AHSEN
Gecenin soğukluğu açıkta kalan bedenime çarpıp tüylerimi ürpertirken elimde ki yuvarlak küçük aynayla dudağımda ki kırmızı rujumu tazeledim ve ardından ayna ile ruju gümüş renginde ki küçük çantamın içine koydum. Şuanda büyük bir çatı katında kırmızı örtülü yuvarlak bir masa da oturuyordum. Masanın üzerinde iki tabak ve üstlerinde ise dumanı üzerinde olan iki biftek duruyordu, hemen yanlarında ise iki kadeh ve birde pahalı kırmızı bir şarap vardı.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Bu sırada telefonumdan üst üste bildirim sesleri gelmeye başladı. Cam gözün kaçırıldığı öğrenildikten sonra, Savaş durmadan arayıp mesaj atıyordu. Telefonumu elime alıp aramalara kapattım, ardından da klasik bir müzik açıp tekrar masanın üzerine koydum ve karşımda duran ışıltılı gece kulübüne baktım. Rengarenk neon renklerle, büyük ve şatafatlı bir yerdi. Kapısında iri yapılı iki tane badigart duruyordu ve kapının sağ tarafında ki kırmızı şerittin arkasında ise içeri girmeyi bekleyen uzun bir insan kuyruğu vardı.
Erkekler salaş ama bir o kadarda şık gözükürken, kadınlar ise parlak ayakkabıları ve mini elbiseleriyle göz kamaştırıyordu. Kaç tane masum insanın sadece eğlenmek için bu kulübe girerken öldüğünü bilseler, belki de içeri girmek için bu kadar da hevesli olmazlardı. Benim küçüklüğüm bu kulübün içinde saklı kumarhanede geçmişti. Bir tarafta insanlar kendilerini şarkının ritmine kaptırıp yarınlar yokmuş gibi eylenirken, diğer bir tarafta ise insanlar küçük bir masanın etrafında kartlar ve diğer oyunlarla hayatlarını kazanıp kaybediyorlardı. Tabi burası sadece iki taraftan oluşmuyordu, üçüncü bir tarafta vardı. Orası ise kırmızı odaydı. Oraya giren insanlar ilk dakikalarda ölmemek için yalvarırken, son dakikalarda ise ölmek için yalvarıyordu.
"Yemek yiyelim dediğinde bunu bir çatı katında hayal etmemiştim" Bu Pars'ın sesiydi. Düşüncelerimden sıyrılıp genişçe gülümsedim ve omuzlarımın üzerinden arkamda duran Pars'a baktım. Siyah gür saçlarını özenle şekillendirmişti. Üzerinde koyu lacivert bir takım elbise vardı ve her zaman ki gibi oldukça çekici gözüküyordu.
"İnana bana, bu hayatın boyunca yediğin en güzel yemek olacak." dedim ve elimle oturması için sandalyesini işaret ettim. Pars ceketinin düğmesini açıp yavaşça yanıma yaklaştı ve ardından tam karşıma oturdu. Üzerimde ki kıyafete gözlerinde saklayamadığı hayranlıkla bakarken, kara gözleri gözlerimle buluştuğunda konuşmaya başladı. "Babanın gece kulübünün tam karşısında yemek yememiz bir tesadüf mü ?" Masanın üzerinde ki çatal ve bıçağı alıp önümde ki tam pişmiş etti yavaşça kesmeye başladım.
"Hayır değil."
Kestiğim et parçasını, ağzıma yerleştirip büyük bir iştahla yemeye başladım. ''Ne yapacaksın ?" Sırıttım "Zamanı gelince göreceksin yakışıklı, şimdi yemeklerimizi yiyelim. Zaten bir kaç dakika geç kaldın ve yemekler soğumak üzere." dedim yapmacık bir sitemle. Pars ağır ağır kafasını salladı ve ceketini çıkartıp arkasına yerleştirdi. Ardından oda benim gibi yemeğini yemeye başladı. Bu sırada ben de kadehlerin içine şarap doldurdum ve tekrar vücudunu sıkıca saran takım elbiseye çapkınca bakarak ''Benim için mi böyle hazırlandın?'' dediğimde Pars yemek yemeyi bıraktı ve gecenin karanlığıyla daha çok koyulaşan gözleriyle tıpkı benim gibi oda vücudumu inceledi. Gözleri vücudumda gezinirken oldukça yavaştı. Gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda. ''Pek sayılmaz. Bu benim günlük tarzım.'' Doğru söylüyordu. Neredeyse tüm karşılaşmalarımızda üzerinde takım elbise vardı ve saçları her zaman özenliydi ''Ama sen benim için hazırlanmış gibisin.'' diyerek sözlerini bitirdiğinde, genişçe gülümsedim ve bu sırada Pars'ın gözleri dudaklarıma doğru kayıp orada biraz oyalandı. ''Doğru tahmin.'' diyerek göz kırptım ve şarabımdan bir yudum aldım.
Pars ise böyle bir şey söylememi beklemiyormuş gibi bir an şaşırdı ama kendini çabuk toparladı. Bu aralar bana o kadar çok şaşırıyordu ki artık kaç kere şaşırdığını saymayı bıraktım.
''Bir sevgilim olduğunu bildiğin halde, yine de benimle flört etmeye devam mı edeceksin?'' diyerek kaşlarını hafifçe çattı. Sevgilim dediği an içinde büyük bir hoşnutsuzluk oluştu.
