İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 3 · 22 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 3

🖤 2

AHSEN

İKİ AY SONRA

Türkiye/ İstanbul

Sırtımda ki ağrıya ve kolumda ki kasılmalara aldırış etmeden dört saattir aynı ritmik hareketlerle kum torbasına vuruyordum. Anlımdan akan terler kirpiklerime yavaşça dokunup yere düşerken, uzun süredir tuttuğum nefesimi serbest bıraktım ve bu sırada merdivende bir ayak sesi duydum. Kimin geldiğini biliyordum, ama yine de kum torbasına vurmaya devam ederken göz ucuyla siyah demir merdivenlere doğru baktım. Savaş elinde tutuğu pahalı şarap şişesiyle gülerek merdivenlerden yukarı çıktı ve benimle göz göze geldiğinde, genişçe gülümseyerek ''İki ay!'' diye bağırdı. Babam tarafından sürgüne yollandığım akıl hastanesinden kaçalı iki ay olmuştu ve bu benim on yıllık kaçış serüvenim de en uzun yakalanmama süremdi. Başarı kokusu tüm ciğerimi doldururken, vuruşlarım daha da hızlandı. Savaş ise elinde ki şarap şişesini havada sallarken. Oryantal ve hip hop karışımı bir dans yaparak yanıma doğru yaklaştı. Komik görünüyordu ve asla mafya liderinin yanında çalışan bir adama benzemiyordu.

Ancak yanıma yeterince yaklaştığında mutluluk dansı fazla uzun sürmedi, çünkü yerde bana ait olan kan damlalarını gördü ve korumacı tarafı hızlıca devreye girerken bu da aniden yerinde durmasına neden oldu. Sonrada beyaz deri kum torbasına baktı. Kum torbasının da büyük bir kısmı kan olmuştu ve her vuruşumda daha da artıyordu. Yüzünde ki mutluluk saniyeler içerisinde kaybolurken kaşlarını çattı. "Neden kum torbasına vururken eldiven takmıyorsun ? Yine her yer kan olmuş !" Sesinde sinir ve yorgunluk vardı. Ayrıca ortalığın kan olmasına sinirlenmiş gibi davransa da, bu sadece büyük bir bahaneydi. Çünkü Savaş'ın en nefret etiği şey kendime zarar vermemdi, ama Savaş bana karışmaması gerektiğini iyi biliyordu ve bu yüzden de her defasında farklı bahaneler üretiyordu. Tıpkı şuanda ortalığın kan olduğunu söyleyerek kirliliğe vurgu yapması gibi. Bir de bana yargılayan gözlerle bakmasına da gerek yoktu, çünkü kendime zarar verdiğimin farkındayım. Fakat ben hem acıya aşık, hem de kendine merhameti olmayan bir kadınım ve narin bedenimi de sadece acı çekerek güçlendire bilirim.

Savaş'ın sözlerini umursamadım ve hayatımın büyük bir kısmını dövüşerek geçirmenin bana verdiği tecrübeyle. ''Gerçek kavgada eldiven vermezler.'' dedim bilmiş bir tavırla. Sonuçta ben bir sporcu değildim. Sokakta yada akla gelebilecek en berbat yerlerde dövüşüyordum ve böyle yerlerde eldiveni giyinemeden öldürürler. Yüzümdeki gülümseme ve haklı olduğumu bilmesi onu daha çok sinirlendirdi. Savaş'ı seviyorum, kardeşim gibidir ama bazen yaşadığımız dünyanın karanlık olduğunu unutup bana bir çocukmuşum gibi davranmasından hoşlanmıyordum. Ayrıca saatlerdir kum torbasına sertçe vurduğumdan, elim uyuşmuştu ve şuanda sadece gıdıklanıyordum. Yani ortada abartılacak bir durum yoktu. ''Bunu biliyorum.’' diyerek yüzünü buruşturdu. Gözlerim bir anda yaralı ellerine doğru kaydı. Her gün babamın pis işlerini yaparken en az on adamın yüzüne yumruk atıyordu. Çok sert yumruklar. Bu yüzden de elleri hep yaralıydı. Bende onun ellerini yaralı bir şekilde görmeyi sevmiyordum, ama acı yoksa güçte yok.

Vuruşlarım daha da hızlanırken Savaş benim duyabileceğim bir tonda mırıldandı. ''Aileni sevmiyorsun, ama onların hoşlandığı şeylerden hoşlanıyorsun.'' Ses tonu bakışları gibi yargılayıcıydı. Bahsettiği şey ise ailem olan Ar'ların bir mazoşist ve aynı zamanda sadist olmasıydı. Söylediği şeyde doğruydu. Bende onlar gibi acının her türlüsüne aşıktım, ancak sözleri doğru olsa bile Savaş'ın beni lanet olası aileme benzetmesi hiç hoşuma gitmediği için gözlerimi kısıp onu öldürecekmişim gibi bir bakış attım. Savaş onu öldüremeyeceğimi bildiği halde bakışlarımdan korktu. Her zaman korkardı. Aslında çoğu zaman korkuyormuş gibi rol yapardı, ama ben ona rol yaptığını söylemeyerek beni kandırmasına izin veriyordum. Korku bizi bir arada tutan ilk bağımızdı. Bu yüzden Savaş bu dünyada benden korkmaması gereken tek insan olsa da, bu bağı devam ettiriyorduk. Şuan ki korkusu ise gerçekti. Çünkü Savaş ona asla zarar vermeyeceğimi bilse de, ben hareketleri hesaplanmayan büyük bir tehlikeydim ve her an her şey yapabilirdim.

