem çatal ve bıçağını tabağının kenarına bırakarak gözlerini bana çevirdi. ’’Buyur, dinliyorum.’’
Oturduğum yerde hafifçe öne doğru eğildim ve kıstığım gözlerle Kerem’e bakarak, ‘’Arda camdan atlasa, sen de atlayacak mısın?’’ diyerek o meşhur soruyu sordum.
Kerem bir an düşünür gibi yaptı ve sonra boğazını temizledi. ‘’Cevap veriyorum.’’
Onu taklit ettim. ’’Buyur.’’
‘’Hayır.’’
‘’O halde o yalan söyledi diye sen de yalan söyleme! Koskoca adamsın, senin kendi aklın yok mu?’’
Kerem bana yan bir bakış attım. ’’Aklım gayet de var, bunu sen de çok iyi biliyorsun.,’’ dedi ve ifadesi yine hafif ciddi bir hal alırken devam etti. ‘’Ayrıca madem sen habire beni suçluyorsun, ben de seni suçlayacağım…’’
’‘Pardon?’’ dedim şaşkınca.
‘’Sen düzgün yürümediğin için oldu bunlar…’’ Ciddi olamazdı!
‘'Bana bak…’’ dedim ters bir şekilde ama ben lafımın gerisini getirmeden Kerem devam etti.
‘’Seni ilk gördüğümde bu kadın neden içinde yürüyemediği ayakkabılar giymiş diye düşündüm.’’
Ona dik dik baktım. Her ne kadar sözleri saçmalık olsa da, ifadesine bakınca pek de şaka yapıyormuş gibi görünmüyordu. Öne doğru daha fazla eğilerek ses tonumu alçalttım. ‘’Boğarım seni.’’
’‘Denesene,‘’ dedi Kerem alayla.
Her ne kadar ben de pek mantıklı konuşmasam da beni ciddiye almıyor oluşu canımı sıktı. Elim farkına varmadan bıçağıma giderken, ’‘Boğarım,‘’ dedim tehditkar bir şekilde. Sanki onu bıçakla boğabilecektim!
Kerem bir bana bir de elimdeki bıçağa baktı. Bakışları saniyeler içerisinde oldukça farklı bir hal alırken, ‘’İndir o bıçağı,’’ dedi. Ses tonu sakindi ama benim huysuz ses tonumdan daha tehditkardı. Git gide daha da karanlık bir hal alan bakışlarından bahsetmiyordum bile. Saniyeler içerisinde saçma sapan bir atışmanın içinden nasıl böyle gergin bir ortama geçiş yapmıştık bilmiyordum ama bir şeyler olmuştu.
Elimdeki bıçağı bıraktım ve geriye doğru yaslandım. ‘’Bana öyle bakma,’’ dedim sonra sakin bir sesle.
Kerem çatık kaşlarını düzeltmeden, ’‘Nasıl?’’ diye sordu. Farkında mıydı bilmiyorum ama bakışlarını yumuşatacağına daha da kötü bakıyordu. Son dakikalarda ciddiyetini korumuş olsa da, şu seviyeyi onda daha önce görmemiştim.
Elimle gayriihtiyari gözlerini işaret ettim. ‘’Öyle kötü kötü bakma işte!’’
Sözlerim, ya da belki gözlerim, Kerem üzerinde bir etki bırakmış olacak ki, koyu kahverengi gözleri anında yumuşadı. Karşımdaki adam bakışlarını bir an için eğerek yeniden kaldırdı ve sonra boğazını temizleyerek daha yumuşak bir sesle konuştu. ‘’Kötü bakmıyorum. Ciddi bir ifadem var.’’
Bu doğru olabilirdi belki ama her ne kadar uzaktan bildiğim Kerem ciddi mizaçlı biri olsa da, bu yanına tanıştığımız günden bu yana pek şahit olmamıştım.
Sessizliğimi korudum ve bir karşılık vermedim. Şu an günlerdir olmadığım kadar rahatsız hissediyordum. İki gün önce aldığım kararı ve dün attığım imzayı sorguluyordum. Hata mı yapmıştım? Melis’in söylediklerini uygulayabilecek miydim? Peki şirket uğruna koca bir senemi bu şekilde geçirmeme değecek miydi?
Tüm bu sorular bir bir zihnimde biterken, ‘’Küstün mü?’’ diye sordu Kerem.
Görünen oydu ki, içimde yaşadığım çatışmayı dışıma gereğinden fazla yansıtmıştım.