''Sevgilin varken beni öpen kişi sensin.'' dediğimde yüzümü zorlukla sakin tuttum, Pars ise hiç tepki vermedi ''Ayrıca evet senin flört etmeye devam edeceğim ve sevgilin olması umurumda değil.'' Ahlaki değerlerim yoktu ve bu yüzden lanet bir sevgilisi olması umurumda değildi. İstediğim şeyleri ne olursa olsun alırım ve istediğim şey Pars'tı. Alacaktım ! Pars kısa bir an duraksadıktan sonra konuştu ''Handeyle aramızda ki şey..''
Hızlıca lafını kesim ''Beni duymadın mı ? Handeyle aranda ki şey umurumda değil, bu yüzden açıklama yapmak zorunda değilsin.'' dediğimde Pars sustu. Bu gece çok güzel bir geceydi ve planlarımı mahfeden sevgilisi hakkında konuşmak istemiyordum. Bu konu hakkında daha sonra ilgilenecektim.
Kısa bir an ikimizde önümüzde ki yemeklerde yedikten sonra Pars günler önce yaptığımız anlaşma hakkında konuşmaya başladı. ''Bu gün babanın hareketlerini tahmin edemeyerek büyük bir hata yaptın. Seninle anlaşma yapmamın nedeni babanı tanıyor olmandı.'' Gün boyunca sessizdi ve beni hiç yargılamamıştı. Şimdi neden böyle bir şey dediğini bilmiyordum ama hata yaptığımı söylemesi beni hoşuma gitmedi. Tamam kabul ediyorum babamın böyle bir şey yapacak olmasını tahmin etmem gerekirdi ama ben hata yapmam. Kaşlarımı çattım ve arkama yaslandım "Ben hatta yapmam, sadece tökezlerim ve daha güçlü bir şekilde ayağa kalkarım." Ve bu akşamda bunu göstermeye kararlıydım. Ayrıca babam verdiği ipucuyu kazanmadığımı düşünse de, bu gün evimde resim çizerken bütün olanları baştan sonra düşündüm ve babamın farkında bile olmadan bana Belen Alphan hakkında bir ipucuyu verdiğini gördüm.
Çok yakında bu ipucuyla da Belen Alphan'ı bulacaktım ama içimizde ki hain yüzünden bunu şimdilik Parstan saklayacaktım.
Pars'ta şarabından bir yudum aldıktan sonra konuştu "Kendini çok mükemmel görüyorsun ve bu yüzden de kötü olan hiç bir şeyi kendine yakıştırmayıp, inkar ediyorsun." Yüzüm yumuşarken bende sırıttım. Pars gerçekten de iyi bir gözlemciydi, normalde insanların benim hakkımda kesin yargılarda bulunmasından hoşlanmazdım ve Pars en son İstanbul'a gelirken iyi bir insan olduğumu söyleyip yanılsa da, çoğu zaman doğru yerlere parmak basıyordu. Eğer bir birimiz hakkında yorum yapmaya başladıysak, bende onun için düşündüğüm şeyi söyleyebilirdim.
"Sende bir kontrol manyağısın." dedim ve bu seferde Pars kaşlarını çattı.
"Ben kontrol manyağı değilim."
"Bütün kontrol manyakları böyle söyler."
"Sadece etrafımda ki şeyleri bilmek istemem beni kontrol manyağı yapmaz."
"Gördün mü kendi ağzınla söyledin, kontrol manyağısın işte kabul et." dedim ve genişçe gülümsedim. Pars ağzını konuşmak için aralasa da geri kapattı ve sadece yüzüme baktı. Bense gülmeyi bırakıp tekrar kadehimden büyük bir yudum aldım ve boşalan kadehime tekrar şarap doldurdum.
Bu sırada oda masanın biraz uzağında duran ve şarjla çalışan vantilatörü fark edip ''Neden bir vantilatör var?'' diye sordu. Ağzımda ki yemeği hızlıca çiğneyip yuttuktan sonra cevap verdim.
''Çünkü birazdan buralar çok sıcak olacak.''
''Sıcak mı ?''
''Yemeğini ye Pars Alphan.. Birazdan her şeyi göreceksin zaten.'' dedim ve yemeğimden bir lokma daha aldım. Bu gece yemekleri hazırlasın diye işinde en iyi olan aşçıları tutmuştum ve gerçekten de çok iyi bir iş çıkarmışlardı. Et ağzımın içinde eriyordu ve çok güzel bir tat bırakıyordu. Üstelik Tazmanya'dan getirilmiş el yapımı kırmızı şarapta muhteşemdi. Pars daha fazla sorgulamayıp oda benimle birlikte yemeğini yemeye başladı ve kısa bir an aramızda bir sessizlik oluştu ama bu yine fazla uzun sürmedi. Çünkü ikimizde duyduğumuz sesle kafamızı karşımıza duran gece kulübüne doğru çevirdik. Yangın alarmı çalıyordu ve insanlar hızla koşuşturup dışarı çıkıyorlardı. Elimde ki kadehimi Pars'ın kadehine yavaşça vurdum.
