İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 56 · 49 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 56

🖤 49

AHSEN

Canavarlar sevilmez, baba. Ancak ben seni çok sevdim. Her şeye rağmen lanet olsun ki seni çok sevdim. Hatırlıyorum da küçükken beni yine iş gezisine gördüğün bir gün yolda bisiklet süren çocuklar görmüştüm ve bende senden bir bisiklet istemiştim. O gün bisikletin hiçbir işime yaramayacağını söyleyerek bana araba sürmeyi öğretmeye başladın. Bunun benim için daha iyi olacağını söyledin. Bisikletin işime yaramayacağını biliyordum ama ben o gün sadece bisiklet sürüp kahkaha atan çocuklar gibi eylenmek istemiştim. Sonra bir kaç haftanın ardından kimsenin olmadığı ıssız bir yere gitmiştik. Sadece sen ve ben vardık. Sen bir anda arabanın arka koltuğuna bindin ve belinden bir silah çıkartarak karnına bir el ateş ettin. Ahh o sıktığın kurşunun sesini hala duyuyorum. Ben tedirginlikle sana bakarken, sen bana gülümseyerek bakmıştım ve sonra ‘’Bir saatin var meleğim, arabaya bin ve beni eve götür. Yoksa öleceğim.’’ demiştin. O gün yine psikopat olduğumu unuttuğum bir gündü çünkü senin için endişelenmiştim ve çok kokmuştum. Sürücü koltuğuna ilk bindiğim anı hatırlıyorum. Bedenim hiç durmadan titriyordu. O kadar stresliydim ki bana verdiğim tüm eğitimi bir anda unutmuştum. Sonra senin arka koltukta kıvranırken ki iniltilerini duydum ve derin bir nefes alarak tıpkı öğrettiğin gibi kontrolu elime aldım ve sonra unuttuğum her şeyi hatırlamaya başlayarak arabayı çalıştırıp sürmeye başladım. Malikaneye gidene kadar tek bir an bile ayağımı gaz pedalından çekmedim.

Gözlerim yola odaklanmıştı ama kulaklarımın tüm dikkati senin nefes alış verişlerindeydi. O gün tek hedefim seni ölümden kurtarmaktı. Malikaneye geldiğimizde ben arabadan inip ilk defa yardım için bağırırken, sen tek başına arka koltuktan gülerek inmiştin ve dizlerinin üzerine çökerek kafamı nazikçe okşamıştın. Sonrada bana ‘’Aferin meleğim, artık daha güzel araba sürüyorsun.’’ demiştin ve ben sana bir şey olacak diye o kadar korkmuştum ki, küçük kalbim buna dayanamayınca düşüp bayılmıştım. Sonra ki günlerde ise senin yanından hiç ayrılmadım ve o günden sonra her akşam sen uyurken gizlice yanına gelerek nefes alıp almadığını kontrol etmeye başladım. O gün sen çok eylenmiştin ama ben ise senin ölme düşüncenle defalarca kez ölmüştüm.

Ancak dün akşam sen gözlerimin önünde üç sikik kurşunla can verirken, korkmadım. Şuanda da korkmuyordum. Sana yıllar sonra ilk defa seni seviyorum derken büyük bir acı hissetim ve sonra ise büyük bir boşluk her tarafımı sardı. Hala da o boşluğun içerisindeyim. Sen annemi öldürdüğün gece bir tek onu öldürmedin. Beni öldürdün, kendini öldürdün ve diğer her şeyi öldürdün. Belki de bu yüzden hiç korkmadım yada üzülmedim. Çünkü sen benim için uzun bir süredir zaten ölüydün.

Açıkçası benden önce cehenneme gideceğini düşünmemiştim. Yaptığım planda sen hala yaşarken senden kurtulacak, sonrasında ise ölecektim ve göğsüme kurşun sıkarken bunu her anını sana izletecektim. Yaşarken sevdiğin birini kaybetmenin ne olduğunu sana hissettirecektim. Ne diye bilirim ki ? Bazen bazı planlar olmaz.

Kapalı gözlerimi açtığımda, güneş gözlerimi yaktı ama bunu umursamadım ve ruhu olmayan ölü bir beden gibi tavana bakmaya devam ettim. Havada küçük tozlar dans eder gibi uçuşuyordu. Ahh içimde ki karanlığın çıldırmış kahkahalarını duyabiliyordum. İntikamı seven tarafı babamın ölümünü pek beğenmemişti -çünkü babamı yavaş yavaş, acı çektirerek öldürmek istiyordu- ama öldüğü için memnundu. Fakat bir yandan da bu durum onu öfkelendirmişti, çünkü babam öldü ve artık önümde Azrail’i eski bir dost gibi selamlayarak, ölümle olan anlaşmamı yerine getirmemi engelleyecek her hangi bir şey kalmadı. Ben ölürsem, karanlıkta ölür. Muhtemelen bu yüzden gözlerimi açar açmaz zihnimin her köşesinde koşturarak çıldırmış gibi kahkaha atmaya başladı.

Karanlık tarafım sevgi uğruna yaptığım ve yapacağım her şeyin aptalca olduğunu savunuyordu. Ona göre yaşamalı ve daha fazla intikam almalıydım. Bir ölüm makinesi olmak varken, ölmek onun için salaklıktı. Karanlık benim en bencil, en duygusuz, en vahşi ve en psikopat tarafımdı. Açıkçası ne düşündüğü umurumda değildi. Her zaman olduğu gibi, ben kazandım. Dün akşam yıllardır verdiğim savaş ve mücadele üç kurşunla son buldu. Benim yıllardır yapamadığım şeyi Pars bir akşam ansızın, bende dahil herkesi kandırarak sadece bir kaç saniyede yaptı.

Uyanalı yarım saat olmuştu ve uyanır uyanmaz babamın öldüğü an gözlerimin önünden defalarca kez canlanmaya başladığında, çift kişilik yataktan kalkıp nerede olduğuma bakmak yerine uzanmaya devam ettim. Üzerimde bir ağırlık vardı. Eğer saf ve aptal olsaydım babamın ölümüne üzüle bilirdim, ama değildim ve üzülmüyordum. Evet, onu seviyordum ama babam onun için üzülmemi hak edecek biri değildi. Ayrıca istesem de üzülemem, nede olsa beni olduğum canavara dönüştürüp ruhumu çalan kişi oydu. Üzerimde ki ağırlığın tek sebebi sadece keşkelerdi. Keşke, babam bir Ar olmasaydı. Keşke, annem ölmeseydi. Keşke, geçmişi değiştire bilseydim. Keşke, bir canavar olarak doğmasaydım. Fakat geldiğim noktada güzel bir yaşam hayali kurmak ve istemek bana yasaktı. Keşkelerle başlayan cümleler ise, gerçekleşmeyecek zırvalardan ibaretti. Gözlerimi sıkıca kapatarak derin bir nefes aldım. Açıkçası babamın öldüğünde rahatlayacağımı düşünmüştüm, rahatlamadım. Yıllar önce yüreğime düşen ateş dinmedi ve galiba ben ölene kadarda dinmeyecek.

Son bir kez daha babamın ölümü gözlerimde canlandıktan sonra, annemin ölümü zihnimin her tarafını sardı ve işte o an kalbim yerinden çıkmak istiyormuş gibi hızla atmaya başladı. İlk defa düşüncelerimi bir kenara bırakarak, etrafa baktım ve kendimi öldüre bilemek için bir silah aradım. Amerikan mutfağının tezgahın da duran bıçaklar bana gülümsediğinde, son dakika zihnime dolan düşüncelerle kendim yatakta tutmak için büyük bir çaba gösterdim. Benim ölümüm bir şef bıçağıyla şah damarımı keserek olamazdı, benim ölümüm kalbime saplanan bir kurşunla olacaktı, tıpkı annemde olduğu gibi. Acı bir tonda hafifçe sırıttım. Babamda göğsüne sıkılan kurşunlarla öldü. Hepimizin ölümü aynı olacaktı, oldukça sanatsal bir durum. Tabi beni durduran tek konu bu değildi, Savaşta vardı. Etrafta ki herkes ruhumu yerken, o bana ruhunu paylaşan tek kişiydi. O benim kardeşim, sırdaşım, suç ortağım ve hala bu dünyada sevgi duygusunu hissettiğim son kişiydi. Ona veda etmeden ölmeyi düşünmüyordum. En azından bir vedayı hak ediyordu. Sonra ise onu yanımdan en kötü şekilde kovacaktım ve ardından ölümü kucaklayacaktım. Bunun için kendime üç gün vermeye karar verdim. Bu fikir bir anda aklıma geldi. Üç gün içerisinde her şeyi hallettikten sonra ölecektim. Daha fazla olmaz, daha fazla annemin hasretine dayanamam. Umarım her şey bittiğinde Savaş beni anlar. Belki de anlamaz. Bu hayatta benden sonra korktuğu tek şey ailesini kaybetmekti ve ben onun için bir aileydim. Hayır, beni hiç affetmeyecek. Bu düşünceyle kalbim sıkıştı. İnsanın sevdiği birinin kaybetmesinin nasıl bir his olduğunu biliyordum ve bunu Savaşa asla yaşatmak istemezdim ama ben bencil psikopatım.

Büyük camdan içeri giren güneş gözlerimi okşayıp azda olsa beni kör etmeye devam ederken düşüncelerimde daha fazla boğulmamak için etrafa bakıp dikkatimi başka bir tarafa çekmeye çalıştım. Nerdeyse bir saat olacaktı ama henüz kimse yanıma gelmemişti. Fakat Pars’ın yanında olduğumu biliyordum. En son hatırladığım şey güçlü kolların beni taşıdığı ve Pars için çalışan korumaların Ar malikanesini yıkıp döktüğüydü. Yüzünü görememiştim ama kokusunu almıştım. Sonrası ise büyük bir karanlıktı. Ah o pisliğin beni kandırdığına hala inanamıyorum. Akşam elimde ki çatalı gözüne saplamama gerçekten çok az kalmıştı. Muhtemelen anlaşmayı bitirdiğim için bu planını bana bilerek anlatmamıştı. Kafamı yastıktan kaldırmadan göz ucuyla tekrar etrafa bakmaya devam ettim. Görebildiğim kadarıyla bulunduğum ev tek katlıydı ve oldukça büyük bir yerdi. Bir tarafta Amerikan mutfağı varken, diğer bir tarafta şöminenin karşısında C şeklinde büyük bir koltuk takımı vardı. Oda krem ve kahverengi tonlarının hakimiyetinde sıcak bir evdi. Benim hiçbir zaman sahip olamadığım kadar sıcak bir ev. Yarım ağız sırıttım. İşte bu bile babamın ölümüne üzülmemem için bir nedendi. Eğer içimde ona karşı hala bir sevgi olmasaydı muhtemelen uyanır uyanmaz yataktan kalkıp dans eder ve ölümünü kutlardım. Beni hayatta yenen tek şey sevgi oldu ama benim asıl katilim babamdı.

Kollarımı iki yana açıp esnettiğim de birkaç çıtırtı sesi geldi. Aslında şuanda saatlerce bu yatağın üzerinde uzanmak istiyordum, ama dünyada son birkaç günüm kalmışken bunu iyi değerlendirmem gerekiyordu. Zaten hayatımda o kadar çok kötü şey yaşadım ki bir zamandan sonra umursamamayı öğrenmiştim ve bu konuda psikopatlık genimde bana fazlasıyla yardımcı oluyordu. Öldükten sonra kesinlikle cehenneme gideceğimden emindim ve bu yüzden bile bir an önce kalkarak dünyada ki son günlerimde şeytanı tahtından indirip yerine geçeceğim planlar yapmam lazımdı. Tabi eğer şeytan öldüğümde, kovulduğu cennete beni bir şekilde girdirerek bir saniyeliğine bile olsa annemi görmeme izin verirse, o zaman tahtın onda kalmasını düşünebilirdim.

