İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 2 · 14 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 2

🖤 1

AHSEN

Kafamın içinde ki seslerden biri öldür derken, diğeri ise öldürme diyor. Herkesin katili olmak istediğim büyük bir gerçek, ama öldürme diyen ses çok sevdiğim bir insana ait ve bu yüzden ne kadar çok öldürmeyi istesem de, kimseyi öldüremiyorum. Ben bir zamanlar şeytanın korktuğu kadındım. Şimdi ise şeytan düştüğüm bu duruma gülüyor. Bende gülüyorum. Çünkü çok komik. Cehenneminde bana güzel bir oda ayarla şeytan, çok yakında yanına geleceğim. Düştüğüm bu duruma gülmeye devam ederken, bir kaç kadeh yuvarlarız.

İtalya/ Akıl hastanesi

İşkence odasından çaldığım neşterle, kollarımı sırtımda bağladıkları deli ceketinin kemerini gizlice kesmeyi başardığımda, ellerim bir anda rahatladı. Anlımdan bir damla ter yanağıma doğru düştü ve sıcak nefesim dudaklarıma çarparak dışarı çıktı.

Sakinim... Hayır, heyecanlıyım.

Bu benim ilk kez bir akıl hastanesinden kaçışım değil, ama en iz bırakanı olacak. Çünkü bu gün, bu lanet olası hastaneden çıkan tek kişi ben olmayacaktım ve açıkçası özgür bırakacağım insanlar hiçte umurumda değil. Sadece kaçarken geride imzamı bırakmayı seviyorum. Böylesi her zaman daha eğlenceli. Muhteşem planım aklıma gelince dudağımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

'Parti başlasın' diye fısıldadım ve hemen ardından oturduğum yerden ayağa kalkıp, bana en yakın olan görevliye doğru koştum.

İçimde ki vahşi karanlık bir anda canlandı. Bu sırada salonun en köşesinde duran başka bir görevli beni fark etti ve İtalyancayla bağırarak, üzerine doğru koştuğum görevliyi uyardı ama hızım karşısında geç kaldı. Dizlerimin üzerine çöktüm ve erkek görevlinin uyarıya karşı her hangi bir tepki vermesine izin vermeden, elimde ki neşterle pantolon paçasıyla ayakkabısının arasında ki çıplak tenine, yani tendon bölgesini derin bir kesik attım.

Ellerim ve kollarım kırmızı kanla süslendi. İçimde ki karanlık bu görüntüyü çok sevdi. Nede olsa kendisi siyah olsa da, favori rengi kırmızıydı. Erkek görevli dengesini sağlayamadı ve acı dolu iniltilerle yüz üstü yere düşerken, düşüşünü kollarıyla yavaşlattı. Olaya tanıklık eden hastalar ise kedi görmüş bir fare gibi, bağırarak koşmaya ve saklanmaya başladılar. Çığlıkları güzel birer melodi gibiydi. Çok fazla gürültü oluşmuştu ama bu benim için sorun değildi. Çünkü duvarlar dışarıya ses gitmeyecek şekilde tasarlanmıştı ve birde bulunduğum bu hastanenin çok fazla lobi vardı. Bense şuanda misafir girişi yasak olan ve arka bahçeye bakan lobinin içindeydim. Nöbet değişimi ise yirmi dakika önce gerçekleşmişti. Yani bir kaç saat boyunca kimse delilerle dolu bu lanet olası ilaç kokan yere gelmeyecekti.

İşkence odasındayken vücuduma verilen elektriğin etkisinde olan ayaklarım hala uyuşuk olup canımı acıtsa da, dişlerimi sıka sıka ayağa kalktım ve bir sonra ki avıma baktım.

Resepsiyonun içinde oturan sarı saçlı erkek görevli çoktan oturduğu yerden kalkmıştı ve bir tavşan gibi koşarak, ek takviye çağırmak için duvarda ki kırmızı alarm butona doğru gidiyordu. Ah ne kadarda aptal. Yani, masanın altına saklanarak, içeriye gizlice soktuğu telefonunu kullanması daha mantıklıydı.

