AHSEN
''Malikanene geldim ama yoktun Pars Alphan.''
"Ne söyleyeceksen hızlı söyle!" dedi Pars sert sesiyle.
"İlkler unutulmaz. Yer yüzünün karası, bitkilerin anası. Yapan satar, alan kullanmaz ve kullanan görmez. Tek bir renk insanı kör eder ve sessiz ol kulaklar en büyük kurtarıcıdır."
Konuşan Cam gözdü ve söylediği anlamsız gibi gözüken cümleler bir bilmeceydi.
"İki saatiniz var ve bu işi sadece ikiniz halledeceksiniz. Adamlarını bu işe karıştırırsan eğer, Cem Ar'ın verdiği bu ipucu başlamadan biter." Son cümlesini büyük bir keyifle söylemişti. Fazla şaşırmamıştım. Bu tamda babamın yapacağı bir hareketti. Bize asla ipucuyu kolay bir şekilde vermezdi. İçimden babama onlarca küfür savurmaya başladım.
"Pars ne yapalım ?" Bu seferde konuşan kişi Murattı. Cam göz babamın ipucusunu vermek için Pars'ın mekanına gitmiş olmalıydı. "Bırakın gitsin." dedi Pars ve telefonu hızlıca kapatıp gaza bastı, ardından bana doğru döndü.
"Bu bilmece hakkında bir fikrin var mı ?"
"Bana biraz zaman ver çözeceğim." dedim hızlıca ve düşünmeye başladım. Cam gözün verdiği bilmeceyi çoktan ezberlemiştim ve zihnimde durmadan tekrar ediyordum.
‘’Emniyet kemerini tak." dedi ve hızını daha çok artırıp yola çıktı ve ardından yolda ki arabaların yanında hızla geçmeye başladı.
Pars arabayı benden bile daha hızlı kullanıyordu ve bu yüzdende dediğini yapıp hızlıca emniyet kemerini taktım. Hayır, bu gün ölmek istemiyordum. Ayrıca küçük bir demir parçasının içinde, kirli asfaltın üzerinde yuvarlanarak ölmek bana yakışmaz. Kendi ölümüm için daha güzel bir senaryom vardı. Bu bilmece için babam bize iki saat vermişti. Lokanta da zaman kaybetsek de, öncesin de baya bir yol almıştık ve eğer bu hızla gidersek zamanında İstanbul'a varacaktık. Zaten Bursa İstanbul'a yakındı. Ayrıca Pars'ın diğerlerine tam olarak nerde ve ne yaptığımızı söylemediğini biliyordum ama muhtemelen İstanbul'da olmadığımızı söylemişti. Cam gözün keyifli sesinden ve yardım almamamızı söylediğinden anladığım kadarıyla da İstanbul'un dışında olduğumuzu bir şekilde öğrenmişti ve kesinlikle bu bilgiyi henüz bulamadığımız o hain söylemişti. Hainlik yapan köstebeği bulduğumda, ona çok güzel bir hediyem olacaktı. Kanlı bir hediye !
Derin bir nefes aldım ve Cam Gözün söylediği bilmeceyi tekrarlamaya başladım. 'İlkler unutulmaz. Yer yüzünün karası, bitkilerin anası. Yapan satar, alan kullanmaz ve kullanan görmez. Tek renk insanı kör eder ve sessiz ol kulaklar en büyük kurtarıcıdır.' Çok fazla bilmece vardı ama hepsi tek bir şeyi anlatıyordu.
"Yer yüzünün karası, bitkilerin anası. Bu toprak demek." dedi Pars. Bu sırada ondan sonra ki bilmece aklıma geldi ve hızla Pars'a doğru döndüm.
"Babam anneni yerin altına gömmüş." dedim hızlıca.
"Nerden anladın ? toprak derken belki de başka bir şeyden bahsediyordu."
Kafamı iki yana salladım "Yapan satar, alan kullanmaz ve kullanan görmez. Bu mezar taşı demek." Pars'ın direksiyonu tutan ellerini sıktı ve kasları sıkılaşırken, gömleğinden patlayıp çıkacakmış gibi oldu. Bense bilmeceyi çözdükçe daha çok heyecanlanıyordum.
