İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 36 · 12 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 36

🖤 31

AHSEN

Büyük hangarın tam önünde arabamı durdurdum. Kapının önünde ki korumalar ellerini bellerinde ki silaha doğru götürürken bana doğru yavaşça yaklaştılar. Babam ülkeye gizli yollarla soktuğu bir çok şeyi bu hangar da saklıyordu ve bu yüzdende etrafta çok fazla koruma vardı. Normal şartlarda babamın adamlarıyla dolu bir yerin yakınından bile geçemezdim ama şuanda Pars'la olan anlaşmamız en çok babamın işine yaradığından, artık beni yakalayıp kapatma derdi yoktu. Arabadan indim, bu sırada korumalar çoktan yanıma yaklaşmıştılar.

"Kimsin sen ?"

Gözlerimi bana seslenen kahverengi saçlı ve otuzlarında ki korumadan ayırmadan, rahat hareketlerle arabanın önüne doğru yürüdüm ve kalçamı arabanın ön ızgarasının üstüne yasladım. Sadece malikane de ki ve beni yakalamak la görevli olan korumalar Cem Ar'ın kızı olduğumu biliyordu. Bunların dışındakiler ise tıpkı diğer herkes gibi varlığımdan habersizdi. Yüzme dokunan güneş yüzünden gözlerimi hafifçe kıstım ve hızlıca konuya girip "Cam gözü çağır." dedim sert bir ses tonuyla. Fazla zamanım yoktu ve bu yüzden de değerli vaktimi gereksiz sohbetlerle harcamak istemiyordum.

"Kimsin sen ve neden Cam gözle konuşmak istiyorsun ?" Gözlerimi devirdim. Sadece bir kere olsun denilen şeyi yapsalar ne olur ki ?

"Seni ilgilendirmez."

''Cam gözün sürtüğü müsün ?''

Kalbim incinmiş gibi yüzümü buruşturup kalbime dokundum.

''Gözlerin mi bozuk ? Görmüyor musun Cam göz için fazla mükemmelim.'' Alayla sırıttım ''Dünyada ki son erkek bile olsa ona bakmam.'' Sürtük demesinden daha çok beni Cam göze yakıştırmasına takıldım. Tanrı aşkına beni ona nasıl yakıştırdı ?

''O zaman neden onunla görüşmek istiyordun ?''

''Daha öncede söyledim, bu seni ilgilendirmeyen bir konu.''

Koruma bana doğru bir adım daha attı ve belinde ki silahı eline aldı. "Sorularıma düzgün cevap ver, yoksa kafana sıkarım." dedi tehditkâr bir tonda. Sert üslubunu değiştirmeden tekrar konuştum "Kafama sıkarsan bu senin için hiç iyi olmaz, koça çocuk.. Eğer hayatını seviyorsan siktir git ve bana Cam gözü çağır."

Beni öfkelendirmeye başlıyordu. Koruma kaşlarını çattı ve elinde tuttuğu silahın emniyet kemerini açıp kafama doğrulttu. Bense yapmacık bir şekilde gözlerimi irileştirip dudaklarımı büzdüm ve korkuyormuşum gibi yaptım. Onunla alay ettiğim için daha çok sinirlendi. Açıkçası ne hissettiği umurumda değildi.

''Sana kurşun sıkmayacağın silahı belinden çıkarmamalısın gibi bir şey öğretmediler mi ?'' dediğimde elleri gerildi ve dişlerini sıkarak ''Sıkmayacağımı kim söyledi ? Hemen şimdi kafanı patlatacağım.''

"İndir silahını !"

Koruma duyduğu sesle hızlıca arkasını dönüp, hangarın girişimde ki Cam göze baktı ve silahını hızlı bir şekilde indirdi. Cam Göz sinirliydi çünkü bir kaç saniye daha geç gelseydi ve şuanda emri altında olan bu adam bana çoktan ateş etmiş olsaydı, babam Cam göz de dahil burada ki herkesi öldürürdü. Ama neyse ki Cam göz bu gün şanslıydı ve tam zamanında gelmişti. Gerçi gelmeseydi de bu adamın bana sıkmasına asla izin vermezdim.

"Abi bu kadın-"

"Kes sesini !" diye bağırdı Cam göz. Ardından bakışlarını bana doğru çevirdi "Bu ziyaretini neye borçluyum ?" dedi şaşırdığını saklamaya çalıştığı bakışlarıyla. Genişçe gülümsedim ve yürüyerek arabanın kapısına doğru ilerleyip açtım.