"Gösteri başlıyor." dedim genişçe gülümseyip. Akrep'in adamları intikam planım için harekete geçmişlerdi. Sözlerimle bunu benim yaptığımı anlayıp " İnsanları neden dışarı çıkartıyorsun ?" diye sordu. Bu planda hiç bir insan ölmeyecekti ve içeride tek bir insan kalmayana kadar da herkes dışarı çıkarılıp mekanın önünden uzaklaştırılacaktı. Zaten Akrep'i çalışmamın bir diğer nedeni de işinde titiz olmasıydı, bu yüzden de intikamım gerçekleşirken bir hayli rahat olacaktım.
"Sadece izle ve gösterinin tadını çıkar." dedim ve şarabımdan keyifle bir yudum daha aldım. İnsanlar ölmemek için hızlıca dışarı doğru koşuştururken, babamın adamları da ne yapacaklarını bilmeden etrafa bakıyorlardı. Çok geçmeden bir kaç dakika sonra babam ve adamları lüks araçlarla gece kulübünün geniş sokağın da belirdiler.
Tam zamanında gelmiştiler.
İntikamım gerçekleştiğinde yüzünün alacağı şekli çok merak ediyordum.
Babam sinirli bir şekilde etrafa baktı. Bu sırada gece kulübünde görevli bir koruma hızla babamın yanına doğru koşup tam karşısında durdu ve çekinerek bir şeyler anlatmaya başladı, muhtemelen insanların neden dışarıya çıktığını anlatıyordu. Gözüm etrafta gezinirken bu seferde babamın yanına doğru yaklaşan Savaşı gördüm. O diğerleri gibi şaşkın yada sinirli gözükmüyordu, sadece endişeliydi. Akrep'in adamları gece kulübünde çalışanların kılığına girmişlerdi ve insanları binanın önünden uzaklaştırıyorlardı. Kapı girişinden son bir kişi çıkınca Akrep'in adamlarından biri cebinden telefonunu çıkartıp, hızlıca bir tuşa basıp kapının önünden ayrıldı. İçeride kimsenin kalmadığı haber vermiş olmalıydı. İnsanların bağırışları ve içinde bulundukları durumdan şikayet eden cümleleri etrafı kaplarken, siyah parlak bir araba, üzerinde örtüyle gizlenmiş tuvalimle binanın girişinde durdu. Pars'a doğu kısa bir bakış attım. Gözleri babamın üzerindeydi ve ne yapacağımı anlamaya çalışıyordu. Babamın adamları arabayı görünce ellerini bellerinde ki silaha doğru götürdü. Babamda arabaya doğru bakıyordu.
Bu sırada arabanın içinden, yüzlerinde şeytan maskesi olan iki adam indi ve biri arabanın üzerinde ki tuvali mekanın girişine koyarken diğer adam ise üzerinde sadece iç çamaşırı ve yüzünü gizleyen siyah bez parçasıyla Cam gözü indirip tuvalin önüne koydu. Pars kısa bir an bana doğru dönüp ''Bu gün babamın sağ kolu Cam gözün kaçırıldığını duymuştum. Bunu sen mi yaptın ?'' diye sordu. Anlaşılan Pars Alphan da babamın içine bir adamını yerleştirmişti. Kafamı evet şeklinde salladım ve tekrar önüne döndü. Bu anı oda benim gibi kaçırmak istemiyor gibiydi. Cam gözün çıplak karnında kırmızı boyayla intikam yazıyordu. Bizzat kendim yazmıştım. Babamın adamları silahlarını ellerine alıp şeytan maskesi takan adamlara doğrultsa da, Akrep'in sivil görünümlü adamları da aynı anda sakladıkları silahları çıkartıp babamın adamlarına doğrultular. Silahları gören insanlar çığlık atmaya başlayıp koşuşturup gece kulübünün önünden ayrılmaya başlarken. Pars ta en az benim gibi büyük bir dikkatle babamın sinirden kızarmış suratını izliyordu.
Gördüğü şeylerin hoşuna gittiğini görebiliyordum ve bu beni daha çok mutlu ediyordu. Akrep'in adamları son olarak da, aynı anda tuvali gizleyen siyah örtüyü ve Cam gözün kafasında ki siyah bez parçasını çıkartıp hızlıca arabaya bindiler ve silahlarını indirirken hepsi sokaktan uzaklaştı. Cam göz yere baksa da yüzünde ki utancı bulunduğum yerden görebiliyordum. Babam ve Savaş tuvalin üzerinde ki resmi gördüğünde, Savaş donup kalırken, babam ise beni görmek için kalabalığın içine baktı. Çünkü çok iyi biliyordu ki ben yaratığım kaosu en önde izlemeyi seviyordum.
"Bu resmi sen mi çizdin ?" Pars'a doğru döndüm. Gözlerinde yine bana karşı bir hayranlık vardı ve birazdan neler olacağını oda artık biliyordu. Bu adam gerçekten içinde ki karanlığı seviyor.
''Evet, beğendin mi ?'' tekrar ateşin ve büyük bir yıkımın hakimiyetinde ki tuvalimle baktı ''Beğendim.'' Pars'ın resmimi beğenmesi tatmin ediciydi.
Hayatım boyunca babam dışında resmimi seven kimse olmamıştı, gerçi bu akşamdan sonra babamın da seveceğinden şüpheliydim. Babam duygusuz yüzüyle arkaya doğru bir kaç adım atarken, Savaş tuvalin etkisinden çıkıp hızla utanç içinde etrafa bakan Cam gözün yanına doğru gitti ve ceketini üzerinden çıkartıp Cam gözün çıplak bedenini saklamaya çalıştı. Boşuna bir çabaydı çünkü zaten herkes her şeyi görmüştü.