İlk uyandığımda ve hatta bir saniye öncesine kadar çok durgundum ama şimdi enerjik karakterimin yeniden hayat buldu ve yataktan hızlıca kalktım. Lanet olası melankolik hiç benlik bir şey değildi. Dikkatimi çeken ilk şey nemli saçlarım oldu ve üzerimde sadece siyah, dizlerime kadar uzanan bir erkek tişörtü vardı. Bu senaryo bir yerden tanıdık geliyordu. Tişörtün yakasında tutup içine baktım.

Pembe mi ?

Lanet olası üzerimde pembe kurdeleli iç çamaşırlar vardı ve bunlar kesinlikle bana ait değildi. Ben her zaman siyah giyerdim. Biri beni yıkamıştı ve bu lanet olası bebek domuz renginde ki iç çamaşırları üzerime giydirmişti. Kaşlarım çatık bir şekilde pembe iç çamaşırlarına bakarken “Pars.” diye fısıldadım ve bu sırada ahşap kapının açıldığını duyduğumda hemen o tarafa doğru baktım. Pars elinde birkaç odunla içeri girdi. Gözleri benimle buluşunca elinde ki odunları kapının yanına bıraktı. Altında siyah bir eşortman ve üstünde ise oversize siyah bir tişört vardı. Siyah takım elbisesi olmadan asla bir mafya adamına benzemiyordu. Şuanda yakışıklı bir model gibi gözüküyordu. Yada çekici bir sokak serserisi. İşte bir dejavu daha. Tıpkı onu kurtardığım gün Savaş’ın kıyafetlerini giyindiği gibi görünüyordu. Onu görünce kalbim istemsizce hızlı atmaya başladı. Sırf ona karşı verdiği tepkiler yüzünden, muhteşem vücudumdan nefret etmeye başlıyordum. Mazoşist olma konusu zihnimde yankılandı ama neyse ki üç gün sonra ölecektim, bu yüzden vücudumu şu anlık cezalandırmamaya karar verdim.

Pars sessizliği bozarak, temkinli bir ses tonuyla ‘’Sonunda uyanmışsın.’’ dedi. Gözlerine bakınca babamı nasıl öldürdüğü tekrar zihnimde canlandı ve ben sessiz kalıp cevap vermeyince, Pars bana doğru bir adım atarak tekrar konuştu. Yüzünde ki endişe fazla belirgin değildi ve başka bir insan bunu fark etmezdi bile ama ben göre biliyordum.

‘’Babanı öldüreceğimi söylediğimde beni durdurmadın.’’ Sanki kötü bir karar vermiş ve bu kararı tek başına vermediğini söyleyerek, benden gelecek olası bir saldırı karşısında savunmaya geçiyordu. Bunu yapmasına gerek yoktu.

‘’Doğru, seni durdurmadım.’’ Uyandığımdan bu yana ilk defa sesli bir şekilde konuştuğum için sesim kısık çıktı ve bu da sesimi hüzünle doldurdu. Pars’ın kaşları biraz daha çatıldı.

‘’Onun için üzülüyor musun ?’’ Hayır, üzülmüyorum. Sadece büyük bir boşluktayım. Sadece babam öldüğünde rahatlayacağımı düşündüm ama olmadı. Hala kalbimde bir acı var. Söyleyeceğim çok şey vardı ama bunun yerine sadece ‘’Hayır.’’ dedim.

Sanki Pars söyleyemediğim her şeyi duymuş gibi ‘’Bana doğruyu söyle.’’ dedi. Ondan kesinlikle bir şey saklanmıyor. Bu sefer daha net bir şekilde konuşarak ‘’Hayır, üzülmedim. Sadece her şeyin daha farklı olacağını düşünmüştüm. Üzgün değilim ama mutluda değilim.’’ dedim ve aramızda büyük bir sessizlik oluştu. Pars suratıma öyle bir bakıyordu ki, sanki babamı öldürdüğü için pişman olmuş gibiydi. Onun bu surat ifadesini görmezden gelirken konuyu değiştirdim.

‘’Neden bana babamı öldüreceğini söylemedin ?’’

Pars arkasında ki camdan kolona yaslandı ve kollarını göğsünde birleştirdi. Keskin bakışlarla şu anki duygularımı anlamaya çalıştığını görebiliyordum. Açıkçası sinirliydim. Acı çeksin diye babamın gözerinin önünde ölmek istiyordum ve bunu yapmadan önce Savaş’ı kendimden uzaklaştıracaktım ama Pars babamı tahmin ettiğim süreden daha erken öldürdüğü için bütün planlarımı bozdu. Ancak bir yandan da kazanmama yardım ettiği için teşekkür etmek istiyordum. Artık anneme kavuşmak için önümde engel kalmadı. Karmaşık duygular içerisindeydim.

‘’Babanı öldüreceğimi sana zaten söylemiştim.’’ diyerek üstü kapalı bir cevap verdiğinde bu sefer onun gerçek düşüncelerini anlamak isteyen kişi ben oldum ama karşımda bom boş bir duvardan başka hiçbir şey göremedim. Onun istediği zaman zihnimi okuması ve benim okuyamamam gerçekten sinir bozucuydu.

‘’Neden beni buraya getirdin ?’’ diye sorduğumda ise Pars kısa bir an tereddüt etse de ‘’Gözlerini açtığında gördüğün ilk şeyin babanın cesedi olmasını istemedim.’’ dedi.

‘’Neden ?’’

‘’Çünkü ondan nefret etsen de aynı zamanda onu hala sevdiğini biliyorum.’’

‘’Babamın ölümünü kaldıramayacak kadar güçsüz bir kadın olduğumu mu düşünüyorsun ?’’

‘’Hayır.’’

‘’O zaman neden beni buraya getirdin ? Beni düşündüğün için mi ? Unuttun mu ? Biz artık aynı tarafta değiliz. Benim için bir şeyler yapman gerekmiyor.’’

Pars kaşlarını çatarken bana doğru bir adım attı ve sert bir ses tonuyla ‘’Anlaşmayı bitirmen umurumda değil. Seni buraya getirdim çünkü seni önemsiyorum. Ayrıca, artık yine aynı taraftayız.’’ dediğinde bende kaşlarımı çatarak ona doğru bir adım attım.

‘’Bir Alphan olduğum..’’ Sözlerim bitmeden Pars araya girdi ve sözlerimi bitirmesem bile sanki ne diyeceğimi zaten biliyormuş gibi net bir şekilde cevap verdi. ‘’Bir Alphan olduğun için değil, sadece sen olduğun için seni önemsiyorum.’’ Bu iltifat karşısında yüzümün kızardığına emindim. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Parsın zaten beni önemsediğini av zamanından sonra net bir şekilde görmüştüm ama bunu bizzat ondan duymak bambaşka bir şeydi. Ben bu itiraf karşısında ne diyeceğimi bilemezken içimde ki karanlık kulaklarıma bir şeyler fısıldadı. ‘Bütün gerçekleri anlatmıyor.’ Kaşlarım istemsizce çatılırken, Pars’a doğru bir adım attım. Pars tamamıyla yalan söylemiyordu ama bir şeyleri eksik söylüyor gibiydi. Yüzü duygusuzdu ama gözleri öyle değildi. Pars’ın biraz önce ‘Artık aynı taraftayız.’ dediği cümle zihnimde canlanırken içimde ki kuşku daha büyüdü.

‘’Diğerlerini de öldürdün mü ?’’ Bahsettiğim diğerleri lanet olası ailemdi ve Pars’ın evet demesini bekledim ama bunun yerine ‘’Hayır.’’ diyerek kısa bir cevap verdiğinde, ona doğru bir adım daha attım.

‘’Beni buraya getirmenin nedeni sadece babam değil öyle değil mi ?’’

‘’Doğru.’’

‘’Anlat.’’

‘’Seni buraya getirdim çünkü ailenin seni bir hain olarak ilan etmesini istedim.’’ dediğinde, duyduğum sözlerin gerçekliğini algılamaya çalışırken bir kaç saniye konuşamadım. Bu sırada yemek masasında İskender’in Parsla nasıl tanıştığımı sorduğu an aklımda canlandı. Pars babamın diğerlerine hey şeyi anlatmadığını bilecek kadar zeki biriydi. Bu yüzden tanışma hikayemizi farklı anlata bilirdi, ama o bunun yerine küçükken çayırlıkta karşılaştığımızı söyleyerek sanki uzun yıllar boyunca bir birimizi tanıyormuşuz gibi davrandı. O an neden böyle yaptığını anlamamıştım çünkü çatalı gözlerine batırıp batırmama konusunu düşünüyordum. Dikkatim dağınıktı.

‘’Neden ?’’ diye sorduğumda bedenimde büyük bir hayal kırklığı ve öfke vardı.

‘’Çünkü seninle ikinci bir anlaşma yapmak istiyorum.’’

‘’İkinci bir anlaşma mı ? Ciddi misin ?’’

‘’Dün yaptığım şeyden sonra, ailenin sakin kalacağını düşünmüyorum. Bu yüzden onları iyi tanıyan birine ihtiyacım var. Ayrıca sende artık onların gözünde hain olduğun için korunmaya ihtiyacın var. Makul bir anlaşma öyle değil mi ?’’ Bu sefer içimde ki karanlık ‘Yalancı’ diye bağırmaya başladı.

‘’Şuanda bana şantaj yapıyorsun.’’

‘’Evet yapıyorum.’’ diye rahatça cevap verdiğinde öfkem daha da arttı.

‘’Beni tehdit edemezsin.’’

‘’Yapabilirim ve yapıyorum da.’’

‘’Seninle anlaşmayacağım.’’

‘’Anlaşacaksın.’’

Aldığım derin nefeslerden ötürü göğsüm inip yükselirken işaret parmağımı Pars’ın yüzüne doğru tutarak, bağırarak konuştum.

‘’Onları baygınken öldüre bilirdin ve bu şekilde olası tüm tehdidi ortadan kaldıra bilirdin ama yapmadın. Sen anlaşma yapmak istemiyorsun, Pars. Sen beni yanında tutamak istiyorsun.’’

‘’Bana başka bir seçenek bırakmadın, Ahsen. Gitmene izin veremem.’’

Son cümlesi kalbime bir ok gibi saplanırken, öfkem daha da arttı çünkü Pars’ın bu davranışı bana babamı hatırlattı. Oda gitmeme izin vermemişti. Lanet olsun, neden hayatımda ki erkekler beni rahat bırakmıyorlar ki ? Ayrıca şuanda karşımda duran Pars benim tanıdığım Pars değildi. Bir kaç gün önce tüm flört hareketlerimi umursamayan adama ne oldu ? Bir anda bana aşık olmaya mı karar verdi ?

‘’Beni yanında zorla tutamazsın.’’ diye kararlı bir şekilde konuştuğumda, Pars da aynı kararlılıkla ‘’Tutabilirim.’’ diye karşılık verdi.

‘’Ailem sana inanmaz. Unuttun mu ? Zehrin etkisini ilk hisseden bendim.’’

‘’Ailen seni çoktan hain olarak ilan etti. Şuanda her yerde seni arıyorlar.’’

Lanet olsun, ailem tarafından pek sevilmediğim konusunu atlamışım. Tabi ki de beni bir hain olarak ilan edeceklerdi ! Sonuçta babamda öldü ve ardık korktukları kimse kalmadı. Beni öldürmeyi çok uzun bir zamandır beklediklerinden eminim.

