İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 48 · 25 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 48

🖤 42

AHSEN

Geçen bir kaç gün yorucu olmasına rağmen pek fazla uyuyamadım çünkü Pars’ın vücuduna dikiş attığım yerlerin açılması riski yüzünden, Pars’ın sağına yada soluna dönmemesi için her on beş dakikada bir uyanarak onu kontrol ediyordum. Daha önce Savaş dışında hiç kimseyle bu şekilde ilgilenmemiştim ve onunla bu kadar ilgilenmek bana korkutucu gelmeye başlamıştı ama yine de bırakmıyordum ve on dördüncü kez gözlerimi gece yarısı açtığımda Pars’ın yaralarına zarar veremeyeceğim bir şekilde sol tarafına hafifçe sarıldım. Kolu kaslı ve büyük olmasına rağmen dokusu yumuşaktı. Bu sayede Pars dönmeye çalıştığında daha iyi hissedip engelleyecektim ancak Pars dönmedi ve bende sadece bir saat kesintisiz uyuya bildim.

Psikopatlık genim yüzünden zaten çok fazla uyuya bilen bir insan değildim ama bu sefer az uyumamın nedeni tamamıyla Parstı.

Sıcak nefesi dikkatimi dağıtıyordu tabi sarıldığım güçlü kolu da öyle. Ayrıca koluna sarıldıktan kısa süre sonra Pars elimi tutmuştu. Sanki evli birer çift gibiydik ve bir birimize sarılarak uyumamız bana normal bir şeymiş gibi geliyordu çünkü hiç yabancılık çekmiyordum.

Burnum kalın damarlı boğazına gömülmüşken derin bir nefes aldım.

Çoğunlukla ter ve kan koksa da, hala deri ve odun kokusunu alabiliyordum.

Kokusu uyuşturucu gibiydi.

Birine sarılmaktan asla hoşlanmam. Bu çoğu zaman midemi bulandırır. Ancak Pars’a sarılırken vücudundan tenime işlenen sıcaklığı ve o yavaş kalp atışı bana bir evmiş gibi hissettiriyordu.

Sıcak bir ev.

Muhtemelen Savaş beni bu şekilde görseydi şoktan kalp krizi geçirirdi. Dudaklarıma hafif bir gülümseme konarken istemeyerek de olsa Pars’ın sıcak vücudundan ayrılarak oturur pozisyonuna geçtim. Bedenim bir anda soğudu ve ona geri sarılma isteği her tarafımı sardı. Gözlerimi sıkıca kapatıp nefes aldım ve bu isteğime karşı çıktım. Sevmesi gereken kişi o ben değilim diye tekrar ettim bir kaç kere. içimden.

Gözlerimi açtığımda elimle ensemi ovarken Pars’a doğru baktım. Hala bilinci kapalıydı ve hala muhteşem görünüyordu. Elimi ensemden çekip, Pars’ın boğazına dokundum. Nabzı düzenli bir şekilde atıyordu. Parmaklarımı boğazından çekmeden bir süre daha Pars’ın maskülen suratına baktım. Siyah saçları anlına dökülmüştü. Kirli sakaları uzamıştı ve dolgun dudaklarının rengi kiraz çiçeklerinin rengiydi.

Onu ilk defa böyle görüyordum.

Salon beyefendisinden daha çok yüzünde ki yaralar ve saçlarının dağınıklığıyla yakışıklı bir sokak serserisine benziyordu. Her haliyle ilgi çekiciydi. Ayrıca bilinci yerinde olmasa bile yüzü fazlasıyla sertti. Uyurken bile buzdan duvarlarını indirmemişti.

Kalbimin bir anda hızlı atığını hissedince parmaklarımı boğazından çektim ve hızlıca yataktan kalktım.

Hay sikeyim böyle işi ! diyerek yatağın yanından hızlıca uzaklaşıp aşağı kata indim.

Sanki Pars bir virüstü ve ondan olabildiğinde uzaklaşmam gerekiyor gibi hissetim. Erkekler konusunda seçiciydim ve Pars bütün isteklerimi karşılayan bir erkekti.

Sağlıklı bir vücudu vardı, seksiydi ve en önemlisi de zeki bir beyni vardı, fakat onu arzuluyordum ve nedense bunun seksin dışında olduğunu hissediyordum.

Falcıdan sonra Pars’ı kendime aşık etme düşüncesiyle kendimi fazla kaptırmış olmalıydım ve farkında olmadan ben.. Hayır, hayır Ahsen.

Senin birini sevebileceğin bir kalbin yok. Artık yok.

Olmamalı!

Hedeflerini unutma !

Derin bir nefes alıp vücudumu esnettim ve koyu ahşap sehpanın üzerinde ki sigara paketinden bir sigara alıp yaktım. Koltuğun üzerine oturup sigaramdan bir nefes alırken, sehpanın yeni olduğunu fark ettim ve ardından büyük salonuma biraz göz gezdirdim. Savaş ben yokken burada uzun bir zaman geçirmiş olmalıydı.

Yatak odam bıraktığım gibiydi ama salonunda ki bir çok eşyanın yeri değiştirilmişti ve üstelik her yer düzenli ve topluydu. Ondan iyi bir ev adamı olurdu, muhtemelen karısını çok mutlu ederdi.

Koltuğa biraz daha yerleşip sigaramdan bir nefes daha aldım ve Pars’ın üst katta yatağımda uzandığını unutmaya çalışarak durum değerlendirmesi yapmaya başladım. Son bir kaç haftadır yaşadığım her şey gözlerimin önünden geçip gidiyordu.

İçimde ki karanlık huzursuzdu. Özelikle de babamın işkencelerinden sonra siniri de, öfkesi de bir hayli artmıştı ama ben babamdan alacağım intikamları düşünerek içimde ki karanlığımı zapt etmeye çalışıyordum. Yoksa şimdiye kadar kurallarımın dışına çıkıp babamı öldürmüştüm.