"Neden orda duruyorsunuz ? buraya gelin !" diye bağırdı. Savaş'ın bu bağırışı bize kadar ulaşırken, gecenin tüm sesini de bastırmıştı. Bir kaç koruma Savaş'a yardım etmek için yanına gitti ve Cam gözün iplerini çözdüler, daha sonrada onu ayağa kaldırıp arabalardan birine doğru götürdüler ve içine bindirdiler. Bu sırada bende çantamın içinden, üzerinde kırmızı büyük bir düğmesi olan kumandayı çıkardım ve Pars'a doğru uzattım. Artık zamanı gelmişti.
"Küçük bir hediye." Pars elimde ki uzaktan kumandaya bir kaç saniye baktıktan sonra aldı.
"Düşündüğümden daha tehlikeli bir kadınsın, Ahsen." Fısıldayarak söylemişti ama etrafta ki çığlıklara rağmen onu duymuştum.
"Öyleyim."
Bu yaptığım planla aslında bir nevi de Pars'a da göz dağı veriyordum. Bir gün bana ihanet etmeyi düşünürse diye, ona benimle uğraşanlara neler yapabileceğimi en ön sırada oturtarak gösteriyordum. Pars bir parmağını kumandanın üzerinde ki butona yerleştirdikten sonra gözlerime baktı. Gözleri hayranlıkla parlıyordu. Bir gün bir erkeği karanlığımla etkileyebileceğimi hiç düşünmemiştim çünkü karanlığımı görenler genelde korkar ve kaçarlardı. Fakat Pars karşımda durmuş parlayan gözleriyle bana bakarken kaçmak bir yana dursun, bana yavaşça çekildiğini hissediyordum.
''Bana hayran olduğunu bu kadar fazla belli etme.. Dediğin gibi ben tehlikeli bir kadınım ve sen elime güçlü bir koz veriyorsun.'' Pars duygusuz bir surat ve hayran dolu gözlerle bana bakmaya devam ederken ''Asla böyle bir hata yapmam.'' Gözlerimiz büyük bir meydan okumayla bir birine bakarken hafifçe gülümsedim. Kalbini yerinden söküp çiğ çiğ yiyeceğim yakışıklı. Benim olacaksın. Pars elinde ki kumandayı masanın üzerinden bana doğru yaklaştırdı "Bu plan sana ait, beraber yapalım." Bu geri çeviremeyeceğim bir teklifti. Parmağımı onun parmağının üzerine koydum. Onu büyük parmağının yanında, benim parmağım bir bebeğin parmağından farksızdı. Tekrar önüme döndüm. Babam beni göremeyince tekrar resmime bakmaya başlamıştı ve bense sadece babamın gözlerine bakıyordum. Her şeyde sonuna kadar savaşan babam, bu gün sadece duygusuz yüzüyle durup izliyordu. Bu hamlemi tahmin edememişti, tıpkı diğer hamlelerimi de tahmin edemeyeceği gibi. Ben bir avcıydım ve bu akşam ona bir avcının cehennemine girdiğinde nasıl karşılık vereceğini gösteriyordum.
İntikam kokusu tüm ciğerlerimi doldurdu ''Hadi şu lanet olası yeri havaya uçuralım.'' dedim ve parmağımı aşağı doğru bastırmaya başladım. İçimde ki heyecan git gide yükseliyordu. Bu yeri babamın en sevdiği mekan olduğu için seçmişti ama aynı zaman da seçmemin bir diğer nedeni Belen Alphan'ın bu mekanda kaçırılmasıydı. Bu yüzden Pars'ın da bu mekanı patlatmaktan zevk alacağını biliyordum. Pars'ta parmağını bastırdığında, anında kulağı patlatacak kadar yüksek bir ses duyuldu. Gece kulübünün içinden çıkan ateş gökyüzüne doğru yükselirken, moloz ve cam parçaları dört bir yana dağıldı. Korumalar kendi canlarını umursamadan, babamın etrafında küçük bir halka oluşturup kendi bedenlerini bir kalkan gibi kullandı.
Gece kulübü saniyeler içerisinde bütün ihtişamını yitirdi ve bombaların etkisiyle yıkık bir harabeye dönüştü. Bağırış sesleri, yükselen ateşler, insanların kaçması ve etrafı kaplayan gri dumanla büyük bir savaşın içerisinde gibiydik. Ve bu savaş az da olsa yıllardır aç bıraktığım karanlık tarafımı besliyordu. Bu kaosta ayakta duran tek şey ise muhteşem resmimdi. Çizdiğim resmin mükemmel olması benim için her zaman önemli olmuştur. Bu yüzden de bombalar benim istediğim yerlere yerleştirilmişti ve bu sayede karşımda ki görüntüyle tuvalimde resimim neredeyse aynı olmuştu. Hayal gücüme her geçen saniye daha çok hayran oluyordum. Tekrar babamın olduğu tarafa baktım. Sinirle etrafında ki korumalara vurup yaratığım yıkıma baktı ve gözlerinde ki sinir beni daha da keyiflendirirken, genişçe gülümseyip Pars'a doğru baktım.