Bir süre ne diyeceğini bilemedi, ama sonra boğazını temizledi ve sağ eliyle arkamda ki siyah deri koltukları gösterdi. "Sana anlatmam gereken önemli şeyler var. Vurmaya bırak da oturalım." Sözleri bitiğinde kuru bir şekilde bir kaç kere öksürdü. Konuyu dağıtıp bakışlarımdan kurtulmaya çalışıyordu ve başardı da. Gözlerimi Savaş'ın üzerinden çekip tekrar kum torbasına odaklandım. Ardından zorlukla nefes alırken kafamı 'hayır' dercesine iki yana salladım. İstediğim sonuca henüz ulaşamamıştım. Şuanda dövüş esnasında ne kadar süre ayakta kalabileceğimi test ediyordum ve vücudum yorgunluktan kendini kapatıp koyu ahşap parkenin üzerine düşene kadar da, bu şekilde kum torbasına vurmaya devam edecektim.

İki ay önce babamın adamları beni Santoroni adasında bir anda bulup köşeye sıkıştırdıktan sonra onlara elimden geldiğince dayandım ama sonunda beni yakalamayı başardılar ve kafam iyileşse de, o gün neredeyse iç kanamaya yol açacak silahın acısını kafamda hala hissede biliyordum. Lanet olası adam çok sert vurmuştu. Bu yüzden de şimdi hem kendimi geliştiriyordum hem de ne kadar uzun süre dayanabileceğimi test ediyordum. Bu dünyada ki en önemli şey vücudunu tanımaktır. Çünkü vücudunu ne kadar tanırsam kazanma oranım da o kadar artar. Savaş beni o gün ölümden kurtardı, ama bir daha ki sefere yanımda olmayabilir. Ayrıca çıkarlarım için insanları kullanmak dışında kimseden yardım almayı da sevmem.

O gün Santorini adasında kazanacağımdan çok emindim ama vücudum hesapladığımdan daha erken bir şekilde yoruldu. O gün kaç dakika yada kaç saat ayakta durduğumu sayamamıştım ama şimdi sayabiliyordum. Tam anlamıyla dört saattir bu lanet olası kum torbasına, babamı ve adamlarını düşünerek vuruyordum ve hala bir saat daha dayanacak gücüm vardı. Hızlı ve net bir şekilde "Anlatmaya başla." dedim. Ancak Savaş sözlerimi duymamış gibi bir süre sessizce beklemeye devam etti ve sonrada ani bir hareketle kum torbasının önüne geçip gözlerini sıkıca kapatarak kendisini darbeye hazırladı. Siktir ! Kum torbası sırtına serçe çarparken, kaslı göğsünü öne doğru ittirdi ve bense yumruğumu göğsüne bir milim kala durdurdum. Şanslı ki reflekslerim iyiydi yoksa canı çok acıyacaktı. Çünkü yumruklarım bir demir gibi serttir. Sinirle kaşlarımı çattım, Savaş ise gözlerini yavaşça açıp havada duran yumruğuma bakıp gülümsedi. Ona vurmayışım hoşuna gitmişti, çünkü ben kimseye ve hatta kendime bile merhamet göstermem. İçimde ki karanlık Vur ! diye bağırıp zihninin içinde koşuşturmaya başladı. Sus! Yapamam ben.. ona zarar veremem.

Yumruk şeklinde havada asılı duran ellerim titrerken zorlukla göğsüme doğru çektim. Elimi o kadar çok sıkıyordum ki tırnaklarımın etime battığını hissede biliyordum.

Lanet olası sevgi !

Öfkeli sesimle ''Bir daha sana olan sevgimi kullanmaya kalkarsan seni mahvederim Savaş!'' diye bağırdım. İnsanların zayıf noktamı kullanmasından nefret ediyordum. Aslında ben tamamıyla zayıflıktan nefret ediyordum. Ve lanet olsun ki psikopat zihnimde sevgi diye zayıf bir duygu yer alıyordu. Bazen kafamı yada kalbimi kesip onu çıkarmak istiyordum. Savaş iki elini de teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdı ve yaramazlık yapmış küçük bir çocuk rolünde kenara kayıp, Amerikan mutfağına doğru ilerledi. ''Kızma bana, seni durdurmanın başka bir yolu yoktu. Ayrıca anlatacağım şeyler gerçekten önemli'' Kısa bir an arkasını dönüp yaramazca gülümsedi. Benim gibi bir canavarın kalbinde ona karşı sevgi olması hoşuna gidiyordu. Savaş'a sert bir şekilde bakmaya devam ederken 'Sen akıllanmazsın' der gibi gözlerimi kısıp kafamı iki yana hafifçe salladım. Tüm dikkatimi bozduğu için kum torbasına vurmayı bıraktım ve titreyen ellerimle, yerdeki beyaz havluyu alıp yüzümdeki ve ensemdeki terleri sildim. Ardından sağ bacağıma giren krampa aldırış etmeden salonumun büyük bir kısmını kaplayan siyah deri oturma grubunun yanına gidip, tek kişilik koltuğun üzerine oturdum.