Gözlerimi kapatırken geçmişimi düşünmeden edemedim. Yıllar çok hızlı geçiyordu. Babama baş kaldırdığımda sadece on üç yaşında yapayalnız bir insandım ve o zamanlar babam bana ne yaparsa yapsın, acımı içime gömüp sadece kaçmaya odaklanırdım. Ama büyüdükçe güçlendim ve son bir kaç yıldır artık hiç susmuyordum ve ona karşılık veriyordum. İntikam almak güzel hissettiriyordu ve aynı zamanda birazda utanıyordum. Annem bana merhameti öğretmişti ama ben hep intikamı sevmiştim. Utancımda bu yüzdendi.

Deniyordum. İyi bir insan olmak için deniyordum. Fakat, ruhumun bir tarafı tamamıyla karanlıkken hiçbir zaman annemin benden istediği kadar iyi bir insan olamayacağımın farkındaydım.

Her ne kadar insan öldürmeyip babamın yolundan gitmeyi bıraksam da, öldürmemeyi yada o yolu sevmediğimi söyleyemezdim.

Her şey beynimin içindeydi, kişiliğim buydu benim. İçime hapsettiğim karanlığımı seviyordum ama annemi ondan daha çok seviyordum. Zaten savaşım bu yüzdendi.

Güneş yavaşça yükselirken onuncu sigaramı içiyordum ve bu sırada dış kapının çaldığını duydum. Koltuktan kalkıp Amerikan mutfağına gittim ve koyu ahşap çekmeceyi açıp, daha önceden yerleştirdiğim silahlardan birini elime aldım ve aşağıya doğru indim. Pars’ı buraya getirirken takip edilmediğimden emindim ama bu sıralar tedbiri elden bırakmamak en iyisiydi.

Kapının önüne gelince durdum. Kapı deliği olmadığı için kulağımı kapıya yaslayıp dışarıda ki sesleri dinledim. Ancak hiç ses yoktu.

Elimde ki silahı daha sıkı tutup ‘’Kimsin?’’ diye sordum.

‘’Benim Savaş.’’ Silahı tutan elimi gevşetirken hızlıca kapıyı açtım.

Dün anahtarını aldığım için içeri girememiş olmalıydı.

“Ahsen dün neler yaptıysan şuanda bütün üyeler seni arıyor.”

Savaş tedirgin bir şekilde konuşurken aynı anda içeri girmek için öne doğru bir adım attı ama ben kapının kenarına omzumu yaslayıp geçmesine izin vermedim ve bu sırada Savaş’ın gözleri irileşti .

‘’Niye girmeme izin vermiyorsun ?”

Bu durumu hoş karşılamayacağını biliyordum ama lafı uzatmadan ‘’Pars burada.’’ dedim.

Savaş’ın koyu kahve gözleri biraz daha irileşti.

‘’Ne, Pars’ı buraya mı getirdin ? Soyadı Alphan olan Pars mı ?’’

Sesi verdiği anlık tepkiyle yüksek çıkarken, kısa bir an arkama dönüp baktım ve ardından benden bir cevap bekleyen Savaş’a doğru geri döndüm.

‘’Evet soyadı Alphan olan Pars’ı buraya getirdim. Bazı şartlar bunu gerektirdi.’’

Uzun bir açıklama yapmadım. Çünkü Pars en son baktığımda bilinci kapalı olsa da, her an uyanabilirdi ve bu yüzden Savaş’ın bir an önce buradan gitmesi gerekiyordu.

Pars asla Savaş’ı görmemeli.

‘’Artık bu evde kalamazsın. Sana hemen yeni bir ev bulacağım.’’

Savaş çatık kaşlarından ve bir kaç kere gözlerini benden kaçırıp evin içine bakmasından, tamda tahmin etiğim gibi Pars’ı buraya getirmemden hoşlanmadığını açık bir şekilde gösteriyordu ama en son fikrini belirtip kararımı sorguladığında, ona verdiğim tepkiyi düşünüyor olmalıydı ki şuanda fikirlerini açıkça dile getirmiyordu.

Aslında bu dünyada fikrine önem verdiğim tek insan Savaştı ama bazen bazı fikirleri beni sinirlendire biliyordu.

Sözleriyle sadece kafamı onaylar şekilde ağır ağır salladım ve bu sırada üst katta bir hareketlilik hissedince ‘’Uyandı, git !’’ dedim ve tam kapıyı kapatacakken, Savaş hoşnutsuz surat ifadesiyle siyah ceketinin cebinden bir telefon çıkartıp bana doğru uzattı.

‘’Senin için aldım. Takip edilemez ve içinde sadece sahte numaram var.’’

Elinde ki telefonu aldım. Bu sıralar çok fazla telefon kaybediyordum.

‘’Yeni bir ev bulana kadar bir daha sakın buraya gelme ve eğer haber vermen gereken bir şey olursa sadece mesaj at.’’ dedim.

Savaş kafasını ileri geri onaylar bir şekilde salladı.

“Tamam ama sende kendine dikkat et. Toplantıyı basman çok dikkat çekti ve şuanda üyelerin seni aradığını unutma.”

“Merak etme bana hiçbir şey olmaz.” diyerek göz kırptım.

Bu sırada üst katta ki sesler gittikçe yakınlaşmaya başladı ve bende bu yüzden Savaş’a kafamla git deyip, konuşmasını beklemeden kapıyı yüzüne kapatıp merdivenlere doğru ilerledim.

Merdivenden bir kaç basamak yukarı çıkınca, ellerini demir korkuluğa yaslayarak bana bakan Parsla göz göze geldim. Bu mesafeden konuşmamızı duymuş olmalıydı ama neyse ki aşağı inmeyip yukarıda beklemişti. Basamaklardan tek tek çıkmaya devam ederken, gözlerimle vücudunu yavaşça süzdüm. Üzerinde sadece iç çamaşırı ve sargı bezleri vardı. Birde dün bedenini suyla temizlememe rağmen, üzerinde hala kan lekeleri vardı. Ancak bu haliyle bile oldukça çekiciydi.