Aldığım soruyla kaşlarımı çattım. ‘’Çok.’’
Kerem sesli bir nefes aldı. Sonra yorulmuş gibi geriye doğru yaslandı. Kısa bir an sessiz kaldığında ben onun hareketlerini takip etmekle meşguldüm. Kerem burun kemerini sıktı. Sonra tekrar bana baktı ve, ’’Beren çok inatçısın. Ayrıca hırçınsın,’’ dedi. ‘’Ben de insanım.’’
Duyduklarımla içimde git gide kabaran öfkeyi hissettim. Davranışlarımın ben de farkındaydım ve farkında olmam bundan memnun olduğum anlamına da gelmiyordu. Lakin o benim yerime koyuyor muydu hiç kendini? Sıradan bir akşam yemeğine diye gittiğim restoranda birden karşıma çıkmış, onlarca gazeteci önünde nişanlı olduğumuzu söylemişti. Sonra bana anlaşmalı bir evlilik teklifi etmiş, hayatımı temelinden etkileyecek bir şeyin içine çekmişti beni. Elbette son kararı ben kendi çıkarım için kendim vermiştim. Ama bu, her şeyi başlatanın Kerem olduğu gerçeğini de değiştirmiyordu.
‘’Neden böyleyim peki?’’ diye sordum sakin kalmaya özen göstererek.
‘’Bir anlaşma yaptık. Sen de razı geldin,’’ diye hatırlattı Kerem.
Zoraki bir gülümsemeyle baktım ona. ‘’Bu bir iş anlaşması değil yalnız… Ciddi ciddi evleneceğiz, farkında mısın?’’
Kerem’in sesi isyan eder gibiydi. ’’Farkındayım tabii ki! Tüm bunları neden yapıyoruz zaten?’’
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Oturduğum yerde git gide küçülürken zihnimde beliren sorular altında ezildiğimi hissediyordum. Fısıldayan bir tonla konuştum. ’’Hayatımız alt üst oldu.’’
Kerem’in dudaklarından sahte bir gülüş kaçtı. ’’Abartma istersen.’’
Ona nasıl baktım bilmiyordum. Zira içimde hissettiğim daralma yüzünden yüzümdeki ifadeyi kontrol edemiyordum. Ama durum vahim olacak ki, ’’Tamam, tamam,’’ dedi Kerem telkin edercesine. ‘’Bir sene. Sadece bir sene. Sonra herkes kendi yoluna.’’
Duyduklarımla bu cümleyi hem içimden hem de sesli olarak tekrar ettim. ‘’Aynen öyle. Sonra her şey bitecek,’’ derken kendimi yatıştırmak adına gülümsüyordum.
Kerem başını onaylarcasına salladı. Beni onaylıyordu ama bakışlarında adını koyamadığım bir şey vardı. ‘’Bitecek merak etme,’’ diyerek bozdu sessizliğini. ’’Ben de senin gibi huysuz bir kadınla sonsuza kadar baş edemem zaten.’’
Kulaklarımı dolduran sözlerle boş boş masada gezen bakışlarım Kerem’i buldu. Ona kısa bir an inanamayan gözlerle baktım. Ama sonra hak ettin dedim kendime. Sonuçta ben de hıncımı ondan çıkarıp duruyordum. Gözlerimi yeniden masaya eğdim ve yutkunarak kolumdaki saate baktım. Neyse ki bugün katılacağım toplantının zamanı yaklaşıyordu. Bu sayede bacaklarım beni taşıyacak gücü bulacaktı belki de.
‘’İyi o zaman,’’ diyerek çantamı aldığım gibi yerimden kalktım ve yüzüme gözlerime ulaşmayan bir gülümseme yerleştirdim. ’’Bu huysuz kadını daha fazla çekmek zorunda kalma. Afiyet olsun sana.’’
’‘Beren…’’ dedi Kerem ama devam etmesine izin vermedim. ‘’Sonraki buluşmanın konumunu atarsın,’’ diyerek arkamı döndüğüm gibi çıkışa yöneldim. Ardımdan, ‘’Beren bir saniye…’’ diyen Kerem’i işitsem de, takılmayarak yoluma devam ettim.
Adını koyamadığım duygular içimi kemirirken duruşumu bozmayarak arabama ulaştım. Direksiyona geçtiğimde derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki, bir şey anlamamıştım.
Saniyeler içerisinde iki yabancıdan, iki nişanlıya dönüştüğümüz gibi, saniyeler içerisinde bir enkaza da neden olmuştuk.