Çok geçmeden Savaşta mutfaktan aldığı iki kadehle yanıma geldi ve hemen yanımda ki geniş koltuğa oturdu. Gözlerimi bir an olsun ondan ayırmazken, sert bir ses tonuyla. "Anlatmaya başla !" diye tekrar ettim sözlerimi. Savaş ise gözlerini devirdi ve şarap mantarını tirbuşonla çıkartıp kadehlerin her ikisini de yarıya kadar doldurdu. Çok yavaş hareket ediyordu ve dayanıklılık deneyimi mahvetmişti, ama şanslı ki ona karşı çok sabırlı bir insandım. Cam sehpanın üstünde ki şarap dolu kadehi elime alıp gözlerimi Savaştan ayırmadan bir yudum aldım. Sarıya çalan kumral saçları dağılmış ve koyu kahve gözlerinden uykusuzluk akıyordu. İki ay önce İtalya'da ki akıl hastanesinde planladığım kaosu gerçekleştirdikten sonra, Santorini adasına kaçmıştım ve kaçarken arkamda hiç iz bırakmadığıma emindim ama babamın sağ kolu Cam göz bir şekilde yerimi bulup beni yakalamaları için babamın özel olarak tuttuğu adamları peşime takmıştı. Yanımda bir telefonum olmadığı için de Savaş bana haber verememişti ve uzun bir mücadeleden sonra yakalanmıştım. Gözlerim kapanırken en son hatırladığım şey kafama vurulan silahın kabzasıydı. Gözlerimi açtığımda ise kendimi bir anda yıllarca uzak kaldığım ülkemde yeni bir akıl hastanesine kapatılırken buldum, ama ben bir gün bile beklemeden tekrar bir yolunu bularak kaçtım.

Şimdi ise bu evdeydim ve Savaş'ın berbat görüntüsü de bu yüzdendi. Yıllar önce benim tarafıma geçse de, o hala babam için çalışıyordu ve beni yakalaması için babamın özel olarak görevlendirdiği adamlardan biriydi.

Savaş'ın en son verdiği bilgiye göre de, babam haftalardır delirmiş bir durumda beni hala bulamayan adamlarına kan kusturuyordu ve Savaşta şuanda bunun canlı kanıtıydı. Zaten yurt dışından da üç gün önce gelmişti, çünkü Türkiye de olduğumu bilse de babamın emriyle beni diğer adamlar gibi ülke dışında haftalardır arıyordu. Daha doğrusu arıyormuş gibi yapıyordu. Ama berbat haline rağmen yine de gözlerinin içi heyecanla parlıyordu ve buda bana her ne anlatacaksa gerçekten de iyi bir şey olduğunu gösteriyordu. Dağınık saçlarını eliyle biraz daha dağıtıktan sonra yüzünü bana doğru çevirdi ve genişçe gülümsedi. "Dün akşam.. Babanın evine.." Her kelimesinde durup tepkimi ölçüyordu. Çünkü aklınca merak ettirip heyecanlandırmaya çalışıyordu, ama biraz daha konuşmasa yüzüne sağlam bir yumruk yiyecekti. Ah lanet olsun neden kendimi kandırıyorum ki ? Ben ona asla zarar veremem. İçimde ki karanlık homurdandı, çünkü o Savaştan -sevgiden- nefret ediyordu. "Pars Alphan geldi.. "Son kelimesini daha fazla etki yaratmak için fısıldayarak söylemişti ve amacına da ulaştı.

Artık tüm dikkatim iki dudağının arasından çıkacak sözlerdeydi. Ama yine de hiç tepki vermeden dinlemeye devam ettim ve boğazımı tatlı bir şekilde yakan şaraptan bir yudum daha aldım. Savaş ise sözlerine bir tepki vermediğim için hayal kırıklığına uğradı ve yapılı dudağını buruşturdu. Sonra da gözlerini irileştirip iki elini de havada aynı anda savurarak konuştu. "Ahsen tepki versene, Pars Alphan diyorum. Hani dünyanın en güçlü ailesi olan Alphanların lideri." Abartılı bir şekilde her kelimesine vurgu yaparak konuşmuştu. Pars Alphan'la bizzat tanışmasam da ismini çok duydum. Güçlü bir liderdi ve aynı zamanda güçlü bir aileye hükmediyordu. En son hatırladığım kadarıyla Alphanlar küresel çapta mücevher, inşaat, eğlence ve otel gibi daha bir çok işle uğraşıyorlardı ve bir kaç yıl önce uyuşturucu işinde de vardılar, ama sonra bu işi bıraktılar. Normalde uyuşturucu işiyle ilgilenen bir aile bu işi bıraktığında batardı yada yok edilirdi, fakat Alphanlar daha da güçlenmişti. Ayrıca babam bir gün onun tahtına geçeceğimden o kadar çok emindi ki bana bildiği her şeyi anlatırdı ve bazen beni hapsettiği malikaneden çıkartıp, kimliğimi gizleyerek iş yaptığı adamların yanına götürdüğünde, bir keresinde konu Alphanlara gelmişti ve babam öfkeli gözlerle bana bakarak. Alphanlardan uzak durmamı ve onlarla iyi yada kötü hiç bir iş yapmam gerektiğini söyleyip durmuştu. Nedenini hala bilmesem de Ar'lar ve Alphanların arasında da bitmek bilmeyen büyük düşmanlık vardı ve bu düşmanlık şuanda beni çok heyecanlandırıyordu. Ama yine de karşımda ki kişi Savaş bile olsa, emin olmadan asla kendi duygularımı yada düşüncelerimi paylaşmazdım.