Vücudunu baştan aşağı süzmeye devam ederken “Günaydın yakışıklı.” dedim ve merdivenin son basamağını da çıktıktan sonra tam karşısında durdum. Pars çıplak bir şekilde karşımda durduğu için rahatsız gözükmüyordu ama ben bir kaç dakika önce unuttuğum duygular tekrar canlandığı için rahatsız olmaya başlıyordum.

“Aşağıda konuştuğun kişi kimdi ?”

Öne doğru bir kaç adım daha atınca Pars ellerini demir korkuluğun üzerinden çekip sırtını dikleştirdi. Hala çok fazla yarası vardı ama eski formunu hemen yakalamış gibi gözüküyordu.

‘’Benim için çalışan adamlarımdan biri.’’ dedim önemsiz bir şeymiş gibi ve Pars’ın yanından geçerken kafamı hafifçe arkaya doğru çevirip kalçasına kaçamak bir bakış attım. Sert ve dolgun gözüküyordu.

Koyu ahşap şifonyerin yanına doğru ilerledim. Elimde ki silah ve telefonu şifonyerin üzerine koyduktan sonrada kalın camlı iki bardağa Chivas doldurdum.

‘’Seni senden bile daha çok önemsiyormuş gibiydi, onu evin içine almayıp benden sakladığına göre sende onu önemsiyorsun.’’

Neden bu kadar zeki olmak zorunda ? Gülümseyerek Pars’a doğru dönüp kısa bir bakış attım ve orta sehpanın yanına doğru ilerlerken konuştum.

‘’İş yaptığım adamların kimliklerini gizli tutarım. Ayrıca bana bir baksana.’’ diyerek içki kadehini tutan ellerimi iki yana açtım. ‘’Ben önemsenmeyecek bir kadın mıyım ?’’

Bardaklardan birini sehpanın üzerine bıraktım ve koltuğun üzerine oturdum.

‘’Hayır değilim. Ben mükemmelim ve erkekler bana tapar.’’ diyerek sözlerimi bitirdim. Çok rahat konuşmuştum.

Yalanı kesinlikle benim atalarım icat etmişti.

Pars yavaş adımlarla yanıma doğru yaklaşıp tam karşımda oturdu ve onun için doldurduğum kadehi eline aldı. Bense içkimden bir yudum aldıktan sonra gözlerimin önünde ki iç çamaşırının gizlemekte zorlandığı sert penisine bakmaktan kaçınarak Pars’ın gözlerine odaklandım.

‘’Aşağıda ki adam üyeler derken Shawor da ki üyelerimi kast etti ?’’

Anlaşılan Pars onu fark etmemden daha uzun süredir bizi dinliyordu. Bu durum sinirimi bozdu çünkü Savaşı görme ihtimali vardı. Ancak neyse ki aşağıya inmemişti.

Umursamaz bir tavırla ‘’Evet’’ dedim. Ancak Pars benim kadar umursamaz görünmüyordu. Sinirlenmişti.

“Kendini riske attın. Senin peşine düşüp kim olduğunu araştıra bilirler. O toplantı salonunda ne yaptığını bilmiyorum ama eğer Cem Ar'ın kızı olduğunu öğrenirlerse hepsi seni zevkle öldürmek ister.”

Pars’ın söyledikleri bende düşünmüştüm ama onu bulmak istiyordum ve bu yüzden her şeyi göze aldım. Ayrıca artık hayatımı düşünecek bir durumda değildim, çünkü artık her şey bitmek üzereydi.

Son bir görev kalmıştı.

Öfkeleneceğine teşekkür edemez mi ?

Şuanda beni benden bile daha çok düşünüyor gibiydi ama bu koruyucu tavırlarından hiç hoşlanmadım, beni zayıf gösteriyordu. Oysa karşıma çıkacak kadar yürekli kim olursa olsun, yüreklerini söküp onlara yedirecek kadar gücüm var.

‘’Birincisi bana hala teşekkür etmedin ama bir şey değil. Seni bulmak benim için çocuk oyuncağıydı. İkincisi ise ben karşılıksız hiçbir şey yapmam. Bu yüzden anlaşmamıza birde babamın tüm düşmanlarını da ekliyorum. Yani kimliğimin deşifre olup tehlikeye girmem artık senin sorunun.’’ İkinci kısım konuşurken aklıma gelmişti ve bu cümleleri söylerken Pars’ın her hareketini dikkatlice izledim. Annesini geri almıştı ve bana ihanet etmeyeceğini anlamam gerekiyordu.

Pars ne yaptığımı anlamış gibi kararlı bir şekilde konuştu. ‘’Anlaşma yaptığımız ilk gün seni yarı yolda bırakmayacağımı söylemiştim ve hala sözlerimin arkasındayım. Gerekirse seni kendimden bile korurum Ahsen.’’ dediğinde içime bir sıcaklık yayıldı. Sözleri ve bakışları yalan söylemediğini gösteriyordu. Gerçekten de beni yarı yolda bırakmayacaktı.

Ben hiçbir şey söylemezken Pars aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını çattı ve ‘’Seni o toplantıya götüren Ateş ve Muratla güzel bir konuşma yapmam gerekecek’’ dedi. Bunu söylerken gözünde öyle bir karanlık vardı ki içten içe Tanrı onların yardımcısı olsun diye fısıldadım ama aslında hiçte umurumda değildiler.

Konuyu değiştirerek ‘’Bu aralar kafamın içinde bazı soru işaretleri var. Ben senin güçlü ve zeki olduğunu düşünerek anlaşma yapmıştım. Fakat sen bir kaç adam ve bir kadının tuzağına düşüp yakalanacak kadar güçsüz birine dönüşmeye başladın. Tabi birde babamın beni kaçırması da var.’’ Pars’ın bakışları buzlaşırken aynı anda alevlendi. Bu bakışı iyi tanıyordum. Bu intikamdı. Gözü kara bir soğukluk ve o soğukluğun içinde herkesi yakacak kadar sıcak.