‘’Biliyor musun ? Anlaşmanın canı cehennem. Beni öldüre bilirler.’’ dediğimde bu sefer kaşları çatılan kişi Pars oldu. Yüzüme öyle bir öfkeyle bakmaya başladı ki, bedenim tehlike uyarısı vererek arkaya doğru bir adım atmak istedi ama ben zorda olsa yerimde kaldım. Pars bana doğru bir kaç adım attıktan sonra yüzünü bana doğru eğdi. Dudaklarımızın arasında bir kaç santim varken ‘’Öyle bir şey olmayacak.’’ dedi. Bunu söyleyiş tarzı şu şekildeydi; ‘Seni benden kimse alamaz.’ Ve bunu öyle bir karanlıkla söyledi ki, şuanda Azrail canımı almak için yola çıkmışsa bile bu sözleri duyduktan sonra kesinlikle yolunu değiştirmiştir. Bedenim istemsizce ürperdi. Burada psikopat olan kişi bendim ama şuanda Pars benden bile psikopat görünüyordu.

Hafifçe sırıtarak alaylı bir tonla ’'Yoksa benden hoşlanıyor musun ?’' diye sorduğumda, Pars'ın göz bebekleri büyüdü. ‘’Hayır.’’ dediğinde dudağımı istemsizce buruşturdum çünkü evet demesini bekliyordum. Bu sırada Pars tekrar konuşarak ‘’Sana karşı hissettiğim şey, sıradan bir hoşlantıdan daha fazla.’’ dediğinde kalbim kulaklarımda atmaya başladı. Tamda şuanda parmak uçlarıma yükselerek, seksi dudaklarına vahşi bir öpücük kondurmak istedim ama yapamadım. Çünkü içimde bir yerlerde daha önce hiçbir erkeğe hissetmediğim bir duygunun filizlendiğini hissedebiliyordum ve bunu hissetmemem gerekiyordu.

‘’Umurumda değil.’’ dedim umursamaz bir tavırla ama lanet olsun ki fazlasıyla umurumdaydı. Pars tepki vermedi ve beni göz hapsinde tutmaya devam etti. Bedenim artık bir lav gibiydi. Temiz bir hava almam lazımdı. Hem de hemen. Pars’ın yanında hızlıca geçerek, kapıya doğru kararlı adımlarla yürürken, Pars beni kolumdan yakalayarak durdurdu. Önce kolumu sıkıca tutan ellerine ve daha sonrada Pars’ın suratına baktım.

‘’Kafana estiğini yapıp, hiçbir şey söylemeden gitmeyi bırak artık. Beni sinirlendiriyorsun.’’ Yüzümü alaycı bir gülümseme kapladı ama yüzümün aksine Pars’ın beni kolumdan tutup engelimsine sinirlenmiştim. Bu hareketi beni güçsüz gösteriyordu.

‘’Ben istediğimi yaparım ve sinirlenmen umurumda bile değil. Bırak kolumu. Hemen !’’

‘’Önce uslu bir kız olup beni dinleyeceksin. Dinledikten sonra bırakacağım.’’ dediğinde, kalçamda bir acı hissetim. Lanet olası şaplak anısı. Pars tehlikeli sularda yüzüyordu. Boşta duran kolumu aniden havaya kaldırarak, Pars’a tokat atmak istedim ama o bileğimden hızlıca yakalayıp vücudumu arkaya doğru ittirdi ve vücudumu duvara yasladı. Pars beni artık iyi tanıyordu ve kollarım etkisiz hale gediğinde bacaklarımı kullandığımı bildiğinden, onları da kullanamayın diye vücudunu vücuduma bastırdı. Artık hiç hareket edemiyordum. Kafasını öne doğru eğdi. Pars’ın seksi gözlerine bakarken kısa bir an ona sinirli olduğumu unuttum. Gözleri bana büyü yapıyor gibiydi.

‘’Bu asi hareketlerine yeterince katlandım. Eğer bir daha bana karşı gelip direnmeye kalkarsan seni bağlarım ve anlatacaklarımı öyle dinlersin.’’ dedi sert bir ses tonuyla. Sesini duyunca büyü bir anda bozuldu ve yine sinirlendim. Güçlü erkekler hoşuma giderdi, ama şuanda fiziksel gücünü kullanarak beni bu şekilde zapt etmesi hiç hoşuma gitmiyordu. Yine de dirensem bile ona yenileceğimi bildiğimden, gözlerimi sinirle kısıp. ‘’Önemli olan senin sinirlenmen değil, önemli olan benim sinirlenmemem ve bil bakalım ne oldu ? Sinirlendim ve bu şekilde giderse öfkeden delireceğim. Delirmemi istemezsin. Bu yüzden ne anlatacaksan çabuk anlat.’’ dedim. Galiba teslim olduğum ilk erkek Parstı.

Tehditlerimi her zaman ki gibi görmezden gelerek büyük bir zafer kazınmış gibi gözleri parıldadı ve kollarımı bırakmadan konuşmaya devam etti. ‘’Bana ve diğer tüm Alphanlara sinirli olduğunu biliyorum ve bu konuda sana fazlasıyla hak veriyorum. Fakat inadın ve öfken yüzünden kendini tehlikeye atmana izin vermeyeceğim. Bu yüzden benimle inatlaşmayı bırak. İkimiz aynı taraftayız. Her zaman aynı taraftaydık.’’

‘’Küçük planın olmasaydı tehlikede olmazdım !’’ diyerek sinirle karşılık verdim ve ardından ‘’Neden gitmeme izin vermiyorsun ki ?’’ diye sordum.

‘’Bir nedeni yok, sadece gitmeni istemiyorum.’’

Alayla sırıttım. ‘’Senin isteklerine göre yaşamıyorum.’’

'’Yaşayacaksın.’’

Dudaklarımı bir birine bastırarak buruşturdum. Yanında olmamı istemesinin farklı bir nedeni olmalı. Yada bir nedeni yoktur ve sadece bana karşı bir şeyler hissettiği için gitmemi istemiyordu. Ancak konu ne olursa olsun beni köşeye sıkıştırmış olması sinirlerimi bozuyordu.

Ayrıca Ar’ların benim onlara ihanet etiğimi düşünüp peşime düşmeleri umurumda değildi. Zaten ölecektim ve bunun için sadece üç günüm vardı. Eğer üç günden önce beni öldürmeye kalkarlarsa hayatlarının en büyük hatasını yaparlar. Ben asla avlanmam, avlarım. Ancak bunu Pars’a söylemeye niyetim yoktu. Az önce beni öldüre bilirler değimde Pars’ın yüzünde oluşan öfkeyi hala göre biliyordum. Bana karşı çok büyük bir savunma iç güdüsü vardı ve bunu eskiden hissedemesem de şuanda hissediyordum. Pars bütün planlarımı boza bilirdi. Eğer babam hala yaşıyor olsaydı Pars’ın bu planı işe yarardı ve beni yanında tuta bilirdi ama babam artık yoktu ve ben özgürdüm. Zaten ölecektim, bu yüzden ölümden korkmuyordum. Böyle bir anda yapılması gereken en iyi şeyi yaparak, yalan söylemeye karar verdim. Çünkü başka türlü bu durumdan kurtulamazdım. Pes eder gibi omuzlarım öne doğru düştü ve derin bir nefes aldım.

‘’Lanet olsun, tamam. Beni düşürdüğün durum yüzünden bütün ailem beni öldürmek için yarışacak ve inanılmaz öldürme taktikleri var. Kısacası tek başıma hepsinden saklanamam. Bu yüzden istediğin anlaşmayı yapalım. Ancak senin dışında başka bir Alphan görmek istemiyorum ve ailemin sana zarar verip beni öldürme arzusu ortadan kalktığında gitmeme izin vereceksin. Ayrıca şimdiden seni uyarıyorum yakışıklı, gitmeden önce bu gün yaptığın şantajın bedelini sana ödeteceğim.’’

Yalan söylemek bir sanat ve zeka işidir. Konuşurken hiç duraksamadan hızlı konuşulmalı. Asla tereddüt edilmemeli. Yalan sadece söylenmemeli, yalan yaşanmalı. ‘Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ diye bir söz vardır. Bu sözün aslı şudur; Detaylı bir yalan zayıf bir zihinde hemen fark edilir. Bu yüzden yalanlar kısa olmalı, bu şekilde hata payı az olur. Ayrıca gözlerde önemlidir. Çünkü bir yalancıyı en iyi ele veren organ gözlerdir. Bu yüzden Pars’la konuşurken gözlerimi hiç kaçırmadan hızlıca ve konuyu kısa tutarak konuştum. Durumu bir anda kabullenmem garip olacağı için ailemin beni öldürme isteğine vurgu yaparak hepsiyle baş edemeyeceğimi söyledim ve bu şekilde Pars’a ona ihtiyacım olduğunu hissettirdim. Anlaşma bittikten sonra intikamımı alacağımı söyleyerek de yalanımı inandırıcı hale getirdim. Çünkü ben intikamı severim. Pars ben her ne kadar saklasam da, ne hissettiğimi göre bilen biriydi ama bu durumu hemen kabul ettiğim için şaşırsa da bana inandı. Çünkü yalan söylerken tüm benliğimde yaşatarak söyledim. Hatta bu yalana beynim bile inandı ve ailemden kurtulup Pars’tan ayrıldıktan sonra neler yapacağımı hayal etmeye başladı.

‘’Anlaştık.’’ dediğinde nefesi dudaklarıma çarptı. ‘’Anlaştık.’’ diyerek ona karşılık verdim ve yine beni hapseden güzel gözlerinin içinde kaybolmadan önce ‘’Hala sana sinirliyim ve kollarım ile bacaklarımı etkisiz hale getirmiş olabilirsin ama kafam hala özgür. Bu yüzden yüzüne fazlasıyla yakıştırdığım burnunu kırmadan önce bırak beni, yakışıklı.’’ demeyi başardım. Pars yavaşça beni bırakarak arkaya doğru bir adım atı. Bende bunu fırsata çevirerek tekrar kapıya doğru ilerledim ve kapıyı açıp dışarı çıktım. Gözlerim güneşin etkisiyle hafifçe kısılırken temiz havayı içime çektim. Her geçen saniye kendimi daha iyi hissediyordum. Kuş sesleri kulaklarımı doldururken gözlerimi açtım ve karşımda ki manzara bir anda beni büyüledi. Dünyada olmayacak kadar güzel bir yerdeydim. Ökem aniden yok oldu.

Ormanın içindeydik. Her tarafımızı ilkbaharın gelişiyle yeniden canlanmış yeşil ağaçlar sararken. Güneş en tepede etrafı aydınlatıyordu ve tam karşımda bulunduğum yerden bile içini rahatlıkla görebildiğim temiz bir göl vardı. Etrafta Pars’ın evinden başka hiçbir ev yoktu. Sessiz ve sakin bir yerdeydik. Huzurun gözle görüldüğü bir andaydım. Manzara beni büyülerken zihnimi bu gün burada kalma düşüncesi her tarafımı sardı ve sonunda yılların yorgunluğunu bir günde atamayacağımı bilsem de hayatımın sadece bir gününü kendim için kullanmaya karar verdim. Nede olsa üç gün sonra her tarafından ateş çıkan bir yere gidecektim, dünyadayken ilk defa güzel bir yerde dinlenmek benimde hakkımdı. Özgürlüğümün ilk günü için güzel bir yerdi. Gerçi zihnimdeki düşünceler buna pekte izin vermeyecekti ama yine de bu günün tadını çıkaracaktım. Umarım Pars daha sinirimi bozmaz ve dinlenmem için bana imkan tanır. Hala bana yanında kalmam için şantaj yaptığına inanmıyordum. Bu çok sinir bozucu.