Bu yüzden heyecanımı gizlemeye devam ederken. ''Boşa harcayacak tek bir saniyem bile yok. Bu yüzden tepki vermediğim için söylenmeyi bırak ve hızlıca konunun beni ilgilendiren kısmına gel.'' dedim. Savaş gözlerini devirdi ve pes etmiş bir edayla tekrar konuşmaya başladı. ''Dün akşam Pars Alphan bir anda babanın evini bastı ve ben şaşkınlıktan silahımı bile belimden çıkaramadım. Çünkü sende çok iyi biliyorsun ki genelde insanlar malikanenin içine girmek için babandan izin alsalar bile, evin içine korkarak girerler. Ama Alphanların lideri Pars Alphan, adamlarıyla beraber sadece bir kaç dakikada bahçede ki güvenliği geçip malikanenin içine kolaylıkla girdi ve babanın kafasına bir silah doğrultu. Ah o anı görmen lazımdı. Kulağa delice gelecek ama inan bana, baban Pars Alphan'ın yanında daha az korkunç gözüküyordu ve ben daha önce babandan daha korkunç birini hiç görmemiştim. O adamın gözleri etrafa saf bir alev saçıyordu. Cehennemden getirilmiş bir alev!''

Sözünü hızlıca kestim ve duygusuz bir ses tonuyla. ''Kafasına sıktı mı ?'' diye sordum. Savaş sorumu hemen cevaplamadı ve bir kaç saniye yüzüme baktıktan sonra nihayet bir dili olduğunu hatırlayarak. ''Hayır.'' dedi ve yine kısa bir sessizliğin ardından tekrar konuşup, çekingen bir şekilde ''Gerçekten babanın ölmesini istiyor musun ?'' diye sordu. Babamdan nefret ediyordum, ama aynı zamanda da seviyordum ve Savaşta bunu biliyordu. İçimden sevgiye bir kere daha tekrar lanet okurken omuz silktim ''İşim kolaylaşmış olurdu.'' Savaş gözlerini kısıp gerçek düşüncelerimi anlamak için aklımı okumaya çalıştı. Mimikler ve bakışlardan akıl okumayı ona ben öğretmiştim ve şimdi öğrettiğim şeyi üzerimde kullanıyordu. Bu beni mutlu etti ama aklımı okumaya çalışırken kendini açık etmesi onu yeterince iyi eğitemediğimi gösteriyordu. Sert bir ses tonuyla konuştum. ''Anlatmaya devam et !'' Sözlerimle beraber Savaş hızlıca kendini toparlayarak, bir az önce ki heyecanını tekrar yakalayıp bir anda oturduğu yerden ayağa kalktı. Bakışları donuklaşırken sesi kalınlaştı ve sağ elini de havaya kaldırarak işaret parmağını tehditkar bir şekilde hafifçe salladı. "Tehlikeli sularda yüzüyorsun Cem Ar. Sabrımı zorluyorsun."

Konuşurken babamın ismine vurgu yapmıştı ve anladığım kadarıyla Pars Alphan'ın taklidini yapıyordu. Her geçen saniye heyecanım daha da artıyordu ve aynı şekilde de aklımı kurcalayan sorularda çoğalıyordu. Babam tıpkı benim gibi çok zeki bir insandır ve her ne kadar narsist olsa da düşmanlarına karşı duracağı yeri çok iyi bilir ve Alphanlarda karşısında durulması gerek güçlü bir düşman. Bu yüzden Ar'lar düşmanlarını yok etmekten zevk olan bir aile olsa da, asla Alphan ailesine bulaşmıyordu. Çünkü bu işten zararlı çıkacaklarını biliyorlardı. Üstelik yıllar önce babam bana onlardan uzak durmamı kendisi söylemişti. Ancak şuanda Savaş'ın küçük rolüyle Pars Alphan ile babamın arasında yeni bir düşmanlık doğduğunu görebiliyordum ve beni heyecanlandırıp düşündüren şeyde tam olarak buydu. Yıllar sonra ne değişti de hiç bir Ar, Alphanlara bulaşmazken babam Alphanların lideriyle yeni bir düşmanlık imzaladı ?

Bu sorunun cevabını bir an önce öğrenmek istiyordum ve bu yüzden hızlıca "Alphanların lideri neden malikaneyi basıp babama bunları söyledi ?" diye sordum. Bu sefer sesimde ki heyecanı gizlemedim ve Savaş sergilediği oyunculuğun beni heyecanlandırdığını görünce mutlu oldu ve az önce kalktığı deri koltuğa geri oturdu. "Pars Alphan'la babanın konuşmalarını dinleyemedim. Çünkü bizi odadan çıkardılar ve tek başlarına kaldılar. Ama zor olsa da bir şekilde öğrendim. Baban, Pars Alphan'ın annesi Belen Alphan'ı kaçırmış." Aklımda çok fazla senaryo vardı ve onlar Savaş'ın verdiği bu cevaptan daha mantıklıydı. Bu yüzden yüzümde büyük bir şaşkınlık ifadesi oluşurken.

Sadece. "Ne ?" Diyebildim.