"Benimle gel, seninle konuşacağım konular var." dediğimde "Burada da konuşabiliriz." diye cevap verdi. Beni bir anda karşısında gördüğü için şaşkındı ve neden buraya geldiğimi anlamaya çalışıyordu. Cam göz beni küçüklüğümden beri tanıyordu ve bu yüzden de konu bensem diğer her kesin aksine beni asla hafife almazdı. Bu yüzden de temkinli davranıyordu. Ama ben onu arabaya nasıl bindireceğimi biliyordum. 'Erkeklik gururu' Bu bir kadının erkeklere karşı en önemli silahıdır.

"Benden korkuyor musun ?" dedim genişçe gülümseyip. Beni tanıyan diğer insanlar gibi oda benden hem nefret edip hem de korkuyordu, fakat adamları onun suratına bakarken korktuğunu göstermeyecek kadar da gururluydu. Tamda tahmin etiğim gibi oldu. Bir süre suratıma baktıktan sonra kafasını olumlu bir şekilde ağır ağır salladı ve bana doğru yürümeye başladı .

"Konuşalım." Bu kelime zorlukla ağzından çıkmıştı. Yüzümde ki zafer gülüşüyle önce onun arabaya binmesini bekledim ve o bindikten sonra da bende bindim. Ardından arabayı çalıştırdım ve hangarın önünden hızla uzaklaştım.

''Ne söyleyeceksen söyle ve hangarın etrafından kal." dedi. Gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu.

Dikkatliydi, ama bu gün dikkatli olması bile onun işine yaramayacaktı.

Altımda ki arabayla zaten saniyeler içerisinde hangardan ve çevresinde ki korumalardan uzaklaşmıştım. Bu yüzden de arabayı yolun kenarına çekip durdurdum. Ona doğru gülümseyerek döndüğümde, yumruklarını sıkılaştırdı. "Bombaların patlayıp toprağın havada dans etmesi muhteşem bir görsel şölendi ve böyle güzel bir gösteri için babama teşekkür etmem gerekiyor. Sende bana yardım edeceksin.. Bu arada, yüzüm yasaklı bölge." dedim ve Cam gözün konuşmasını beklemeden şakağına sert bir yumruk attım.

Yaralı ellerim sızlarken, Cam göz vuruşumdan hiç etkilenmemiş gibi yumruk şekline getirdiği eliyle yüzüme sert bir şekilde vurdu. Yüzümü buruşturup kahkaha attım. Canım acımıştı. ''Öyle bir şey olmayacak.'' dedi ve ikinci kez yüzüme yumruk attı. Kafam cama sert bir şekilde çarparken, Cam göz kapısını açıp arabadan çıkmaya yeltendi, bense hızlı bir hareketle sağ bacağımı boynuna doladım ve ardından sol bacağımı sağ bacağımın üzerine koyup onu kendime doğru çektim. ''Sana yüzüm yasaklı bölge demiştim bunun neresini anlamadın ?'' diye bağırdım öfkeyle. Bu sırada o nasır turmuş büyük elleriyle, çıplak bacağımı koparırcasına tutup çekmeye çalıştı ama ben canım acımasına rağmen dayandım ve boynunu daha çok sıktım. Bacaklarımı boğazından ayırmayacağını anlayınca da kafamı tutmaya çalıştı ama ben buna izin vermedim kafamı ulaşamayacağı kadar arkaya yaslayıp, elimle kel kafasına şaplak attım ve ardından sesli bir şekilde kahkaha attım.

Ardından "Hareket etmezsen eğer canın daha az yanar." dedim büyük bir keyifle. Cam göz ağzını açtı ama nefes alamadığı için konuşamadı ve ağzından sadece ne dediği anlaşılmayan hırıltılar çıktı. Bir kaç dakika daha kurtulmak için çırpındı ve en sonunda hareketleri güçsüzleşip yavaşlarken bayıldı. Rol yapabilme ihtimaline karşılık bacaklarımı boynundan hemen çekmeden ama nefes alamadığı için ölmesin diye hafifçe gevşetip ellerimi boğazına hafifçe bastırdım ve nabzını ölçtüm. Gerçekten bayıldığına emin olancada tırmalama izleriyle beyazdan kırmızıya dönen bacaklarımı boğazından çektim ve Cam Gözün morarmaya yüz tutmuş kafasını oturduğu koltuğa yaslayıp, belinde ki silahını elime aldım. Cam göz hemen etkisiz hale getirebileceğim türden bir adam değildi ama arada babam olduğu için bana zarar vermekten çekinip sadece kaçmaya odaklandı ve bu durum da işimi oldukça kolaylaştırdı. Yoksa belinde ki silahla anında kafama sıkabilirdi. Yani en azından sıkmayı denerdi ve bende ona bunun ne kadar kötü bir fikir olduğunu zevkle gösterirdim. Arabayı çalıştırmadan önce Cam gözün telefonunu alıp camdan dışarı fırlattım.

