İçeriğe geç

Anılar ve Tanılar

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Anılar ve Tanılar

Bölüm 6

Buz Pisti ve Gezgin

Köprüden geçtiğim vakitten yaklaşık 1 saat geçmişti artık. Haritada işaretlediğim yerlerden, hostele doğru bir rota oluşturdum ve ilk durağıma doğru yürümeye başladım. Biraz sokak arasında kalan bir kiliseydi ama uzunlamasına mimarisi, klasik olsa da güzeldi.

(Bahsettiğim kilise, ‘Maria am Gestade’ yani ‘Nehir Kıyısındaki Meryem’. Şehrin en eski kiliselerinden biri. Mevcut binanın inşaatına 14. yüzyılda başlandığı yazıyor.)

Ayrıca orada uzak doğudan olduğunu düşündüğüm (sanırım) 3 kişilik bir grup da vardı. Onlar da benim olduğum merdivenden kilisenin fotoğrafını çekmek istiyorlardı belli ki. Kadrajda çıkmayacağımı düşündüğüm bir köşeye çekildim ve onları bekledim. Sonrasında onlar işini bitirmeye yakın yavaş yavaş ben de onların yakınına gittim ve birkaç fotoğraf aldım. Hatta çektiğim fotoğrafta arkamızdan vuran sokak lambası ışığıyla, iki farklı gölge benim gölgemin yanında uzanıyor.

(Bahsettiğim fotoğrafı da koyasım geldi. Çok büyük detay şüphesiz(!).)

Açıkçası o zamana kadar hostel hariç karşılaştığım tek turist grubu sanırım onlardı. Viyana gibi büyük bir destinasyonda bu kadar az turist olması garibime gitmişti. Kış ayları dışında çok daha fazla turist çekeceği aşikâr tabi ama kışın gitmiş olsam bile bu kadar az turistle karşılaşmayı beklemiyordum.

Her zaman yaptığım gibi bu sefer de birçok farklı açıdan yapının fotoğrafını çektim ve sıradaki yere doğru ilerledim. Bu seferki yol üstündeki bir heykel olduğu için zamanımı almadı. Telefonumun gece çekimi iyi olmadığı için bu ilk heykelin fotoğrafı çok iç açıcı değil ama birçok farklı sokağı görmeniz açısından iyi olabilir. Zira Viyana; daha öncesinde de bahsettiğim gibi, bazı yerlerde tamamen grilerle kaplı olan bir şehir olmasına rağmen göz yormayan bir estetiğe sahip. Ne kadar çok fotoğraf o kadar çok köfte. Köfte protein için tabi.

(İlk fotoğraf, bahsettiğim sokak ve ikinci fotoğraf orjinal adıyla ‘Mariensäule’ yani Marian Sütunu. Tepesinde Meryem’e adanmış heykel bulunuyor.)

Yolda başka bir tarihi binaya daha rastladıktan sonra kısa bir yürüyüşle St. Peter Kilisesi’nin olduğu alana geldim.

(İlk fotoğraf, St. Peter Kilisesi’ne ait. Her zamanki gibi sokakla bütünleşmiş bir havası var. Şuanki bina 18. yüzyıla dayanıyor. İkinci fotoğraf ise Veba Sütunu.)

Veba Sütunu’na minik bir paragraf eklemek istiyorum burada. Çünkü işçiliğiyle gerçekten çok ilgimi çekmişti. İnternette 1679'daki Büyük Veba salgınından sonra dikildiği yazıyor. Üzerine farklı soyluların ve hanedanların armalarının işlendiği bu sütun, temelde 3 farklı katmandan oluşuyor imiş. En alt katman insanlara (aynı zamanda o zamanki imparatorun tanrıya dua ettiği katman), orta katman meleklere ve en üst katman da Kutsal Üçlü (Baba - Oğul - Kutsal Ruh)’ye ayrılmış. Konumu da gayet güzel olan bu sütun, Viyana’nın en bilindik anıtlarından bir tanesi. Sütunda daha birçok detay bulunsa da merak edenleri araştırmaya davet edeyim ve yavaştan Viyana Belediye Binası’na yol almaya başlayayım.

Tabi belediye binasına gitmeden önce birkaç durak daha var haritamda. Hofburg İmparatorluk Sarayı’na benim geldiğim rotadan bir giriş vardı. Arabaların ve yayaların kendi yoluna sahip olduğu geniş bir kapıydı. Açıkçası bu saraya da girebilmeyi isterdim. Ama gece gelebildiğim için en azından sarayın avlusunu gezmek için içeri doğru yol aldım.

(Hofburg Sarayı’na giriş yaptığım kapı. 17. yüzyılda yapılmış, birçok hanedana ve önemli kişiye ev sahipliği yapmış bir saray. Kışlık saray olarak geçiyor kendileri. Çok fazla sayıda tarihi esere ev sahipliği yapıyor imiş.)

Hatta şuan okuduğuma göre, biraz fazla sayıda eser barındırıyor saray. 4,5 milyondan fazla olduğu yazıyor. Neyse, giremediğim için hayıflandığım saatleri görmezden gelelim ve avlusuna geçelim. Tabiki de koca saray bu kapıdan ibaret değil. Bayağı büyük bir iç kısmı vardı. Sadece avluda bile bir sürü heykel ve anıt vardı. Sarayın dış kısmındaki etkileyici işçiliği hiç saymıyorum bile. Telefonumun muhteşem(!) gece kamerası sayesinde çektiğim aşırı kaliteli fotoğraflardan birisiyle bile eserlerin kalitesini örneklendirebilirim bence.