Ayrıca sözlerimde Pars’a güçsüzleştiğini ima etmiştim ama aslında bu büyük bir yalandı. Tek bir an bile onun gücünden şüphe etmedim. Sadece nasıl yakalandığını merak ediyordum.

‘’Babana ve diğer herkese ne yaptığımı gördüğünde aklında ki soru işaretleri silinir.’’ dedi. Gözlerimi devirdim ve rahat bir şekilde merak ettiğim şeyi sordum.

‘‘Seni kaçırmayı nasıl başardılar ?’’

Pars anlatmak istemiyor gibiydi ama meraklı bakışlarıma karşı koyamayarak anlatmaya başladı.

‘’Seni hastanede bırakıp gitmemeliydim biliyorum ama Murat en iyi adamımdı ve seni koruyacağına dair güvenim tamdı.’’

Bir kaç saniyelik sessizlik oluştu. Pars duş aldıktan sonra tekrar yüzümde vücudumun diğer kalanında kendini gösteren morluklara duygusuzca baktıktan sonra derince yutkundu ve konuşmaya devam etti. Yüzü duygusuzdu ama gözleri öfkeyle bir ateş gibi yanıyordu.

‘’Babam seni kaçırdıktan sonra seni ortaya çıkarması için çok fazla yöntem denedim ve en sonunda bir portreni çizdirip dünyada ki tüm bağlantılarıma yolladım. Tabi bunu yaparken kimliğini de gizli tutmuştum.’’ Son cümlesini üstüne basarak söyleyince gözlerimi devirdim. Bana laf amadan duramıyordu.

‘’Toplantıda Hülya Şimşekle tanışmış olmalısın. Üyelerin arasında güvendiğim birisiydi ve bana seni bulduğunu söyleyip bir konum attı. Bu mesajı aldığımda babanın bir kaç adamına işkence yapmakla meşguldüm. Bu yüzden işkence sırasında yanımda olan bir kaç korumayla yola çıktım ve destek için diğer korumalarıma Hülya Şimşeğin atığı konumu attım. Oraya gittiğimde düzinelerce adam etrafımı kuşattı.’’

‘’Senin gibi zeki bir insan tuzağa çekildiğini nasıl anlamaz ?’’ diye sordum. Pars’ın sorumdan rahatsız olduğu belliydi.

‘’Tuzağa çekildiğimi biliyordum ama seni riske atmak istemedim.’’ dediğinde şaşkınlıktan ağzım hafifçe açıldı. Ne yani ? Pars tuzağa çekildiğini bildiği halde sırf konu ben olduğum için bunu görmezden gelerek hayatını riske mi attı ?

Kafamın içinde sürekli aynı düşünce dönüp duruyordu. Pars’ın bana aşık olmasını sağlamış olabilirdim. Bu düşünce beynimi uyuşturarak kalbimin atışını hızlandırdı.

''Kaç kişinin etrafını sardığını bilmiyorum ama adamların onları oyalarken orada uzaklaşma şansın yok muydu ? Bu hiç düşünmedin mi ?'' dedim suçlayıcı bir şekilde. Çünkü Pars zeki bir insandı ve bir gün cehenneme düşse bile oradan zekasıyla çıkabileceğini biliyordum.

''Kaçmak bana göre bir şey değil, bu yüzden kaçmayı hiç düşünmedim. Ancak onları öldürmek istedim.''

''Neden yapmadın?''

''Çünkü teslim olmazsam seni öldüreceklerini söylediler.''

''Benim için bilerek mi teslim oldun ?''

''Evet.''

Bu adam delirmiş olmalı. Ölebilirdi ama o ben ölmeyeyim diye teslim olmuş.

''Babam beni çok sevdiği için asal öldürmez. Bunu düşünemedin mi ?'' Sesim sinirli çıkmıştı çünkü nedenini anlamadığım bir sebepten dolayı Pars'a kızgındım.

Pars'ın gözleri vücudumda ki yaraların üzerinde gezindi.

''Babanın seni sevmesine rağmen sana neler yaptığını gördüm. Senin üzerinde kumar oynayamazdım.'' Yanaklarımın kızardığını hissediyordum. Benim yanaklarım asla kızarmazdı !

Şuanda yanaklarımda oluşan kızarıklık için kafamı soğuk bir suya sokmak istiyordum ama bunun yerine uzun dakikalardır düşündüğüm şeyi sormak istedim. Sesimin umursamaz ve rahat çıkmasını sağlayarak ‘’Beni sevebilecek bir kalbinin olamadığını söylemiştin.’’ dediğimde Pars’ın gözleri daha çok karardı.

‘’Yalan söyledim.’’ diye kısa bir cevap verdiğinde ise zaman kısa bir an durdu. Gerçekten beni seviyordu. Bunu hareketlerinden ve bakışlarından hissede biliyordum. Sanki Pars şimdiye kadar bana karşı kurduğu o kalın duvarını indirmişti. Bunu bir kaç gün önce yapsaydı aşık etme amacıma ulaştığım için fazlasıyla mutlu olurdum. Fakat şimdi anlaşmamızı bozmayacağını biliyordum ve artık onu kendime aşık etmek gibi bir derdim yada isteğim yoktu. Yapması gereken tek şey babamı benden uzaklaştırıp özgür olmamı sağlamaktı ve sonrasında her şey bitecekti.

Lanet olsun !

Pars tam bana göre bir adamdı fakat yıllar önce hayat hikayemi yazdım ve içinde kesinlikle aşk yok.

''Tehlikeli bir kadın olduğumu sen söyledin ve şuanda elime güçlü kozlar veriyorsun Pars Alphan.''

''Şuanda bana karşı kendini mi uyarıyorsun ?''

''Evet.'' dedim ve ardından kendimi toparlayarak konuyu uzaklaştırdım. ‘’Sana karşı yaptıkları bu hamleyle cesaretlenen çok fazla insan olacak. Seni yıktılar.’’ dedim ve içkimden büyük bir yudum alıp sehpanın üzerine koydum. Pars konuyu değiştirdiğim için bundan hoşlanmadığı belliydi ancak bu durumu üstelemedi ve sanki bir az önce komik bir şey söylemişim gibi hafifçe sırttı.