Babam ondan haber alamayınca muhtemelen hangarda ki korumaların beni tarif etmesiyle onu benim kaçırdığımı anlayacaktı ama asla ne yapacağımı tahmin edemeyecekti. Ve işte en eğlenceli kısımda buydu. Babam tüm gün boyunca ne yapacağımı düşünüp duracak ama asla tahmin edemeyecekti. Sonunda ise sıcak intikamımla karşılaşacaktı. Sargılı ellerimden kanlar akarken arabayı çalıştırdım ve yola koyuldum. Planım yavaşça yaklaşıyordum ve yapmam gereken sadece bir kaç şey kalmıştı. Evimin önüne gelmiştim ve her ihtimale karşı Cam gözün gözlerini siyah kravatıyla bağlamıştım. Arabadan inmeden önce parmağının hafifçe oynadığını fark edince, elimde ki silahla kafasına sertçe vurup tekrar bayılttım. Yol boyunca bir kaç kere daha kafasına silahla vurup bayılmıştım ve bu yüzden de anlında büyük bir morluk oluşmuştu. Neyse ki o iç kanama geçirmeyecek kadar boş ve kalın bir kafaya sahipti. Arabanın içinden çıkıp, Cam gözün kapısını açtım. Ardından iri vücudunu sırtlanıp arabadan çıkardım.

Etrafta sokak köpekleri dışında kimse yoktu. Cam gözün bacakları yerde sürünüyordu ve benim vücudumun neredeyse iki katı olan bedenini zor da olsa kapının önüne kadar taşımayı başarmıştım. Vücudum narin ve zayıf gözükse de, göründüğümden daha güçlüydüm. Bir zamanlar belirgin kaslarımda vardı ama akıl hastanesinde geçirdiğim yıllarda yetersiz beslenme ve spor yapmadığım için artık gözle görülmüyordu. Saksının altında ki ev anahtarını aldıktan sonra siyah demir kapıyı açıp, arkamdan kapattım ve bir kaç adım ilerledim. Daha sonra Cam gözü baygın vücudunu merdivenin başına oturur pozisyonda koydum. Vücudu o kadar ağırdı ve onu yukarı taşıya bilsem de bu çok zamanımı alacaktı.

Bu yüzden onu aşağıda bırakmaya karar verdim ve kısa bir süre yanından ayrılarak, hızlıca merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Saniyeler içerisinde büyük salonuma gelmiştim. Siyah mutfak tezgahının üzerinde siyah deri bir çanta ile telefon vardı ve tuvalde yerde duruyordu. Savaş'ın istediklerimi bırakarak gitmesi iyi olmuştu, yoksa hemen aşağıda ki Cam gözü görünce bana sorun çıkarta bilirdi ve bu şuanda istediğim son şeydi. Deri koltukların yanına doğru ilerleyip, hemen yanında duran ahşap çekmeceyi açtım ve içinden uzun bir halat çıkarıp hızlıca tekrar aşağı kata, Cam gözün yanına gittim. Halatın ucunu önce Cam gözün boynuna doladım ve hemen ardından da bileklerine kan akışını durdurmayacak bir şekilde sıkıca sardım, son olarak da ipi bacağının etrafında üç tür doladıktan sonra ayak bileklerini de sıkıca sardım ve dört kere düğüm attım. Artan halatla da, bedenini siyah demir parmaklıklara bağladım.

Ne yaparsa yapsın, benim işim bitene kadar, buradan kaçamayacaktı.