Pars'ta karşımızda yaratığım kaostan gözlerini ayırıp bana bakmaya başladı "Ruhunun şeytana ait olduğunu artık eminim." dedi büyük bir hayranlıkla.
''Sonunda canavar olduğumu kabul mü ediyorsun ?''
''Belki ama bu canavarları nasıl gördüğüne bağlı değişir.'' diye cevap verdiğinde merakla sordum ''Sana göre bir canavar nasıl görünür.''
Pars'ın gözleri ağırlaştı ''Güçlü, kurnaz, zeki ve güzel.'' Hafifçe sırıttım ''Hadi ama..'' gözlerimi devirdim ''Herkes canavarların kurnaz olacak kadar kötü ama hikayenin sonunda yenilecek kadar aptal olduğunu bilir. Ayrıca çokta çirkindirler.'' dediğimde Pars ''Diğer insanların nasıl gördüğü umurumda değil. Benim canavarım muhteşem.'' dediğinde zaman durdu. Canavar diye hitap etiğimiz kişi bendim. Açıkça söylemese de bana sahiplenici bir şekilde muhteşem olduğumu söylemişti ve bu kalbimi hızlandırdı. Ah şuanda onu öpebilirdim.
'Benim canavarım muhteşem '
''Az önce bana muhteşem olduğumu mu söyledin ?''
''Evet.'' dediğinde gülümsemem genişledi Pars'ın ise gözleri dudaklarıma kaydı. Sadece bir kaç saniye sürmüştü ama ona bakarken koca bir ömür geçmiş gibi hissediyordum. İçimde bir yerlerde garip bir duygu her tarafımı sararken, zaman kaldığı yerden akmaya başladı ve yaratığım kaos şiddetli bir şekilde kulaklarımı doldurdu. Lanet olsun bana ne oluyordu ?
"Karar vermek için daha erken yakışıklı, geçmişte yaptığım ve simdi yapacağım şeylerin sadece bir kısmı gördün. Tamamını gördükten sonra bunun hakkında tekrar konuşalım. Bence o zaman fikrini değiştireceksin." dediğimde sanki kendimi kötü bir canavar gibi görmem hoşuna gitmemiş gibi yüzü sertleşti. Ben kendim için muhteşemdim ama annem gibi normal insanlar için sadece çirkin bir canavardım. Pars'ın ruhu da karanlıktaydı ve bu yüzden yaptığım şeyleri şuanda yargılamıyordu ve hayranlık duyuyordu ama bir gün beni tam anlamıyla tanıdığında aynı gözlerle bakmayacağını biliyordum.
"Yemeklerimiz soğudu hadi yemeye devam edelim." dedim ve biraz önce babamın mekanını patlatmamışım gibi elime çatal ile bıçağımı alıp önümde ki etten büyük bir parça koparıp, iştahla çiğnemeye başladım. Sakinliğim karşısında "İnanılmazsın." dedi Pars sessizce ve oda gözlerini benden ayırmadan kadehini eline alıp, içinden büyük bir yudum aldı. ''Patlatmak için bu yeri seçmende özen bir sebep var mı ?'' Böyle bir soru sormasını beklemiyordum çünkü çoktan anlamış olduğunu düşünüyordum. Masada ki peçeteyi alarak, dudağımın kenarını sildim ve arkama yaslandım. Bu sırada Pars konuşmaya devam etti ''Annemin kaçırıldığı yer burası ve ayrıca babanın İstanbul da ki en sevdiği mekanı da burası. Bu yüzden bu mekanı seçtiğini biliyorum ama mekan patlarken gözlerinde bir öfke gördüm. Bu yeri sevmiyor gibisin.'' sorgulayıcı bir şekilde sözlerini bitirdiğinde beni etkiledi.
Zekası hakkında bir daha şüphe duymamam gerektiğini de bir yere not aldım. ''Bu yerden nefret ediyorum.'' diye bir itirafta bulundum.
''Neden ?'' Pars bu konu hakkında baya bir ilgiliydi.
Geçmişim hakkında pek konuşmayı sevmezdim. Zaten daha öncede kimse geçmişim hakkında bana soru sormamıştı. Ama şimdi küçüklüğümü geçirdiğim mekan gözlerimin önünde yanarken, konuşmak istedim. Ayrıca Parsla sohbet etmeyi sevmiştim ve ona anlatacağım şeylerle bana bir zarar veremezdi. Sadece bir kaç kötü anıydı.
''Sana, küçükken malikaneden pek fazla dışarıya çıkamadığımı ve çıksam bile sadece babamla iş yapan adamların yanına götürüldüğümden zaten bahsetmiştim. İşte babamın beni getirdiği yer burasıydı. Sahte yüzler, kirli kafalar ve sonu gelmeyen acılı ölümler. Pek sevilesi bir yanı yok.''
Pars cebinden çıkardığı sigarayı bana doğru uzattı.
Doğru zamanda verilmiş bir sigarayı nasıl geri çevirebilirdim ki ? İçinden bir sigara alıp yaktım ve sonra konuşmaya devam ettim.