Vücudunu gizlerdi ve ben onun yanına gidene kadar çoktan birisini aramış olurdu. Gizlice içeri telefon soktuğu için ceza alırdı ama en azından yaralanmazdı. Şimdi ise bir tavşan gibi koşarken benim merhametime kalmıştı ama ben bu boktan kelimenin sadece sözlükteki anlamını biliyorum.

Kafamın içinde ki ses 'Merhamet yok! Kes boğazını!' diye bağırdığında yüzümde ki gülümseme genişledi. Benim için bir dart tahtasından farkı yoktu. Elimde ki neşteri havaya kaldırdım ve ileriye doğru fırlattım. Neşter bir kaç saniye havada süzüldükten sonra boğazına saplandı ve küçük tavşan boğazından akan kanla beraber sessizce yüz üstü yere düştü.

Tam isabet !

Bu muhteşem anı kaçırmamak için neşter boğazına saplanana kadar gözümü hiç kırpmadım ve buna değdi. Neşterin ete saplanması, havada uçuşan küçük kanlar. Ahh muhteşemdi. Aldığı darbeyle vücudu felç geçirmişti, ama eğer neşter on santim yukarı saplansaydı ölürdü. Neyse ki ben iyi bir nişancıyım ve uzun bir zamandır insanları öldürmek gibi bir niyetim yok.

Gülüşüm her geçen saniye belirginleşirken, bu sırada lobide beni ilk fark eden görevli yanıma ulaştı ve kıllı kolunu boğazıma sardı. Aynı zamanda da kulağımın dibinde bağırıp ağzında ki tükürükleri yanağıma savururken, sağ elimi sıkıca tutarak bedenimin yere oturması için tüm vücut ağırlığını üzerime verdi. İş arkadaşlarına yaptığım şeylerden sonra bana çok kızmış olmalı.

Ah çok korkuyorum.

Ne yapacağım şimdi ?

Ha-ha-ha

İşkence odasında babamın verdiği para karşılığında bana işkence yaparlarken, ben onlara daha çok kızmıştım fakat deri kemerlerle yatağa bağlı olduğum için, öfkemden korkmamışlardı. Şimdi ise serbesttim ve birazdan arkamda ki görevlide dahil babamdan para alıp bana işkence yapan yada ben işkence çekerken göz yuman herkese korkunun eli tonunu yaşatacaktım. Tabi arkamda ki ve bu lobideki diğer görevliler hastanedeki en şanslı kişilerdi, çünkü bu aşamada zaman benim için önemli olduğundan onlarla uzun bir süre oynayamayacaktım.

Şanlı pislikler.

Elektrik hala vücudumda gezindiği için bir hamle yapmadan önce vücudumun dinlenmesi için bekledim ve içimden kıkırdamaya devam ettim. Gücümü toparladığımda ise, zayıf olduğu için muhtemelen karın bölgesinde neredeyse hiç yağ olmadığını göz önünde bulundurarak, boşta duran sol elimi hafifçe kırdım ve ardından dirseğimle karın boşluğuna serçe vurdum. Ağzından acı dolu küçük bir inilti çıktı ama vuruşumla nefesi kesildiği için iniltisi fazla uzun sürmedi ve bu sırada boğazımı saran kolu gevşedi. Hiç beklemeden hemen sağ kolumu kurtardım ve görevliye doğru dönerek bu seferde sağ kolumun dirseğiyle çenesine sert bir şekilde vurdum. Beyinle bağlantılı sinirler vurduğum kısımdan geçtiği için, görevli bilincini kaybederek arkaya doğru cansız bir cisimmiş gibi düştü. İçi kum dolu bir çuval gibiydi. Aylardır her gün işkence görüp, havanın bile zorlukla girdiği bir odada tutulmama rağmen, hala formumdaydım ve gücüme her geçen saniye biraz daha aşık oluyordum. Boğazıma hafifçe dokunup ovuşturdum.