"Biliyorum kulağa çok saçma geliyor ve inan bende ilk duyduğumda en az senin kadar şaşırdım, ama bu bilginin doğruluğunu bir kaç kere teyit ettim. Yani bu bilgi kesinlikle doğru." dedi ve Savaş genişçe gülümserken bana doğru biraz yaklaştı. ''Ahsen farkında mısın ? Yıllarca aradığın düşmanı sonunda bulduk.'' Savaş'ın sözleriyle içimde yıllar önce sönen bir umut canlandı. Heyecanım ve bu konuya karşı merakım katlanarak büyürken kadehin içinde ki şarabı tek dikişte içtim ve sonra da boşalan kadehi masanın üzerine koyup arkama yaslandım.

Babamın bir kadını kaçırmasına şaşırmıştım, ama şuanda ilgilendiğim en önemli konu düşmanlıktı. Yıllar önce babamın istemediği bir yol seçtim ve bunun üzerine on üç yaşımda akıl hastanesine sürgüne yollandım. Havanın bile zor girdiği odalarda güneşe hasret yaşarken, her gün işkence görüyordum. Çünkü babam hem ruhsal, hem de fiziksel olarak bitkin düşüp onun isteklerine boyun eğmemi bekliyordu, ama ben asla pes etmediğim gibi her defasında bir yolunu bulup tutulduğum akıl hastanelerinden kaçmayı başarıyordum. Ve aslında bu sürgün daha çabuk bitebilirdi, ama ben babama boyun eğmediğim için bu durum yıllarca devam etti. Bu sırada tanımadığım ama çok güçlü olduklarını duyduğum annemin ailesinin beni kurtarmaya gelmesini bekledim.

Gelmediler.

Sonra bende tek başıma babamı yenmeye çalıştım ama her defasında başarısız oldum. Çünkü onu yenmenin tek yolu içimde ki karanlığı serbest bırakmaktı ama bunu yapamazdım. Zaten babamın yıllardır benden istediği şey buydu; Karanlığımı serbest bırakmam. Gerçek bir Ar olmam. Bazı anlar karanlığımı serbest bırakıp babama dünyada ki cehennemin ne demek olduğunu göstermek istedim, ama bunu düşündüğüm anlarda zihnimde hep annem canlandı ve bu düşüncelerimi hızlıca sildi. Karanlığımı sadece sesini duyacak şekilde hapsetmeye devam ettim ve başka bir çıkış yolu aramaya başladım. Çünkü ben bir avcıyım. Öyle doğdum ve ölene kadar, hatta öldükten sonra bile bir avcı olarak kalmaya devam edeceğim. Pes etmek doğama aykırı. Bu yüzden bir avcı gibi savaşmaya devam ettim ve en sonunda bir çıkış yolu buldum.

Bir düşman !

Babama düşman olan birini bulursam onu bir piyon olarak kullanacak ve gücünü arkama alarak babamı yenecektim. Karanlıktan kurtulmaya çalışırken karanlığın içine girmeyi istemiyordum, fakat bu savaşta ittifak kuracağım kişiler babamın dilinden anlayan birileri olmalıydı. Çünkü bazı mücadelede insanın canavar olması gerekir ve aydınlık kimseyi canavar yapamaz ama karanlık yapar. Bu yüzden babamla aynı karanlığın içinde benim için canavar olabilecek birine ihtiyacım vardı. Ancak bu planımda büyük bir sıkıntı vardı. Babamın çok fazla düşmanı olmasına rağmen, babamdan ve Ar ailesinden korktukları için kimse babama olan düşmanlığını yada nefretini dile getirmiyordu. Kısacası hayat tam anlamıyla bir kevaşeydi ve her zaman babamın yanındaydı. Bu yüzden bu arayış yıllarımı aldı. Aslında bu konuda ümidimi yitirmiştim ve farklı planlar yapmaya başlamıştım, ama şimdi yıllarca aradığım düşman bir anda karşıma çıktı ve kaybettiğim umudumu tekrar canlandırdı. Alphanlar benim için harika bir düşmandı ve eğer Pars Alphan'la bir anlaşma yaparsam, onun gücünü arkama alırım ve bu şekilde babamdan kurtulabilirim. Hayatım boyunca kaçıp saklanmak yerine, annemin son isteğini de yerine getirerek özgür olabilirim.

Ben kazanırım !

Bu benim için paha biçilmez bir fırsattı ve yıllar sonra kendimi ilk defa bu şekilde çok mutlu hissediyordum. Ancak bir an önce bir plan yapmam gerekiyordu. Çünkü böyle bir fırsat yıllar sonra karşıma çıkmışken sadece sevinmekle yetinemezdim. Bir an önce harekete geçmeliydim ve bu fırsatı iyi değerlendirmeliydim. Koltuktan kalktım ve sehpanın yanında ileri geri biraz yürüdükten sonra yerimde durdum ve Savaş'a doğru baktım. Oturduğu yerden gülümseyerek bana bakıyordu, çünkü oda gerçek amaçlarımı tam olarak bilmese de bunun benim için ne kadar önemli olduğunu ve sonunda özgür olacağımı biliyordu. Şimdi ise sessizce kalarak bana düşünmem için zaman tanıyordu ve neyse ki bu olay ani gelişse de pratik bir zekam vardı ve ben ne yapacağımı ileri geri yürüdüğüm sırada kafamda hızlıca kararlaştırmıştım. Öncelikle attığım her adım önemliydi. Bu yüzden ilk olarak kaçırılan kadının yerini bulmam gerekiyordu ve bu zor bir saklambaçtı çünkü kadını kaçırıp saklayan kişi babamdı, ama ne olursa olsun o kadını en yakın zamanda bulmaya kararlıydım. Çünkü kadını bulursam Pars Alphan'la bir anlaşma yapabilirim. Annesine karşılık özgürlüğüm.