Karşımda ki mükemmel manzara hayranlıkla bakmaya devam ederken çıplak ayaklarıma göle doğru yürümeye başladım ve o an kahve tonlarında büyük bir plaj şemsiyesinin gördüm. Hemen altında yuvarlak, beyaz bir örtüyle kaplanmış şık bir masa vardı ve masanın üzerinde ise portakalı ördek ve buz kovasının içine koyulmuş bir şarap şişesi vardı. Arkamda duran doğru Pars’a baktım.

‘’Az önce yanına seni uyandırmak için gelmiştim. Uyandığında aç olacağını düşünerek önceden bir şeyler hazırladım. Dün akşam masada bana öfkeyle bakmaktan neredeyse hiç yemek yemedin.’’ dedi. Sözlerinin arasında bana laf atığı kısmı görmezden gelerek önüme geri dönüp masaya doğru ilerledim. Gerçekten açtım. Parsta beni takip etti. Sandalyeye otururken “Ördek yemek için çok erken değil mi ?” dedim. Çünkü ördek ağır bir yemekti ve güneş tepedeydi. Tam olarak saatin kaç olduğunu bilmesen de akşam olmadığını biliyordum. Pars da tam karşıma oturdu.

“Saat sekiz olmak üzere birazdan hava kararır.“ dedi ve sözleri beni şaşırtırken bu şaşkınlığım yüzmede yansıdı. “Akşam saat seksiz mi ?” diye tekrarladım. Pars onaylar bir şekilde kafasını saklarken “ Evet.” diye cevap verdi. Hemen ardından hızlı bir şekilde. “Ben kaç saattir uyuyorum ?“ diye sordum.

“On altı saattir uyuyorsun. Aslında vücudunda ki ilaç saatler önce geçti ama sen uyumaya devam ettin.“ Pars’ın sözleriyle şaşkınlığımı gizleyemedim. Hayatım boyunca hiç bu kadar uzun süre uyumamıştım. Ben nasıl oldu da ilacın etkisi geçtiği halde uzun süre uyumaya devam ettiğimi sorgularken, Pars tekrar konuştu.

“Bir kaç kere seni uyandırmaya çalıştım ama hiç tepki vermedin. Ve hatta..” Bir an duraksadıktan sonra tekrar konuştu. ‘’Vücudunda ki kanı temizlemek için seni yıkadığımda da uyanmadın.’’

Yataktan kalktığımda nemli saçlarımdan birinin beni yıkadığını anlamıştım ve Pars’ın beni yıkaması önemli değildi -Aslında beni çıplak bir şekilde görmezi aklıma sapık düşünceler uyandırmıştı- Ama şuanda ilgilendiğim en önemli konu uzun bir süre uyumamdı. Bu bilime bile ters bir durumdu. Gözlerimi kısıp “Bana başka bir şey vermediğine emin misin ? Ben asla bu kadar uzun süre uyumam.” dedim.

“Sana hiçbir şey vermedim ama neden bu kadar uzun süre uyuduğu tahmin edebiliyorum.”

“Lütfen aydınlat beni.”

“İnsanlar sinirlediklerinde yada strese girdiklerinde, karşılarına iki seçenek çıkar. Savaş yada kaç.” Bunu biliyordum. “Senin vücudun ise kaçmayı seçti.” Pars bunu söylerken yüzünün aldığı şekilden bu konu hakkında rahatsız olduğunu göre biliyorum. Rahatsız olduğu konu güçsüzlüğüm değildi, babamı öldürdükten sonra bu şekilde bir tepki vermiş olmamdı. Galiba azda olsa suçluluk hissediyordu ama konunun babamla bir ilgisi yoktu. Sanırım, beni incitmiş olmaktan korkuyordu. Garip, daha önce kimse beni incitmekten korkmamıştı. Histerik bir şekilde kahkaha attım.

“Saçma. Ben hiçbir şeyden kaçmam. Ben her zaman savaşmayı seçerim.”

Pars’ın yüzü bir anda ciddileşti. “Ahsen şuanda kendini kandırıyorsun. Gülümsüyorsun ve baban bir kaç saat önce ölmesine rağmen, sanki hiç ölmemiş gibi davranıp hayatına devam ediyorsun. Sen kaçıyorsun. Çünkü kaçtığında rahatlıyorsun. Çünkü ağlamak, üzülmek yada diğer tüm duygular sana göre bir güçsüzlük. En çokta bu yüzden kaçıyorsun. Güçlü olmak için.”

Pars’ın sözleri karşısında ne söyleyeceğimi bilemedim. Dikkatli ve zeki bir insan olduğu için doğruları söylediğini biliyordum ve her ne kadar kaçtığımı kabul etmek istemese de, bir yanım bunu kabulleniyordu. Babama karşı duyduğum nefreti ve kazanma arzumu kullanarak ölümünü hafifletiyordum. İşte ben buydum. Kaçışım bile güçlü durmak içindi.

‘’İstersen seni babanın mezarına götüre bilirim. Onunla vedalaşma zamanın olmadı. Eğer onunla vedalaşırsan, belki bu durum senin için daha iyi olur.’’

‘’Bunu yapmayı hemen bırak.’’

‘’Neyi ?’’

‘’Babamı sen öldürmedin çünkü o benim için zaten ölüydü. Bu yüzden sana sinirli yada kırkın değilim. Yanlış bir şey yapmadın. Ayrıca üzülmüyorum yada hiçbir sikim duyguyu hissetmiyorum çünkü babam benden bunları çaldı. Yani hayır, nereye gömüldüğü umurumda değil. Onu görmek yada onunla vedalaşmak istemiyorum. Aylar önce seninle babamdan kurtulmak için anlaşma yaptım ve sende anlaşmayı yerine getirdin. Hepsi bu kadar.’’

Sağ elimle anlımı kaşıdım ve ardından yüzüme düşen saçımı kulaklarımın arkasına götürdükten sonra. “Çok açım.” deyip genişçe gülümsedim ve elime çatal ile bıçak alıp ördeği kesmeye başladım. Daha fazla Pars’ın benim iç dünyam hakkımda yorum yapmasını istemiyordum. Pars bana yargılar bir şekilde baktı ama bu konu hakkında konuşmak istemediğim anladığından hiçbir şey söylemedi ve oda yemeğini yemeye başladı. Söylediğim şeylerden sonra bana yargılayıcı bir bakış atsa da suçluluk hissinin azaldığını göre biliyordum.

Tam pişmiş eti yerken, hayatımda yediğim en güzel et diye düşündüm. Yumuşacıktı ve ağzımın içine kendiliğinden parçalanıyordu. Pars beni izlerken duygusuz yüzü yumuşadı.

‘’Yemeği sen mi yaptın ?’’

‘’Evet, beğendin mi ?’'

Hızlıca yüzümü buruşturdum ve ‘’Yemek hiç güzel olmamış.’’ diyerek cevap verdiğimde Pars makarnamı beğenmediği için intikam aldığımı anlamış olacak ki hafifçe sırıttı ve etinden büyük bir parça aldı. Yemekten az yiyerek yalanımı devam ettirmek istiyordum ama çok aç olduğumdan iştahlı bir şekilde yemeye devam ettim. Bu sırada Pars’ın olağanüstü sırıtışı dikkatimi dağıtıyordu. Ben her zaman gülüyordum ve duygularımı bu şekilde gizliyordum. Pars ise her zaman sert bakarak duygularını gizliyordu ve çok az gülümsüyordu. Gülüşü nadir bir elmas gibiydi. Zihnimden bir ses onu çalarak kendime saklamam gerektiğini söylüyordu ama bunu yapamazdım.

‘’Özgür olduğunda uzak bir yere gideceğini söylemiştin ama nereye gideceğini söylemedin.’’ dedi Pars ve iki kadehe de kırmızı şarap doldurdu. Pars gerçekten inatçıydı ve hiçbir şeyi unutmuyordu.

‘Sana söylediğim her şey yalan. Yıllar önce babam annemi gözlerimin önünde öldürdüğünde, annemin hayatayken istediği yada yapamadığı şeyleri yaparak ölmeye karar verdim. Bütün her şeyi yaptım ve geriye sadece babamdan kurtulmak kalmıştı ve onu da dün akşam sen benim yerime yaptın. Yan üç gün sonra cehenneme gidiyorum.’ demek istedim ama Pars’ın gerçeği öğrendiğinde planlarımı altüst edeceğini biliyordum bu yüzden, yalanıma uyumlu bir cevap verdim.

‘’Sana nereye gideceğimi söyleyecek kadar aptal mıyım sence ?’’ dedim hızlıca ve ardından ağzımın kenarını peçeteyle sildikten sonra ‘’Sorumlusu olduğun aile faciası bittiğinde anlaştığımız gibi gideceğim ve gittiğim yerde beni bularak yine şantaj yapmaman için nereye gideceğimin bilgisini kesinlikle seninle paylaşmayacağım.’’

Pars’ın verdiğim cevaptan hoşlanmadığı her halinden beliydi ve o şarabını içerken daha fazla nereye gideceğim hakkına sorular sormaması için hızlıca konuyu değiştirdim. ‘’Bu konuları sonrada konuşabiliriz, şimdi Ar’lar hakkında konuşmalıyız. Bana şantaj yapabilmek için onları öldürmeyerek başına gerçekten büyük bir bela aldın. Sadece bana değil, artık tüm güçleriyle sana da saldıracaklar.‘’ dedim. Pars’ın ailemi hayata bırakacak kadar aptal olmadığını biliyordum bu yüzden geriye tek bir seçenek kalıyordu. Ailemi gerçekten beni yanında tutabilmek için öldürmemişti. Pars’ın yaptığı şey tam anlamıyla bir intihardı. Ve bunu sadece benim için yapıyordu.

“Bende tıpkı senin gibi karanlığımı içimde hapsediyorum.” Kadehini elime alırken, tüm dikkatini Pars’a verdim ve arkama yaslandım. Bu cümleyi ilk defa Pars’ın ağzından duyuyordum ve ilgimi çekti. Pars ise konuşmaya devam etti.

“Babam Gökay Bonzal, Cem Ar kadar olmasa da güce aşık bir adamdı. Ben ve kardeşim Borayı güçlendirmek için, acılı ve zorlu sınavlara sokardı. İlk kez birini öldürdüğümde on yaşındaydım. Babam benim ruhumu kirletti ve senin aksine beni zapt edecek bir annem asla olmadı. Benden her zaman acımasız, güçlü ve zeki bir lider olmam beklendi ve öylede oldum. Babam öldüğünde işlerin başına ailenin en büyük çocuğu olarak ben geçtim ve o zamanlar sadece on dokuz yaşındaydım. Bu yüzden benim yetersiz olduğumu düşünerek lider olmamı istemeyen çok fazla kişi vardı ve dört bir yandan beni devirmek için saldırdılar. Bir çoğu da sadece aldığım kararları sevmediği için saldırdı. Ve bütün bunlar olurken, babamın yıllarca içime yerleştirdiği karanlığın tohumları bir anda filizlenip ortaya çıktı. Toplamda yüz kişi.. Bana isyan eden yüz kişiyi büyük bir hangara topladım, ardından hepsinin boynuna ip doladım ve sonrada nefesiz kalıp boğulmalarını izledim. Onlarla işim bittiğinde ise geriye onlara dair hiçbir şey kalmayacak şekilde yaktım. O gün karşımda yüz kişi boğulup ölürken, yaptığım tek şey gülümsemekti çünkü boğulurken çıkardıkları her sesten zevk almıştım. Vücutları ateşte yanarken, adamlarım beni korkuyla izliyordu ve bazıları yanan bedenlerin kokusuna dayanamayarak kusmaya başladığında, bazıları bana canavar diyerek korkuyla kaçmaya çalıştı. Korkanları öldürdüm, kusanları da. Ve bu yaptığım şeylerin sadece küçük bir kısmı.“

Pars’ın güçlü, zeki ve hatta gerektiğinde acımasız olduğunu biliyordum ama bu kadarını asla tahmin edemezdim. Üstelik Pars konuşurken yaratığı katliamı doğru bulmadığını görebiliyordum. Onu durdurup bunu nasıl yaptığını sormak istiyordum ama bir şeyleri itiraf etmeye başlamışken konuşmasına izin verip sessiz kaldım.

