---
Anıl'ın gözünden
Yol boyunca İstanbul’dan çıkarken hissettiğim yorgunluk, İzmir’e yaklaştıkça yerini bir tür rahatlığa bıraktı. Şehir değiştirmek, farklı insanlarla görüşmek, işleri yoluna koymak… Bunlar benim için sıradan şeylerdi. Ancak bu sefer dönüş yolculuğum farklı bir anlam taşıyordu. Parla.
İşler arasında fırsat buldukça ona mesaj attım, aradım. Beni beklemediğini, normal hayatına devam ettiğini söylüyordu ama biliyordum o da beni özlemişti. Kendimi kandırmıyordum. Parla’nın hayatımda bir yeri vardı ve bu yer giderek sağlamlaşıyordu.
İzmir’e varınca doğruca eve gitmek yerine Parla ile buluşmaya karar verdim. "Buluşalım mı?" diye sorduğunda gülümsedim. İlk mesajı o yazmıştı. Günlük hayatında sakin, temkinli biri olmasına rağmen ilişkimizde adım atma cesaretini göstermesi hoşuma gidiyordu. Daha cüretkar bir insan olduğunu öğrenmiştim.
Onu aldığımdan beri arabada konuşmalarımız rahat ilerliyordu. İlk günlerdeki mesafe, kelimeleri dikkatle seçme hali azalmıştı. Daha doğal, daha kendimizdik. Onun sesi, mimikleri, anlattığı günlük detaylar bile ilgimi çekiyordu. Parla, işini sevmişti. Çocuklardan, meslektaşlarından bahsediyordu. Bense onu dinlerken, bir yandan gözüm yolda, bir yandan da onu süzüyordum. Ne kadar doğal ve güzeldi. Arada bana bakıp gülümsemesi, koltukta hafif yana dönerek konuşması, istemsizce dudaklarına bakmama neden oluyordu.
Denize bakan bir restoranda yemek yedik. Yemek nispeten sessiz geçmişti. Ben yol yorgunluğundan o da tüm gün çalıştığından sanırım sadece yemek yemiştik. Belki de pizza etkisiyle bilemiyorum.
Yemekten sonra onu eve bırakırken arabada sessiz bir an oluştu. İkimiz de bu sessizliği garipsemiyorduk. O an bir şey hissettim, kelimelere dökülemeyecek ama açıkça var olan bir çekim. Onu izledim, o da bana baktı. Eğildim, tam o an telefonu çaldı. Parla içini çekerek ekrana baktı, sonra bana kısa bir bakış attı. "Annem."
Gülümseyerek başımı iki yana salladım. "Aç, merak etmiştir." Telefon konuşmasını kısa kesti "Geliyorum anne, tamam."
Telefonu kapattığında bir anlık bir tereddüt yaşadı ama sonra hızla eğilip yanağıma bir öpücük kondurdu. O kadar hızlıydı ki ne olduğunu anlayamadan kapıyı açıp arabadan indi. Birkaç saniye boyunca öylece ona baktım, kapıyı kapatışı, eve yönelişi… Düşündüğümden daha hızlı gelişen bir şeydi ama hoşuma gitmişti. İçimi sıcak bir his kapladı. Gülümseyerek direksiyona yaslandım, bir an gözlerimi kapattım.
Camın tıklamasıyla irkildim. Başımı çevirince Gökhan’ı gördüm. "Ne daldın?" dedi kaşlarını kaldırarak. Yüzünde bir yaramazlık vardı. Camı indirirken hafifçe güldüm. "Yorgunum, biraz dinleniyordum."
Gökhan kollarını göğsünde bağladı. "Kız işleri değil yanii, öyle mi?" Evet. "Hayır canım, İstanbul'dan geldim ya yoruldum." Başını salladı, gözleri şüpheyle kısıldı ama fazla üstelemedi. "Bu hafta bir görüşelim, bir şeyler yapalım. Mete'yi de alırız. Eve tıkıyor kendini biraz vakit geçirelim. "
"Olur Gökhan'ım, " dedim. Zaten birkaç gündür şehir dışındaydım, dostlarla vakit geçirmek iyi olabilirdi. Aslında Gökhan'a durumu anlatmak istiyordum ama Parla'dan önce anlatamazdım. Hoş olmazdı.
Gökhan’la vedalaşıp eve geçtim. Annem mutfaktaydı. Beni görünce gülümseyerek başını kaldırdı. "Nerelerdeydin? Çok geç kaldın annem. " "Yolda, işte. Bir arkadaşımla da buluştum. Ondan. " Çay bardağını uzattı. "Akşam yemeği yedin mi?"
Başımla onayladım, oturup çaydan aldım. O da karşıma oturdu. Bakışları sorgulayıcıydı ama acele etmiyordu. Tam bir profesyoneldi. "Hmmm kiminle buluştuk gelir gelmez? Acele miydi dinleseydin annem? " diye sordu hafifçe.
"Özel biriyle görüştüm, beklemek istemedim." Dedim. Yalan söylemek istemiyordum. Parla'yı öğrenince mutlu olacaktı. Biliyordum.
Gözlerini kısmıştı, içten içe neyi merak ettiğini biliyordum. Parla konusunu açmayacaktı ama bekliyordu. Onun rahatlayacağı bir şey söylemek istedim. "Güzel bir akşamdı" dedim sadece.
Başını salladı, bir şey demedi ama gülümsedi. Annem tahminlerini yapmakla meşguldü belli ki. Gece odama geçerken telefonu elime aldım. Parla’dan bir mesaj gelmişti:
Parla: Uyudun mu? Ben: Daha değil. Sen? Parla: Az önce girdim yatağa. Uyumadan önce teşekkür etmek istedim. Güzel bir akşamdı. Gülümsedim. Elimde telefon, yazıp yazmamayı düşündüm. Sonra klavyeye dokundum.
Ben: Evet, öyleydi.Kısa ama anlamlıydı. Ona ne hissettiğimi tam olarak anlatmak zorundaymışım gibi gelmiyordu. Zaten, biliyordu. Biraz öküz müydüm? Belki. Telefonu başucuma koyup gözlerimi kapattım.
----
Yeni bölüm geldi... Beğenmeyi, yorum yapmayı ve yeni bölümlerden haberdar olmak için beni takip etmeyi unutmayın... ❤