İçeriğe geç

Anıl Abi

Bölüm 39 · 3 dk okuma

Anıl Abi

Bölüm 39

İstanbul- Anıl

----

Anıl'ın gözünden

İstanbul’daki ofise adımımı attığımda her şey planladığım gibi ilerliyordu. Girişte beni karşılayan ekip raporlarını çoktan hazırlamış, toplantı odasında bekliyordu. Son sınıfta kurduğum bağlantıyla Kore'deki bir teknoloji firmasında staj yapmıştım. Mezun olduktan sonra da çalışmaya devam etmişim yıllardır da aynı firmadaydım. İki yıl kadar orda yaşamıştım. Çeşitli avantajları olsa da ülkemi ve içindekileri özlediğimden geri dönmüştüm. Hem zaten aynı firmanın Türkiye ayağında çalışıyordum. Kore’de yaşadığım dönemde, hem mühendislik hem de iş yönetimi konusunda farklı bir bakış açısı edinmiştim. Fayda ve işlevsellik her şeyin önündeydi. O dönem eğlenceyi ve hazzı da bu mantıkla ele alıyordum. Şimdi geriye dönüp baktığımda hâlâ bu yaklaşımın izlerini taşıyordum.

İstanbul’daki toplantılarda konular netti: üretim hattındaki verimlilik, maliyet analizi ve Türkiye pazarındaki genişleme stratejileri. Fabrika kurulumu devam ediyordu ve ben de süreci denetlemek için buradaydım daha doğrusu fabrika Tekirdağ'da kuruluyordu ben de İstanbul'dan gidip geliyordum. Sorularımı sorarken, yüzümde bir ciddiyet vardı. İş hayatımda bu yönüm ağır basıyordu; gereksiz muhabbetlere, samimiyete yer yoktu. Normalde olduğumdan daha nemruttum.

Bu süre zardında her fırsatta telefona baktım. Parla'yla olabildiğince konuşmaya çalışıyordum. Üç gün kısa gibi görünse de oldukça uzundu. Ve sanırım özlüyordum. Anıl: “Günün nasıl geçiyor?” Beş dakika sonra telefonum titredi. Parla: “Yoğun ama güzel. Senin nasıl?” Anıl: “Toplantılar, konuşmalar... Senin sesine ihtiyacım var.” Parla: “Dramatik olmaya başladın.”

Gülümsedim. Ben? Dramatik? Önceki ben buna gülerdi. Ama artık Parla ile başka birine dönüşüyordum.

Akşam, iş çıkışı Mert’le buluştum. Her zamanki gibi neşeliydi ama gözlerindeki merak saklanamayacak kadar açıktı. Muhtemelen öğrenmişti. Beni bir yere getirmişti. Yıldızlı bir restoranttı balık ürünleri üzerine. Aslında yemekler bayağı lezzetliydi özellikle İstiridye çok iyiydi ama fazla yemeye cesaret edemedim sıkıntı çıkabilirdi.

“Eee” diye başladı şarabından bir yudum alarak. “Bana anlatmak istediğin bir şeyler var mı Anıl kuşum?”

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım. “Ne demek istiyorsun Mert kuşum?” güldüm yüzündeki şaşkınlık komiğime gidiyordu. “Parla’dan bahsediyorum tabii ki. Beni saf mı sandın?”

İç çektim. “Ne kadar biliyorsun?” “Bana değil ona sor. Sürekli senden bahsediyor. Üniversitede daha az konuşuyordu. ” parmak uçlarıyla masada görünmez bir çizgi çekti ağzı tuhaf bir hal aldı.

Bunu duyunca istemsizce içim rahatladı. Parla gerçekten de benden bahsediyordu demek.“Seni flört listemden siliyorum” dedi Mert aniden çok ciddi bir biçimde. “Tüh, oysa ki ne güzel eğleniyorduk.” dedim.

Gülerek başımı iki yana salladım. “Çok üzülmüş gibi görünüyorsun.” “Beni düşünme, ben kendi yoluma bakarım. Ama Parla için ciddisin değil mi?”

Bir an durdum. Evet, ciddiydim. O kadar ciddiydim ki İstanbul’a gelirken bile düşüncelerimin bir kısmı işteyken diğer kısmı Parla ile kuracağım hayatın nasıl olacağı üzerineydi. Ve gerçekten bu normalde olabilecek bir şey değildi. “Sevgiliyiz” dedim net bir şekilde.

Mert keyifle başını salladı. “Biliyorum. Sence ondan mı bahsediyorum?” kafamla yemekleri işaret edip bu soruyu savuşturmaya çalıştım.

Ertesi gün Tekirdağ’a geçtik. Fabrikanın inşaatı hızla ilerliyordu. Her adımı tek tek kontrol ettim. Çalışanların verimliliğini, kullanılan malzemeleri… Her şeyin mükemmel olmasını istiyordum. İş etiğim öyle diyordu çünkü. Eğer bir işi yapıyorsam en iyi şekilde yapmalıydım.

Öğle arasında, fabrikadaki küçük ofislerden birinde telefonumu çıkardım. Fotoğraf attım, artık böyle flörtleşiliyormuş Sema söylemişti. Anıl: “Buradaki işler yolunda. Seni özledim.”

Birkaç dakika sonra yanıt geldi.Parla: “Ben de. Dön artık.”Telefonu elimde tutarken içim garip bir şekilde rahatladı.

O akşam, İstanbul’daki otel odama geçtiğimde uzun uzun düşündüm. Mert yine ısrar etmişti onda kalmam için ama sabah çok erken hareket ettiğimden rahatsızlık vermek istememiştim e bir de ters kalıyordu ofise. Hayatım boyunca her şeyi en iyi, en verimli şekilde yapmaya çalışmıştım. İşimde iyiydim. Kazancım iyiydi ama yine de bazı sorgulamalarım vardı.

Kendi evim olmalı mıydı? İngiltere'de kirada bir dairem vardı ama Türkiye'de bir ev istiyordum sanırım. Nasıl bir yaşam istiyordum? Geniş ve büyük alanları tercih ediyordum. İzmir'de bir arsam vardı bizimkilere de yakındı belki oraya bir ev yaptırabilirdim. Parla bu hayatta benimle nasıl bir yere sahip olacaktı? Evlilik düşünüyor muydu? Eğer birlikte olacaksak onun da evi sevmesi gerekirdi. Aynı evde yaşamak için zor bir adam olabilirdim keşke aynı evde yaşamayı deneyimleyebilseydik. Belki de tatile falan çıkmalıydık. Ona en iyisini sunmak istiyordum ama “en iyi” onun için ne ifade ediyordu? Onu mutlu ve rahat ettirmek istiyordum...

------

Helöö sevgililer günü bölümü efendim. Yalnızlara ithaf edilmiştir... ❤

Bölüm sonu

2 yorum