“Yıllarca bu karanlığım devam etti ve bir çok can bu karanlığın içerisinde yok olup gitti. En son bu karanlıkta ölecek kişi Murattı. Bir gün, Murat ona verdiğim bir görevi yerine getiremedi ve bende ona ceza olarak ölümü seçtim, ancak onu öldürmek için belimde ki silahı çıkartıp kafasına dayadığım esnada, Murat’ın arkasında ki aynadan kendi yüzümü gördüm. O yüz hem bana aitti, hem de bana ait değil gibiydi. Karşımda kıpırdamadan onu öldürmemi bekleyen adam ise canımdan çok sevdiğim kardeşimdi. O gece kendimi bir şekilde durdurdum ve karanlığımı bastırdım. Yani Ahsen, eğer Ar’lar cesaret edip bana yada aileme savaş açarlarsa. Onları alt etmek benim için hiç zor olmaz. Dün akşam yemek masasında onlara ‘Soyunuzu kuruturum’ dediğimde ciddiydim. Bütün Ar’ları karanlığımla boğarım. Dizlerimin önünde ölmemek için yalvardıklarında ise asla merhamet etmem.”

Pars’ı hayretler içerisinde dinledim ve aynı zamanda ona karşı saygım arttı. Bende içimde ki karanlığı hapsettiğimden onu çok iyi anlıyordum. Bu gece bir ortak yanımız daha çıktı.

Bir insan ilk defa birini öldürdüğünde, hızla devamı gelir ve ölüm sayısı çoğalır. Çünkü onu öldürmek için engelleyen görünmez zinciri parçalamış olur. Karanlıkta böyleydi. Bir kere açığa çıktığında ahlaki değerlerin yok olur ve insanlığını kaybedersin. Ve en acı gerçek ise, onları bir kere kaybettin mi bir daha asla kazanamazsın. Ne yaparsan yap, asla tam anlamıyla temiz yada saf hissetmezsin. Karanlığını içine gömdüğünde, artık hiçbir tarafa ait olamazsın ve hiçbir tarafa ait olmamak ise çok zordur. Araf da kalmak çok zordur.

Pars anlattıkça yüzü asılmıştı. Bana duygularını açık bir şekilde gösteriyordu ve bende şaşkınlığımı gizleyemedim. Ayrıca bu durum için birazda öfkeliydim. Çünkü bir kere daha Pars’ın ailemi kullanarak beni yanında zorla tutmaya çalışması öfkelenmeme neden oldu. Tamda söylemeye çalıştığı gibi ailem ona zarar vermeye cesaret edemezdi. Yani ailemi öne sürerek anlaşma için söylediği her şey büyük bir bahaneydi. Ancak her ne kadar bende ailemin Pars’a saldırmaya cesareti olmadığını düşünsem de, benim ailem iblislerin soyundan geliyordu ve hareketleri tahmin edilemezdi. Sırf beni yanında tutmak için ölümle yaşam arasında büyük bir kumar oynuyordu.

“O zaman umarım Ar’lar sana savaş açar. Onlardan nefret ediyorum. Ayrıca bir kaç dakika önce yaptığımız ikinci anlaşmamızı bitirmemi de ölerek kolaylaştırırlar.” deyip gülümsedim ama Pars hala durgundu. Zaten anlatırken geçmişi tekrar yaşıyor gibiydi. Onunda geçmişi benim gibi acı dolu olmalıydı. Bir anda, benimde dudaklarımdan kelimeler birer birer döküldü. Bu sırada Pars tüm dikkatini bana verdi.

‘’Bir çok yanımızın bir birine benzediği gibi küçüklüğümüzde bir birine benziyor. Ben küçükken hiç insan öldürmedim ama çok fazla hayvan öldürdüm. Çok fazla ölü ceset gördüm. Benimde babam güçlenmem için her şeyi yaptı. Ama yine de seninle bir yerde ayrılıyoruz Pars. Çünkü sen babanın sana verdiği karanlığı sevmesen de, ben babamın bana verdiği karanlığı sevdim. Hem de her zerresini. Fakat bazen sevdiğin bir şey için, sevdiğin diğer bir şeyi bırakman gerekir. Bu yüzden bende karanlığımı bıraktım.’’

‘’Yanılıyorsun. Bende karanlığımı seviyorum.’’

‘’Ama az önce konuşurken yaptıklarından pişman olmuş ve artık sevmiyor gibiydin.’’

‘’Biraz önce söylediğin gibi. Bazen sevdiğin bir şey için, sevdiğin diğer bir şeyi bırakman gerekir.’’ En son Murat’a zarar vereceği sırada karanlığını bastırdığını söylemişti. Çünkü onun karanlığı da tıpkı bende olduğu gibi sevdiği insanlara zarar veriyordu. İşte sevgi böyle bir şeydi. Uğruna insan kendi benliğini bile terk ederdi.

Bir kaç dakika ikimizde sessizleştik ve karşımızda ki harika manzaraya baktık. Bu sıkıcı gözükse de, aslında çok değerli bir şeydi. Bence her insanın yanında, hiç konuşmadan sessizce oturabileceği biri olmalıydı. Kelimeler ve uzun uzun cümleler yerine sadece yanında ki kişinin varlığını hissetmek huzur vericiydi. Bu huzuru Pars’ta bulacağıma hayatta inanmazdım ama şuanda gerçekten huzurluydum.

Sessiz kalırken zihnimde canlanan bir çok anı babama aiti. Kafam aşağı doğru eğildiğinde derin bir nefes aldım ve kafamı tekrar dikleştirdiğimde gülümsedim. Aklıma güzel bir şey gelmişti. Artık biraz eğlenmek istiyordum. Çünkü geçmiş geçmişte kaldı ve hayat acı anılarını düşünüp üzülmek için çok kısa. Yani en azından benim için artık çok kısaydı. Bu yüzden sadece anı yaşamaya karar verdim. Sessizlik güzeldi ama bu kadar yeterliydi.

Aniden ayağa kalkığımda Pars karşısın da ki manzaraya bakmayı bırakarak tüm dikkatini bana verdi. ‘’Biliyor musun iç çamaşırı zevkin berbat.’’ dedim ve ardından üzerimde ki tişörtü çıkartarak yere attım. Pars gizlemeye bile çalışmadan vücudumu baştan aşağı süzerken ona arkamı döndüm ve göle doğru yavaş adımlarla ilerlemeye başladım ve en sonunda göle yaklaşıp ayaklarımı içine sokarken, soğuk su tenimi ürperti. Beklediğimden daha soğuktu ama bu beni durdurmadı ve su karnıma gelene kadar yürümeye devam ettim. Ardından suyun içine girdim. Su tüm bedenimi kapladığında daha fazla ürperdim ve vücudumun bu soğukluğa alışması için, fazla acele etmeden bir süre suyun içinde yüzüp gölün derinliklerine ilerledikten sonra, gölün yüzeyine çıktım. İki elimi anlımın üzerinde gezdirirken, yüzüme düşen ıslak saçlarımı arkaya doğru ittirdim.

Kara tarafına baktığımda Pars’la göz göze geldik. Aynı yerde durmuş beni izliyordu. Yüzünden anladığım kadarıyla gördüğü şeyden memnun gibiydi.

‘’Beni sapıkça izlemeyi bırak ve yanıma gel, su çok güzel. Endişelenme, seni boğmam.’’ diyerek gülümsedim. Ardından kafamı suyun dışında tutarken sağ tarafa doğru yavaşça yüzdüm ve sonra sırt üstü uzanıp hareket etmeyi bıraktım. Kulaklarıma kadar suyun içine batıktan sonra, bedenim düzleşti ve sabit bir şekilde suyun üzerinde uzanmaya devam ettim. Vücudum gevşedi ve rahatladı. Artık suyun soğukluğunu da çok fazla hissetmiyordum. Gökyüzünde ki aya baktım. Bu gecede çok parlaktı. Bir an aklıma ilk karşılaşmamızda uçuruma atlayıp denizde yaşadığım zorlu anlar geldi. O gece etraf o kadar soğuktu ki, bunu hatırlamak istemsizce ürpermeme neden oldu. Bu sırada kara tarafında bir hareketlilik hissettim ve düşüncelerimi bir kenara bırakıp kafamı yavaşça yana doğru çevirdim ve Pars’ın olduğu yöne doğru baktım.

Pars önce tişörtünü üzerinden çıkartıp, büyük bir kısmı pürüzsüz fakat bazı yerlerde dikiş izi olan kaslarını göz önüne sererken, ardından pantolonunu da çıkardı ve sadece cinsel organını saklayan siyah iç çamaşırıyla kaldı. Üst tarafı gibi alt tarafı da kaslıydı ve etraf karanlık olsa da, koca penisinin dikleştiğini ay ışığından bile görebiliyordum. Bunun tek bir anlamı vardı. Beni arzuluyordu. Lanet olsun ki tamda bu esnada benimde vücudum onu arzuluyordu. Bedenimde yine bir sıcaklık hissetim.

Pars gözlerini benden ayırmadan, yavaş adımlarla gölün içine doğru yürüdü. Aklımda ki yaramaz düşünceler varlığını her geçen saniye artırıyordu. Bu düşünceleri bastırmak yerine onları dinledim. Madem ölecektim o zaman bu son günleri gerçekten çok iyi değerlendirmem gerekiyordu. Yıllardır babamla uğraştığım için seks hayatım hiç olmamıştı. Dahası bir erkeği hiç arzulamamıştım. Pars diğer her şey gibi büyük bir istisna ve ilkti. Bütün planlar ve düşünceler teker teker zihnimde silinirken, en sonunda anı yaşamaya karar verdim.

Su Pars’ın beline ulaşınca Pars’ta benim gibi suyun altına girdi ve gözden kayboldu. Onu göremesen de bana yaklaştığını hissedebiliyordum. Gözlerimi kapattım ve hafifçe gülümsedim. Suya girerken kesinlikle bunu düşünmemiştim ama şuanda dolgun dudaklarının tadını merak ediyordum.

Su bedenimi yavaşça gölün üzerinde hareket ettirirken, çok yakınımda Pars’ın gölün içinden çıktığına dair bir ses duydum ama gözlerimi açmadım. Suyun sesinden bana doğru yüzdüğünü anlıyordum ve bir süre sonra büyük bir sessizlik oluştu. Pars’ın nerde olduğunu merak edip gözlerimi açtığımda hemen yanımda olduğunu gördüm. Tıpkı benim gibi düz bir şekilde uzanıyordu ve gözlerini kapatmıştı. Nasıl olurda onu fark etmediğimi düşünmeye çalışırken başarısız oldum çünkü vücudu tüm düşüncelerimi sildi. Ay ışığı ıslak vücuduna dokunurken bir kristal gibi parlıyordu ve dikiş izleri ona ayrı bir seksilik katıyordu. Tanrı erkekleri yaratırken kesinlikle Pars’a bakarak yaratmalıydı, bu şekilde dünyada ki her erkek muhteşem olurdu. Siyah takım elbiseleri ona çok yakışıyordu. Aslında lanet olası bedenine her şey yakışıyordu, ama şuanda üzerinde ki kıyafetlerin gerçek güzelliğini gizlediğini düşünmeden edemiyordum. Çıplakken daha iyiydi.