Muhteşem bir takas. Heyecanımı dizginlemeye çalışarak Savaş'a emir vermeye başladım. "Ne zaman kaçırmış, neden kaçırmış, kadını nerde tutuyor ? Hepsini bilmek istiyorum !" Sözlerim üzerine Savaş büyük bir gurur ifadesiyle yüzüme bakarak. "Merak etme bunları çoktan araştırmaya başladım.'' dedi. Sonra kısa bir an susup gözlerini kıstı ve unuttuğu bir şeyi hatırlamış gibi elini kaldırarak gözlerini irileştirdi. ''Ah bir şey söylemeyi unuttum. Bu fırsatı kaçırmayacağını biliyordum ve bu yüzden de zaman kaybetmemek için parayla satın aldığım adamların Pars Alphan'la iletişime geçmesini sağladım ve bu akşam için sana bir görüşme ayarladım." Savaş'ın sözleriyle heyecanım bir anda yok oldu ve net bir şekilde duyduğum sözleri anlamamışım gibi yaparak. "Ne yaptın ?" diye sordum hızlıca. Savaş gözlerimden çıkan alevleri görünce, yüzü bir anda düştü. Şuanda benden gerçekten de korkmalıydı. "Ş-şey ben" Hayır, hayır bunu yapmış olamaz. Ben hala hazır değilken kimliğimi duyurmuş olamaz !

"Bunu yaparken ne düşünüyordun ki ? Tanrı aşkına Savaş neden bana sormadan hareket ediyorsun ?" diye bağırdım. Sesim duvarlarda yankılanırken, Savaş oturduğu koltuğa biraz daha sindi ve ben ona vurmamak için yumruklarımı sıktım. Karşıma böyle güzel bir fırsat çıkmışken saçma kararlarla kaybetmezdim.

Lanet olsun !

Gözlerimi sıkıca kapattım ve derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Bu sırada Savaş yumuşak bir ses tonuyla kekeleyerek. "O-onunla h-hemen görüşmek isteyeceğini düşündüm. Nede olsa bunu yıllardır bekliyordun." dedi. Savaş babama karşı bir düşman arayışında olduğumu biliyordu ama daha önce hiç babama karşı gelen bir düşmanı ortaya çıkmadığı için, Savaş'a izleyeceğim politikadan bahsetmemiştim ve bu da onun yanlış düşüncelere kapılarak yanlış bir karar vermesine neden olmuştu. Lanet olsun ! Suçu yoktu ama yine de ağzından çıkan her kelime beni biraz daha sinirlendiriyordu. Gözlerimi büyük bir öfkeyle açtım. "Merhaba, ben Cem Ar'ın herkesten gizlediği kızıyım. Annenin kaçırıldığını da bu gün öğrendim ve elimde annene dair hiç bir şey yokken karşına çıkıp, bir aptal gibi içi boş sözlerle seninle anlaşma yapmaya geldim." dedim sinirli bir alaycılıkla ve kısa bir an sustuktan sonra devam ettim sözlerime "Bu konuşmanın ardından ne olur biliyor musun?'' Savaş'a doğru bir adım attım ve sözlerimi küfür edercesine söyledim. ''Pars Alphan annesini almak için kafama bir silah dayayıp, iki aydır kaçtığım babama götürüp pazarlık yapar !"

''Sen zekisin bir şeyler bulursun" Mahcuptu ve utanıyordu, ama bunlar zamanı geri alamazdı ve şuanda Savaş'ın yerinde başka biri olsaydı ölmek için önümde diz çöküp yalvarıncaya kadar türlü işkenceler yapardım. Önce vücudunun en hassas yerlerini keser, sonra da ölmesin diye yaralarını dikerdim ve ardından tekrar, tekrar ve tekrar her yerini keserdim. "Ben zekiyim, ama tanrı değilim. Yoktan var edemem!'' diye bağırdım. İçimde ki karanlık şiddet isterken, Savaş'a vurmamak için sehpanın üzerinde ki şarap şişesini alıp siyah duvara fırlattım. Şişe onlarca parçaya bölünürken solonu çam kırılma sesi sardı ve bense bağırarak tekrar konuştum. ''Ben Pars Alphan'ın düşman olduğu adamın kızıyım ve bu zaten işleri zorlaştırırken, elimde hiçbir şey olmaması bu işi başlamadan bitirir. Bunu nasıl düşünemedin ?" Tüm vücudum sinirden deli gibi titriyordu.