''Kırmızı bir oda var içinde. Çığlıkların duvarda hapsolduğu bir oda. Buraya her gelişimde o odada ki insan cesedini de, etrafa yayılan kanları da babam bana temizletirdi. Bir keresinde etrafta çok fazla kan vardı ve odanın her tarafı kapalı olduğu için, ölü bedenden çıkan berbat koku her tarafı kaplamıştı ve bir türlü yok olmuyordu. Bu yüzden midem bulandı ve kustum. Babam kandan ve ölü bir cesetten korktuğum için kustuğumu düşündü. Kandan ve ölü bir ceset gördüğümde, bunlardan zevk almalıydım. Korkmam güçsüzlük ve yanlış bir şeydi. Bu yüzden ben her ne kadar korkmadığımı söylesem de, bana inanmadı ve çok sinirlendi. Sonra da bütün kusmuğumu bir kaşık yardımıyla bana yedirtti.'' Yüzümü buruşturdum ''Tadı hala ağzımda. Berbattı. Üstelik bu orada geçirdiğim kötü anılarımdan sadece biri. İşte bu yüzden burayı pek sevmiyorum.'' dedim ve genişçe gülümseyerek, gözlerimi yanan mekandan ayırdım ve Pars'a baktım.
O gülümsemiyordu. Aslında yüzümde büyük bir gülümseme olsa da, bende gülümsemiyordum ve Pars uçakta yaptığımız küçük sohbetten sonra bunu biliyordu.
''Seni çok sevdiğini söylemiştin ama sana yaptığı şeyler sevgiden çok uzak'' Sert bir ses tonuyla konuşmuştu. Sinirlenmiş gibi gözüküyordu.
''Sevgi zaten başlı başına kötü bir şey değil mi ?''
''Her zaman değil'' dedi büyük bir kararlılıkla gözlerimin içine bakarken. Oturduğum sandalyeye biraz daha yaslandım ''Sevginin iyi bir tarafı var mı bilmem ama kötü tarafı kesinlikle var.'' Pars gözlerimin içine bir süre sessizce baktıktan sonra ''Hiç birini sevdin mi?'' diye sordu. Sesi sakin çıkmıştı ve hatta buz gibi soğuk. Fakat bakışları tüm dikkatiyle merakla bana bakıyordu.
Bir an bile duraksamadan ''Bu soruyu pas geçiyorum.'' Cevabını verdim. Hayatımda üç kişiyi çok sevdim. Annemi, babamı ve Savaş'ı. Ama bunu Pars'a söylemek istemedim. Annemi rahatça sevdiğimi söyleyebilirdim ama diğer iki ismi söyleyemezdim. Pars sorusunu cevaplamadığım için, bir şey söylemeyince ben tekrar konuştum.
''Peki sen hiç birini sevdin mi ?''
''Ailemi seviyorum'' diyerek kısa bir cevap verdi.
''Hande de ailenin içinde mi ?'' Aklıma gelen bu soruyu hiç düşünmeden söylemiştim ve bunu sorduğum için şaşkındım. Bu konu hakkında konuşmak istemediğimi söylemiştim ama şimdi bir anda konu açan kişi bendim. Lanet olası ağzım benden izinsiz konuşmuştu. Pars bir an bile düşünmeden cevap veridi.
''Sevmiyorum.'' Verdiği cevap beni tatmin etti. Pars'ın verdiği cevapla masanın üzerinde ki kadehimi aldım ve içinden büyük bir yudum içtim. Pars ise gözlerime bir şeyler söylemem için bakıyordu. Zaten saçma bir soruydu, fakat neden sevmediği halde onunla sevgili olduğunu merak ettim. Ancak bu merakımı bastırdım ve alevler içerisinde ki mekana tekrar baktım.
Konuyu değiştirmek içinde ''Eserimle gurur duyuyorum.'' dedim ve genişçe gülümsedim. Bu gün gerçekten de güzel bir intikam almıştım ve bunu oldukça da sanatsal bir şekilde yapmıştım. Bana yakışır bir şekilde. Geceyi polis, itfaiyeye ve ambulans sirenleri doldururken bir daha o tarafa hiç bakmadım. Zaten istediğim şeyi babamın sinirli suratına bakarken almıştım. Oda benim gibiydi. Ne olursa olsun hep gülümserdi. Ancak bu gece hiç gülmedi. Çünkü ben öyle bir hamle yaptım ki, yapmacık gülümsemesini sergilemeye fırsatı olmadı. Bu gece kulübü onun için değerliydi ve ben bir gecede onu elinden aldım. Ayrıca babamın mekanını bombalamam sadece bir intikam değil, aynı zamanda da onun bitirmenin de ilk adımıydı. Babamı bir çok kişi sevmezdi, ama güçlü olduğu için de kimse ona kafa tutmazdı. Bu günkü hamlemle ise kimse bunu benim yaptığımı bilmeyecekti ama kumarhanesinin patlatılmasıyla Cem Ar'ın zayıfladığı düşünen tüm düşmanları birleşecek ve ona savaş açacaklardı ve bense bir köşede babam için hazırladığım sonu büyük bir zevkle izleyecektim.
"Sonra ki planın ne ?" Pars'ın sesini duyunca düşüncelerimden ayrıldım ve rahatça arkama yaslanarak "Her şeyin bir zamanı var." dedim. Pars kaşlarını çatarken çatal ve bıçağını masanın üzerine yavaşça bıraktı. "Bu planı yaparken benden sakladın ama başkası olmayacak. Planladığın her şeyi bilmek istiyorum." dedi net bir şekilde. İtiraza açık değildi ama yine de anlatmayacaktım çünkü aramızda hala bir hain vardı ve bu sefer tökezlemeye hiç niyetim yoktu. "Eğer aramızda ki haini bulursan, o zaman sana anlatırım." ''Beni yine öfkelendiriyorsun.'' diye geveledi kelimeleri ağzında. Ardından gece boyunca olduğu gibi tekrar gözleri dolgun kırmızı dudaklarıma inerken bir süre orada oyalandı ve bu esnada çatı katının kapısı sert bir şekilde açıldı. Kapının içinden elinde tutukları silahlarla Ateş ile Murat girdi. Üstleri dağılmış ve terlemişlerdi.