‘’Babamın döneminde korkudan ve çıkarlarından dolayı kimse saldırmayı aklından bile geçirmezdi. Ancak babamın ölümünden sonra ailenin başına geçtiğimde, yaptığım ilk şey uyuşturucu ve silah ticaretine bir son vermek oldu. Bu sayede dünyanın en güçlü iş adamı ve lideri oldum. Fakat bu kararıma karşı çıkan çok fazla kişi oldu. Bu işler bir biriyle bağlantılıdırlar. Bir ipi kesersen, o ipe bağlı bütün ipleri kesersin. Zaten Cem Ar’da bu işeri yaptığından senin bu konuları yeterince bildiğini düşünüyorum.’’

Biliyordum, hem de çok. Pars da içkisinden son yudumunu alıp sehpanın üzerine koydu.

‘’O zamanlar beni babam gibi güçlü görmeyip devirmeye gelen herkese babamdan bile daha çok güçlü olduğumu gösterdim.’’

Pars’ın gözlerinde bir an saf bir karanlık gördüm. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Geçmişte gücünü kanıtlamak için çok kötü şeyler yaptığını gözlerinde görüyordum. Acaba ne yaptı ?

‘’Bu dünyada herkes bana bulaşılmaması gerektiğini bilir, Ahsen. Bu yüzden kimse bana saldıramaz. O üyeler sadece Cem Ar’ın kirli düşüncelerine kandılar ve cezaları da ağır olacak.’’ Pars’ın kendinden emin duruşu birde gözlerinde ki intikamı sevdim. Kendim intikam alıyormuşçasına da heyecanlandım. Pars etrafa kısa bir bakış atıp tekrar tüm ilgisini bende topladı ve bu sefer konuyu değiştiren o oldu.

‘’Burası benden sakladığın evin mi ?’’

‘’Evet.’’

Pars tekrar etrafa baktı ama bu sefer daha dikkatli bakıyordu.

‘’Beni neden buraya getirdin ?’’ diye sordu.

“Üyeler seni kolay bir şekilde bırakmamakta kararlıydı ve malikanenin her tarafı sarılmıştı. Bu yüzden seni buraya getirmekten başka şansım yoktu.’’ dedim ve yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına yerleştirdim. Bu sırada Pars’ın kaşları çatıldı. Saçlarımı arkaya doğru çekince anlımın kenarında ki morluk ve omuzlarımda ki yaralar daha da görünür hale gelmiş olmalıydı. Pars’ın gözleri yavaşça aşağıya doğru kaydı. Karnımda ki izi geçmekte olan ameliyat izime baktı ve oradan da daha da aşağıya inip ayak bileğimde ki morluğu gördü. Gözleri en son çivi batırılmış ellerimde durunca kaşlarını daha çok çattı. Bunları konuşmamızın başında da görüp sinirlenmişti ve şimdi tekrar sinirlenmişti. Ancak bu siniri babama mı yoksa kendisine mi bunu anlayamadım.

Pars’ın yüzü duygusuzlaşırken, bu duygusuzluğu sesine de yansıdı.

‘’Annemi geri aldığıma göre artık babanı öldürmemem için bir neden yok.’’ Bu bir bilgilendirme değildi. Bana babamı öldüreceğini söyleyerek nasıl bir tepki vereceğimi görmek istiyordu. Ama ben zaten bu günün geleceğini biliyordum. Pars annesi için babama zaten çok fazla dayanmıştı.

Gülümseyerek ‘’Biliyorum onu öldüreceğini dünde söylemiştin. Bana büyük bir iyilik yapmış olursun.’’ dedim. Pars sessiz kalıp yüzümde oluşan gülümseme dikkatlice baktı. Muhtemelen gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Yüzümde ki gülümseme gerçek miydi bende bilmiyordum. Babamın ölmesi amacıma ulaşmamı hızlandırırdı, fakat içimde adlandırmadığım bir duygu vardı. Bir zamanlar babamı uğruna ölecek kadar çok severdim. Galiba adlandıramadığım duygu bu yüzdendi. Hala çok küçük bir parçam bir aptal gibi babamı sevmeye devam ediyordu. Göğsümün üzerine kara bulutlar geziniyor gibiydi. Babamın öleceği gerçeğini daha fazla düşünmek istemeyip, aniden oturduğum yerden kalktım ve yüzümde ki gülümsemeyi daha da genişlettim.

‘’Bu kadar konuşma yeter, beni takip et.‘’ dedim ve yatak odama doğru yürüdüm. Pars da bir daha babamın konusunu açmadan sessizce beni takip etti. Gözleri ise hala üzerimdeydi ve atın arkasında sürüklenirken oluşan sırtımda ki yaralara baktığına emindim.

Odama ulaşınca giysi dolabımı açıp içinden çelik mavisi bir erkek tişörtü ve birde aynı renkte bir eşortman çıkartım. Arkamda duran Pars’a doğru döndüğümde, Pars hala duygusuz suratıyla vücudumda ki yaralara bakıyordu. Kafamı hafifçe eğip yüzüme bakmasını sağladım.

‘’Yaralarıma bakmayı bırak, Pars. Babamın beni alması senin suçun olabilir ama bu yaralar senin suçun değil. Babam küçüklüğümden beri bunu bana yapıyor ve aslında daha kötü yaralarımda olmuştu bu yüzden bu yaralar edindiğim en iyi yaralar olabilir.’’ diyerek omuz silktim. Pars suçluluk çekiyordu ve bu yüzden hiç durmadan yaralarıma bakıyordu, bu yüzden bakmayı bırakması için yaralarımın onun yüzünden olmadığını söyledim ve rahatlayacağını düşündüm ama aksine sözlerimle daha da huzursuzlaştı. Bana öyle bir bakıyordu ki sanki geçmişte oluşan diğer tüm yaraları görüyor gibiydi. Kendimi karşısına çıplak hissetmeye başladım ve pes ederek elimde ki kıyafetleri Pars’a doğru uzattım. Kıyafetlere kısa bir bakış attı.