‘’Şuanda sapık olan kim ?’’

Pars’ın kalın erkeksi sesini duyduğumda gözlerimi vücudundan zorlukla çekerek yüzüne baktım. Gözleri kapalıydı. Tanrı aşkına bu adamın bilmediğim yerlerde gözümü var ?

Aklıma bir fikir gelince istemsizce gülümseyerek alt dudağımı ısırdım ve sonra ise düşüncelerimi sesli bir şekilde dile getirdim.

‘’Hatırlıyor musun ? Uslu bir kız olmamı söyleyip popoma şaplak attığın gün bana yorgunluktan bayılana kadar farklı pozisyonlarda becereceğini söylemiştin. Bu söylediklerin hala geçerli mi ?’’ diye sorduğum sırada aramızda bir kaç saniye sessizlik oluştu. Sonra ki saniyede ise Pars sanki bunu söylememi bekliyormuş gibi beni ensemden tutarak yanına doğru çekti ve dudaklarımız bir biriyle buluştu. Bir eli boğazıma sarılıyken diğer eliyle kalçamı tutarak hafifçe sıktı. Ani hareketi karşısında şaşırsam da kendimi hızlıca toparladım ve bacaklarımı beline sararken, ellerimi saçlarına gömdüm. Ardından vücutlarımın yavaşça gölün içine çekildi. Dudağı yumuşaktı ama beni öpme şekli oldukça vahşiydi. Alt dudağımı hafifçe ısırdığında ağzımı açtım ve oda hiç beklemeden içeri girdi. Dikleşmiş aletini bacak aramda hissedebiliyordum ve onun hemen şimdi içimde olmasını istiyordum. Yaptığımız şey bir ön sevişmeden daha fazlası gibi hissettiriyordu. Sanki yıllardır bu an için yaşıyor gibiydik.

Zihnimin her köşesi tehlike diye bağırmaya başladı ama şuanda cennete olsaydım ve Pars yasaklı elma olsaydı yine de onu ısırırdım. Şuanda hiçbir şey umurumda değildi. Acaba Pars’ta benim gibi mi hissediyordu ?

Çok hızlı bir şekilde atan kalbin ritmini hissedebiliyordum ama Pars’ın acımasız vahşi öpücüğü yüzünden bu kalbin bana mı yoksa onamı ait olduğunu anlayamadım. Suyun altında olsam bile sıcaktan terlemiş gibi hissediyordum ve artık gölün soğuk suyu tüm işlevini kaybetmişti çünkü Pars’ın dili ağzımın içini keşfederken, değdiği her yer vücudumun alevler içerisinde yanmasına neden oluyordu. Dudaklarımız adlandıramadığım büyük bir özlem içerisinde bir birini serçe öperken, vücutlarımız kendiliğinden suyun dışına çıktığında, bu sırada Parsla göz göze geldik. Gözleri karanlık ve buz gibi bakıyordu ama bu sefer bir farklılık vardı çünkü şehvet ve tutkuyla süslenmişti. Kendi gözlerimi görmesem de ateş saçtıklarını ve aynı şekilde tutku ve şehvetle baktığını biliyordum. Bu adam çok iyi öpüşüyordu. Daha fazlasını istiyordum.

‘’Bundan emin misin ?’’ diye sorduğunda nefesimi kontrol altına almaya çalışarak ‘’Hiç olmadığım kadar eminim.’’ dedim ve Pars’ı tekrar öpmeye başladım. Hiç beklemeden karşılık verdi ve aynı zamanda beni kucağında tutmaya devam ederken karaya doğru ilerlemeye başladık. Sudan çıktığımızda Pars dudaklarımı bırakarak boğazımı serçe öpmeye başladı ve oradan da yavaş yavaş göğsüme doğru ilerledi. Dudaklarının temimle buluştuğu her yer tatlı bir şekilde vücudumu yakmaya devam etti. Bir eli boğazımı okşarken, diğer eli ise sırtımdaydı. Koca elleri fazla yumuşak dokunuyordu ve bedenimi her okşayışında ürperiyordum. Tek bir hamleyle südyenimi açtı ve hızla bir tarafa fırlattı. Ardından vücudumu hassas ve kıymetli bir şeymiş gibi yavaşça toprağım üzerine bıraktı.

‘’Bence pembe sana çok yakışıyor.’’ diye fısıldadı kulağıma ve ardından kulak mememi emdikten sonra hafifçe geri çekildi ve çıplak göğsüme büyük bir arzuyla baktı. Ardından ‘’Ama üzerinde onlar yokken daha güzelsin.’’ diyerek fısıldadı ve gözler beni bulduğunda ona hafifçe sırıtarak “Biliyorum.” diye karşılık verdim ve Pars gözlerini benden ayırmadan dikleşmiş sağ mememi okşamaya başladı ve diğer mememin ise ucunu ağzına alarak emmeye başladı. Tanrım bu çok iyi hissettiriyordu. Sırtım bükülürken ağzımdan küçük bir inilti çıktı ve bu sırada Pars’ın hafifçe sırıtığını gördüm. Altında kıvranırken inlemem hoşuna gidiyordu ve bunu gizlemiyordu. Hafifçe meme ucumu cimciklediğinde bir inilti daha koptu ağzımdan. Sonrasında ise Pars elini bacak arama doğru indirdi ve bana aldığı pembe tangayı tek bir hareketle tutup yırttı. Artık bir tanga olmayan bez parçasını bir kenara fırlattıktan sonra ise elini hassas noktama bastırdı. ‘’Benim için şimdiden ıslanmışsın.’’ dedi ve ardından dudakları karın hizamdan aşağıya doğru öpücükler kondurarak yavaşça aşağıya indi. Nefesini bacak aramda hissettiğimde de ise zaman durdu ve hemen ardından diliyle beni yalamaya başladığında Pars’ın ismini haykırdım.

Çoğu zaman sinirimi bozan ağzı şuanda beni mutlu eden tek şeydi. Lanet olsun bu işte fazlasıyla iyiydi. Çok iyiydi. Kafam geriye doğru düşerken, gözlerim kapandı ve bu sırada Pars bir anda durdu.

‘’Gözlerini benden ayırma.’’ dedi uyarıcı bir ses tonuyla.

Kafamı kaldırarak Pars’a doğru kısılmış gözlerle baktım. Dudağına yine bir sırıtış oluştuktan sonra beni tekrar yalamaya devam etti. Dili klitorisimin etrafına güzel bir ritimle daireler çizerken içime girip çıkıyordu. Sanki yıllardır aç bırakılmış gibiydi. Pars’ın geceyle daha da kararan gözlerine bakarken orgazm vücudumu çok hızlı bir şekilde sardı. Zevk dalgası beni ele geçirip nefes almamı zorlaştırdığı sırada ise Pars hızını arttırdı. Ahh gözleri aklımı başımdan alıyordu. Nefes nefese kalmıştım. Islak ve hazırdım. Pars’ın sert penisini içimde hissetmek istiyordum.

Nereye baskı uygulayacağını çok iyi biliyordu. Üstelik bunu yaparken gözlerini yüzümden ayırmıyordu ve bu bütün her şeyi daha da ateşli hale getiriyordu. Alt dudağımı ısırdığımda, Pars kaşlarını çattı ve her hangi bir şey söylemeden bir parmağını içime soktu. Bu sırada kendimi tutamadım ve inledim.

‘’Benden bir daha sesini saklama.’’ dedi uyarıcı bir tonla ve ardından lezzetli bir yemek yiyormuş gibi işini yapmaya devam etti. Pars ikinci parmağını içime soktuktan kısa süre sonra daha fazla dayanamadım ve inleyerek boşaldım. Kafamı tekrar yere yasladığım sırada göğüm hızla inip kalkıyordu ve kalbim gerçek anlamda kulaklarım da atıyordu. Pars bir süre daha bacak aramda oyalandıktan sonra başını kaldırdı ve bana doğru yaklaştı. Bir az önce içimde olan parmağını alt dudağımın üzerinde yavaşça gezdirirken, gözlerinde memnun kalmış bir parıltı vardı.

‘’Tadın dünyada ki her şeyden daha lezzetli.’’ dediğinde yüzümün kızardığına emindim. Tekrar konuşarak ‘’Yoruldun mu ?’’ diye sorduğunda dudağımın üzerinde gezdirdiği parmağını tutarak ağzımın içine aldım ve emdim. Ardından hafifçe gülümserken ‘’Hayır.’’ cevabını verdim.

‘’Ahh benim yaramaz kızım.’’ dedikten sonra dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Bu sefer kırmızı şarap yerine kendi tadımı alıyordum. Dünyada ki her şeyden daha lezzetli diyemezdim ama kötü değildi. Ellerim Parsın iç çamaşırına doğru gitti ve onu tutarak aşağıya doğru kaydırdım. Sonra ki saniyede Pars’ında küçük yardımıyla artık onuna üzerinde hiçbir şey yoktu. Aletini gördüğümde kısa bir an öpüşmeyi unuttum çünkü bu lanet olası şey çok büyüktü.

‘’Düşündüğümden daha darsın, canın acıya bilir.’’ dediğinde Pars’ın yüzünde kısa bir an endişe gördüm. Evet kesinlikle canım acıyacaktı ama hiç umurumda değildi. Onu hemen şimdi içimde istiyordum.

‘’Acıya bayılırım.’’ diyerek gülümseyerek karşılık verdim ve aletini bir elimle kavradım. Bu sırada Pars duyamayacağım bir şekilde sessizce küfür etti.

‘’Güvenli bir kelime belirle.’’

‘’Ne ?’’

‘’Seni öyle sert sikeceğim ki kilometrelerce uzaktaki insanlar bile çığlıklarını duyacak. Bu yüzden hemen kendime güvenli bir kelime belirle.’’ Ağzından çıkan her edepsiz söz beni heyecanlandırıyordu.

‘’Şey.. Sik beni.’’

‘’Ahsen.’’ Pars’ın uyarıcı ses tonu karşında gözlerimi devirdim.

‘’Yakışıklıya ne dersin.’’

‘’Olur.’’ dedi ve boğazımı emmeye başladı. Orada büyük morluklar oluşacağından emindim. Bacaklarımı genişçe açarken kalçamı havaya kaldırdım ve bu esnada Pars’ın aleti girişime değdiğinde bedenimde tekrar bir kıvılcım koptu.

‘’Fazla sabırsızsın.’’ diyerek kulağıma fısıldadı ve ardından ‘’Seni sikmememi istiyorsun ?’’ dediğinde kafamı ileri geri salladım.

‘’Kelimeleri kullan.’’ diyerek uyardı ve kulak mememi hafifçe ısırarak çekti.

‘’Evet beni sikmeni istiyorum.’’ dedim nefes nefese ve bu esnada Pars ‘’Siktir, beni çıldırtıyorsun.’’ dedikten sonra hiçbir uyarıda bulunmadan aletini köküne kadar içime soktu. Ben çığlık atarken Pars kas katı kesildi.

‘’İyi misin ?’’ diye sorduğunda hemen cevap veremedim çünkü bu gerçekten acıtmıştı. Gözlerim sulandığında Pars iki eliyle yanağımı tutarak ona bakmam için beni zorladı. ‘’Daha öncede bunu yaptın değil mi ?’’ diye sorduğunda yüzünde artık gizleyemediği bir endişesi vardı.