Zayıf bedenine rağmen güçlü kolları vardı ve boğazımı acıtmıştı. Onunla daha çok oynamak istiyordum ama hızlı olmalıydım ve zaten bu hastanede oynamayabileceğim daha çok oyuncak vardı. Lobide ki son görevliyi de etkisiz hale getirmenin mutluluğuyla, genişçe gülümseyerek dizlerimin üzerine çöktüm ve içinde bulunduğum lobinin kapılarını açan kartı görevlinin cebinden aldım. Ancak hemen ayağa kalkmadım çünkü intikamı seven tarafım görevlinin baygın suratına sert bir yumruk atarak burnunu kırdı. Bu boynumu acıttığı içindi.

Ayağa kalktığımda ise hızlıca arka bahçeye doğru açılan kapının yanına giderek kapıyı açtım. Sonrada içeride hala koşuşturup saklanmaya çalışan hastalara doğru bakarak akıcı İtalyancamla 'Dışarı çıkın !' diye bağırdım. Bunu söyleyiş tarzım biraz kapaydı. 'Siktirin gidin' dercesine söylemiştim ve kaba oluşum işe yaramıştı. Sözlerimi tekrarlamama bile gerek kalmadan hepsi yanımdan koşarak geçip dışarı çıktı. Delide olsalar sözümü dinlemeleri gerektiğini anlamışlardı. Şey.. aslında bazıları deli değildi.

Hayatım boyunca çok fazla aklını kaçırmış insan gördüm ve bu yüzden hastanede ki doktorlardan daha fazla tecrübeliyim. Sadece insanların suratına bakarak bile deli olup olmadıklarını anlayabiliyorum. Her akıl hastanesinde böyle tipler vardı. Buraya aklı başında olmasına rağmen gelen kişilerden biri evsizlerdi. Sokakta yaşamaktansa, akıl hastanesinde deli numarası yaparak yaşamayı tercih ediyorlardı. Sıcak yemekler ve soğuktan korunacakları bir barınak onlar için bir elmas kadar değerliydi. İkinci kişiler ise suçlulardı, hayatlarını ceza evinde geçirmek istemiyorlardı ve bu yüzden onlarda deli taklidi yaparak daha az hapishane olan burada kalıyordu. Ancak bu hastanede yapacağım şeylerden sonra, kesinlikle onlarda delirecekti. Bundan emindim. Yapacağım şeyler aklıma gelince dudağımın kenarı yukarı doğru kıvrıldı.

Kapının yanından ayrılmadan önce, saçımda ki siyah tokayı çıkartıp yere attım ve ellerimle saçlarımı dağıttım. Şimdiden özgür hissediyordum. Planımın birinci aşaması bittiğine göre artık ikinci aşamasına geçmem gerekiyordu, bu yüzden salonun diğer ucunda ki kapıya doğru yürümeye başladım. Ancak bu sırada uzun boylu, siyah saçlı bir erkek hastanın içeride olduğunu fark edince yerimde durdum. Sırtı bana dönüktü ve lobinin köşesinde ki pencereden dışarı bakıyordu. Köşede durduğu için daha önce onu fark etmemiştim ve bütün hastaların dışarıya çıktığını sanmıştım. Sıkıntıyla gözlerimi devirdim ve beni duyması için yüksek bir sesle. ''Hey !'' diye bağırdım ama her hangi bir tepki vermedi.

Lanet olsun.

Hastaya doğru yürümeye başladım ve hemen arkasına geldiğimde durup mavi hasta kıyafetiyle kaplı geniş omzunu sıkıca tuttum. Sanki etten bir omuza değil de taşa dokunuyor gibiydim. Bu sırada burnumu deri ve odun kokusu doldurdu.

Lanet olası hastanede bu parfümü nerden bulmuştu ?

Adam kafasını sağ tarafa doğru hafifçe döndürdü ama boyu benden çok uzun olduğu için sadece güneşle parlayan gür siyah saçlarını ve yapılı çenesinin çok azını görebildim. Her kelimeme vurgu yaparak sert bir ses tonuyla İtalyanca konuşmaya devam ettim.