“Neden evinde bir erkek kıyafeti var.”

Bunlar Savaşın kıyafetiydi. Bu evde onun sayılırdı ve burada çok fazla zaman geçirdiğinden bir kaç kıyafetini dolabıma koymuştu, ama Pars’a açıklama yapmak zorunda değildim.

“Bu eve giren ilk erkek sen değilsin.” dedim ve Pars yüzüme bakıp, soğuk sesiyle ‘’Sevgilin mi var ?’’ diye sordu.

Ciddi miydi ? Tanrı aşkına ben hala bir bakireyim. Yıllarca süren işkence ve tutsaklığım arasında hiç bir erkekle sevişememiştim bile. Pars’ın sözleriyle hafifçe sırıttım. Sevgililik bana fazlasıyla uzak bir eylemdi. Bunu ona da söylemiştim.

Bakire olduğum gerçeğini atlayarak “Hayır, ben daha çok tek gecelik ilişki insanıyım.” dedim ve ardından kıyafetleri yatağın üzerine bırakırken, dün gece komodinin yanına bıraktığım, ilk yardım çantasını elime alıp yatağın üzerine oturdum.

‘’Benimle sevgili olmak istemiştin. Eğer kulaklarım yanlış duymadıysa evlenmekte istedin.’’

‘’Sen bir istisnasın, Pars.’’ diyerek göz kırptım.

‘’Hala benimle evlenmek istiyor musun ?’’ diye sorduğunda cevap veremedim çünkü hazırlıksız yakalandım. Artık beni koruyacağından emin olduğum için Pars’ı kendime aşık etmem gerekmiyordu. Fakat içimde çok küçük bir taraf Pars’a evet demek istiyordu. O tarafı boğarak öldürmem gerekiyordu.

‘’Hayır artık düşünmüyorum.’’ dedim ve ardından avuç içimle bir kaç kere yatağa vurup oturmasını işaret ettim ve ardından ilk yardım çantasının içinden su geçirmez yara bantlarını çıkardım. Pars verdiğim cevaptan sonra yüzü duygusuzlaştı ve yavaşça yanıma oturdu. Cevabımı pek sevmemişti.

Pars’ın geniş omzunu tutup arkasına dönmesini sağladım. Ardından yaralarının üzerini su geçirmez şeffaf bantla kapatmaya başladım.

Yüzü buz gibi olsa da teni sıcaktı.

‘’Baban hayatından çıktıktan sonra ne yapacaksın ?’’

Pars’ın böyle bir soru sormasına şaşırdım. Daha önce hiç sormamıştı. Ne yapacağımı biliyordum ama bunu Pars’a söylemeyecektim. O gün gelene kadar babam dışında hiç kimse ne yapacağımı bilmeyecekti. Bu yüzden aklıma gelen ilk şeyi ona söyledim.

‘’Çok uzak bir yere gideceğim.’’

‘’Ne kadar uzak ?’’

‘’Kimsenin beni bulamayacağı kadar uzak.. Bunları neden soruyorsun ki ?’’

‘’Anlaşmamıza göre seni korumam lazım. Bu yüzden nerede olduğunu bilmem gerek.’’

‘’Babamı öldürünce anlaşmamız bitecek.’’ Pars’ın sırtı gerildi.

‘’Anlaşmamızda artık babanın düşmanları da var.’’

‘’Sorun değil, Pars. Gideceğim yerde sende dahil hiçbir düşman beni bulamayacak.’’

‘’Bir keresinde seni bulamayacağım bir yerin olmadığını söylemiştin.’’

Hala öyle düşünüyordum. Nereye gidersem gideyim Pars’ın beni bulacağını biliyordum. En azından dünya üzerinde her yerde beni bulabilir. Ancak ben dünya üzerinde bir yere gitmeyeceğim. Pars’a ne yapacağımı anlata bilirdim fakat planlar birden fazla kişiye anlatınca bozulur. Ben planlarımın bozulmasını istemiyorum. Bu yüzdende yıllarca babam dışında kimseye söylemedim.

Pars omzunun üzerinden bana doğru baktı. Nefesini yüzümde hissedebiliyorum ve gözleri dikkatimi dağıtınca düşüncelerimden kurtuldum. Yutkundum ve sırtında ki yaralara odaklanıp hızlıca üstlerini kapatmaya devam ettim.

Sabah yataktan kalkmadan önce hissettiğim şeyler tekrar kafamın içinde canlanıyordu ve oda bir anda ısınmaya başladı.

Bir an sertliğini içimde hissederken, altımda kıvrandığını hayal edince.

‘’Seninle artık sevgili olmak yada evlenmek istemiyorum ama sevişe biliriz.’’ dedim.

Pars’ın vücudu kasıldı ve ardından net bir şekilde ‘’Böyle bir şey yapmayacağız’’ dedi.

Verdiği cevaptan hoşlanmadığım için sırtında ki bir yaraya bastırdım ama Pars tepki vermedi.

‘’Neden ? En son tekrar böyle istediğimde beni geri çevirmeyeceğini söylemiştin.’’

‘’Yaralısın Ahsen. Canını yakmak istemiyorum.’’

Pars’ın sözleri kalbimden bacak arama doğru ilerledi. Düşünülmeye alışık değildim ve her nedense Pars av zamanından beridir bana karşı düşünceli davranıyordu. Rahatsız edici bir güzelliği vardı. Rahatsız olmamın nedeni beynimin bu hareketler karşısında nasıl tepki vereceğini bilmemesiydi.

‘’Acı çekmeyi seviyorum unuttun mu ?’’

‘’Yapmayacağız.’’ diye diretince gözlerimi devirdim ve sonra da ayağa kalkıp su geçirmez bantları yatağın üzerine bıraktım.