Tamda şuanda bakire olduğumu söylersem eğer Pars’ın duracağını hissetim, bu yüzden kendimi gülemeye zorlayarak ‘’Tabi ki yaptım.’’ diye cevap verdim. Pars cevabımdan hem memnun kalmış hem de sevmemiş gibiydi. Galiba canımı yakmadığı için memnundu ve başka bir erkekle olma düşüncemi de sevmemişti.

‘’Seni öyle bir sert sikeceğim ki benden önce yaşadığın her şeyi unutacaksın.’’ dedi ve dediği gibide yaptı. İç duvarlarım aletinin etrafında kasılırken Pars ileri geri hızla hareket etmeye başladı. Kısa bir an nefes almayı unuttum. Aleti var olduğunu bilmediğim bir noktaya çarpıyordu. İlk başta acı çok fazlaydı ama sonra bedenim büyük bir uyum içerisinde Pars’ın koca aletine alıştı ve acı büyük bir zevke dönüştü.

Kalçasını ileri geri hareket ettirirken, ellerimi başımın üzerinde topladı ve dudaklarımı serçe öpmeye devam etti. Pars’ın alt dudağını dişlerimin arasına aldıktan sonra ‘’Daha sert !’’ diye inledim. ‘’Emin misin ? Canını acıtmak istemiyorum.’’ dedi. Bu acıtmamış halimiydi ?

‘’Bana bütün hünerlerini göster, ya..’’ Yakışıklı diyeceğim sırada durdum. Bu bizim güvenli kelimemizdi ve çoğunlukla Pars’a yakışıklı dediğim göz önünde bulundurursak yanlış kelime seçimi yapmıştım. Pars bir süre yavaşlayıp, ciddi olup olmadığımı anlamak için suratıma baktı ve ne kadar istekli olduğumu görünce gözleri parladı. ‘’Güvenli kelimeyi söylemeyi unutma.’’ dedi ve ardından o kadar sert içime girip çıkmaya başladı ki bir anda boşaldım ve Pars’ın kara gözlerine bakarken inledim. Lanet olsun bu biraz öncekinden bile daha sertti. Bedenim tekrar kasıldı ama orgazmın doruklarına çıkarken artık hiçbir şey umurumda değildi. Daha önce bunu yapmadığım için fazlasıyla pişmandım.

Pars bir eliyle göğsümü sertçe okşarken aynı zamanda gözlerini benden ayırmadan meme ucumu öpüp ısırdı ve sanki mümkünmüş gibi her saniye daha çok hızlanıp sertleşti. Onu içimde hissederken aldığım zevk, kelimelerle anlatılmayacak kadar muhteşemdi. Ancak hissettiğim tek şey cinsel arzu değildi. Daha önce kalbimin bu kadar hızlı atmamıştı. Her dokunuşu bana heyecan verirken ruhumu okşuyordu.

Ağzından hayvanı bir inleme yüksekliğinde içimi bir sıcaklık doldurdu. Sıcak akıntısının içimde dolaştığını hissedebiliyordum. Pars boşalmasına rağmen durmadı. Bende durmasını istemiyordum. “Gözlerini açıp bana bak Ahsen.” dedi sert bir şekilde. Ona bakmak beni çıldırtsa da, ne zaman kapattığımı fark etmediğim gözlerimi açtım. Pars hala vahşice dolgun göğüslerimi okşayıp yalarken bana bakıyordu.

Vücudu tıpkı benim gibi ter içinde kalmıştı. Gözlerinin içine bakarken saniyeler içerisinde ikinci kez boşaldım. Bu sırada Pars bacaklarımı beline dolayıp beni sırtımdan tuttu ve aleti hala içimdeyken kolaylıkla beni taşıyarak ayağa kalktı. Kollarımı boynuna sıkıca doladığım sırada dudaklarımız tekrar birleşti. Vücutlarımız bir birini o kadar çok arzuluyordu ki bir saniye bile ayrı kalamıyordu. İçimden bir ses bana bu yanlış ve hemen dur diyordu ama ben Pars’ın gözlerinde kaybolurken durmayı hiç istemiyordum. Beni tamda şuanda öldürse bile umurumda olmazdı. O içimdeyken ve güçlü kolları sahiplenici bir şekilde bedenimi sararken bana istediğini yapabilirdi.

Pars’ın göğsü yükselip iniyordu ve bir kaç adım sonra evin kapısının önüne gelince önce sırtımı kapıya yaslayıp penisini içimin en derinliklerine ittirdi. İnlerken kafamı arkaya yatırdım ama Pars boğazıma kışkırtıcı bir öpücük kondurup dudaklarıyla tenimi bir kere daha yakarken eliyle saçımı tutup, arakaya yasladığım kafamı kendine doğru çekti ve dudaklarımı dudaklarına bastırdı. Pars’ın erkeksi kokusu ciğerlerimi doldururken, kalbim daha hızlı atmaya başladı. Sert ve tutkulu bir şekilde öpüşüyorduk. Nefes almak için geri çekildiğimiz kısa bir saniyede “Ölümüm senin elinden olacak.” dedi ve ben hafifçe sırıtırken kapıyı açıp içeri girdik. Hislerimiz karşılıklıydı.

Yatağa gideceğimizi düşünmüştüm ama beni Amerikan mutfağının içinde, hemen ortada duran kare tezgahın üzerine koydu ve ardından bir bacağımı omzuna koyarak kalçasını tekrar ileri geri hareket ettirmeye başladı. ‘’Bize bak Ahsen.’’ dediğinde gözlerim aşağıya doğru kaydı. Fazlasıyla erotik bir görüntüydü ve bu sahnenin aklımdan hiç çıkmayacağına emindim. Etrafı inlemelerimiz ve terli vücutlarınızın bir birine her dokunuşun da çıkardığı sesler kapladı. “Ah evet.” dedim dişlerini sıkarak hemen ardından “Daha sert.” diye bağırdım. Bir kaç kere boşalmama rağmen vücudum bir türlü doymuyordu. Daha fazlasını istiyordu.

Omzunda duran bacağımı öptü ve aynı zamanda göğsümü okşamaya devam ederken söylediğimi yaptı ve daha da sert bir şekilde içime girip çıktı. Üzerinde uzandığım tezgah mermer olmasına rağmen Pars beni öyle sert sikiyordu ki bir an kırılacağını sandım. Dirseklerimi tezgâhın üzerine koydum ve sırtım kasılırken kafamı arkaya attım. Ben inledikçe Pars hızını daha çok artırıyordu ve böylece bir kere daha boşladım. Pars’ta benden sonra boşaldı ve tekrar omzumda ki bacağıma yumuşak bir öpücük kondurup omzundan indirdi ve ayakta durmak için ellerini tezgâha yasladı. Kafası terle kaplı boynuma düştü. İkimizde bir kaç saniye kesik kesik nefes alıp soluklandık. Pars bir eliyle yanağımı okşamaya başlarken, anlıma bir öpücük kondurdu. Sıcak nefesi beni tahrik ediyordu.

“Bitti mi ?” dedim yapmacık bir üzüntüyle.

“Hayır, henüz değil.” dedi ve beni tekrar öpmeye başladı ama bu sefer vahşice değil, yavaş ve şefkatli bir şekilde öpüyordu. Pars beni tekrar belimden tuttu ve doğruca yatağa götürdü. Bütün bunlar olurken aletini tek bir saniye bile içimden çıkarmamıştı. Genelde kontrolünü kimseye vermezdim ama Pars sert kalın penisiyle aklımı dağıtarak kontrolü kendi ellerine almıştı. Şimdi ise kontrollü ondan geri alacaktım. Bu sefer alta kıvranan kişi ben değil o olacaktı.

Yatağa uzandığınızda hala büyük bir tutkuyla öpüşüyorduk ve her ne kadar Pars yukarda kalmaya dirense de en sonunda ben kazandım ve üzerine oturdum. Pars ise kalçalarımı sıkıca kavradı ve bende öne doğru hafifçe eğilerek kasla kaplı karnını sıkıca tuttum ve hızlıca havaya inip kalmaya başladım. Bu sırada da Pars’ın kısılmış gözerine odaklanmıştım. Dipsiz bir karanlık gibiydi ama beni korkutmak yerine kendine doğru çekiyordu ve bu beni karanlıktan daha çok endişelendiriyordu. Sırtımı dikleştirip ellerimi karnından çektim ve bir elimle göğsümü tutarken, diğer elimle kadınlığımı okşamaya başladım ve yukarı aşağı hareket etmeye devam ettim. Bu sırada gözlerimi Pars’tan hiç ayırmamıştım. Kendimi ellemeye başladıktan sonra bakışları değişmişti, bana bir tanrıça gibi bakıyordu. Dudaklarının arasında hayvanı bir inilti çıkarken kalçamı daha sert tuttu ve hareketlerimi hızlandırdı. İsmini söyleyerek inlediğim sırada, küçük bir küfür savurarak tek bir hamleyle üzerime çıktı ve sertçe içime girip çıkmaya devam ederken boşaldım ve oda hemen onun arkasından boşaldı.

Pars üzerime doğru düştü ama beni koca bedeniyle ezmemek için bir kaç saniye sonra yana kaydı ve ardından beni belimden tutarak sıkıca sarıldı. Sarılmaktan pek hoşlanmam ama Pars’ın sahiplenici kolları iyi hissettiriyordu. Sanki bu anı ve verdiğim tepkileri hiç unutmak istemiyormuş gibi yüzüme dikkatlice bakarken ona gerçek bir gülümseme sunduğumda, Pars’ın gözleri bir süre dudaklarımda oyalandı ve sonra dudaklarımın kenarına minik bir öpücük kondurdu. ‘’Gülümsemeni seviyorum.’’ dediğinde alt dudağımı ısırdım. Bu sırada gözlerim Pars’ın aletine doğru kaydı. Yine sertleşmişti ve yine onu içimde istiyordum ama aletinin üzerinde gördüğüm şey dikkatimi dağıttı. Gülüşüm silinirken Pars gözleriyle beni takip etti ve kanla kaplı aletine bakarak küçük bir küfür savurdu. Sonrasında ise bana doğru bakarak ‘’Bana yalan mı söyledin ?’’ diye sordu. Aletinin üzerinde ki kan bekaretimin kaybolduğunun kanıtıydı.

‘’Evet.’’ diyerek kısa bir cevap verdiğimde Pars kaşlarını çattı.

‘’Bunu neden yaptın ?’’

‘’Durmanı istemedim.’’ diye cevap verdiğimde sıkıntılı bir nefes vererek yanımdan kalktı. Gözlerinde endişe vardı.

‘’Bir çok erkeğin kadınların ilki olmasını sevdiğini duymuştum. Sen sevmiyor musun ?’’ diye sorduğumda Pars bir an bile düşünmeden ‘’Sana zarar verdim.’’ dedi. Şuan da ilkim olmakla ilgilenmiyordu, sadece beni düşünüyordu.

‘’Canın acıyor mu ?’’ diye sorduğunda kafama iki yana sallayarak ve ‘’Hayır.’’ dedim ama Pars bana inanmadığını gösteren bir bakış attı ve ‘’Yerinden kıpırdama.’’ dedikten sonra hızlıca yataktan kalkarak banyo olduğunu düşündüğüm yere doğru gitti. Kalçaları çıplakken daha güzel görünüyordu. Bir kaç saniye sonra ellinde ıslak bir bezle içeri girdi ve ardından yatağa geri oturarak beni temizlemeye başladı. Dokunuşu çok nazikti. Sanki en küçük güçte kırılacakmışım gibi davranıyordu. Temizlemekle işi bittiğinde tekrar banyoya gitti ve çok kısa sürede tekrar geri döndü. Aletinin üzerinde ki kanımı temizlemişti.