''Beni duymuyor musun ? Sana dışarı çıkmanı söyledim.'' dediğimde kaslarının gerildiğini hissetim. Beni duyuyordu. Bunu kelimelerimden ve belki de dokunuşumdan hoşlanmayan vücudunun daha çok sertleşmesinden anlayabiliyordum ama yine de bana bakmayı reddediyordu.

''Hey ! sana diyorum.''

Omzunu daha sıkı tutup yüzünü görmek için döndürmeye çalıştım fakat bu sırada o sol taraf doğru döndü ve yanımdan uzaklaşıp kapıdan dışarı çıktı. Bir kaç saniye önce taştan omzunu tutan elim yavaşça aşağıya doğru inerken, geriye sadece deri ve odun kokusu kaldı. Hastanın hareketleri bir an bana garip geldi ama akıl hastanesinde normal hareketler sergileyen kimse olmadığından bu düşünce hızlıca aklımdan uzaklaştı ve ben tekrar planıma odaklanarak ileriye, yani salonun diğer ucuna doğru koştum.

Kapının önüne geldiğimde ise elimde ki kartla kapıyı açtım ve hastanenin geniş koridorunun içine girdim. Sonra da daha iyi hareket edebilmek için arkadan yırtığım deli ceketini üzerimden çıkartıp yere attım.

Normalde deli ceketleri önden bağlanıyordu ama ben bir kaç kere kollarımı önden bağladıkları deli ceketini kolayca yırtıp özgür kalmayı başarınca, arkadan bağlamaya karar verdiler. Böylesi daha zordu fakat yine de istediğimi yaparak her zaman ki gibi zekam ve gücüm sayesinde kurtulmayı başardım. Heyecanım her geçen saniye daha da artarken, özgür bırakacağım hastaların tutulduğu odalara gitmek için vakit kaybetmeden koridorun içinde yürümeye başladığımda, koridorun sonunda bir anda üç görevli belirdi.

Sakin bir şekilde gülümseyip, elimi havaya kaldırdım ve iki yana sallayarak "Ciao!" dedim. Cevap vermediler ve bana doğru yavaşça yürürken bir süre çatık kaşlarla suratıma baktılar. Ancak daha sonra yere attığım deli ceketini fark ettiklerinde, nihayet bir terslik olduğunu anlayıp bana doğru bağırarak koşmaya karar verdiler. İşte başlıyor. Güzel bir ritimde ıslık çalarak duvarda asılı duran yangın tüpünü elime aldım ve pimini çekerek bende onlara doğru koştum.

''Beyler sakın elimde ki yangın tüpüne aldanmayın.''

''Size dünyada ki cehennemi yaşatacağım!''

PARS

BİR HAFTA SONRA

Yunanistan / Santorini

Akıl hastanesinde yaratığı kaosu kendi gözümle gördüğüm için şuanda vücudunun iki katı büyüklüğünde olan altı adamı tek başına etkisiz hale getirmesi beni pekte şaşırtmıyordu, ancak hala hareketleriyle beni etkilemeyi başarıyordu ve aynı zamanda takdirimi de kazanıyordu. Yeşil gözlerinde hiç kaybolmayan o yıkıcı ateşe bakarken sadece zeki değil, aynı zamanda pes etmeyi bilmeyen güçlü ve tehlikeli bir kadın görüyordum ve tehlikeli tarafı onu fazlasıyla sıra dışı bir kadın yapıyordu. Hareketleri hesaplanmayan ve önüne çıkan herkesi ezip geçen büyük bir tehlike. Fakat beni etkileyen tek şey bunlar değildi çünkü Ahsen Ar'a bakarken, yıllar önce çayırlıkta karşılaştığım kız aklımda canlanıyordu. Melek yüzlü şeytan ruhlu kız. O kızın ismini hiç bir zaman öğrenemediğim için ona bu ismi uygun görmüştüm, şimdi ise aynı yüz ve aynı ruhla bir kadın duruyordu karşımda. Yüzümde tatlı bir acı hissettiğimde, dudaklarım benden izinsiz hafifçe gülümsedi.