‘’Sen kaybedersin yakışıklı. Ön tarafta ki yaralarını kendin halledebilirsin. Banyo arkanda ve bende aşağıda olacağım. Bir şey olursa seslen.’’ dedim ve ardından Pars’ın cevap vermesini beklemeden ayağa kalkıp yürümeye başladım. Bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.

Merdivenlerin sonuna ulaşıp salonun içine girdiğimde bir süre ne yapacağımı bilemeden etrafa baktım ve bu sırada karnım guruldadı. Acıkmıştım. Uzun yıllar akıl hastanesinde kaldığım için yemeklerimi her zaman başkaları hazırlardı. Tabi çoğu zaman sırf işkence olsun diye bir kaç hafta aç bırakılarak sadece ölmeyeyim diye bir parça kuru ekmekle beslendiğim zamanlarda olmuştu. Akıl hastanesinin dışındayken ise yemekleri hep Savaş hallederdi.

Mutfağa doğru ilerleyerek yiyebileceğim ne var diye bakmaya başladım. Buzdolabının içinde sadece Savaş’ın getirdiği yemekler vardı ve çoğu dokunulmamıştı. Yemekleri tek tek çıkartıp tabaklara yerleştirdim ve ardından mikro dalgaya koyup ısıtmaya başladım. Bu sırada mutfak tezgahının üzerinde, poşeti açılmamış bir makarna gördüm. Yemeklerin kokusunu alırken midem daha da gurulduyordu ve galiba aç olduğum için gördüğüm her yemekten yemek istiyordum. Bu yüzden makarna yapmaya karar verdim. Yemek yapmayı pek bilmiyordum ama ne kadar zor olabilir ki ?

Yemek yapmak hiç zor değildi aksine bir şeyleri kesmek, koparmak ve ateşin altında yakmak bana işkenceyi hatırlattığı için bundan zevk aldım. Bütün yemekleri masaya koyduktan sonra sandalyeye oturup elime çatalımı aldım ve tam önümde ki makarnadan biraz alacakken. Yalnız olmadığımı hatırladım ve çatalı masanın üzerine koyup Parsı beklemeye karar verdim. Kuralsız bir insandım ama Pars evime gelen ilk misafirim olduğundan bekledim. Görgü kurallarını sıkıcı ve saçma buluyorum ama gerektiğinde görgü kurallarına uyabilirdim.

Bir kaç dakika sonra Pars merdivenlerden aşağı inip yanıma geldi. Saçları ıslaktı ve yüzü aydınlanmıştı. Genelde Pars’ı özel dikim ve pahalı takım elbiselerin içinde gördüğüm için, tişört ve eşortmanın içinde ki görünümü çok değişik geldi. Savaşla Pars’ın boyu aynı olsa da Pars’ın vücudu Savaşa göre daha iri yapılıydı, ancak yine de kıyafetler üzerine tam olmuştu. Pars kesinlikle tanrının en güzel sanat eseri olmalıydı. Bir şekilde her haliyle mükemmel görünmeyi başarıyordu. Benden sonra her haliyle mükemmel olan bir insanla ilk defa karşılaşıyordum. Tabi ben daha mükemmeldim.

Pars’ın gözleri yemek masasında gezinirken ‘’ Yemeklerin çoğu hazır ve ısıttım ama sen gelene kadar biraz soğudular. Hadi gel acıkmışsındır.” dedim ve Pars’ın oturmasını beklemeden önümde ki makarnadan yemek için çatalımı elime aldım, ama sonra köftelerin kokusu burnumu doldururken kararımı değiştirip, önce köfteyi yemeye başladım. Pars ise salonun tam ortasında duran Boks torbasının yanından geçerek karşıma oturdu.

“Senin mi ?” Boks torbasından bahsediyordu ve ağzım dolu olduğu için sadece kafamı onaylar şekilde salladım.

“Narin ellerin için fazla sert bir alet.” dedi ve ardından kısa bir an sustuktan sonra ‘’Çiftlik evine anlaşma yapmak için geldiğin gece ellerinde morluklar vardı. O morluklar kum torbasına vurduğun için mi oluşmuştu ?’’

Ağzımı aralayıp evet diyecekken, o gece Pars’a yalan söylediğim aklıma gelince evet demekten vaz geçtim. Güven zor kazanılan bir şeydir ve yalan söyledikten kısa bir süre sonra karşında ki insana bunu itiraf etsen de kimse gerçekleri söylediğin için seni tebrik etmez. Hiçbir şey olamamış gibi davranırlar ama gizliden gizliye güvensizleşirsin. Bu yüzden bir yalan söylediğim zaman her zaman arkasında dururum ve atağım yalanları unutmam.

‘’Hayır, annene dair görüntüleri almak için bir kaç adamın suratına yumruk atmak zorunda kalmıştım. Neredeyse ölüyordum.’’ dedim. Pars gözlerini hafifçe kıstı. Bana inanmadı. Umurumda değil. Yemeğimi yemeye devam ettim.

Pars’ta benim gibi dikkatini yemeğe vererek önünde ki makarnadan biraz alıp yemeye başladı. Ancak çiğnemeye başlar başlamaz masanın üzerinden bir peçete alıp, ağzında ki makarnayı çıkardı ve bir kaç kere öksürüp su içti.

“Çok kötü, bunu nerden sipariş ettin ? Hayatımda hiç bu kadar kötü bir makarna yememiştim.”

Duyduğum sözlerle kaşlarım bir anda çatılırken, sinirle Pars’a baktım ve bu sırada elimde ki çatalı sıkıca kavradım. Pars yüzüme baktığında, bir terslik olduğunu sezip “Ne oldu ?” diye sordu.

“Bu makarnayı ben yaptım.”

Sesim çok sinirli çıkmıştı ve Pars dudağının alt tarafını hafifçe ısıtıp, bir süre ne diyeceğini bilemeden suratıma baktı ve ardından.

“Aslında o kadarda kötü değil, sadece çok tuzlu ve tam pişmemiş.’’