Kendi aklınca iyi bir şeyler yapmaya çalışmış, ama kimliğimi çok erken bir şekilde duyurduğu için her şeyi mahvetmişti. Çünkü ben Pars Alphan'ın annesinin yerini bulana kadar, Pars Alphan'la iletişime geçmeyi düşünmüyordum. Ama şimdi ise elimde Pars Alphan'la pazarlık yapabileceğim hiçbir şey yokken onun karşısına çıkmam gerekiyordu, ama karşısına çıkamazdım. Bu bir intihardı. Ayrıca karşısına çıkmamakta büyük bir intihardı. Eminim ki düşmanının tek çocuğu onun bir hayli ilgisini çekmiştir ve ben buluşmaya gitmediğim taktirde kesinlikle beni bulmak için peşime düşecekti. Bir de şuan ki tek sorun Pars Alphan da değil. Çünkü babamı çok iyi tanıyorum ve babam kesinlikle Alphanların içine çoktan bir adamını sızdırmıştır. Bu onun düşmanlarına karşı yaptığı ilk taktiğiydi ve bu da demek oluyor ki İstanbul'da gözünün önünde olduğumu da çoktan öğrendi. Ben babama arkamda bıraktığım izlerle yurt dışına kaçtığımı göstermiştim ve bu sayede iki ay boyunca gizlene bilmiştim. Ama artık kesinlikle burada olduğumu biliyordu ve buda beni her an bulabilir demek. Lanet olsun, akıl hastanesine bir daha girmeyeceğim !

Gerçi akıl hastanesine geri gideceğimden de emin değilim. Babam beni düşmanlarından korumak için yıllarca herkesten kimliğimi gizlerken, ben Savaş sayesinde bir düşmanına kimliğimi duyurup hayatımı çoktan tehlikeye attım ve bunun sonucunda muhtemelen babam beni yakaladığında yerin on kat dibine hapseder.

''Pars Alphan babanla pazarlık yapamaz. Biliyorsun Ahsen, baban tehdit edilmekten yada zorla bir şey yapmaktan hiç hoşlanmaz.'' Savaş bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordu ama başarısız oluyordu. ''Pars Alphan bu söylediklerini bilirse ne olur biliyor musun ? Bana işkence yapmaya başlar ve babamın işkencelere rağmen geri adım atmadığını görünce de, işe yaramadığımı düşünerek sadece babamdan alacağı intikama odaklanır ve kafama bir kuşun sıkar.'' Bu senaryoyu tahmin etmek çok zor değildi çünkü bizim dünyamızda genelde işler böyle ilerliyordu. Tabi beni öldürmek hiç kolay bir iş değildi ve sadece ihtimalleri söylemiştim ama Savaş bir an gücümü unuttu ve sözlerimi ciddiye aldığı için gözleri korkuyla büyüdü. Öleceğimi duyunca bu şekilde korkması kalbimi acıttı ama sinirim daha ağır bastı ve acımı gizledi. ''Ayrıca şuanda tek konu buda değil. Babamın yanında çalışıyorsun ve onu çok iyi tanıyorsun. Babam çoktan Pars Alphan'ın içine adam yerleştirmiştir ve bu sayede de İstanbul da olduğumu çoktan öğrenmiştir.'' Savaş gözden kaçırdığı bu gerçeği benden duyunca pişmanlığı büyüdü. Normalde çok zeki bir insandır ama biz kardeş gibiydik ve Savaş babamdan kurtulmamı benden daha çok istiyordu. Bu yüzden de beklenen düşmanın aniden ortaya çıkışı onu heyecanlanmıştı ve masum bir duygu gibi görünen heyecanı ona yanlış karar aldırtmıştı.

Duygular zihni köreltir. Daha fazla Savaş'ın suratına bakamadım ve sinirle açık camın önüne geçip derin bir nefes aldım. Dar sokağın çöp ve sigara kokusu ciğerlerimi doldurdu. Savaş ise sessizce koltukta oturmaya devam etti. Hemen bir şeyler düşünmem lazımdı. Karşıma böyle büyük bir fırsat çıkmışken kaybedemezdim. Güneşin ısıttığı sıcak pervaza dokunup ellerimi sıktım, başım öne düşerken omuzlarım yükseldi. Bu sırada arkamda bir hareketlilik hissetim. Savaş oturduğu yerden hızlıca ayağa kalkmıştı "Ahmet Çalo. Bu adam işine yarayabilir." Sinirden ısınan gözlerimle, Savaş'a doğru döndüm ve kalçamı pervaza yasladım. Bu isim tanıdık geliyordu ama hatırlayamadım. Bu yüzden sinirli gözlerle sessizce Savaş'a bakmaya devam ettim. Genelde tüm planlarımı kendim yapardım ama şuanda işime yarayacak her fikre açıktım. Savaş bakışlarımdan bu adamı tanımadığımı anlamış olacak ki tekrar konuşmaya başladı. "Hatırlamıyor musun ? Küçükken senin Cem Ar'ın kızı olduğunu öğrenmişti, ama sen bunu babana söylemek yerine, Ahmet Çalo'yu tehdit ederek istediğin her şeyi yapmasını sağlamıştın. '' Benim Cem Ar'ın kızı olduğumu sadece Ar ailesi, malikanede ki korumalar ve birde beni yakalamak için özel olarak görevlendirilmiş korumalar haricinde kimse bilmiyordu. Bu yüzden Savaş'ın bahsettiği adamı hemen hatırladım. Savaş ise konuşmaya devam etti. ''Ahmet Çalo'yu tanıdım tanıyalı her zaman meraklı bir insan olmuştur. Ayrıca baban neredeyse günün büyük bir kısmını kumarhanede geçiriyor ve bence bu adam mutlaka bir şey duymuştur. Ondan öğreneceğin bilgi işine yarayabilir. Bu bilgilerle lidere annesini bulabileceğine dair güven verebilirsin."