Cam gözle işim bitince tekrar merdivenlerden yukarı çıktım. Yerde ki tabloyu bakınca gülümsememe engel olmadım ve hızlıca onu yerden alıp, önünde eşya olmayan siyah duvarın önüne koyduktan sonra şeffaf jelatini üzerinden yırtarak çıkardım. Pars'la beraber babamın yem olarak önümüze attığı sahte hainin resmini çizerken de mutluydum ama şuanda içimde ki mutluluk bambaşkaydı. Bu sefer resmim gerçek anlamda hayat bulacaktı. Koltuğun yanında ki çekmecenin yanına tekrar gittim ve bu seferde en alt çekmeceyi açıp içinden fırçalarımı ve boyalarımı çıkardım. Uzun zamandır resim çizmiyordum ama dünyanın neresinde olursan olayım, boyalarımla fırçalarımı yanımda tutmayı seviyordum.

Hiç bir şey çizmesem bile onların yanımda olduğunu bilmek beni rahatlatıyordu. Topuklu ayakkabılarımı ayağımdan çıkartıp bir kenara attım ve tuvalin önüne geçtim. Tuval her ne kadar boş olsa da, üzerinde sadece benim görebileceğim büyük bir çizim vardı. Çünkü ben çizmeden önce, kafamın içinde en ince ayrıntısına kadar hayal ederdim ve şuanda gördüğüm şeyler beni çok mutlu ediyordu. Boyalarımı tek tek açıp, ahşap paletimi elime aldım. Resmimin ana konusu cehennem ve intikamdı.

***

Resmim dört saat önce bitmişti ve hava karmak üzereydi. Büyük bir evin girişine gelince arabayı durdurdum. Arka koltukta kafasında siyah torba olan Cam göz, kaçmak için ümitsizce çırpınıp dururken sesi çıkmıyordu çünkü o lanet olası ağzını bantlamıştım. Arabanın camını açtım ve bana doğru yaklaşan saçına ak düşmüş korumaya doğru bakıp genişçe gülümsedim. Gözleri bir süre arabanın üstüne bağladığım tabloda gezindikten sonra tekrar bana doğru baktı.

"Yolunu mu kaybettin küçük kız ?" dedi. Bu adamların melek yüzüme aldanarak beni bu dünyaya ait görmemeleri ve neden geldiğimi sorgulamalarından çok sıkılmıştım ama yine de sakince cevap verdim. "Burası Akrebin evi değil mi ?" dedim sert bakışlarımla.

Bana küçük kız demesinden hoşlanmamıştım. Koruma duyduğu isimle bana doğru biraz daha yaklaştı.

"Diyelim ki öyle, neden geldin ?"

Harun beni zorladı ve teklifimi kabul etmedi ancak Akrep'in beni zorlayacağını düşünmüyordum. O paraya tapan bir adamdı. Bu yüzden kelimeleri bir kenara bırakıp yan koltuğum da duran içi para dolu çantayı elime alıp açtım ve korumaya doğru gösterdim.

"Ona güzel bir iş vereceğim."

Koruma bir süre içi para dolu çantaya baktıktan sonra genişçe sırıttı ve kapının önünde ki korumalara kafasıyla işaret verdikten sonra sağ elini geçebilirsin şeklinde kapıyı gösterdi, çantayı kapattıktan sonra yavaşça açılan siyah demir kapıdan içeri girdim.

Karşımda beyaz ve lacivert kaşımı büyük bir villa vardı. Hemen önünde ki yuvarlak süs havuzunun yanından dolandıktan sonra arabayı evin kapısının önünde durdurdum ve kapıyı açıp elimde ki çantayla aşağı indim. Bir az önce kapının önünde beni karşılayan koruma hızlı adımlarla yanıma gelince "Beni takip et." diyerek bahçede yürümeye başladı. Evin etrafında ki korumalara göz gezdirirken onu takip ettim. Villanın arka bahçesine ulaştığımızda, bahçe şöminesinin yanında tek başına oturan Akrep'i gördüm. İlk bahar olmasına rağmen hava soğuktu ve o da ellerini önünde ki ateşle ısıtmaya çalışıyordu. Esmer teninde, boğazından çenesine kadar uzanan büyük bir akrep döğmesi vardı. Siyah saçlılarının arasına ak düşmesine rağmen de oldukça genç gözüküyordu. Akrep'in hikayesini biliyordum. Annesi küçük yaşta ölmüştü ve babasıyla aynı evde tek başına yaşıyordu. Babası bir alkolik ve aynı zamanda lanet bir sübyancıydı.