"Pars." Dürbünü gözlerimden çektim ve yanıma gelen Ateş'e baktım. Geldiğine göre ondan istediğim bilgiyi öğrenmiş olmalıydı. Ateş sırtını duvara yasladı ve kollarını karnında birleştirdi. Sonrada kafasıyla bir kaç metre illerimizde ki açıklıkta Ahsen Ar'ı çevreleyen beceriksiz adamları işaret etti "Tahmin ettiğin gibi bunlar Cem Ar'ın adamları."

Cem Ar'ın ismini duyduğum için çenemde bir kas seğirirken kafamı ağır ağır salladım. Bu adamlar üç saat önce Ahsen Ar'ın peşine düştüğünde aklıma gelen ilk kişi Cem Ar oldu çünkü Ahsen Ar ayakta yürüyen bir hayaleti. Dünya onun varlığından habersizdi. Ayrıca saklanıp arkasında iz bırakmama konusunda doğal bir yeteneği vardı. İtalya'dan Yunanistan'a geçerken, polislerle bile yakalanmamıştı. Yani tamda tahmin ettiğim gibi Cem Ar benim sayemde kızının yerini bulmuştu. İhanetin tarif edilemez rahatsız kokusu etrafımı sardığında küçük bir küfür savurdum. Yanımda çalışacak adamları en ince ayrıntısına kadar araştırıp ben seçiyorum, ama para yada ölüm tehditti onların hemen taraf değiştirmesine neden oluyor. Bazıları zekice davranarak yanıma geliyor ve Cem Ar'ın onları tehdit etiğini söylüyordu, ama aptal olanlar hemen taraf değiştiriyordu ve sonunda benden af dilerken ölüyorlardı. Gerçi henüz ölmemiş bir hain vardı ve bu bilgiyi onun Cem Ar'a ilettiğine emindim. Onun için harika ölüm senaryolarım var.

''Anlamadığım şeyler var. Cem Ar aklı başında olmasına rağmen neden kızını akıl hastanesine kapattı ve şuanda neden adamları kızını öldüresiye dövüyor ? Tabi kızda babasının adamlarını öldüresiye dövüyor. Az önce resmen bir adamın bacağını, dizine tekme atarak kırdı ve yemin ederim ki kemiğin kırılma sesini metrelerce uzak olsam bile duydum.''

''İtalya'da ki akıl hastanesinden sonra hala kadının yaptıklarını mı sorguluyorsun?''

Ateş, kenarda bekleyen Murat'ın sorusu karşısında omuz silkti ve benden bir cevap bekledi. Ateş'in sorularını uzun bir zamandır düşünüyordum ama henüz bir şey bulamadım. Bildiğim tek şey Ahsen Ar'ın akıl hastanesine kapatılmayacak kadar zeki bir kadın olduğu ve babasından kaçtığıydı. Tabi birde oldukça tehlikeli bir psikopattı. Davranışları ve zihni masum suratıyla oldukça zıttı. Hemen sol tarafımda duran Murat tekrar konuşup. "Pars onu yakaladılar." dediğinde pekte şaşırmadım ve bir sigara yakıp dudaklarımın arasına yerleştirdim. Sigaramdan derin bir nefes alırken de tekrar dürbünle Ahsen Ar'ın olduğu tarafa baktım.

Bunca süre tek başına direndiği için taktirimi kazansa da, elinde sonunda yakalanacağını biliyordum ve o an sonunda geldi. Dört adam Ahsen Ar'ın kollarını ve bacaklarını tutup yerden kalkmasını engellerken, başka bir adam silahının kabzasıyla Ahsen Ar'ın kafasına vuruyordu. Ahsen Ar'ın yüzünü net bir şekilde görebiliyordum. İnanılmaz bir kadındı ve beni her gecen saniye daha da şaşırtıyordu, çünkü kafasına serçe vurulmuyormuş gibi ve sanki canı hiç acımıyormuş gibi ona vuran adama bakarak gülümsüyordu.

Yakalanmıştı. Kaybetmişti. Fakat yüzünde ki gülümsemeyle direnişini ayakta tutuyordu ve onlara kaybetmediğini gösteriyordu. Savaşmayı hiç bırakmıyordu.