(Ekstra kaliteli(!) heykel fotoğrafı ve sol alt köşesinde fotoğrafla alakasız olsa da bir şekilde dahil olan soluk gölgem.)

Yani, yüzlerce yıllık eserleri boşverin de, benim gölgemin dahil olmasıyla nasıl da şahesere dönüşmüş ama fotoğraf, değil mi? Durun, ben cevap vereyim, değil. Ama yine de bilerek bu fotoyu gölgemi kırpmadan koydum. Doğallık, çok önemli. Tamam, kestane balının diyarı Zonguldak Gökçebey Pazarlıoğlu Köyü ile alakam yok, doğal bal falan üretmiyorum. Ama yine de doğallık önemli (bu arada tüm dünyaya selamlar).

Sanırım bir saray kapısı daha geçtim ve ana avluya vardım. Asıl binaların ve büyük bahçenin olduğu yerdi burası. İyice merkezin içi olduğu için de kalabalık bayağı artmıştı.

(Hofburg Sarayı’nın ana binalarından birisi.)

Biraz önceki fotoğrafa bayağı benziyor olsa da ışıklandırmasından ve heykelden anlayabileceğiniz gibi farklı bir bina bu. Yazarken araya zaman girince unutabiliyorum ben, ondan sizi de uyarayım dedim. Tamam itiraf ediyorum; bu satırları yazmak için fotoğraflar arasında tekrar dolaşmaya başladığımda aynı fotoğraf zannetmiştim bu ve diğer fotoğrafın kopyalarını. (:b). Bazı fotoğrafların çok fazla kopyası oluyor tabi. Ama sizler için aralarından en güzel ve en uygunlarını seçmeye çalışıyorum.

İlk fotoğraf, dikkat ederseniz hemen öncesinde gördüğünüz ana binanın uzaktan çekilmiş hali. Karşılıklı heykellerin uzak olanından çekmiştim bunu. Bu arada sırf dış heykeller ve işlemelerde bile fazlasıyla detay var. Örneğin binaya yakın olan heykel, Prens Eugen’in heykeli. 2. Viyana kuşatmasında Viyana’nın savunmasında görev alan ve sonrasında birçok kez Osmanlı ordularıyla çarpışan önemli bir komutan. Diğer heykel de Arşidük Karl’a ait mesela. O fotoğrafı da saray avlusunun, belediye binasını gören kısmına doğru çektim. İlgisini çekenleri her zamanki gibi araştırmaya davet edelim. Zira önemli kişiler bunlar.

Evet, gitmeyi hedeflediğim yer, arkadaki ışıltılı bina. Ben ve avludaki yaşlı çiftin sönük neşesinin yanında fazlasıyla ışıldayan bir yapı. Ya da sadece benim neşem sönüktü, bilemeyeceğim. Biraz etrafa göz attıktan ve fotoğraf çektikten sonra yavaştan avludan çıkmaya başladım. Oturakların olduğu bir yan yolu kullanarak, hafiften yolumu uzatmış olsam da belediye binasının yoluna girdim. Giderken de bir sokağın fotoğrafını çekmişim. Neden bilmiyorum.

Belediye binasına yaklaştıkça da müzik sesleri ve ışıklar gittikçe artmaya başladı. Başta ne olduğunu anlayamadım. Kalabalık da bayağı artmıştı. Ana yoldan karşıya geçtim ve artık kocaman bir buz pisti karşımda duruyordu. Orjinal adına ‘’Rathausplatz’’ dedikleri meydanda çocuk - yetişkin bir sürü insan buz pateni yapıyordu. Sanırım her yıl kış aylarında buraya pisti kuruyorlarmış. Gördüğüm en güzel buz pistiydi kesinlikle. Farklı yollar ve hatta ikinci katı bile vardı pistin. Bayağı kişi pistteydi. Kayanları izledim biraz ve bir de video çektim. Yavaş yavaş arka taraflara geçtim. Sonra bilet kısmını gördüm. Çok pahalı değildi ve ekipman da kiralıyorlardı. Daha önce hiç yapmamıştım buz pateni. Bu yüzden de çekindim. Yanımda da kimse yoktu. Gayet eğlenceli duruyordu aslında ama biraz daha pistin çevresinde takıldıktan sonra yalnızlığım, çekincelerime dahil olarak ağır bastı ve belediye binasının birkaç fotoğrafını aldıktan sonra oradan ayrıldım. Saat de iyice geç olmuştu ama ben sonrasında pişman olacağımı bilerek de olsa üzgün yalnızlık moduna geçiş yapmıştım bir kere. Işıklı ve cıvıltılı belediye bahçesini arkamda bıraktım ve hostele yöneldim.

Ara sokaklarda yine in cin top oynuyordu. Zaten hostel de hafiften merkeze uzak olduğundan, sokaklarda kimse kalmamıştı. Hostele girdim ve zaten yemek yediğim için mutfağı es geçip direkt odaya gittim. Biraz telefonda takıldım ve yarınki tren biletimi kontrol ettim. Rezervasyonum tamamdı ama gezebileceğim birkaç yer daha vardı yol üstünde. İşaretli yerleri kontrol ettim, çantamı topladım ve muhtemelen yattım. Yarın için beni bir sürü iş bekliyordu kapıda ve kafamı yastığa koyduğumda, benim ilk seferimde olduğum gibi kapı şifresini girmeyi bilmediklerini umuyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.