Durumu toparlamaya çalışıyordu ama bunu başaramıyordu. Kusmamak için zor durduğunu görebiliyordum.

Her şeyde başarılı olma duygusu etrafımı çevrelerken. Pars’ın sözleri sinirimi bozuyordu. Makarna tabağını önden alıp kendi tabağıma boşaltım.

“Muhteşem makarnamı yemeyi hak etmiyorsun.“ dedim. Ardından önümde ki makarnadan büyük bir lokma aldım ve hemen ardından yüzümü buruşturmamak için güçlükle direnirken, zorla çiğneyerek makarnayı yuttum. Bu durum sinir bozucu olsa da Pars haklıydı ve makarnam berbat olmuştu. Bir yemek kaşığı tuz yemişim gibi hissettiriyordu. Makarnaya hiç tuz eklememeliydim.

Pars bir süre şaşkınlıkla makarnayı yememi izledikten sonra muhtemelen damak zevkimin iğrenç olduğunu düşünüp, hemen önünde ki köfteden bir parça aldı ve bu sefer yediği şeyi beğendiği beliydi. Ağzımın içinde ki tuzu, suyla azalttıktan sonra makarnayı yemekten kaçınırken, bir süre ikimizde sessizce önümüzde ki hazır yemeklerden yedik. Pars oldukça düşünceli gözüküyordu. Sessizliği bozarak “Ne düşünüyorsun ?” diye sorduğumda gözlerime baktı ve konuşmak için fazla acele etmeden.

“Sana bir şey söylemem gerek.” dedi.

Yüzünden ve ses tonundan söyleyeceği şeyin çok önemli bir şey olduğunu anlaya biliyordum.

Elimde ki çatalı ve bıçağı tabağımın üzerine bırakırken arkama yaslandım.

“Seni dinliyorum.”

Pars da arkasına yaslandı.

“Öncelikle şunu bilmelisin ki sana söyleyeceğim şeyi bende bir kaç gün önce öğrendim.”

Kelimeleriyle beni yatıştırmaya ve yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Pars bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra tekrar konuştu. “Terasta otururken sana annenin ailesinin kim olduğunu sormuştum ve sende onları tanımadığı söylemiştin. Ben onların kim olduğunu öğrendim.”

Bir yanım umursamıyordu ve oldukça sakindi, fakat diğer bir yanım çok sinirliydi. Annem öldükten sonra, acı içinde geçen geceler boyu onların gelmesini bekledim. Gelmediler. Onlar benim umudumun katileriydi. Ve bir zamanlar onlardan çok nefret etmiştim, ama sonra büyüdüm ve güçlendim. Böylelikle onlara ihtiyacım kalmadı ve beklemeyi bırakıp yoluma devam ettim.

“Kim oldukları umurumda değil. Bu bilgiyi kendine sakla.” Bu bilgi bir kaç yıl önce işime yaraya bilirdi ama şuanda gereksiz bir bilgiydi ve ben işime yaramayan bilgileri sevmem.

“Ahsen –“

“Öğrenmek istemiyorum.” deyip Pars’ı konuşmasını kestim. Pars sıkıntılı bir nefes aldı.

“Peki tamam söylemeyeceğim ama sonra sakın söylemediğim için beni suçlama.”

Neden suçlayacaktım ki ? Pars’ın bu sözleri merakımı çekti ama inatçı kişiliğim devreye girince umursamaz bir şekilde ‘’Suçlamam.’’ dedim ve yemek masasından kalkıp, kendime bir viski doldurdum ve koltuğun üzerine oturdum. Pars da yemek masasından kalkıp yanıma yaklaştı.

“Telefonuna kullanabilir miyim?” dedi. Muhtemelen Murat yada Ateş’i arayacaktı. Fakat Savaş bana yeni bir ev bulana kadar, Pars dışında kimsenin bu evi bilmesine izin veremezdim. Babamın bu eve baskın yapmasını istemiyordum. Ayrıca ortalık şimdiye kadar yatışmıştır ve Pars tek başına gidebilir.

“Aşağıda sana ait bir araba var ve anahtarı üzerinde, ona binip malikaneye gidebilirsin. Şimdilik bu evi gizli tutman lazım.” dedim ve Pars sözlerime rağmen yine de şifonyerin üzerinde ki telefonumun yanına gidip elin aldı ve ben kaşlarımı çatıp konuşacakken. Pars’ın kimseyi aramadığını görünce yerimde oturmaya devam ettim. Bir süre telefon ekranına baktıktan sona yerine geri koydu ve bana doğru döndü.

‘’Eğer öğrenmek istediğin başka bir şey yoksa, şimdilik gitmem gerek. Numaranı aldım, seni bir kaç saat sonra arayacağım.’’ Bir kaç saniyede numaramı ezberlemesi takdire şayandı. Güçlü bir hafızası var.

‘’Neden arayacaksın ?’’

‘’Bir daha gücümden şüphe etmemen için üyeleri nasıl cezalandıracağımı görmeni istiyorum.’’

Pars’ın zaten güçlü olduğunu biliyorum ve bu yüzden kendisini kanıtlamasına gerek yoktu, ama yine de üyelere ne yapacağını merak ediyordum. Ve birde babama.

‘’Olur gelirim.’’

Pars kafasını hafifçe salladı ve arkasını dönüp merdivenlerden aşağı indi. Bir kaç saniye sonra kapı sesini duydum ve bu sırada Belen Alphanla ne konuştuğunu sormayı unuttuğumu fark ettim. Yüzümü buruşturup koltuğun üzerine uzandım. Bir kaç saat sonra onunla buluştuğumda bunu kesinlikle sormalıydım. Gözlerimi kapattım ve kollarımı karnımın üzerinde birleştirdim. Düşüncelerim her tarafımı sararken, bir yandan babam ve diğer bir yandan ise anemin ailesi aklımı kurcalıyordu. Her ikisi de artık umursamadığım ama hatırlayınca boşluğa düştüğüm şeylerdi.

Bölüm sonu

3 yorum