"Gömülecek çok fazla yer var." dedi Pars sinirle. Evet çok fazla yer vardı, ama Belen Alphan'ın gömüldüğü yer kesinlikle bilmecenin içinde bir yerlerdeydi. Düşün Ahsen düşün, nereye gömmüş olabilir ?
Bir süre bilmeceyi tekrar ve tekrar zihnimde canlanırdım ve en sonunda Cam gözün ilk söylediği kelimede takılı kaldım. En önemli bilgiyi başta söylemişti. Vakit kaybetmeden elime hızlıca telefonumu alıp, Pars'ın gideceği konumu açtım ve ona gösterdim.
"Annen burada."
Pars telefonda ki konuma bakarken "Emin misin ?" diye sordu hızlıca. Bulmacayı çözmenin sevinciyle genişçe gülümsedim.
"Cam göz ilkler unutulmaz demişti. Babam ben küçükken, bir keresinde öldürdüğü bir insanı bana gömdürmüştü ve bu benim ilk kez bir insanı toprağa gömüşümdü." Babam bana bir çok eğitim verirdi ve insanları öldürdükten sonra cesetlerini saklamakta verdiği eğitimlerden biriydi. Bir gün beni İstanbul da dağlık bir alana götürüp, vücudunun her tarafında kurşun izleri olan otuzlu yaşlarında bir adamı gömdürmüştü. Babam haklıydı, ilkler hiç bir zaman unutulmazdı ve bende hiç unutmadım.
Pars telefona daha dikkatli baktıktan sonra tekrar önüne döndü. Bilmeceyi çözmüştük ve şimdi de yapmamız gereken tek bir şey kalmıştı, oda hızlı bir şekilde İstanbul'a gitmek ve bu konuda Pars'a güveniyordum çünkü lanet olsun ki çok hızlı araba sürüyordu.
***
İstanbul'a giriş yapalı dakikalar olmuştu ve buraya gelene kadar bir çok trafik kurallarını ihlal edip, bir ara peşimizde trafik polisini takmıştık ama kısa bir yol değişikliğinden sonra onları atlatmayı başarmıştık. Pars Alphan gerçekten de araba kullanma konusunda çok iyiydi. Bir ara tedirgin olmuştum ama şuanda ölmeyeceğim için rahatladım çünkü Pars çok hızlı sürse de dikkatliydi. Pars bir an bile yüzünü yoldan ayırmadan, arabayı son hızda sürerken. Bende sürekli saate bakıyordum. İstanbul trafiği bizi zorlasa da nihayet dağlık alana çıkmıştık ama sadece beş dakikamız kalmıştı.
"Hızlı sür !" dedim ve arabadan hızlıca çıkabilme için, vücudumu sıkan ehliyet kemerini çözdüm. Her saniye çok kıymetliydi "Son hızda gidiyorum zaten!" dedi Pars sert bir ses tonuyla. Bende an az Pars kadar Belen'i bulmak istiyordum, o benim özgürlüğümün anahtarıydı. Onu bulduğumda Pars anlaşmada olduğu gibi bana özgür bir hayat verecekti ve ben yıllarca hayaline kurduğum şeye kavuşacaktım. Tozu dumana katarken sonunda konuma gelince Pars ani bir fren yapıp arabayı durdurdu ve ben ehliyet kemerini çoktan çıkardığım için ön cama doğru dengemi sağlayamayıp çarpacakken, Pars tek bir eliyle göğsümü tutarak çarpmamı engelledi ve ardından vakit kaybetmeden ikimizde hızlı bir şekilde arabadan dışarı çıktım. Hala iki dakikamız vardı ve biz çoktan gelmiştik ama karşımızda duran mezar taşlarını görünce Pars ve ben bir an duraksadık. Yirmiden fazla mezar vardı ve her mezar taşının üzerinde ise siyah renklerde Belen yazılmıştı.