Savaş çok kötü bir hamle yapmıştı ve ben tek bir hamle bile yapamadan bütün hamlelerimi yok etmişti. Bu yüzden çok sinirliydim ve gözümün gördüğü her şeyi parçalamak istiyordum, ama sinir böyle bir anda işime yaramazdı ve daha fazla hatta yapmamı sağlardı. Bu yüzden sakinleşmeye çalışarak Savaş'ın söylediklerini düşünmeye çalıştım. Ahmet Çalo babamın İstanbul'da ki kumarhanesinde oyunlarda hile yapanları buluyordu ve aynı zamanda babam kumarhanede yokken orayı yönetiyordu. Bu adam Savaş'ın dediği gibi çok meraklıydı ve sonunda ölüm bile olsa duymaması gereken her şeyi duyar ve görürdü. Bir gün bu adamın işime yarayabileceğini hiç düşünmezdim, ama umarım kepçe kulakları işime yarayacak bir şeyler duymuştur. Çünkü bu gün buna ihtiyacım vardı. Savaş'ın dediği gibi ondan önemli bir bilgi öğrenirsem eğer Pars Alphan'a annesini bulacağıma dair ona güven verebilirdim. Ayrıca şuanda başka seçeneğimde yoktu. Babam çoktan peşime düşmüştür ve eğer akşam Pars Alphan'ın yanına gitmezsem oda peşime düşecekti.

"Buluşma saat kaçta ?"

"Akşam saat onda" Güzel, hala bir kaç saatim var.

"Bir araba ve Ahmet Çalo'yu istiyorum."

Savaş sessizliğini koruyup ne söylediğimi anlamamış gibi suratıma bakmaya devam etti. Bir araba bulmak kolaydı, ama babam için çalışan bir adamı kaçırmak zordu ve muhtemelen bu yüzden sessizce yüzüme bakmaya devam ediyordu. Ancak şuanda olan her şey onun suçuydu ve düzeltmesi gerekiyordu. Ayrıca Savaş'ın gücüne güvenim tamdı ve o adamı kaçırabileceğini de biliyordum. Yavaş adımlarla Savaş'ın yanına yürüyüp tam karşısında durdum ve yüzümü yüzüne yaklaştırıp. "Az önce söylediğim şeyler bir istek değil, emirdi. Bu yüzden şuanda koşarak bana istediklerimi getirmen gerek." diye fısıldadım. Savaş nefesini tutarken yutkundu ve ardından kafasını ileri geri hızlıca sallayarak arkasını döndü. Sonra da bir yarıştaymış gibi hızlıca koşmaya başladı ve merdivenlerden aşağı indi.

Emir vererek "Sakın yakalanma !" diye bağırdım ve bir kaç saniye sonra demir kapının hızla açılıp kapandığını duydum. Savaş benim yanımda bir çocuğa dönüşse de, o piyasada ki en güçlü adamdı ve herkes ondan korkardı. Korkutamadığı tek kişi bendim ve aynı zamanda onunda korktuğu tek kişide bendim. Aslında ona çoğu zaman sert davransam da acımasız yüzümü genelde Savaş'a göstermezdim. Fakat bu gün bu yüze her şeyden çok ihtiyacım vardı. Çünkü bu gün hayatımla büyük bir kumar oynayacaktım. Oysa sabah uyandığımda bu gününde diğer günler gibi olacağına emindim ama şuanda karşıma bir anda büyük bir fırsat çıktı ve ben bu fırsat için hemen bir şeyler yapmazsam kaybedecektim.

Hayır, hayır. Kaybetmek yok.

Karşımda sadece iki seçenek var; Kazanmak yada kazanmak. Ve ben bir avcıyım, her zaman kazanırım !

Bölüm sonu

25 yorum

  • Ahsen kendine gel baban annesini kaçırmış gerçi ilk bölümde fikrini değiştirdiğini falan söyledi ama güven olmaz

  • Pars en son ahseni zaten takip etmiyor muydu ? Nereye kayboldu

  • Ahsen akıl hastanesinde çok fazla hakka girdi bu haklar burnundan çıkacak gibi Parsın yanına gittiginde

  • Pars zaten ahseni bulmuştu şimdi ortada yok ve Ahsen onu buldu abi benim kafam yanmaya başladı 😂😂

  • Ahsen Türkiye ye getirilip hastaneden kaçtı ama Parsın adamları onu takip etmiyor muydu nasıl saklama bildi ? Pars şuanda nerde gerçi zaten diğer bölümde onun yanına gideceğim işler karışık abi

  • Planı duyunca şimdiden olacakları sıraladım aklımda

  • Savaş iyilik yapacakken kötülük yapan arkadaş karakteri 😂😂 herkeste böyle bir arkadaş vardır

  • ne güzel kaçmışsın işte saklanmaya devam etsene niye babanın düşmanına gidiyorsun gerçi o seni zaten ilk bölümde bulmuştu ama bence ahsen gel dön bu yoldan gitme

  • Parsla ahsenin yolu nasıl ayrıldı ya en son takip etmiyor muydu ?

  • Abi niye ç ve ö harfaleri sansürleniyor 😂😂😂