Lanet olası pislikler yanlış bir zamanda gelmişti çünkü Pars'ın sözlerinden ve dudaklarıma bakan gözlerinden sonra beni öpeceğinden emindim.
Bizimle göz göze geldiklerinde Ateş elini duvara dayayıp derin bir nefes alırken, Murat dizlerinin üzerine çöküp aynı şekilde derin nefes almaya başladı. "Neden savaştan çıkmış gibiler ?" dedim Pars'a kısa bir an bakıp ''Bilmiyorum.'' dedi. Bu sırada Ateş nefesini düzene sokmaya çalışırken "Pars niye telefonuna bakmıyorsun, sana bir şey oldu sandık." diye yüksek sesle konuştu. Kızmış gibi görünüyordu. Hemen ardından da Murat konuşmaya başladı. "Burası kaç kat haberin var mı ? Bütün kapıları tek tek açıp seni aradık." dedi Murat ve yerden kalkacak gücü kendinde toplayınca ayağa kalktı.
Onların bu hali karşısında sesli bir kahkaha attım, gerçekte de bütün dairelere tek girip Pars'ı mı aramışlardı ?
Yüzümü Pars'a doğru çevirdim, oda bana bana bakarken varla yok arasında hafifçe sırıttı.
"Neden onlara çatı katında olacağımızı söylemedin ?" dedim gülmeye devam ederken. Pars'ın konuşmasına izin vermeden Murat etrafında oturduğumuz masaya baktı ve kaşlarını çattı "Aşağıda bombalar patladı, bütün insanlar bir birine girdi ve siz burada hala yemek mi yiyorsunuz ?" Murat benle Pars'a delirmişiz gibi bakarken hemen ardından Ateş konuşmaya başladı. "İki manyak bir birini bulmuş." dedi sinirle ve aynı zamanda da Pars'ın iyi olmasından dolayı rahatlamış gözüküyordu.
Ateş sözlerinden sonra bir süre yüzümüze sessizce baktı ve sonra bir anda kaşlarını çattı "Yoksa siz mi patlatınız ?" Tıpkı Pars gibi onlarda bu gece böyle bir intikam alacağımı bilmiyorlardı. Sadece yemek yiyeceğimizi biliyorlardı. ''Böyle muhteşem bir şeyi benden başka kim yapabilir ki ?'' diyerek omuz silktim ve masanın üstünde ki şarabı elime aldım. Ateş ve Murat her zaman Pars'ın yanında olduğu için onlar içinde masaya iki kadeh koydurtmuştum. Aslımda ikisi de umurumda değildi ancak kavgayla bir yere gelemezdik ve her ikisi de hainlik konusunda oluşturduğum listemin en başında yer alıyorlardı. Ne derler bilirsiniz.. Dostuna iyi davran ama düşmanına daha iyi davran. Yüzümde ki gülümseme daha da genişlerken.
"Şarap içmek isteyen var mı ?" diye sordum. İkisinin de ağzı hafifçe açıldı ve aynı zamanda kaşlarını çattılar.
''Bu hayır mı demek oluyor ?''
Bir süre daha öylece durdukları yerden bana doğru baktılar ve en sonunda Ateş konuşarak. ''Sen gerçekten psikopatsın'' dedi.
Omuz silktim ve kendi bardağıma şarap doldurdum. ''Şimdiye kadar psikopat rolü yaptığıma mı inanmıyordun ?'' Ateş cevap vermedi ve sadece yüzünü buruşturdu. Murat ise şaşkınlığını üzerinden atarak, üzerinde ki ceketi çıkardı. ''Sıcak, çok sıcak.'' dedi ve elimde ki şarap bardağını bir anda alarak kafasına dikti ''Hey o benim şarabım.'' diyerek kaşlarımı çatsam da, Murat şarabı içmeye devam etti. Umarım boğulur.
***
Ateş ve Murat ilk başta delirdiğimizi düşünseler de, zaman geçtikçe onlarda babamın bu büyük yıkımına en az bizim kadar mutlu olmuşlardı ve uzun bir sohbetten sonra, onların yanından ayrılıp evimin önüne gelmiştim. Jeep'i evimin karanlık sokağına park edip, arabadan indim ve evimin kapısını açıp merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Uzun zaman sonra yaratığım bu ilk kaosum, beni hem mutlu ederken hem de bir hayli yormuştu ve bir an önce soğuk bir duş alıp diğer planlarımı düşünmek için güzelce dinlenmek istiyordum. Merdivenlerin başına ulaştığım da karanlık salonunda bir hareketlilik hissetim. Muhtemelen çıkardığım seslerden geldiğimi duymuştu.
"Kim olduğunu söyleyecek misin yoksa karanlıkta sessizce oturmaya devam mı edeceksin?" dedim sert sesimle.