Bir an tüm dikkatim ona fazlasıyla yakışan gülümsemesine odaklansa da, anlından akıp dudağına kadar ulaşan kanlar dikkatimi dağıttı ve gözlerim Ahsen Ar'a vuran odama yoğunlaştı. İlk başta adamın onu bayıltmak istediği için vurduğunu düşündüm, ama vuruşları normal değildi. Kindar bir şekilde kafasını kırmak istercesine vuruyordu ve ikinci vuruşunda Ahsen Ar zaten bayılmıştı, ama adam durmayıp acımasızca vurmaya devam etti. Adamın gözlerinde nefret vardı. Gözlerim tekrar Ahsen Ar'ın yüzüne odaklandığında ellerimin kasıldığını hissetim. Beynim yine bana bir oyun oynayıp beni o çayırlığa götürürken, garip duygular her tarafımı sardı. Akıl hastanesinde o masum yüzüyle yaratığı kaosu gördüğümden beridir hep aynı düşünce aklımda canlanıyordu.

"Pars bir şey yapmayacak mıyız ? Kızı öldürecekler" Ateş'in sesiyle beynimin her tarafını saran imkansız düşüncelerim kayboldu. Ağzımdan çıkan tek bir kelimeyle Ahsen Ar'ı alabilirdim, ama bunu yapmayacaktım. Çünkü şuanda aralarından biri kafasını kırmaya çalışsalar da, amaçlarının Ahsen Ar'ı bayıltarak etkisiz hale getirmek olduğunu biliyordum. Yoksa çoktan bellerinde bir oyuncak gibi taşıdıkları silahlarla Ahsen Ar'a ateş ederlerdi. Bu yüzden soğuk sesimle Ateş'e net bir cevap vererek "Beklemeye devam edeceğiz." dedim.

Ateş cevabımdan pek hoşlanmamış olacak ki yaslandığı duvardan sırtını çekerek sert bir sesle konuştu "Ne demek beklemeye devam edeceğiz ? Planımıza göre onu biraz izledikten sonra yakalayacaktık." Fikirlerimin sorgulanmasından hoşlanmıyordum ama Ateş sadece sağ kolum değil aynı zamanda manevi kardeşimdi. Bu yüzden silahımı ağzına sokup kurşunun metalik tadına bakmasını sağlamak yerine, sakin kalmaya özen göstererek kısa ve net bir cevap verdim:

"Planı değiştirdim."

Ben karşımda sadece zeki bir kadın bulmayı umut etmiştim, ama Ahsen Ar umduğumdan daha farklı biri çıktı. Genelde her şeyi önceden tahmin etiğim için pek şaşırmam, ama Ahsen Ar beni fazlasıyla şaşırttı ve onun için planladığım şeyleri değiştirdi.

''Ne demek değiştirdin ? Pars içimizde bulamadığımız bir hain var ve artık Cem Ar herkesten sakladığı kızını bulduğunu öğrendi. Eğer kızın şimdi gitmesine izin verirsek Cem Ar onu bulamayacağımız bir yere saklayabilir.''

Gözlerimi öfkeyle kıstım, bu sırada dudağım alaycı bir şekilde hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. Ateş'in sözleri beni sinirlendiriyordu çünkü söylediği her şeyi zaten düşünmüştüm, ama o bunları düşünmediğimi sanarak beni aydınlatmaya çalışıyordu. Ayrıca sağ kolum olup neler yapabileceğimi en iyi onun bilmesine rağmen az önce gücümü küçümsedi. Komikti ve aynı zamanda sinir bozucu.

''Sende çok iyi biliyorsun Ateş. Radarıma takılanlar, benden kurtulamaz.''

Ve Ahsen Ar çoktan radarıma takıldı. Artık onu hiç bir güç benden alamaz.

Sözlerim bittiğinde etrafı bir silah sesi kapladı ve Ahsen Ar'ın başında duran adam altıncı kez Ahsen Ar'ın kafasına vuramadan, kurşunun girdiği yaralı omzuyla acı içinde yere düşüp kıvranmaya başladı. Silahın nerden sıkıldığını görmek için etrafa baktığımda, bu adamların Cem Ar'a ait olduğunu kanıtlayan kişi görüş alanıma giriş yaptı.