Duyduğuma göre bir kaç kere Akrep'i tecavüz etmişti. Evleri eski ve yıkık döküktü ve her türlü böcek vardı. Babası bir gün Akrep'i tekrar tecavüz etmeye kalktığında, o sırada Akrep yerde gördüğü küçük Akrep'i almış ve babasının boğazına kuyruğunu saplayarak zehirlemiş. Adam alkolün etkisinde olduğu için öldüğünü bile anlayamadan ruhu dünyadan ayrılmış.

Geldiğimizi duymasına rağmen kafasını kaldırıp bize bakmadı. Önümde ki koruma saygı içerisinde ellerini önünde birleştirip dururken, ben ise oturmak için davet edilmeyi beklemeden hemen Akrep'in karşısına oturdum. Bu hareketimle koruma kaşlarını çatsa da, ben Akrep'in dikkatini çekmeyi başarmıştım. Kafasını kaldırıp suratıma baktı.

"İş yapacağım adamlarım bana hak etiğim saygıyı vermesini isterim." dedim. Akrep öne doğru eğdiği omuzlarını kaldırıp arkasına yaslandı ve ardından bir elini dudağına doğru götürürken, toprak renginde ki gözleriyle de vücudumu baştan aşağı süzdü. Üzerimde vücudumu sıkıca saran ve hemen kalçamın altında biten mini siyah bir elbise vardı, ön tarafı straplezdi ve hatırı sayılır bir dekolte verirken, sağ alt tarafta etrafı Parlak ve ince gümüş zincirlerle kaplı küçük bir yırtmacı vardı. Buradan çıktıktan sonra Pars'la bir yemek randevum vardı ve bu yüzden de oldukça şık ve seksi giyinmiştim. Hande bir anda ortaya çıkıp planlarımı mahvetse de Pars'ı kendime aşık edene kadar durmayacaktım. Akrep'in gözleri yüzüme döndüğünde dudağı hafifçe yukarı doğru kıvrıldı.

''Seninle henüz bir iş yapmıyoruz." dedi sessizliğini bozarak.

"Evet henüz yapmıyoruz ama yapacağız." dedim kendimden emin bir şekilde. Akrep'in gülümsemesi daha da genişledi.

"Öz güvenli kadınları severim.. Benden ne istiyorsun ?"

"Senden iki şey istiyorum. Birincisin de büyük bir kaos yaratacaksın, ikincisini ise zamanı geldiğinde öğreneceksin. Ayrıca her iki iş içinde ayrı para alacaksın." dedim ve elimde ki çantayı açıp Akrep'e gösterdim. Elimde ki çantaya kısa bir bakış attıktan sonra keyifle yüzüme baktı. Akrep'in çok fazla adamı vardı ve bu adamları para karşılığında insanların kullanmasına izin veriyordu. Dışarıda para ile çalışabilecek çok fazla insan vardı ama Akrep'in adamları özel eğitilmiş kişilerdi ve bana da tamda bu lazımdı. Özelliklede Savaş'ın bulduğu haydutlardan sonra adam seçme konusunu kendim yapmaya karar verdim.

"Kaos mevzubahisse, benden daha iyisini bulamazsın. Bana ne kadar ileri gideceğimi söyle." dedi. Paranın her kapıyı açma gibi muhteşem bir özelliği vardı. Cevabına memnun olmuş bir tavırla gülümsedim.

"Sonuna kadar."

"Kolay"

"O zaman vakit kaybetmeden aklımda ki plan hakkında konuşmaya başlayalım" dedim ve elimde ki çantayı kapatıp ayakta bekleyen korumaya uzattım. Koruma elimde ki çantayı alırken, Akrep konuşmaya başladı. "Ayrıntıları konuşurken bir şeyler içmek ister misin ?" dedi. Arkama biraz daha yaslandım.

''Olur.''

''Ne içmek istersin ?''

''Fark etmez. Ağır bir şeyler olsun yeter.'' Akrep korumaya kısa bir bakış attı ve koruma elinde ki para çantasıyla yanımızdan uzaklaştı. Bu hamlemle beraber artık sadece arkama yaslanıp intikam plan mı büyük bir zevkle izlemek kalmıştı. İntikamım için artık her şey hazırdı. Babamın yüzünün alacağı hali düşününce midemde küçük kelebekler uçuşmaya başladı.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Cam göze biraz üzüldüm be yanlız hikayede hep cem ar için çalışanlar yanıyor