"Benim, Savaş." Sıktığım yumruklarımı gevşetirken salonu aydınlatmak için duvarda ki ışık düğmesine doğru ilerleyip düğmeye bastım. Işık açıldığında Savaşa doğru döndüm "Neden karanlıkta oturuyordum ?" diye sordum. Yüzümde ki gülümseme, Savaş'ın gözlerinde ki yaşlarla yavaşça yok olurken ona doğru bir adım attım. Savaş ise eliyle göz yaslarını silip sinirle koltuğun üzerinden kalktı ve bana doğru bir adım atarak aramızda ki mesafeyi kapattı.
Sinirle "Neden yaptın bunu ? Cam göze göze zarar vermeyeceğini söylemiştin !" diye bağırdı. Bunun için mi bu kadar üzgün gözüküyordu? Yüzümü tekrar bir gülümseme kaplarken koltuğa doğru ilerleyip üstüne oturdum.
"Ben sadece onu öldürmeyeceğimi söylemiştim."
Yüzümde ki gülümseme ve sesimde ki rahatlık Savaşı daha da sinirlendirdi. Yaptıklarımdan pişman değildim bu yüzden onu rahatlatmak yerine sinirleneceğini bilmeme rağmen gerçekleri söylüyordum.
"Onu herkesin önünde küçük düşürdün ve babanın zayıflık gösteren adamlarına ne yaptığını sende çok iyi biliyorsun!"
"Fazla abartıyorsun."
"Hayır, sadece sen fazla kalpsizsin !"
Duyduğum sözle cevap veremedim. Savaş daha önce bu cümleyi bana karşı hiç kullanmamıştı ve onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum.
Ben sessiz kalsam da Savaş konuşmaya devam etti.
"Kendinden başka kimseyi düşünmüyorsun. Boş bir amaca tutunup hayatını mahvediyorsun ve suçu olmayan insanları da kendinle beraber götürüyorsun."
Savaş'ın gözleri tekrar dolmaya başladı ve sinirden kızaran boğazında damarları belirginleşti. Bense sadece yerimde donup kalmıştım, Savaşa ne diyeceğimi bilemiyordum. Sözleri kalpsiz kalbimi acıtıyordu.
"Neden yaptın bunu ? Kraliçemizin gururumu okşandı. Yoksa seni hiç bir zaman sevmeyen annen için kafanda kurduğun boş bir amaç yüzünden mi yaptın ?"
"Savaş !" diye bağırıp sinirle ayağa kalktım.
"Kabullen artık bunu ! Banu seni hiç bir zaman sevmedi. O senin yüzüne her zaman büyük bir iğrenmeyle baktı. Hayatının her saniyesinde senden nefret etti." Savaş'ın her sözü kalbime bir bıçak gibi saplanırken, yumruklarımı sıktım ve ona vurmamak için direnmeye çalıştım.
"Seni hiç bir zaman tanımak istemeyen bir kadın için karakterini değiştirmeye çalışıyorsun Bunun ne anlamı var ki ? O öldü ! İçinde ki karanlığı kapatarak, bunu Banu için yaptığını söylüyorsun. Gerçekleri gör artık. Sen hiç bir zaman kötü biri değildin, seni kötü yapan oydu! Sana canavar demeseydi canavar olmazdın !"
"Sus!" diye bağırdım.
Savaş bana doğru bir kaç adım attı ve yüzünü bana doğru eğdi.
"Pars'ı bulduğumda belki istediğini alır ve güzel bir hayat yaşamaya başlarsın diye düşündüm ama sen kendini mahvediyorsun. Her hareketinle biraz daha kaçtığın karanlığa batıyorsun" derin bir nefes aldıktan sonra devam etti sözlerine "Aç artık gözünü Ahsen ! Banu seni öldürürken öldü ve o değersiz kadın yüzünden, ne kendine nede Cam göze zarar vermene izin vermeyeceğim!" Savaş'ın bu sözleri sabrımı taşıran son sözleri oldu. Sıktığım yumruğumu yüzüne sertçe vurdum. Savaş'ın yüzü arkaya doğru sarsılırken, içimde ki öfke dinmemişti. Bu yüzden bir kere daha vurdum. Ardından tekrar ve tekrar ve tekrar vurdum ama içimde ki öfke dinmiyordu.
Öfkem Savaşa değil sözlerineydi. Lanet olası gerçek sözlerine !
Savaş bana karşı direnmedi ve ona vurmama izin verdi. Son kez ona vurduktan sonra burnundan akan kanla bana doğru bakarken ona tekrar vurmam için bekledi.
Kılına zarar gelse, toprak üstünde taş bırakmayacağım adamı kendi ellerimle yaralamıştım. Ben ne yapıyorum ? Yakasından tutum ve gitmesi için öne doğru fırlattım. "Defol git, seninle işim bitti!" diye bağırdım. Savaş'ın gözünden bir kaç damla yaş aktı, ben ise duygusuz bir şekilde yüzüne bakıyordum. Hiç bir şey söylemedi ve bana sırtını dönüp, merdivenlerden aşağı indi. Git demiştim ama gitmesini gerçekten de istememiştim. Yine de onu durdurmadım ve gidişini izledim. Kapı sesini duyduğumda ise içimde ki öfke daha da arttı. Arkamda ki cam sehpayı havaya kaldırıp duvara doğru fırlattım ve boğazım yırtılırcasına acı bir kahkaha attım.