Savaş Kıraçlı. "Aptallar ! Size ona zarar vermeyeceksin demiştim !" Onlardan çok uzaktaydım ama Savaş Kıraçlı yüksek sesle bağırdığı için öfkeli sözlerini duyabiliyordum. Ahsen Ar'ı tutan adamlar ayağa kalkıp korkuyla geriye doğru bir adım atarken, Savaş Kıraçlı neredeyse Ahsen Ar'ın kafasını parçalayacak adama bir kurşun daha sıktı ve bu sefer ki kurşun kafasına saplanıp hayatını sonlandırdı. Sonra da Ahsen Ar'ı yerde tutan diğer adamların bacağına birer el ateş etti.

Hepsi acı içerisinde dizlerinin üzerine çöktü.

''Bunların hepsi deli'' diye fısıldadı Murat.

Son bir kez yerde baygın bir şekilde uzanan Ahsen Ar'a baktım. Ardından sigaramı yere attım ve ayağımla ezip söndürdüm "Takibi bırakmayın ve Ahsen Ar'ı nereye götürdüklerine bakın. Onunla yalnız kaldığında konuşacağım." dedim ve arkamı dönüp Santorini adasının beyaz evleri arasında yürümeye başladım. Bu sırada Ateş bağırarak ''Konuşmak mı ? Onunla neden konuşacaksın ki ? Pars planımızda sadece kızı alıp annen karşılığında takas etmek vardı. Tanrı aşkına Pars bir şeyler söyle !'' Ateş konuşmaya devam etti ama beynim ileriye doğru attığım her adımda zihnimde canlandırdığı görüntülerle Ateş'in sesini bastırıp yok etti.

Etrafa ateş saçan koyu yeşil gözleri, tehlikenin habercisi olan güzel gülümsemesi, insanların kemiklerini kıran narin elleri, bir ölüyü anımsatan beyaz teni ve güneşte parlayan uzun kumral saçları. Fakat bunların arasında en çok ilgilendiğim şey melek yüzü ve şeytan ruhuydu...

Eğer anlaşmayı sevdiyseniz, bana ve romanıma destek vermek için yorum yapıp beğenmeyi ve bu romanı seveceğini düşündüğünüz insanlarla paylaşmayı unutmayın. Şimdiden teşekkür ederim. 🖤

Bölüm sonu

46 yorum

  • Kitaplarınıza daha çok okunma ve karşılıklı destek mi arıyorsunuz? O zaman sizi 4k üyeli "YZR Legion Luxe" Discord serverimize bekleriz. Yazarlara destek, sesli & yazılı aktif chat, oyun, toplu müzik temelli sunucumuza dahil olmak için Google'de "YZR Legion Luxe" aratarak Disboard'dan girmeniz yeterlidir. Bu projemiz aslında yazarlara destek içindir ama bunu reklam gibi görüp rahatsız olursanız haber etmeniz yeterlidir. İyi günler.🌸 https://discord.gg/SJtpHRWMFF - süresiz link🖇️

  • Kitaplarınıza daha çok okunma ve karşılıklı destek mi arıyorsunuz? O zaman sizi 4k üyeli "YZR Legion Luxe" Discord serverimize bekleriz. Yazarlara destek, sesli & yazılı aktif chat, oyun, toplu müzik temelli sunucumuza dahil olmak için Google'de "YZR Legion Luxe" aratarak Disboard'dan girmeniz yeterlidir. Bu projemiz aslında yazarlara destek içindir ama bunu reklam gibi görüp rahatsız olursanız haber etmeniz yeterlidir. İyi günler.🌸 https://discord.gg/SJtpHRWMFF - süresiz link🖇️

  • Başlıyorum. İnşallah bahsedildiği kadar güzeldir.

  • Pars benim 10398484 kocam olacak gibi duruyor 😁😁😁 çok seversem birinci de olabilir

    1Yanıt