"Siktir." dedim sessizce. Babam yine hayal gücünü konuşturmuş. Bir kaç saniye mezar taşlarına baktıktan sonra, en ortada duran mezarın kazıldığını görünce Pars'la aynı anda mezarın yanına doğru hızlı gittik. Bu sırada da Pars'ın telefonu çalmıştı ve ben içi boş mezara bakarken Pars telefonu açıp sesi hoparlöre verdi.
"Geç kaldınız." Bu ses babama aitti.
"Hala iki dakikamız vardı !" diye bağırdım. Babam iğrenç bir tonda kısa kahkahalar attı.
"Hayır, geç kaldınız. İki saatlik süreniz, Cam göz malikaneye adımını atığı an başlamıştı ama siz onu kapının önünde fazla bekletiniz." Babam hile yapmazdı ama ayrıntılarda da boğulmazdı. "Bunun için seni çok pişman edeceğim Cem Ar.'' dedi ve telefonu babamın yüzüne kapattı. Ardından da yumruklarını sıkıp derin bir nefes aldı. Gözlerinde ölüm vardı. Kan dökmek istiyordu ve bu her halinden belliydi. Bende en az Pars kadar sinirliydim ve anlaşılan artık babamın canını acıtacak bir hamle yapmamın zamanı gelmişti. Kiminle oyun oynadığını ona gösterecektim. Tam konuşacakken, varla yok arasında bir ses duyup ağzımı geri kapattım. Pars'ta benim duyduğum şeyi duymuştu.
Bir süre etrafıma baktıktan sonra, ayaklarımın altında ki mezara doğru eğilip kulağımı toprağa yakınlaştırdım. Ses toprağın içinden geliyordu. Cam gözün söylediği bilmecenin son cümlesi zihnimde canlandı 'Tek renk insanı kör eder ve sessiz ol kulaklar en büyük kurtarıcıdır.' Hızla Pars'a doğru döndüm ve "Koş!" diye bağırıp ayağa kalktım. Pars da anlamıştı ve beni elimden yakalayıp koşmaya başladı. Ayağımda ki topuklular beni zorluyordu ve bu yüzden Pars'ın arkasında kalmıştım ama Pars elimi bırakmayıp onunla aynı hızda koşmamı sağlıyordu. Mezarların arasından çıkıp arabanın yanına ulaşınca durmadık ve koşmaya devam ettik. Bir kaç saniye sonra ise arkamızda büyük bir patlama oldu.
Pars bana doğru dönüp, önüme geçti ve bedeniyle vücudumu korurken aynı anda patlamanın etkisiyle yere düştük. Havayı büyük bir toz bulutu kaplarken, mezarlara yakın olan arabamız da dakikalar içerisinde patladı ve parçaları dört bir tarafa dağıldı. Bombaların çıkardığı sağır edici sesle kulaklarım acı içinde çınlamaya başlarken bu sırada Pars güçlü kollarıyla bedenimi daha sıkı sardı.
"İyi misin ?" diye sordu. Sesi endişeli çıkmıştı. Genişçe gülümsedim ve kısa bir kahkaha attım. Ben tehlikeye aşıktım ve bu durum hoşuma gitmişti. "Süperim." dedim sağ elimle sızlayan kulağımı ovalarken. Pars mutluluğumu görünce kaşlarını çatıp bir kaç saniye yüzüme baktı, sonra da gözlerini kapatıp sıkıntıyla nefesini verdi. İntikam planlarım zihnimde canlanmaya başlayınca, yüzümde ki gülümseme daha da genişledi. ''Babamdan intikam alma işini bana bırak, yakışıklı. Onu mahvedeceğim.'' diye fısıldadım ve gülümsemeye devam ettim. Pars gülümseyen dudaklarıma doğru hayranlıkla ve biraz da öfkeyle baktı. Amacıma yaklaşıyordum.
Gözlerinde ki yoğun bakıştan, beni arabada öpmesinden ve ayrıca yemek yediğimiz yerde beni düşünmesinden onu kendime yavaş yavaş aşık etiğimi görebiliyordum ve bu düşündüğümden de zevkli oluyordu.