‘’Hala yorulmadım.’’ diye ona çapkın bir bakış attığımda, Pars sen uslanmazsın diyerek kafasını iki yana salladı ama beni geri çevirmedi. Bacaklarımı yavaşça iki yana açtı. Her şeyin açık bir şekilde gözler önündeydi ve Pars güzel bir sanat eserine bakarmış gibi bakıyordu.

‘’Aletinin tekrar içimde olmasını istiyorum.’' dediğimde Pars edepsizliğim karşısında hafifçe sırıttı. Ancak gözlerinde hala bir endişe vardı.

Tartışmaya kapalı bir şekilde ‘’Benden sana daha fazla acı çektirmemi isteme.’’ dedi. Yüzümü buruşturup itiraz edeceğim sırada ‘’Ama daha sonrasında bana yalan söylediğin için seni daha sert sikerek cezalandıracağım. Söz veriyorum.’’ dedi ve aklıma öleceğim ve bir daha Pars’ın böyle bir şey yapamayacağı geldi. Ah lanet olsun, eğer bu kadar zevk vereceğini bilseydim Pars’ın çiftlik evine gittiğim ilk gün anlaşma yapmak yerine kucağına atlardım. Ben yüzümü buruşturmaya devam ederken Pars öne doğru eğildi.

‘’Ben tatlı amını yerken sende arkana yaslan ve rahatla.’’

Edepsizlik kalın erkeksi sesiyle buluşunca ortaya muazzam bir şey çıkıyordu. Pars’ın dili tenime değdiğinde ağzımdan bir inilti koptu ve kafam yastıkla buluştu. Bu sefer daha nazik emiyordu ve aynı zamanda boşta ki eliyle masaj yapıyordu. Her dokunuşu beni kendimi daha iyi hissetmeme neden olurken aynı zamanda ağrılarımı hafifletiyordu. Tekrar vücudum kasılırken çok geçmeden boşaldım. Pars’a yorulmadığımı söylemiştim ama aslında çok yorulmuştum. Göğsüm hızla inip kalkarken, gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Bu sırada Pars’ın varlığını hissettim. Beni tekrar güçlü kollarıyla sarmaladı. ‘’Tatlı rüyalar melek yüzlü şeytan ruhlu kadınım.’’ Kendimi uykunun ellerine bıraktım.

Gözlerimi açtığıma dışarısı hala karanlıktı. Hafifçe sırıtarak alt dudağımı ısırdım çünkü mutluydum. Hayatım boyunca uykudan uyanırken hiç bu kadar huzurlu hissetmemiştim. Kafamı sağ tarafa doğru çevirdiğimde dudaklarım Pars’ın dudaklarına çarptı. Uyuyordu. Yavaşça elimle yüzüne dokundum. Uyurken çok masum ve seksi görünüyordu. Onu uyandırmamak için daha fazla ellemedim ve yavaşça kollarının arasında çıkıp banyoya doğru ilerledim. Her adımımda bacak aram ağrıyordu ve düzgün yürüyemiyordum. Pars gerçekten söylediğini yaparak beni olan üstü bir şekilde sertçe becermişti. Düz bacaklarım çarpıklaşmıştı. Banyoya ulaştığımda hiç beklemeden duş kabinin içine girdim ve suyu açarak hızlıca bedenimi temizledim. Sıcak su vücudumu gevşetti ve fiziksel olarak daha iyi hissetmeme yardımcı oldu. İşim bittiğinde dışarı çıktım ve bu sırada banyoda ki masanın üzerinde duran bir kaç kadın giysisini fark ettim. Siyah bir elbiseydi ve etiketi hala üzerindeydi. Yanında ise yine pembe renginde iç çamaşırları ve siyah ucunda gümüş bir şerit bulunan topuklu ayakkabı vardı.

Muhtemelen Pars babamın kanıyla kıyafetlerimi kirlettikten sonra ihtiyacım olacağını düşünerek bunları benim için almıştı. İç çamaşırlarına sinsice gülümseyerek çöp kovasına atıktan sonra sadece elbiseyi giyindim. Eminim elbisenin altında çıplak olmam Pars’ı delirtecekti. Bu kozu onunla tekrar sevişebilmek için kullanacaktım. Pars sesten uyanmasın diye topuklu ayakkabıları giyinmemeye karar verdim ve banyodan çıkmadan önce aynanın karşısına geçerek üstümde ki elbiseye baktım. Tarzıma uygun bir elbiseydi ve sanki bana özel dikilmiş gibiydi. Kalın askıları vardı ve göğüslerimin üst kısmını gösterecek kadar geniş bir dekolteye sahipti. Belimi bir korse gibi sıkıca sarmıştı. Alt kısmı ise üst tarafına göre fazlasıyla boldu ve etek ayak bileklerimin bir tık üstünde biterken sağ tarafında derin bir yırtmacı vardı. Sade ve seksi bir elbiseydi. Üzerimde ki elbiseyi incelemeyi bitirdikten sonra banyoda bulduğum bir tarakla saçımı tarafım ve bu sırada boğazımda ki morlukları fark ettim. Bu morlukları Pars’ın günahkar ağzına aitti. Tenime kondurduğu öpücükler aklımda canlanınca bacak aramda bir sızı oluştu.

Banyoda işim bittiğinde tekrar Pars’ın yanına döndüm. Uyumaya devam ediyordu. Yanına doğru ilerlerken, bu sırada C şeklinde ki koltukların hemen önünde yer alan sehpanı üstünde bir kalem ve beyaz bir kağıt gördüm. Uzun bir süre kağıt ve kaleme baktıktan sonra onları sehpanın üzerinden aldım ve doğruca yatağa giderek oturdum. Sonrasında ise Pars’ın suratına dakikalarca sessizce baktım. Onun resmini çizmek istiyordum ama daha önce hiç kansız ve ölümsüz bir resim çizmemiştim. Bu yüzden nasıl başlayacağımı bilemiyordum. Derin bir nefes alarak kendimi toparlamaya çalıştım ve ardından beyaz kağıdın üzerine ilk çizgiyi attım. Açılışı yaptıktan sonra hemen diğeri de geldi ve kısa süre sonra Pars’ın uyurken ki seksi suratını kağıda aktara bildim. Ancak yaptığım şey sadece çizmek değildi. Pars’ın yüzünde ki her çıkıntıyı aklıma kazıyordum. Kirpiklerinin uzunluğunu, dudaklarının dolgunluğunu ve hatta çenesinde oluşan kirli saklarının çıkış yerleri bile artık zihnimde asla silinmeyecek bir tarafta depolanmıştı. Bu benim için bir ilk ve oldukça değişik bir durumdu. Gerçekten daha önce kansız bir resim çizmemiştim ve aslında Pars’ı çizerken içimde ki karanlık onun için bir ölüm senaryosu hazırlamıştı. Senaryosu şu şekildeydi; Pars beyaz yatağın ortasında sırt üstü uzanırken elleri yatak başlığına bileklerinden saplanan iki şef bıçağıyla sabitlenmişti. Aletinin başlangıç noktasından alt dudağına kadar uzanan derin bir kesin vardı. Kalbi ise göğsünden çıkartılarak ağzının tam ortasında duruyordu. Bu hayal başka birine ait olsaydı oldukça hoşuma giderdi ama konu Pars olduğu için hiç sevmedim. Bu yüzden içimde ki karanlığa siktirip gitmesini söyledim.

‘’Elinde ki kalemi gözüme batırmayı mı düşünüyorsun ?’’ Pars’ın sesiyle hafifçe irkildim. Düşüncelerime öyle çok dalmıştım ki elimde ki kalemi yumruklarımın arasında sıkıca tutuğumu ve havaya kaldırdığımı fark etmemiştim.

''Şuanda değil ama daha önce gözüne bir şeyler batırmayı düşünmüştüm.‘’

‘’Seni ne durdurdu ?’’

‘’Güzel gözlerin var.’’

Pars hafifçe sırıttıktan sonra bu sefer keskin gözleri elimde tuttuğum kağıda doğru kaydı ve ardından tekrar bana sorgulayıcı bir şekilde baktı. Umursamaz bir tavırla ‘’Sıkıldığım için resmini çizdim.’’ dedim ve kağıdı döndürerek ona gösterdim. Aslında umurumdaydı, hem de çok. Bu yüzden bütün dikkatimi Pars’a verdim.

Önce kağıda uzun uzun baktı ve sonra bana doğru bakarak ‘’İdare eder.’’ dedi.

Kaşlarım istemsizce çatıldı. ‘’İdare eder mi ?’’

‘’Evet, idare eder.’’ Her kelimesine vurgu yaparak konuşuyordu. ‘’Daha önce bir ressama portremi çizdirmiştim. Senden daha iyi çizmişti.’’

Öfke bir saniye de bütün vücudumu sardı. Az önce resmime hakaret ettiği yetmiyormuş gibi birde beni başkalarıyla kıyaslamıştı.

Üstelik onun için ilk defa kansız bir resim çizmiştim.

Onu öldüreceğim ve kanıyla çizdiğim resmi renklendireceğim !

Dişlerimi kırarcasına bir birine bastırırken, elimde ki kalemi havaya kaldırdım ve tam Parsın gözüne batıracakken Pars beni bileğimden yakalayarak üstüme çıktı.

‘’Bırak beni, bu sefer gerçekten kalemi gözüne batıracağım !’’ diye bağırdığımda Pars bu durumdan eyleniyormuş gibi kahkaha attı.

‘’Bırak beni !’’ diyerek altında çırpınmaya devam ettiğimde eğilerek kalemi tutan parmaklarımı öptü. ‘’Sadece kötü çizdiğini ima ettiğimde nasıl tepki vereceğini merak ettim ve tamda tahmin ettiğim gibi kalemi gözüme batırmaya çalıştın.’’

‘’Yani yalan mı söyledin ?’’

‘’Evet.’’ dedi ve gülümsemeye devam ederken diğer elimde tuttuğum kağıda doğru baktı. ‘’Çok beğendim.’’ Bunları söylerken gözlerinde büyük bir ışıldı vardı. Kalemi gözüne batırmamam için yalan söyleyip söylemediğini anlamak için dikkatlice yüzüne baktım. Söylemiyordu, gerçekten çizdiğim resmi beğenmişti. Direnmeyi bıraktım. Bu sırada camların arkasında beyaz bir ışık fark ettim ve benim gibi Pars’ta fark etti.

‘’Birini mi bekliyordun ?’’ diye sorduğumda bana adlandırmadığım bir şekilde baktı. Biraz önce ki neşesi silinmişti.

‘’Murat ve Ateş sana birini getirdiler.’’ Bana mı ? Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak ‘’Kimi getirdiler ?’’ diye sorduğumda Pars cevap vermek için bir kaç saniye bekledi ve ardından ‘’Savaş Kıraçlıyı getirdiler.’’ dedi.

Duyduğum isimle kalbim atmayı bıraktı. Savaş’ın ismi zihnimde defalarca kez tekrar ederken hızlıca Pars’ın altından çıktım ve kapıya doğru hızlı adımlarla neredeyse koşarak ilerledim ve dışarıya çıktım. Arabanın ışığı beni kısa bir an kör ettiği için önümü göremedim ama sonra ışık kapandı ve bana doğru endişeyle koşan Savaş’ı gördüm. Yanıma ulaştığında güçlü kollarıyla bedenimi sardı ve sıkıca sarıldı. Benim ellerim ise havasa asılı kaldı. Siktir !

Bölüm sonu

20 yorum