----
O akşam yemek masasındaki kahkahalar ve sohbetler yavaş yavaş azalmaya başlamıştı. Gökhan, Mete ve Sema artık iyice durgunlaşmış, içlerindeki enerji tükenmiş gibiydi. Masadaki son lokmalar yenilirken ben de içten içe akşamın nasıl bu kadar keyifli geçtiğine şaşırıyordum. Herkes yavaşça dağılmaya başladı, Gökhan ve Mete oturma odasında oyun konsolunu açarken, Sema mutfakta toparlanmaya başlamıştı.
Ben ise Anıl’ın o akşam diğerlerinden biraz farklı olduğunu fark etmiştim. Gözlerimiz arada sırada buluşuyordu, ama bu bakışlarda bir şey vardı, bir gerginlik, hatta bir arayış. Her zaman mesafeli olmaya çalışmıştım ama bu akşam, o mesafe sanki yer yer ortadan kalkıyordu. Birkaç kez eline uzandığımı fark ettim, sonra hemen geri çektim. Beni izlediğini hissediyordum.
İçimde bir şeyler kıpırdandı, ama bu hissi tanımlamak zordu. Bir an mutfak tezgahına yaslandım, derin bir nefes aldım. O sırada Anıl yanıma yaklaştı, elleriyle masaya dayanarak yüzüme baktı.
“Parla, her şey yolunda mı?” diye sordu, sesinde yumuşak bir tını vardı, normalde duymadığım bir ton.
“Evet,” dedim, ama sesim biraz titredi. Gözlerine bakamıyordum, içimdeki garip çekimi hissettiğim anlardan biriydi bu. Anıl’ın varlığı o kadar yakındı ki, nefesini yüzümde hissediyordum.
O an, birbirimize bir adım daha yaklaştık. Kalbim deli gibi atıyordu, ama durmadım. Ellerimiz bir an için birbirine dokundu, sonra o an, Anıl beni kendine doğru çekti. Dudaklarımız birbirine yaklaştı, nefeslerimiz neredeyse birbirine karışıyordu. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. İçimdeki bu yoğun hisler, beni kontrol edemeyeceğim bir noktaya getiriyordu. Kokusu beni mest etmişti.
Anıl’ın elleri yavaşça belime dokundu, vücudumun titrediğini hissettim. Onun sıcaklığı beni tamamen sardı, dokunuşu tüm dünyayı unutturacak kadar güçlüydü. Bir eli belimden aşağı bir eliyse yukarı doğru kaydı, kendini bana sertçe bastırdı. Dudaklarımızın buluşacağı an, her şey donmuş gibiydi. Zaman durmuştu. Tam o anda...
Birden gözlerimi açtım.
Kendi yatağımda, karanlık odada tek başıma yatıyordum. Nefes nefese kalmıştım, kalbim hala deli gibi atıyordu. Etrafıma bakındım, oda sessiz ve huzurluydu. Bir an için neyin gerçek, neyin rüya olduğunu ayırt edemedim. Birkaç saniye boyunca ellerime baktım, hala Anıl’ın dokunuşunu hissediyor gibiydim. Ama bu sadece bir rüyaydı. Kendi kendime güldüm, hissettiğim hayal kırıklığıyla birlikte yataktan doğruldum.
Rüya bile olsa, o hisler, Anıl’ın yakınlığı gerçek gibi gelmişti.
Yataktan kalkıp hava almaya balkona çıktım, derin hava beni kendime getirmişti. O sırada karşı camda Anıl'ı gördüm, sanırım onu da uyku tutmamıştı. Beni şokla izliyordu, neden öyle baktığını düşünüyordum ki şortlu takımım ve sütyensiz oluşum aklıma geldi. Utançla odama geri kaçtım.
Telefonumdan gelen bildirim sesiyle elime aldım, kayıtlı olmayan bir numaraydı.
+9053*******: Dışarı bu şekilde çıkma, başkaları görse hoş olmazdı.
Numaraya girip fotoğrafa bakınca kalbim ağzıma geldi. Anıl. Numarasını kaydettim.
Parla: Hava almak için iki dakika çıkmıştım Anıl abi.
Parla: İyi geceler.
Anıl Karabulut: İyi geceler Parla.
Aralık perdelerden gördüğüm kadarıyla halen benim balkonuma bakıyordu.